Resim

Attar’ın Torunu Hasan Aycın

  • #


Yazı: Suavi Kemal YAZGIÇ

Ferîdüddin Attar, kahramanı kuşlar olan Mantıku't-Tayr adlı eserinde bir "kendini bilme" hikâyesi anlatır. "Kendimi bilmek için çiziyorum." diyen Hasan Aycın, sanatında Attar'ın gayesinden ilham alıyor. Çizgilerini tam olarak karikatür yahut illüstrasyon olarak isimlendiremediğimiz, nevi şahsına münhasır sanatçı Hasan Aycın'ı yakından tanımaya çalıştık.

Hayatı ve eserleri sıkça tekrar edilen ve kullanışlı bir klişedir. Konu edinilen sanatçının hayatından ve eserlerinden iki ayrı başlık altında söz edilir. Pek çok sanatçı için bu ayrımı yapmak mümkün olduğu kadar pratiktir de… Oysa Hasan Aycın ve çizgisini iki ayrı başlık halinde tanımak mümkün değil. 1955'te Balıkesir’in Aslıhantepecik Köyü’nde ağabeyinin vefatından kısa bir zaman sonra doğan; onun ismini ve kıyafetlerini taşıyan bu ademoğlu neyi bilmek istemektedir? Doktorların, yürümeyeceğini, bacaklarının da kesilmesi gerektiğini iddia ettiği bu çocuk, ilkokul ikiye kadar sırtta taşınacak, ‘komşu çocuklarını seyretsin’ diye bahçedeki dut ağacının gölgesine oturtulduğu o günlerde dünyaya bakma talimleri yapmaya başlayacaktır. Bu önemli. Zira bir çizer için dünyaya bakma, kendini bilme temrinidir aynı zamanda. Özellikle de çocukken yaşananlar, sanatçıya hangi sanat dalında olursa olsun nice ufuklar gösterir. Walter Benjamin, “Çocukluğunu al ve kaç. Zira sahip olduğun tek şey odur,” dememiştir boşuna. Evinin arka bahçesinde adeta unutulduğu o yıllar boyunca yüzlerce defa güneşin batışını seyreder mesela. Yıldızlar, doğa, kuşlar… Aycın’ın çizgilerinde detaylarıyla işlediği simgelerin çoğu o günlerde o çocuğun “acziyetin gücünü” keşfettiği dönemde hayatına dâhil olur. Nitekim Aycın da kendi çizgisini anlatırken çocukluğuna atıfta bulunur:


“Çocukluğumdaki tabloları ilk günkü gibi korumaya çalışıyorum. Doğal ortamda gördüklerimle anlatmaya gayret ediyorum her şeyi. Kullandığım simgeler son derece yalın; ağaçlar, kuşlar, bulutlar, taş toprak, hep o günlerden kalan canlı izlenimlerdir. Sıkışmış bir şehir hayatında büyüsem farklı bir Hasan Aycın olurdum şüphesiz.” Modern tıbbın ‘cahil’ kaldığı, şifaya ise köye gelen yaşlı bir kadının hazırladığı ilaç vesile olacak ve ikinci sınıfta okuluna yürüyerek gitmeye başlayacaktır Hasan Aycın.

Onun Bursa İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu olmasına bir mim koymakta fayda var. Türkiye’de sanattan ziyade genelde Batılılaşmayı dert edinen güzel sanatlara gitmemiş olması, çizerlerin dünyasından uzakta, kendi dünyasını kendi malzemesiyle inşa etmesi Aycın’ın çizgisini anlamak / anlamlandırmak isteyenlere önemli ipuçları sunacaktır. Kendi poetikasını inşa etme sürecini özetlerken kullandığı, “Belli kabuller çerçevesinde hareket etmedim. Bununla birlikte, elbette bir ifadeye varma, bir tarz oluşturma gayreti gösterdim,” cümlelerinin arka planı da zaten buna işaret etmektedir. İsminin başına yazar, çizer gibi sıfatlar getirmeleri için kurmamıştır o çizgisini. “Yazdım yazar bilindim, çizdim çizer bilindim,” der ve gülümser. Aslolan adam olmaktır. Diğer mevzular talidir. “Ben, çizer olan Hasan Aycın değil, Hasan Aycın olan çizer olarak anılmak isterim.” der. Hasan Aycın hakkında bir kitabı bulunan Ömer Lekesiz sanatçıyı diğer çizerlerden farklı kılan yolu şu sözlerle özetler: “Hasan Aycın, günübirlik patolojik ucubeler yapma telaşına (güncelin tuzağına) düşmeden, çizginin evrensel dil olma özelliğine yaslanıp, her sanatçı gibi kendinden yola çıkarak kendi dünyasını, bilincini çiziyor. Kendi dünyası derken, bir özne olarak genel içindeki konumunu, bilinç derken de onun dünyaya bakışını belirleyen her şeyi; düşünsel/duygusal kimliğini, geçmiş, şimdi ve gelecek zamanla bütünleyen ve özelde geneli barındıran insanî etkinliğini kastediyorum. Bu bakımdan, ortak bilinci taşımayanlara fazla bir şey söylemeyebilir. Aycın'ın çizgileri. O, diğer karikatüristlerden ve çizerlerden öncelikle bu muhatap farkıyla ayrılmaktadır.”




“Hayatım Boyunca Islandım”

İlk çizgisinin, Osman Bayraktar'ın ısrarı ve "azmettirmesiyle" 3 Şubat 1978'de Yeni Devir'de yayımlanmasından kısa bir süre sonra, 1979’da İsmet Özel’den albümünü yayınlama teklifi alır. ‘Bocurgat’ın yayınlanmasına daha 10 sene vardır ama ilk kitabın yayıncısı ve isim babası İsmet Özel olacaktır. İsmet Özel’in ‘Sen bir ekol müsün, takipçilerin var mı?’ diye sormasına ‘Bilmiyorum’ cevabını veren Hasan Aycın, Özel’in tavsiyesiyle nevi şahsına mahsus bir çizgide ilerledi. Çizerken karikatür sanatının bazı imkânlarından yararlansa da asla “karikatürize” etmedi.


Aycın, İsmet Özel’in kendisine asıl katkısını anlatırken, çizgisinin nasıl özgün olabildiğini özetliyor: “Beni bir kenara çekti ve ‘Ne yapıyorsun sen? Sana ne gazetenin çizgilerinden, sen kendi çizgilerini çiz!’ dedi. Çok şükür beni birileri başlarda uyarmış. Benden şu isteniyor, kaygılarıyla çizseydim sadece çizgi malzemeleri hazırlayan biri olurdum. Ama böylesi de zor, hiçbir şemsiye altında kalmazsanız hep ıslanırsınız. Ben hayatım boyunca hep ıslandım.”

Kendisi kalarak pek çok gazete ve dergide ürün yayınlattı Hasan Aycın. Bu gazete ve dergilerden bazıları Yeni Devir, Zaman, Yeni Şafak, Milli Gazete, Mavera, Aylık Dergi, Bursa’da Sanat Edebiyat, Yönelişler, Kardelen, Kayıtlar, İslam, Kadın ve Aile, İnquiry, Gülçocuk, Mavi Kuş, Yedi İklim, Hece, Kudüs, Mostar, Kitap Postası, Derin Tarih, İtibar idi.




Çizginin ve Sembollerin Dili

Hasan Aycın’ın çizgilerinde “tekrar” eden sembollerin önemli bir yeri vardır. Bu semboller binlerce yıldır kullanılıyor olsalar da Aycın’ın kaleminden çıkarken ilk günlerindeki tazelik ve coşkuyla kâğıda geçerler. Kuşlar, güneş, deniz, köpekler gibi doğal semboller önemli bir yer tutar onun çizgisinde. Hep aynı insanı çizer o. Bir nevi “modern” Keloğlan’ı çizgi dünyasının merkezine oturtur. O adam çaresizliği, kurnazlığı, korkuları, cesareti, cahilliği, irfanı, hırsları, yenilgileri ve zaferleriyle tarih boyunca yaşayan bütün insanların “ortak paydasında” bulunabilecek özelliklere sahiptir. Cemal Şakar bu tipe “fıtri insan” adını verir hatta. Ona göre fıtri, insan cennette henüz yasak ağaca bile yaklaşmamış Adem’i temsil etmektedir. Hasan Aycın dünyaya ilk insanın hayretiyle bakmayı başarabiliyorsa işte bu fıtri adamı tanıyor/çiziyor olmasıdır hareket noktası. Hasan Aycın bu insanı “yalın insan” olarak tanımlar. Modern insanı, hayatı, dünyayı ise “fıtri” olanı merkeze alarak ve “örselemeden”, “aşağılamadan” eleştirir. Onun muradı eleştiri yoluyla varolana “reaksiyon” göstermekten ibaret değildir. “Yalın insan” kavramı bu yüzden Hasan Aycın’ın hareket noktasıdır. Sanat onun için ayrıcalıklı, özel bir alan değil hayat denilen ahiret için değerlendirilecek “ameller” bütünün bir parçasıdır. İşte bu amellerinin yer aldığı matbu kitaplar ise şimdiden onun çalışkanlığını, sebatını ve azmini ortaya koyacak miktara ulaşmış durumda. Aycın’ın kitapları şunlar: “Bocurgat, Gece Yürüyüşü, Asa, Üns, Kulbar, Gözgü, Kırk Hadis-Kırk Çizgi, Ahzan, Nun, Zılal, Kudüs Ey Ey, Esrarnâme, Sahipkıran, Müşahedat, Keloğlan, Güneşin Altında, Bin Hüseyin, Sayha, Eyse, Sarp Geçit, Hub.”




Yerel Değil Yerli

Hasan Aycın’ın çizgisi yerelliği geride bırakmış bir yerliliktir esasen. Mevlana’nın bir ayağı bu coğrafyada olan diğer ayağı bütün coğrafyalara uzanan pergel metaforunun bu zamandaki karşılığı Hasan Aycın’ın çizgisidir. O, bu coğrafyayı vatan kılan değerler bütününü hep ön planda tutarsa da çizgisi “evrensel” boyutunu hiç kaybetmez. Müslüman bir sanatçı olarak Kur’anı Kerim’de yer alan pek çok kıssa onun pek çok çizgisine ilham kaynağı teşkil eder. Onun çizgisindeki tipleme Hz. Adem’den bugüne her insanın kaygılarını, sıkıntılarını, dertlerini taşır. Bu iki özelliği bir denge ve bütün halinde bir arada tutabilmesi onun fikri kaynaklarından daha net anlaşılacaktır. Hasan Aycın’ın ithaf ettiği çizgiler hem bu kaynakların isimlerinin hem de kendisindeki karşılığının anlamdırılabilmesi için yeterli olabilir. Necip Fazıl ve Büyük Doğu çizgisi, onu devam ettirirken tazeleyen Sezai Karakoç ve Diriliş Dergisi ekolü, ona beraber kitap yayınlamayı öneren Cahit Zarifoğlu bunlardan sadece bazılarıdır.




Edebi Çalışmaları

‘Hasan Aycın Çizgilerinden Örneklerle Çizgi Sanatında Dil ve Mesaj’ adlı kitaba imza atan Ömer Lekesiz, Aycın için, “Attar’ın torunu” ifadesini kullanıyor. Elbette buna da bir mim koymakta fayda var. Aycın’ın çizgilerinde ve hangi yaş grubu gözetilirse gözetilsin, hikâye ve romanlarında Attar’ın Mantıkut Tayr’ında anlatılan ve simurgunu arayan otuz kuşunu hatırlatan bir lezzet vardır. Geleneksel anlatı türlerini postmodern anlatının mezesi yapmadan ortaya koyduğu metinlere göz atanlar, bunu elbette daha iyi anlayacaktır. Sahipkıran, kadim binbir gece masalları gibi birbirini doğuran, birbirine yol açan hikâyelerle doludur. Tıpkı Muhayyelat-ı Aziz Efendi gibi geleneksel hikâyelerden beslenen bu metinlerin arka planında ise, üzerlerinde birkaç yüzyıllık mühürler bulunan eskimemiş kitaplar vardır.


Hasan Aycın ilham kaynaklarından biri olan bu kitaplarla ilgili olarak “Çok şükür mezada düşmediler. Büyük amcam, altı yıl sonra bazılarını bana verdiğinde ömrümün en kıymetli hediyelerini almış oldum. İçlerinde Arapça, Farsça ve Osmanlıca elyazmaları da vardı. Aşağı yukarı yirmi yıl olmuş. Kimilerini deftere aktararak okudum. Biri "Haza Kitab-ı Nam-ı Hamza-i Amm-i Muhammed" başlığını taşıyordu. İmzasızdı. Yıpranmış samani yapraklarından hayli yorgun olduğu gözleniyordu. "Sahibi ve maliki" olanlardan birinin, sayfalarından birine vurduğu mühüre bakılırsa, en az iki yüz yirmi yıllık vardı. Açıkça anlaşılan oydu ki, yıllar boyu elden ele dolaşmış. Sayfalarına sinmiş insan kokularından, eline alanların kolay kolay bırakamamış olduğu anlaşılıyordu. Ben de bırakamadım.” diyor. Hasan Aycın’ın çizgisi ne ise hikâyesi de odur derken, tam tersini de beyan etmiş oluyoruz esasen. O, ailesinden kalan yüzlerce yıllık kitapları bırakmadığı gibi, ailesinden devraldığı yüzlerce yıllık imgeleri, rüyaları da bırakmamış, çizgisini o imajları istismar etmeden inşa etmiştir. Sadık rüya görmek yetmez, o rüyaya layık olmak ve sahip çıkmak için emek de vermek gerekir. Ancak o rüyaya layık olanlar, rüyanın vaat ettiği bereketten nasiplerini alabilirler. İşte Attar’ın torunu olmak tam da bu anlama geliyor.




Çizgi Kariyer Değil

Hasan Aycın yaptığı işlerden bir paye, bir kariyer gibi bahsetmiyor. CV’sine bir satır daha eklemiyor yaptıklarıyla. Aksi halde imza attığı işler için: “Onlar çizildi bitti, yeni ne çizeceğim bilmiyorum, nasip olursa çizeceğim. Yoksa en son çizgimi çizdim demektir. Böyle bir duyguyu yaşamam doğal değil mi sence? Hayırlı bir iş yapıyorsam, elimden o geliyorsa, elimde kalem olduğu sürece, yeryüzünde ölünceye kadar bu nimetin sürmesini isterim.” demezdi.

Hasan Aycın’ın poetikasını bir cümle ile özetlemek gerekseydi, bütün özetlerin özünü şu cümlesinden devşirmek mümkün olabilirdi: “Kendimi bilmek için çiziyorum.” Bu kadar yalın, bu kadar net bir cevap. “Kendini bilen Rabbini bilir” hadisinin ışığında bakınca da bir gülün açılışı gibi katmer katmer açılıyor yapraklar. Çizgilerine bakınca “kendini bilmenin” merhaleleri bir çiçek gibi gözler önüne seriliyor. “Kendini bilmenin” nasıl bir mesai istediği de, bir nasip meselesi olduğu da aynı şekilde aşikâr oluyor.


Descartes’in “Düşünüyorum öyle ise varım” aforizmasında işaret ettiği bilen özne bilinen nesne arasındaki işaret ettiği mesafe, Aycın’ın eserinde yoktur. Aycın’ın “kendini bilme” gayretinin eserine yansımasını Ömer Lekesiz şu sözlerle değerlendirir: “Hayatını sanat sanatını hayat edinen bir sanatçı Aycın, hayata da sanata da dininin penceresinden bakan bir sanatçı. Çizgileri onu, o da çizgilerini işaretler. Çizgisiyle onun arasında bir mesafeden değil ancak bir mesafesizlikten söz edebiliriz.”

O çizgiyi bildikçe kendini bilmiş, kendini bildikçe de çizgiyi bilmiştir. Nitekim çizginin hayatındaki yerini şu sözlerle özetler: “Yürüyordum, o yolumun üstündeydi. Elime aldım, bir süre yadırgadım. Sonra onun hangi iklimin, hangi ağacın asaya müsait dalı olduğunun önemi kalmadı. Artık o benim asamdı. Kâh ona yükleniyorum, kâh omuzlarıma alıyorum. Ona yaslanıyorum; yeryüzünü dolduran itilmiş, dışlanmış ana gövdeye yaslandığımı hissediyorum. Onu hiçbir zaman sopa olarak kullanmak istemiyorum ya da bir ayrıcalık imgesi olarak görmek istemiyorum.”
KAYNAKÇA 1) Aycın, Hasan Müşahedat, Mayıs 2003 2) Lekesiz, Ömer Hasan Aycın Çizgilerinden Örneklerle Çizgi Sanatında Dil ve Mesaj, Mayıs 2003 3) Şakar, Cemal İtibar Haziran 2014 S: 34 s: 60-65 4) Bir Garip Yolcu, Hasan Aycın Paneli, Bilim ve Sanat Vakfı, 29 Aralık 2007.

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

Bu yazı 1708 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK