Sergi

Hat Sanatında  Mukaddes İsimler  Esmâü'l-Hüsna

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE*

Zamanımızda yalnızca Esmâü'l-hüsnâyı konu edinen sergilerin sayısı ve sanat severlerin bu sergilere ilgisi her geçen gün artmaktadır. Bu yoğun ilgi eserlerde form zenginliğine ve çok farklı, daha önce görülmemiş yeni kompozisyonların doğmasına sebep olmaktadır. Sanatkarın vecdini, sabrını, ilhamını, ta'zim ve edebini aksettiren bu eserler, yarına bırakılacak en büyük miras olarak kadir, kıymet bilen sanat severlerin mekanlarında asılmaya devam edecektir.


Hat sanatı, kadim kitap sanatlarımızın güneşidir. Diğer sanatlar bu sanatların etrafında pervaz eder, naz eder, niyaz ederler. Hat sanatı, Kur'ân âyetlerini, hadis-i şerifleri ve mukaddes metinleri en güzel şekilde yazabilmek endişesi ve gayreti ile tekamül etmiştir. Hat sanatına konu olan mukaddes metinler içinde en önemli yeri zât-ı akdes "Allah" Celle Celâluhu'nun isimlerinin aldığında şüphe yoktur.

Medeniyetimizde sanat, israf edilemeyecek kadar kıymetli ve nadidedir. Sanat her zaman bir amaca matuf olarak yapılmış, ihlas ve feyz ile meşk edilen sanat eserleri kalemden dile, dilden gönüle, gönülden Hakk’a iletilmek suretiyle affa ve rahmete vesile olması umut edilmiştir. Hat sanatımızda dini metinlerin yazımına her türlü metinden daha fazla özen gösterilmiş, Esmâü'l-hüsna da bu hassasiyetten fazlasıyla nasibini almıştır.


İsim kelimesinin çoğulu olan “esmâ” ile "güzel, en güzel" anlamındaki “hüsna” kelimelerinden oluşan Esmâü'l-hüsna (el-Esmâü'l-hüsna) terkibi  Kur'ân ve sünnette geçen Allah'a nisbet edilen isimleri ifade eder. Sadece Kur'ân'da geçen ilahi isimler 100'den fazladır; muhtelif hadislerde Allah'a nisbet edilen başka isimler de mevcuttur. Esmâü'l-hüsna terkibinin, geniş anlamıyla bunların hepsini kapsamakla birlikte terim olarak daha çok doksan dokuz ismi içerdiği kabul edilir.

Esmâü'l-hüsna terkibinde yer alan hüsna kelimesi "güzel" manasında sıfat veya "en güzel" anlamında ism-i tafdil sayılmıştır. Her iki halde de buradaki güzellik bir gerçeği vurgulamakta olup Allah'ın güzel olmayan bir isminden söz edilemeyeceği için anlamın aksini hatıra getirmez. İslami kaynaklarda Esmâü'l-hüsna ile ilgili şu bilgilere yer verilmiştir:


Esmâü'l-hüsna Allah hakkında yücelik ve aşkınlık ifade eder ve kullarda hürmet hissi uyandırır. Zikir ve duada kullanılmaları halinde kabule vesile olur ve sevap kazandırır. Kalplere huzur ve sükûn verir, lütuf ve rahmet ümidini artırır. Bilginin değeri bilinenin değerine bağlı bulunduğu ve bilinenlerin en şereflisi de Allah olduğu için Esmâü'l-hüsna bilgisine sahip olanlara bu bilgi, meziyet ve şeref kazandırır. Esmâü'l-hüsna Allah için vacip, caiz ve mümteni' olan sıfatları içermesi sebebiyle zât-ı uluhiyyet hakkında yeterli ve doğru bilgi edinmemize imkan verir.

Kâinatın bir parçası olarak insan akılla idrakin yanında gönlü ve ruhuyla da  yaratıcı ile münasebet kurmak ihtiyacındadır. Bu münasebetin sağlanmasında Esmâü'l-hüsnanın vazgeçilmez bir rolü vardır. İsimlerin kelimeler ve seslerle ifade edilmesi ve bu seslerin kulaklarda yankılanması, söz konusu iletişimi geliştiren ve güçlendiren etkenlerdir. Dinimizde dua ve zikrin ısrarla tavsiye edilmesinin bir sebebi de bu olmalıdır. Ayrıca Hz. Peygamber'den rivayet edilen dua metinlerinde Esmâü'l-hüsnanın çokça yer alması dikkat çekicidir. Allah’ın isimlerinin zikredilmesi insanın Allah katında dualarının kabul olmasına vesile olacağına inanıldığı gibi her ismin belirli rakamlarla tekrar edilmesiyle de kulun bu isimle ilgili konuda yardım göreceğine inanılır.


Kur'ân'da Allah'ın zatına birçok isim nispet edilmiştir. Bunların sık sık tekrar edildiği de görülür Tevbe sûresi dışındaki 113 sûre Besmele ile başlamakta, aynı terkip iki âyetin içinde de yer almaktadır. Ayrıca "ism" kelimesi, dokuz yerde "ismullah", dokuz yerde "ismü rabbik", iki ayette de zamire muzaf olarak "ismuh" şeklinde yirmi yerde zikredilmektedir. Esmâü'l-hüsna terkibi ise dört âyette yer alır. Bu dört âyetin ilki Allah'ın Esmâü'l-hüsnası bulunduğunu kendisine onlarla dua edilmesi gerektiğini ifade etmektedir: “En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimlerle dua edin..." (A'raf 180)




Esmâü'l-hüsnânın sayısı hakkında ilk akla gelen şey, sayıyı doksan dokuz olarak belirleyen ve müslümanlar arasında meşhur olan hadis-i şeriftir. Ebû Hüreyre'den rivayet edilen hadiste “AIIah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Bunları ezberleyip benimseyen (ihsa) cennete girer". Hadisin bu kısmını içeren bazı rivayetlerin sonunda, "O tektir, tek olanı sever" şeklinde bir ilave de mevcuttur. Tirmizi'nin Sünen'inde kaydedilen Esmâü'l-hüsna listesi Lâfza-i Celal ile başlayıp “sabûr” ismiyle sona ermekte ve daha sonra İslam dünyasında meşhur olmuş şekliyle doksan dokuz ismi içermektedir. Bunların ilk on dördü Haşr sûresinin son âyetlerinde sıralandığı şekliyle alınmıştır.

Farklı değerlendirmeler ve Kur'ân-ı Kerîm'de geçen isimlerin tespit edilerek hadis-i şerifte bildirilen doksan dokuz ismi tespit etme çabaları sonucu farklı listeler teşekkül etmiş olsa da aşağıda alfabetik olarak verilen Tirmizî rivayetindeki liste İslam aleminde yaygın bir şekilde benimsenmiş, ezberlenmiş ve yazılmıştır.


Bu isimlerin içinde bütün diğer isimlerin anlamlarını kapsayan yüce yaratıcının adı olarak Kur'ân'da bildirilen isim "Allah" ismidir. İsm-i Âzam olarak da addedilen bu isim tabii olarak hat sanatımızda da en çok yazılan isim olmuştur. En güzel bir şekilde yazılmasına gayret gösterilen Lâfza-i Celal özellikle camilerde ve kutsal mekanlarda en özel yerlere asılmaktadır. Yanına Hz. Peygamberin adını ve dört halife isimleri de ilave edilerek takım halinde yazılarak asılması gelenek halini almıştır. Lâfza-i Celal'in dışında Allah'ın pek çok ismi müstakil olarak da tertip edilerek yazılagelmiştir. Bu kompozisyonlar genellikle "Celle Celâluhu" (şanı yüce olan) cümlesiyle tamamlanmakta, yer yer de "Allah", "Hû" kelimeleriyle de desteklenmektedir.

Bu isimler Arapça grameri gereği başına "el" (lâm-ı tarif) getirilmesi suretiyle yazılmaktadır. Arapçada belirteç olarak kullanılan bu takı, bir yakarış nidası olan "Yâ" geldiğinde kullanılmayarak ikinci bir yazımı oluşturmaktadır. Her iki yazımın da anlamı aynıdır. Hat terkibinde ise levha olarak asılacaksa "Ya" ile yazılması, toplu olarak tek bir levhada olacaksa "el" ile yazılması yoluna gidildiği görülmektedir.

Hat sanatımızda Esmâü'l-hüsna yazımına ilk dönemlerden itibaren çok önem verilmiş, En'am-ı Şerif'lerde, Delâilü'l-hayrât kitaplarında, Hizbü'l-Bahr gibi dua mecmualarında ve evrad kitaplarında yer almıştır. Esmâü'l-hüsna söz konusu kitaplarda çoğu zaman Hz Peygamber'in isim ve sıfatları ile Hilye-i Şeriflerle beraber yazılmıştır.




Levha anlayışının yaygın olmadığı dönemlerde kitap foırmunda eserlerin veya muarakkaların içinde kıta formunda yer alan Esmâü'l-hüsnanın genellikle nesih ve nesih kırmasıyla ve ya ince talikle yazıldığı görülmektedir. Müstakil levha olarak yazılmaya başlandığı geç dönemlerde ise sülüs, nesih, talik hatlarla toplu halde veya seçilen bir isim müstakil olarak tertibi yapılarak kompoze edilmiştir.

Esmâü'l-hüsnaları Hilye-i Şeriflerde de sıkça görmek mümkündür. Bazı hilye tasarımlarında özellikle kuşak halinde isimlerin tamamının yazıldığı tespit edilmektedir.
Camiilerde iç kısımda kuşak halinde de Esmâü'l-hüsnanın caminin iç duvarını çepeçevre dolaştığına şahid olmaktayız. Celi sülüs hatla tasarlanan bu kuşaklar kalem işi denilen içini doldurma tekniğiyle vücuda getirildiği gibi mermer üzerine kabartma olarak hakkedilmekte böylece bozulma ihtimali olmadan asırlarca orjinalliğini muhafaza edebilmektedir.

Yakın hat tarihimizden günümüze kadar Esmâü'l-hüsna levhaları müstakil olarak bolca üretilmiş olup sülüs-nesih tertibindeki Esmâü'l-hüsna levhaları büyük rağbet görmüştür. Klasik ya da halkar tezhible bezenen Esmâü'l-hüsna levhalarının yanında  ebru, minyatür, çini ve katı' sanatları da Esmâü'l-hüsnaya estetik açıdan değer katmak için hat sanatına eşlik etmektedir.


Zamanımızda yalnızca esmâü'l-hüsnâyı konu edinen sergilerin sayısı ve sanat severlerin bu sergilere ilgisi her geçen gün artmaktadır. Bu yoğun ilgi eserlerde form zenginliğine ve çok farklı, daha önce görülmemiş yeni kompozisyonların doğmasına sebep olmaktadır. Sanatkarın vecdini, sabrını, ilhamını, ta'zim ve edebini aksettiren bu eserler, yarına bırakılacak en büyük miras olarak kadir, kıymet bilen sanat severlerin mekanlarında asılmaya devam edecektir.




Yakın zaman önce açılan bir Esmâü'l-hüsna sergisi sanat severler tarafından yoğun ilgiyle karşılandı. Burada bazı örneklerini temaşa ettiğiniz sergi kapsamında İSMEK Türk-İslam Sanatları İhtisas Merkezi hoca ve öğrencileri tarafından 99 Esmâü'l-hüsna levhası sergilendi. Sergi klasik formların yanında yeni ve özgün formlarda eserleriyle de öne çıktı.

Biz aciz kulları O'nun kapısında en güzel isimlerin sahibine isimlerin en güzelleriyle yakarmaya devam edeceğiz bazen dilimizle, bazen kalemimizle, bazen de fırçamızla. Af dileyeceğiz affa layık olmasak da...

*Hattat, İSMEK Zümre Başkanı

Esmâü'l-Hüsnâ

1) ALLAH (C.C): Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan zâtın özel ve en kapsamlı adı. 2) EL-ADL: Mutlak adalet sahibi, aşırılığa meyletmeyen. 3) EL- AFÜV: Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden. 4) EL- ÂHİR: Varlığının sonu olmayan. 5) EL- ALÎ: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın. 6) EL- ALÎM: Hakkıyla bilen. 7) EL- AZÎM: Zâtının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılmayacak kadar ulu. 8) EL- AZÎZ: Yenilmeyen yegâne galip. 9) EL- BÂİS: Ölümden sonra dirilten. 10) EL- BÂKÎ: Varlığının sonu olmayan. 11) EL- BÂRÎ’: Bir model olmaksızın canlıları yaratan. 12) EL- BÂSIT: Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan. 13) EL- BASÎR: Gören. 14) EL- BÂTIN: Zâtının görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açısından gizli. 15) EL- BEDΑ: Eşi ve örneği olmayan, sanatkârane yaratan. 16) EL- BERR: İyilik eden, vaadini yerine getiren. 17) EL- CÂMΑ: Toplayıp düzenleyen, kıyamet günü hesaba çekmek için mahlûkatı toplayan. 18) EL- CEBBÂR: İradesini her durumda yürüten, yaratılmışların halini iyileştiren. 19) EL- CELÎL: Azamet sahibi. 20) ED- DÂRR : Zarar veren. 21) EL- EVVEL: Varlığının başlangıcı olmayan. 22) EL- FETTÂH: İyilik kapılarını açan, hakemlik yapan. 23) EL- GAFFÂR: Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan. 24) EL- GAFÛR: Bütün günahları bağışlayan. 25) EL- GANÎ: Her şeyden müstağni, kendi dışındaki her şey O’na muhtaç. 26) EL- HABÎR: Her şeyin iç yüzünden haberdar olan. 27) EL- HÂDÎ: Yol gösteren, murada erdiren. 28) EL- HÂFID: Alçaltan, zillete düşüren. 29) EL- HAFÎZ: Koruyup gözeten ve dengede tutan. 30) EL- HAKK: Fiilen var olan, mevcudiyeti ve ulûhiyyeti gerçek olan. 31) EL- HAKEM: Son hükmü veren. 32) EL- HAKÎM: Bütün emirleri ve işleri yerli yerinde olan. 33) EL- HÂLİK: Takdirine uygun bir şekilde yaratan. 34) EL- HALÎM: Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen. 35) EL- HAMÎD: Övülmeye lâyık. 36) EL- HASÎB: Kullarına yeten, onları hesaba çeken. 37) EL- HAYY: Ebedî hayatla diri. 38) EL- KÂBIZ: Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan. 39) EL- KÂDİR: Her şeye gücü yeten, kudretli. 40) EL- KAHHÂR: Yenilmeyen, yegâne galip. 41) EL- KAVÎ: Her şeye gücü yeten, kudretli. 42) EL- KAYYÛM: Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden. 43) EL- KEBÎR:  Zâtının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu. 44) EL- KERÎM: Fazilet türlerinin hepsine sahip. 45) EL- KUDDÛS: Her eksiklikten münezzeh. 46) EL- LATÎF: Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip sezilmez yollarla karşılayan. 47) EL- MÂCİD: Şanlı, şerefli. 48) EL- MÂLİKÜ’L-MÜLK: Mülkün sahibi. 49) EL- MÂNΑ: Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan. 50) EL- MECÎD: Şanlı, şerefli. 51) EL- MELÎK: Görünen ve görünmeyen âlemlerin sahibi. 52) EL- METÎN: Her şeye gücü yeten, kudretli. 53) EL- MUAHHİR: Geriye bırakan. 54) EL- MUĞNÎ: Zenginlik verip tatmin eden. 55) EL- MUHSÎ: Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen. 56) EL- MUHYÎ: Can veren. 57) EL- MUÎD: Tekrar yaratan. 58) EL- MUİZ: Yücelten, izzet ve şeref veren. 59) EL- MUKADDİM: Öne alan. 60) EL- MUKÎT: Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, bilip gücü yeten ve koruyan. 61) EL- MUKSİT: Adaletle hükmeden. 62) EL- MUKTEDİR: Herşeye gücü yeten, kudretli. 65) EL- MUSAVVİR: Şekil ve özellik veren. 64) EL- MÜBDİ‘: İlkin yaratan. 65) EL- MÜCÎB: Dileklere karşılık veren. 66) EL- MÜHEYMİN: Kâinatın bütün işlerini gözetip yöneten. 67) EL- MÜ‘MİN: Güven veren, vaadine güvenilen. 68) EL- MÜMÎT: Öldüren. 69) EL- MÜNTEKİM: Suçluları cezalandıran. 70) EL- MÜTEÂLÎ: İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın. 71) EL- MÜTEKEBBİR: Azamet ve yüceliğini izhar eden. 72) EL- MÜZİL: Alçaltan, zillet veren. 73) EN- NÂFİ‘: Fayda veren. 74) EN- NÛR: Nurlandıran, nur kaynağı. 75) ER- RÂFİ‘: Yücelten, izzet ve şeref veren. 76) ER- RAHÎM: Bağışlayan, esirgeyen. 77) ER- RAHMÂN: Bağışlayan, esirgeyen. 78) ER- RAKÎB: Gözetleyip kontrol eden. 79) ER- RAÛF: Şefkatli. 80) ER- REŞÎD: Bütün işleri isabetli ve hedefine ulaşıcı, irşad edici. 81) ER- REZZÂK: Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren. 82) ES- SABÛR: Çok sabırlı. 83) ES- SAMED: Arzu ve ihtiyaçları sebebiyle herkesin yöneldiği ulular ulusu bir müstağni. 84) ES- SELÂM: Esenlik veren. 85) ES- SEMİ‘: İşiten. 86) EŞ- ŞEHÎD: Her şeyi gözlemiş olarak bilen. 87) EŞ- ŞEKÛR: Az iyiliğe çok mükâfat veren. 88) ET- TEVVÂB: Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden. 89) EL- VÂCİD: Dilediğini dilediği zaman bulan bir müstağni. 90) EL- VÂHİD: Bölünüp parçalara ayrılmaması ve benzerinin bulunmaması anlamında tek. 91) EL- VÂLÎ: Kâinata hâkim olup onu yöneten. 92) EL- VÂRİS: Varlığının sonu olmayan. 93) VÂSİ‘: İlmi ve merhameti her şeyi kuşatan. 94) EL- VEDÛD: Çok seven, çok sevilen. 95) EL- VEHHÂB: Karşılık beklemeden bol bol veren. 96) EL- VEKÎL: Güvenilip dayanılan. 97) EL- VELÎ: Yardımcı ve dost. 98) EZ- ZÂHİR: Varlığını ve birliğini belgeleyen birçok delilin bulunması açısından âşikâr. 99) EL- ZÜ’L-CELÂLİ ve’l-İKRÂM: Azamet ve kerem sahibi.  

Bu yazı 3759 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK