Müzik Aleti Yapımı

Ud’un Mucit Lutiyesi: Faruk Türünz

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Fatma YAVUZ


Bugün udları dünyaca ünlü udilerin elinde ses veren, 31 yıldır ud yapım ustalığı yapan Faruk Türünz’ü kendi ismini verdiği atölyesinde ziyaret ettik. Yıllarını matematik ve fizik kurallarından yararlanarak geliştirdiği “Balkon Akortlama” yöntemi üzerine kafa yorarak geçirdiğini, sanatta standartların yakalanması için uğraşlar verdiğini söyleyen sanatkâr, saz yapımcılığının hesap işi olduğunu belirtiyor. Atölyede işlerin doğru ve seri bir biçimde işlemesi için kendine has çeşitli makine ve aparatlarla udlarını üreten Türünz, ne iş yaptığını soranlara ise  “Çocukluk hayalimi” diyor.

Arapça sarısabır veya ödağacı anlamına gelen el-oud kelimesinden türeyen udun, Türk musikisinin telli sazları arasında ayrı bir yeri ve önemi vardır. Tarihi geçmişi çok eskilere dayanan ud benzeri ilk saz,  Mısır’da 19. ve 20. sülaleler döneminden kalma iki kil kabartmanın birinde tasvir edilse de, udun atası olarak İran’da adına barbat (kaz göğsü) denilen saz kabul edilir. Birbirine çok benzeyen bu iki enstrüman arasındaki en önemli fark ise barbatın uda göre biraz daha küçük gövdeli ve kapak kısmının yarısının deri ile kaplı olmasıdır. M.S. 6. ve 7. yüzyıllar arasında İran ile ticari ilişkilerini arttıran Arap Yarımadası’nda da tanınmaya başlayan barbat sazı, bu coğrafyada birtakım değişikliklere uğrar. İklime bağlı olarak sazın kapak kısmında bulunan derinin yerine ağaç tercih edilerek çalınır.  İlk kez 7. yüzyıla ait Arapça metinlerde adı geçen ud, 756 yılında Abbasilerin Emevi hanedanına son vermesi ile kurulan Endülüs Emevileri ile birlikte İspanya’ya gider. Orta Doğu coğrafyasına tam olarak ne zaman geri döndüğü tam olarak bilinmeyen ud, dolayısıyla İran’dan Araplara, onlardan da Türklere geçer.


Günümüzde hem musikinin aranan sazlarından olan hem de yumuşak ve kulağa hoş gelen tınısı ile pek çok müzik insanının yetişmesine ilham veren ud, 15. ve 17. yüzyıllar arasında Osmanlı müziğinde kendine yer edinir. Halk tarafından sevilen ve benimsenen saz, sarayda bir dönem harem eğlencelerinin de vazgeçilmezleri arasında yer alır. Ney ve tanbur enstrümanlarının uda karşı üstünlük sağlaması karşısında ise bütün bir Osmanlı tarihine yayılamayan saz, 19. yüzyıl sonlarında yeniden Türk müziğine kazandırılır, Ali Rıfat Çağatay, Cinuçen Tanrıkorur gibi udiler, Manol, Onnik Usta gibi ud yapımcıları yetişir.

Her ne kadar kültürümüze sonradan katılan bir saz olsa da en mükemmel formuna Anadolu’da yaşayan ustalar sayesinde ulaşan uda ve ona ömrünü adayan çok değerli bir ustaya dergimizin yeni sayısında yer vermek istedik. Bu kez rotamızı İstanbul Anadolu Yakası’na çeviriyor ve kendimizi 31 yıldır ud yapan Faruk Türünz Ud Yapımevi’nde buluyoruz. Bir Cuma sabahı erken saatte uğradığımız atölyesinde sanatkârı çalışanları ile birlikte kahvaltı sofrasında yakalıyoruz. Sıcak bir bardak çay eşliğinde ettiğimiz kısa sohbetin ardından kendisi ekmek teknesini gezdirmek istiyor bizlere. Kimisinin gövdesi oyulmuş, kimisinin burgusu takılmamış, kimisi ise tamamlanarak duvara asılmış onlarca udun bulunduğu atölyenin tüm odalarını tek tek gezdiren Türünz,   gezintimiz esnasında aralarında kendi icatları da olan makinalar hakkında bilgiler vermeyi de ihmal etmiyor. Henüz çocuk yaşlarda hayalini kurduğu enstrüman yapımcılığını meslek edinen Türünz’ün ismi bugün ülkemizin en iyi sanatkârları arasında. Geliştirdiği “Balkon Akortlama” yöntemiyle ud yapımcılığına yenilik kazandıran Faruk Usta ile sanat hayatı üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik.




Hep Bir Gün Enstrüman Yapabilmeyi Hayal Etmiş

Faruk Türünz, 10 yaşlarında radyodan dinlediği Türk Sanat Müziği eserlerinin icrasında tanışmış ilk ud ile. Müzikle iç içe bir çocukluk geçiren Türünz, yaşadığı evi “Müzik aleti çalınmayan bir müzisyen evi” şeklinde tarif ediyor. Anne ve babasının musikiye meraklı olduğunu özellikle de annesinin makamına uygun eserler seslendirdiğini belirten Faruk Usta,  “Ömrümün yarısını verdim. Bir o kadar daha veririm.” dediği udun hayatına nasıl girdiğini soruyoruz ve o da şöyle cevap veriyor: “Okula başladığımda mandolin kursuna gittim ve çalmayı öğrenmiştim. Mandolin, müzikle zaten yakından ilgili olan babamın da dikkatini çekti ve öğrenmek istedi. Ancak babam bildiği parçaların notalarını mandolinle çıkarmak isteyince zorlandı. Çünkü mandolin, belli seslere sahip, Türk müziğindeki bütün seslere yetmeyen bir enstrümandır. Sonrasında bir gün elinde siyah bir torba ile eve geldi. 'Bu nedir?' baba diye sorunca 'Ud' dedi. Arkadaşları tavsiye etmiş. Şaşırdım ama heyecanlanmamıştım. Radyoda sesini duyduğum sazı daha önce hiç hayal etmediğimi fark ettim. Ama babamın onu kılıfından çıkartmasıyla birlikte 10 yaşındayken ilk görüşte aşkı yaşadım.”

Türünz, babasının evde olmadığı anlarda udu eline almış ve çalmaya heves etmiş. Bu arada musiki dersleri almaya başlayan babası da eve ilk önce alıştırma notları, ardından da müzik notaları ile gelmiş. Zaten iyi bir dinleyici olan Faruk Usta, kısa bir zaman sonra dinlediği eserlerin icrasına başlamış. Gizli saklı saz alıştırmalarını yapan sanatkâr, babasının bir gün enstrümanın akordunu bozduğu için çalmamasını istediğini gülümseyerek hatırlıyor ve “Eniştem iyi bir müzisyendi. Tanbur çalardı. Bana akort yapmayı öğretmesi için ona gittim ve birkaç gün içinde bu işin üstesinden geldim.” diye anlatıyor.


Yine babasının arkadaşıyla birlikte evde ud çalıştığı bir günde kendisinin de çalma arzusu ile sazı eline alan Faruk Usta, “Babam gördükleri karşısında büyük şaşkınlık yaşamış olacak ki; ‘Faruk, al bu ud bundan sonra senin.’ dedi.  Ben de sonrasında korkusuzca çalmaya başladım. Ancak hiç profesyonel anlamda bir eğitim almadım. ” diyor.

“Ama benim çocukluk hayalim enstrüman çalmaktan ziyade onu yapmaktı.” diyen Türünz, o yaşlarda herhangi bir müzik aletinin kendisini oyuncaklardan bile daha çok heyecanlandırdığını, ilk sahip olduğu müzik aleti mandolini yapmayı sürekli hayal ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Şimdi aradan yıllar geçti o günlerde çok hevesliydim ve gözüme her şey çok kolay görünüyordu. Ancak uddan gözüm korkmuştu, onu yapamayacağım düşünmüştüm. Mandolin veya bir keman yapabilirim diye düşündüm hep. Bu dileğimi aktardığım babamın, meselenin enstrümanı yapmada değil, ondan doğru sesleri çıkarmada olduğunu söylerken ne kadar haklı olduğunu çok sonraları anlayacaktım.”






İlk Sazını Öğretmenlik Yıllarında Yapmış

Yıllar içinde müzik ile olan bağını babasının aldığı ud ile devam ettiren Faruk Türünz yarım bıraktığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni dışarıdan tamamlayarak ilkokul öğretmenliğine başlar. İlk görev yeri de Doğu Anadolu köyleridir. Faruk Usta’nın köyde pek çok kişinin bağlama çaldığını görmesi içindeki kıvılcımı tekrar ateşler. Bir yaz tatilinde Adana’ya ailesinin yanına giden sanatkâr, burada bulduğu bir dut ağacı kütüğünden bağlama yapar ve köye götürür. Türünz, köyde herkesin çok hoşuna giden oyma dut bağlamayı Ankara’ya tayini çıktığında köylülerin isteği üzerine hatıra olarak bırakır. Yani Faruk Usta’nın yaptığı ilk saz aslında bağlamadır.

Türünz, İstanbul’a gelmesinin ardından burada iyi bir ustadan iyi bir ud temin etmek ister ve dönemin meşhur ud yapımcılarından Hadi Usta’nın kapısını çalar. Siparişi verir ancak hayallerine nakşolan, radyodan duyduğu o sesin tadını bir türlü alamaz. Faruk Usta, bunun sebebini “Çünkü o ses ulaşılması çok zor bir sesmiş.” sözleriyle açıklıyor.

1977 yılında girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksek Okulu’nda gece eğitimlerine katılan ancak gece gündüz çizim yapmak zorunda olduğu için çok yorulduğundan okulu bırakan sanatkâr, ardından ahşap ve cam karışımı hediyelik eşyalar yapmaya karar verir. Bir süre sonra da komşularının vasıtasıyla guguklu saat kasaları yapıp satan Faruk Usta, 28 kişinin ekmek yediği büyük bir işletmenin sahibi durumuna gelir ve çok iyi paralar kazanır. Yetiştirmeleri gereken 350 guguklu saat kasası modeli vardır ve tüm sipariş üç ayda Türünz ve ekibi tarafından tamamlanır. Bir süre sonra siparişlerin hepsinin çatladığı için geri döndüğü haberi ile işler tersine döner. Aldığı parayı geri iade etmek zorunda kalan Türünz, siparişlere güvenip senet karşılığı aldığı dekupaj aletlerini de yarısından daha düşük bir fiyata satar ve iflasını açıklar. Birden bire her şeyini kaybeden Türünz için bu olay büyük bir yıkıma sebep olur.


O sıkıntılı günlerde en büyük destekçisinin ailesi olduğunu söyleyen Türünz, eşinin isteği üzerine boş zamanlarında uğraştığı ancak bir türlü tamamlayamadığı udunu yapmak için tezgâhın başına geçer.

Dünyanın Pek Çok Ülkesinden Sipariş Alıyor

Faruk Usta, ud yapmayı aklına koyduğunda gereğine uygun olarak birinden ders almak ister ve mahallelerinde bulunan kanun yapımcısı Muhittin Bolu'ya danışır. Bolu’nun oğlu ile birlikte ud, keman, kemençe, tanbur, lâvta, mandolin vs. yapımcısı Teoman Kaya’nın yanına gider. Nam-ı diğer Üsküdarlı Teoman’a ud yapımcısı olma hayalini aktaran Türünz, Kaya’dan hiç beklemediği bir cevap alınca sarsılır. Kaya, “Sen bu işleri kolay mı zannediyorsun, ben sanat mektebi mezunuyum, kaç senemi verdim bu işe. Vazgeç kardeşim bu sevdadan, olmaz.” diyerek bu işin zorluğunu anlatmaya çalışır.

Üsküdarlı Teoman’dan beklediği desteği göremeyen sanatkâr, ardından soluğu İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Enstrüman Yapım Bölüm Başkanı Cafer Açın’ın yanında alır. Enstrüman bilimi ve yapımına büyük katkıları olan hocasını rahmetle yâd eden Faruk Usta, Açın için dileyen herkese yardım eden, bunun için kapılarını sonsuza kadar açan bir insandı.” diyor. Faruk Usta, ud yapmayı aklına koyduğunda gereğine uygun olarak birinden ders almak ister ve soluğu İstanbul Türk Mûsikîsi Devlet Konservatuvarı Enstrüman Yapım Bölüm Başkanı Cafer Açın'ın yanında alır. Gecenin geç saatlerine kadar Açın ile birlikte ud yapım derslerine devam eden Türünz, 2 ay gibi kısa bir sürede ilk udunu yapar. “Bitirir bitirmez hocamdan görüş almak amacıyla yanına koştum.” diyen ünlü lutiye, hocasının kendisine ufak tefek ikazlarda bulunduğunu, ikinci udunu da bunları dikkate alarak yaptığından söz ediyor. Hocasının “Bu defa olmuş.” dediğini duyunca içi rahatlayan Türünz’ün hayatı bundan sonrası için yeni bir dönemece girer.

Faruk Usta, şekil olarak ud yapmayı başarsa da onu bekleyen bir sorun vardır. Sanatkâr bunu şu sözleriyle anlatıyor: “Kendimde ud çalmayı bildiğim için yaptığım udlarda müzikal sesin olmadığının farkındaydım. Yapıyorum olmuyor, kırıyorum, tekrar yapıyorum ama istediğim sesi bir türlü yakalayamıyorum. Arada fena olmayan sesli bir ud çıkarsa onu satıyorum. Bu duruma iyice kafa yormaya başladığım günlerde, birtakım araştırmalar yaptım. Eşimin yeğeni makine mühendisliğinde okuyordu ve ondan titreşimlerle ilgili kitaplar konusunda yardım aldım. 1985 yılında İTÜ’de okutulan “Mekanik Titreşimler” isimli bir kitapta kirişlerle ilgili denklemlere ulaşarak kiriş zati frekansını veren formüllerle konu arasında bir bağlantı kurdum. Enstrüman yapımcılığının bir hesap işi olduğunu hiçbir zaman unutmayarak ses fiziğini okudum. Udun balkon frekanslarının hangi parametrelerle ilişkili olduğunu anlamak için kafa yordum. Sayısız denemelerle geçen bir 10 yılım oldu. Teorik ve deneysel çalışmalarımın sonunda parametreleri sonuçları bakımından değerlendirme imkânı buldum ve pek çok veri edinerek formüle ettim.”  Türünz, bugün ud dünyasında geliştirdiği ve “Balkon Akortlama” yöntemi adını
verdiği bu yöntemle tanınıyor.

Sanatkâr, isminin ve markasının duyulmasında meşhur udilerimizden Yurdal Tokcan’ın da konserlerine Faruk Türünz imzalı ud ile çıkarak yardımlarının dokunduğunu söylüyor. Yunan sanatçı Markos Skoulios’tan ilk yurtdışı siparişini alarak önce Yunanistan’a adından Arap dünyasına açıldığını belirten Türünz’ün udları bugün 6 kıtada pek çok dünya vatandaşının elinde bulunuyor.

"Saz Yapımı Önce Ağaçtan Başlar"

Türünz ile sohbetimize daha sonra geliştirdiği “Balkon Akortlama” yöntemine yeniden dönmek üzere udun belli başlı bölümlerinden söz ederek devam ediyoruz. Bir udun beş ana parçadan oluştuğunu dile getiren Faruk Usta, ud yapım aşamasının her bir evresinde dikkat edilmesi gereken özelliklerin olduğunu ifade ediyor. Ud yapımına geçmeden önce kullandıkları ağaçlar hakkında bilgiler veren sanatkâr, enstrüman yapımında ağaç seçiminin önemine dikkat çekiyor. Kullanılan ağaçların Türkiye’nin yanı sıra Brezilya, Uzak Doğu, Afrika gibi topraklardan getirildiğini söyleyen Türünz,  pek çoğunun mobilya sektöründe de kullanıldığı için kereste ticarethanelerinde bulmanın mümkün olduğunu belirtiyor.

“Ud yapımı önce ağaçtan başlar. Atölyemizin marangoz odasında ağaçlarımızın ölçülendirme işlemlerini yapıyoruz. Orada kesiyor, biçiyor, kalibre ederek gerekli kalınlığa getirdikten sonra udun gövde kısmını yapıyoruz.” diye konuşan Faruk Usta, gövdede tercihen ülkemizde yetişen meyve ağaçlarını kullandıklarını aktarıyor. Türünz, ağacın gövde formuna gelmesi içinse keskin aletlerle işlenip temizlendiğini, ardından daha da sağlam olmasını sağlamak amacıyla kâğıt ile kaplanarak bir sonraki işlem sırasının geldiğini anlatıyor.


Udun en önemli kısmı olarak nitelendirilen halk arasında kapak olarak bilinen ses tablasının da ülkemizde Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen ladin ağacından yapıldığı ifade eden ud yapımcısı,  “Ancak ağacı hemen öyle kullanamazsınız, çok iyi kuruması lazım. Bize uygun olan ağaçları aldığımızda üzerine günün tarihini atıp yedi sene sonra kullanmak üzere stokluyoruz.” sözleriyle malzemenin ne kadar zor elde edildiğini ifade ediyor.

Her bir köşesi çeşitli alet ve makinalarla dolu olan atölyede sırayı tekne ve kapağı hazırlanan udun sap kısmı alıyor. Enstrümanın sap ve tekne elemanlarını birbirine göre açılandırıldıktan sonra kesme işlemi yapılıyor ve burguluk takılıyor. Form olarak hazır görünen sazın geriye müzikal sesi çıkartması kalıyor. İşte burada işin içine Faruk Türünz’ün geliştirdiği sistem giriyor yani ud enstrüman halini Türünz’ün ellerinde alıyor. Son olarak ses tablası dahil udun tüm parçaları tamamlandıktan sonra cila işlemine geçiliyor. Bu arada Faruk Usta’nın ud yapım işlemlerini hatasız, hızlı ve standart bir biçimde yapabilmek amacıyla 1997 yılından bu yana hem ortağı hem de yakın arkadaşı Suat Çetincan ile birlikte tasarladığı çeşitli alet ve aparatlar sayesinde atölyede işlerin planlı bir akış içerisinde yürütüldüğü bilgisini alıyoruz.




“Balkon Akortlama” ile Tahtanın Frekansını Ölçüyor

Gelelim ustanın geliştirdiği sisteme. Türünz’ün ilk yaptığı saz denemelerinde istediği sesi duyamaması sürüklemiş aslında onu bu yola. Sanatkâr, enstrümanda doğru sesi yakalamak amacıyla bulduğu sistemin mantığını kısa bilgiler vererek başlıyor anlatmaya:

“Ud çalarken bütün parçalarının titreştiğini hissedersiniz. Ancak iyi ses veren udda titreşir, kötü ses veren de. Demek ki o titreşimin gözle görülmeyen bir farklılığı nedeni ile ses iyi veya kötü oluyor. Peki, o farklılık nedir, sesin kalitesi neye  göre değişiyor? Bu sorulara cevap olarak o zaman ses denilen fiziksel olgunun ne olduğunu anlamak lazım. Çünkü işin can damarı bu. Ses, hiçbir zaman tek bir frekans şeklinde değildir. Cisim pek çok frekansta titreşir. Yani bir sesi veren tel titreştiğinde onun hem ana frekansında hem de sonsuz katında titreşimler oluşur. Fakat bir sesin müzikal olabilmesi için 6. doğuşkandan sonraki doğuşkanlar istenmez. Onlar sesin kalitesini bozar. Çınlama sesi gibi gelir kulağa. Bütün mesele bu sesin 6. doğuşkanın hangi gürlükte olacağını belirlemektir. Bu çok zor bir iş çünkü soyut ve işin içinde fizik yasaları ile matematik var. Bir de bizim için önemli olan frekansları belirleyen faktörlerden sertlik kavramına değinmek gerekir. Sertlik bir bakıma hareket esnasında titreşimin nasıl olacağını belirler.  Aynı boyda biri tahta diğeri demir çubuktan çıkan sesin aynı olmayacağını hepimiz biliriz. Sebebi, demirin sertliğinin ahşapla mukayese edilemeyecek kadar fazla olmasıdır. Kısacası sertlik, hareketin hızını, hız da frekansı tayin eder. Sertlik ve frekans arasındaki kopmaz bağlantıyı çözdüğümüze göre biz frekans tayini ederek ses düzeltmesini yapabiliriz.”

Öğrendiği tüm bu bilgileri “Balkon Akortlama” sistemi ile saza uyarlayan Faruk Usta, balkon denilen şeyin kapağın içinde sesi ayarlayan yedi çıtaya dendiğini söylüyor. Bu sayının gelenekten günümüze ulaştığını belirten Türünz, çıta sayısını düşürdüğümüzde veya çıkardığınızda sazdan ses çıkmayacağını anlatıyor. Balkonun çıtaların sertliğini, sertliğin ise kapağın davranışını tayin ettiğini ifade eden usta, “Ses, renk ve güç olarak birbirine benzemeli. Bunu sağlamak içinde balkon dediğimiz parçaların birbirine oranını iyi bulmak lazım.” diyor.


Türünz, udun sesini belirlemede kullandığı sistemdeki işlem sırasını şöyle anlatıyor: “Tekneye yapıştırdığımız boş kapağın belli bölgelerine vurarak önce frekans şemasını çıkartıyorum. Yani balkonsuz tablanın frekansları tespit ediyorum. Buna tabi frekans deriz ve “FN” olarak formüle edilir. “F” harfi ise çıtaların frekansı gösterir. “F” ile “FN” nin bileşkesi ise bize “Frekans Modifiyesi” (FM) rakamını verir. Elde ettiğimiz oran, müzikte var olan bir frekans perdesine tekabül eder. Neticede bu işlem değerlerin çarpılarak karekökünün alınması işlemi denebilir ve bunu basit bir aletle yapmak mümkün şeklinde düşünebilirsiniz. Fakat önceden tek bir balkon için yaptığım hesaplamalar, günlerimizi alıyordu. Ben de doğru oranları sağlayan tüm formülleri içeren bir program yazdırdım. Bu sayede bilgisayara bağlı bir mikrofon yardımı ile sazın frekans ve sertliğini anında belirliyoruz.  “Balkon Akortlama” doğru sesi veren saz yapabilme özelliğini kazandırdığı gibi model çıkarmamızı da hızlandırdı.”



Saz Yapımcılığı Yürekte Başlar

Atölyede sazlarına uyguladığı yöntemi, yanında çalışan kişilerden birkaçına da öğrettiğini belirten Faruk Usta, “Tezgâhta geçirdiğim yıllar benim ömrüm demektir. Bugün burada 10 kişi çalışıyor. Ben de böyle bir miras bırakıyorum. Bu işi benden sonra devam ettirecek olan onlardır.” diye konuşuyor.

Udun doğru teknik ve yöntemlerle yapılmasının yanı sıra sesini güzelleştiren olgunun ne olduğu sorusunu ilettiğimiz Türünz, sorumuza tek bir kelime ile yanıt veriyor: “Yaşlanma.” Usta, ahşaptan yapılan her enstrüman gibi udun da doğru yaşlanma kuralları çerçevesinde korunduğunda sesinin güzelleştiğini ve olgunlaştığını söylüyor. Aşırı nem ve ısı farklılıklarından sazların etkilendiğini belirten sanatkâr, “Ahşabı bir arada tutan iç kuvvetler vardır. Ahşap, belli frekansları bünyesine alarak ona uygun titreştiği zaman malzeme yorulur, moleküller arasındaki bağlar gevşer ve daha kolay hareket eder. Çok hızlı vurarak alınan ses zamanla daha az vurularak alınır, ses de gittikçe tatlanır. Bu bir yaşlanma kazancıdır. Biz buna ahşabın öğrenme yani yatkınlaşma özelliği deriz.” şeklinde konuşuyor.


Kendisinin hiçbir zaman enstrümanlarında kalite, işinde ise disiplinden ödün vermeyen bir yapısının olduğunu söyleyen Faruk Usta,  bizlerle iyi bir enstrüman yapımcısı olmanın sırlarını da paylaşıyor: “Öncelikle bir yapımcının az da olsa icra bilmesi gerekiyor ki, kendi testlerini uygulayabilsin, sazının dilinden anlasın. Bir diğer etken ise bence kalpte gizli. Bana ne iş yapıyorsun diye sorduklarında ‘Çocukluk hayalimi.’ diyorum.  Enstrüman yapımcılığı bana sabrı, sebatı, başarma tutkusunu, iş arkadaşlığını, hayatı öğretti. Kısacası bir şey üretiyorsanız onu seveniz ve anlamanız lazım.”

Sanatında 31 yılı geride bırakan Faruk Usta, “Saz yapımcılığı artık ciddiye alınmalı, sanata gönül verenler doğru bilgilerle yola çıkmalı.” cümlesini üzerine basa basa söylerken atölyede tek bir burgu için harcanan zaman ve emeği görünce ne kadar haklı olduğuna şahitlik ediyoruz. Geliştirdiği sistem üzerinde bugün hala denemeler yapan Türünz, her şeyin başının çalışmak olduğunu, bu sayede en büyük değeri kültürümüzün kazanacağı görüşünü taşıyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK