Sergi

Küçük Evler, Kocaman Hayaller

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Müzeci Antony Burton’un, “En büyük çekiciliği, bize dünyayı minyatür halinde göstermeleridir.” dediği oyuncaklar, modern çağda da eski çağlarda da, çocuğun hayal dünyasını zenginleştirirken,  aynı zamanda gelecekteki rollerine hazırlanmaları için de önemliydi. Tıpkı “Hayallerle Dolu Küçük Evler” adlı sergideki minyatür evler gibi. Her biri yapıldığı dönemin günlük hayatını yansıtan birbirinden şahane minyatür evleri göreni bulunduğu yerden alıp, başka boyutlara taşıyor âdeta.


Dantelli şirin lila rengi elbisesiyle küçük kızı piyano başında önceki gün öğrendiği bir şarkıyı talim ederken, Emma tatlı bir hayale dalmıştı. Piyanodan yükselen notalar, onu kocasıyla tanıştığı baloya götürmüştü. Dantelli pudra pembesi kabarık elbisesi ve beline kadar inen kızıl, dalgalı saçlarıyla o akşam balonun en güzel ve en gösterişli genç kızıydı. Müziğin ritmine uyarak kavalyesiyle dans ederken balodaki diğer kızların ona hayranlık, biraz da kıskançlıkla baktıklarını görmüş, bundan tarif edilmez bir haz almıştı.




İzlediğimiz bir filmden yahut okuduğumuz bir romandan hatırımızda kalan bir sahne değil bu. “Hayallerle Dolu Küçük Evler” adlı bir sergiyi gezerken önünde durduğumuz mini evlerden birini incelerken o an için zihnimizden geçen bir hayal... (Belki de henüz yazılmamış bir romandan küçük bir pasaj…) Minyatür ev öylesine gerçek ki, salonda dantelli elbisesiyle otururken, zarif fincanından çayını yudumlayan İngiliz hanımefendisinin, “Hoş geldiniz, bir fincan çay almaz mısınız?” diye soracak sanıyor insan âdeta.

Rahmi M. Koç Müzesi’nin ev sahipliğini yaptığı ve müzenin 20. yılı münasebetiyle düzenlenen sergideki tüm bebek evlerinde aynı hissi yaşıyoruz; mini ama ikna edici bir gerçeklik... Her biri yapıldığı dönemin günlük hayatını yansıtan birbirinden şahane minyatür evlerin içinde bulunan porselen bebekler, ansızın canlanıverecekmiş gibi duruyor. Günlük hayattan kesitlerin yansıtıldığı evlerden bazılarının dekorasyonu şaşkına çeviriyor görenleri. Şık döşenmiş bir yemek masası üzerindeki dantel işli peçeteler, servis takımları, çiçeklerle bezenmiş porselen tabaklar hayranlık uyandıracak derecede gerçekçi duruyor. Evin banyosundaki detaylar, ayrıca tezgâhıyla, tüm yemek pişirme gereçleriyle ve mini erzaklarıyla mutfağındaki çok ince ayrıntılar bu evlerin, aşağıda anlatacağımız amacına gerçekten hizmet etmek için ne denli özenle hazırlandığını gözler önüne seriyor.




42 Bebek Odası, 100’ün Üzerinde Bebek

“Hayallerle Dolu Küçük Evler” sergisindeki çoğu İngiliz, Alman, Fransız ve Amerikan yapımı minyatür evlerle, dekorlarında kullanılan minyatür mobilyalar, objeler ve oyuncak bebeklerin, 19. yüzyıl ve sonrası üretimi olduğunu öğreniyoruz. Hazırlığı yaklaşık iki yıl süren sergide 3 diorama, 42 bebek odası ve 100’ün üzerinde küçük bebek bulunduğunu da hatırlatalım.

Anısına bir de “Küçük Ölçekte Büyük Dünyalar Bebek Evleri” isimli kitap hazırlanan sergiden birkaç örnek vermekte yarar var. Mesela ahşap malzemeden yapılma Georgian bir malikâne… 1990’lı yıllarda üretilen ve yaklaşık 1,5 metreye 1 metre boyutlarında olan bu bebek evinin ön cephesinde, birinci kat hizasında çifte merdivenli bir giriş kapısı bulunuyor. Ön ve iki yan cephesindeki pencerelerin camlı olması dikkat çekiyor. Beş katlı bu evin 11 odası, evin merkezinde bulunan bir merdivenle birbirine bağlanmış. Odaların, Georgian Dönemi’nin dekorasyon anlayışına uygun mobilyalarla döşenmiş.

1880’li yıllara ait Fransız oda seti de serginin ilgi çekici objeleri arasında yer alıyor. Yüksekliği 24 cm, eni de 41 cm olan bu set, ağırlıklı olarak krem rengi ve mavi renklerde dekore edilmiş. Katlanabilir duvar panelleri, krem rengin üzerine altın yaldızlı desene sahip. Üç duvarında da birer çerçeveli ayna bulunan bu oda setinin mobilyalarının, Parisli usta Victor Francois Bolant’ın lüks oda setleri için hazırladığı minyatür mobilyaların en güzel örneklerinden olduğunu sergi için hazırlanan kitaptan öğreniyoruz. Odada, gelin ve damat şeklinde giydirilmiş iki porselen bebek de, en ince detaylarına kadar düşünülüp hazırlanan kıyafetleriyle dikkat çekiyor. <
biraltsatir> Sergideki tüm bebek evlerini tek tek incelerken bir Osmanlı kahvehanesine gözümüz takılıyor.  Yapım yılı 2008 olan ve Osmanlı kahve kültürünü anlatan bu mini kahvehane, sanatçı Henry Kupjakck imzasını taşıyor. Minyatür Osmanlı kahvehanesine ait bilgi notunda, 16. yüzyıl ortalarına doğru Arap Yarımadası’ndan İstanbul’a gelen kahve ile tanışan Osmanlıların bu keyifli maddeyi hemen sevdiği ve onu pişirmek, içmek ve satmak için özel mekânlar kurduğuna değinilmiş. İster ücra bir semtte salaş, ister bir köşk bahçesinde şaşaalı, isterse de Boğaz kıyısında ferah ve latif olsun; kahvehane gereçleri, ince bir zevk ve az da olsa bir zarafetin, bu kahve mekânlarının ortak yönü olduğuna da vurgu yapılmış.

Kupjack’in, kahve meraklılarını bir anda küçük bir odada, bambaşka bir boyuta taşımayı başardığı çalışmadan sonra bir diğer mini dünyaya doğru atıyoruz adımlarımızı. Adımlarımız bizi, Ege’nin incisi 10 metrelik mini bir antik kente götürüyor, Efes Antik Kenti’ne.

Koleksiyon objesi, hobi malzemesi vitrin süsü ve oyuncak olarak kullanılan minyatür evlerden oluşan serginin en dikkat çekici objesiydi belki de bu antik kent. Antik tiyatrosu, kütüphane alanı, tren yolu ve çevresindeki binaları, tüneli, ağaçları ve diğer detaylarıyla gerçeğini aratmıyor âdeta.




Çok Fonksiyonlu Objeler

Sergide gördüğümüz mini evlerin her biri, küçük kız çocuklarının sahip olmaya can atacağı nitelikte.  Fakat yine ilerleyen satırlarda anlatacağımız üzere, ilk yapılma amaçları pek de öyle minik kız çocuklarıyla alâkalı değil. Ait oldukları dönemlere dair izler taşıyan ve müzeci Antony Burton’un, “En büyük çekiciliği, bize dünyayı minyatür halinde göstermeleridir.” dediği oyuncaklar, modern çağda da eski çağlarda da, çocuğun hayal dünyasını zenginleştirirken, aynı zamanda gelecekteki rollerine hazırlanmaları için de önemli olmuş. Tıpkı bu minik evler gibi.

Günümüzde küçük kız çocuklarının oynamaktan büyük keyif aldığı bebek evlerinin tarihçesine göz attığımızda, bilinen en eski bebek evinin, 1558 tarihli bir bebek evi olduğunu görüyoruz. Evin sahibi Bavyera Dükü V. Albrecht, kızı için yaptırdığı bu ev ziyadesiyle güzel olunca, kendi özel sanat koleksiyonuna katmış. Gotik tarzda yapılan bu dört katlı ev, ne yazık ki 1647 yılında Münih Sarayı’nda çıkan bir yangın nedeniyle günümüze gelememiş.


Kaynaklara göre Almanya’da Germanisches National Museum’da sergilenen 1611 tarihli Nümberg Evi ise günümüze kadar gelebilmiş en eski bebek evi olma özelliğini koruyor. Almanya’nın yanı sıra İngiltere, Hollanda, Fransa, Kuzey Avrupa ülkeleri (İsveç, Danimarka, Norveç, Finrlandiya), İsviçre, Avusturya, Rusya ve ABD’de de erken dönem örnekleri bulunuyor.  17. ve 18. yüzyıllarda bebek evlerinin, gerçek evlerin birer minyatür örneği olduğunun altını çizdikten sonra Bavyera Dükü’nün, güya kızı için yaptırdığı bebek evine dönelim yeniden.

Dük V. Albrecht’ün koyduğu yasak sebebiyle, küçük kızının bu bebek eviyle oynayamamış olması, bu küçük ama büyük dünyaların yetişkin eğlencesi olmasının başlangıcı olmuş. 17.-18. yüzyıl bebek evleri, öylesine detaylı olarak dekore edilmişti ki, o dönemin üst sınıf ailelerinin ve hizmetlilerinin günlük yaşantısını gözler önüne seriyordu. Dük V. Albrecht’ün sahip olduğu minyatür evde olduğu gibi…




Mini Dünyalar Burjuvalığın Alâmetifarkasıydı

Anlaşıldığı üzere 17.-18. yüzyıllarda bebek evleri “oyuncak” değil, yetişkin eğlencesi, hobi aracıydı. Üst sınıf ailelerde evin hanımının çay partilerinde konuklarıyla birlikte ilgilendikleri bu mini evler, aynı zamanda küçük hanımlara ev yönetiminin ilkelerini öğretmek için de birer araçtı.

Bebek evleri, evlenip bir aile kuracakları yetişkinlik dönemleri için genç kızlara bir nevi prova imkânı sunuyordu.  Alman tarihçi Paul von Stetten, bu konuyla alâkalı olarak 1765’te kaleme aldığı bir makalede, “Kızların eğitimi için, gelin olana kadar çoğu kızın oynadığı gibi oyuncakların yani bebek evlerinin önemini belirtmeliyim. Eve ait olan, ev yönetiminde önemli olan her şey, ufak boyutta üretilmiştir ve çoğu o kadar zenginliğin sınırlarında dayanmıştır ki, böyle bir oyuncağın fiyatı bin Gulden veya fazlası olabilmektedir.” demiş.

Bebek evleriyle ilgili şu hatırlatmayı yapmakta da yarar var. Genç kızların, çocukken ancak uzaktan izleyebildikleri bebek evleri, Rönesans boyunca en değerli düğün hediyesiydi ve bu evler, genç çiftlerin yeni evlerinin en değerli eşyası olarak görülüyordu.

Erken dönem bebek evlerinin, aristokrat sınıfın daha zengin olmasına rağmen, genellikle tüccarlara ait olduğu da bebek evleriyle ilgili dikkat çeken bir husus. Buradan, zengin burjuvanın görünüşe önem verdiğini ve çocuklarının mümkün olan her türlü modern oyuncağa sahip olmasına gayret ettiğini anlıyoruz.


Bu yönüyle âdeta 'burjuvalığın alâmetifarikası’ olan bebek evlerinin yapımına değinmeden olmaz. Erken dönem bebek evleri, oyuncak yapım merkezi sayılan Nümberg’de özel oyuncakçılar tarafından değil, kalay dökümünde, dolap yapımında ve gümüşçülükte usta olan zanaatkârlar tarafından yapılırmış. Alman yayıncı ve sanat simsarı olan Christoph Weigel, 1698’de loncaların oyuncaklar üzerindeki işçiliğine dair şunları kaleme almış; “Oyuncakların ve evlerin yapıldığı malzemelerin bir kısmı gümüş ve altın zanaatkârları tarafından tasarlanmıştır. Bir kısmı ise ahşaptır ve oymacılar ile tornacılar tarafından yapılmıştır. Diğer parçaları balmumundan şekillendirilmiştir ve özellikle birçok türde hayvan ve kümes hayvanları, bu şekilde, doğal görünümlü, derileri üzerine geçirilerek veya tüylerle güzelce süslenerek yapılmıştır. Gerçekten de büyük şeyleri ufaltarak oyuncak haline getiren zanaat pek nadirdir.”

Almanya’dan sonra gelelim İngiltere’ye… Bu ülkenin en eski bebek evi de, 18. yüzyıl başlarına tarihlenen Norfolk’taki, York Başpiskoposu’nun kızı Ann Sharp’a ait bir bebek evi. Bu ev, küçük kıza, vaftiz annesi Kraliçe Anne tarafından hediye edilmiş. Bu dönemde İngiltere’nin en popüler bebek evi ustası ise, mobilya tasarımlarıyla meşhur Thomas Chippendale olarak biliniyor. Ev, ait olduğu dönemin yaygın âdetlerinin tersine tam anlamıyla bir çocuğun oynaması için tasarlanmış. İngiliz bebek evleri genellikle aile mirası olduğundan çok iyi korunuyordu. Kraliçe Victoria’nın ve Kraliçe Mary’nin bile çocukluklarından kalma bebek evleri günümüze kadar gelebilmiş. Kraliçe Victoria’nın bebek evi halen Kensington Palace’ta, Kraliçe Mary’nin bebek evi ise Windsor Castle’da sergileniyor.




Bebek Evleri Avrupa’dan Sonra Amerika’da

Avrupa ülkelerinde 17. yüzyıl ve 18. yüzyılın ilk yarısında, bebek evi yapımı oldukça yaygındı. Belirtilen dönemde Hollanda, deniz ticareti konusunda oldukça gelişmiş durumda ve ticaret gemilerinin tüm dünya limanları arasında düzenli olarak gidip gelmesiyle bebek evlerinin ticareti de yaygınlaşmış. Döneme ait Hollanda bebek evleri, gerçek evlerin birer kopyası olarak yapılmayıp, genelde küçük kutular ya da küçük bölmeleri olan kabinetler şeklindeydi. Hollandalı hanımların, zanaatkârlar ve sanatçılara ısmarladığı bu kabinet bebek evleri, dost meclislerinde gururlanarak sergilenirdi. Zengin bir tüccarın karısı olan Sara Polos van Amstel’e ait 1743 tarihli kabinet bebek evleri, 18. yüzyıl Hollanda bebek evlerinin en bilinen örnekleri.


17. ve 18. yüzyılda Kuzey Avrupa ülkelerinde de bebek evleri oldukça popülerdi. İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya’daki müzelerde bu yüzyıllara ait çok sayıda bebek evine rastlamak mümkün. Müzelerdeki bebek evleri arasında gerçek evler gibi görünen evlerin yanı sıra ön tarafı camekânlı, büyük kabinetler şeklinde tasarlanmış bebek evleri de görülüyor. Bebek evlerinin Avrupa’dan Amerika’ya ihracı da yine 18. yüzyılda başlamış. En erken yerli yapım Amerikan bebek evi örneğinin ise New York’taki Von Cortland Müzesi’nde bulunan 1744 yılına tarihlenen bir bebek evi olduğu biliniyor. 19. yüzyıla gelindiğinde bebek evleri artık yavaş yavaş birer koleksiyon parçası olmaktan çıkıp, oyuncak halini almaya başlamış. Zanaatkârlar artık detaylı odalar ve merdivenler yerine genelde dört odalı, basit mimari özellikler taşıyan evler yapmış. Dönemin tablolarında ve illüstrasyonlarda yine eskinin detaylı evleri resmediliyorken, gerçekte daha basit ama büyük ve sağlam, çocuklar için üretilmiş bebek evleri moda olmuş. Evler, detaylarıyla göz kamaştıran eski nesil evlere nazaran daha ucuz olduğundan, orta halli aileler de çocuklarına kolaylıkla bebek evi alabilir duruma gelmiş. Bu sebeple koleksiyonerler için Geç Victorian bebek evleri, eski evlere oranla daha kolay ulaşılabilir durumda. 19. yüzyılda Almanya, minyatür objeler ve oyuncak yapımında ve bunların tüm dünyaya ihracında lider ülke konumundaydı. 20. yüzyıla geldiğimizde ise bebek evlerinin ticaretinin önemli oranda artış gösterdiğini görüyoruz. Britanya'nın, Almanya’dan yüklü miktarda oyuncak ithal ettiği biliniyor. 19. yüzyıldan itibaren önemli bir ticari meta haline gelen bebek evleri, yapıldığı ilk gün olduğu gibi (O günlerde çocukların oynaması yasak olsa da) günümüzde de çocukların gözde oyuncağı. Sergideki bebek evlerini gördükten sonra kız çocuklarının bu minik dünyalara neden ilgi duyduklarını anlıyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

Bu yazı 1537 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK