“Harflerin Aşkı” Vav’ın Sırrına Kapı Aralıyor

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Bir rivayete göre Picasso’nun “Resim sanatında ulaşabildiğim en ileri noktada, beni çok uzun zaman önce aşmış olduğunu gördüm.” dediği hat sanatı, gösterilen ilgi ve paha biçilmesi bakımından günümüzde resim sanatıyla yarışır hale geldi. Müzayedelerde kimi hat eserleri rekor fiyatlara alıcı bulabilirken, hat koleksiyonerlerinin sayısı da gün geçtikçe artıyor. Kerem Kıyak, estetik bakımından insanın ruhunu doyuran, manevi duygularına hitap eden hat sanatına gönlünü kaptıran koleksiyonerlerden biri. İş adamı Kıyak’ın 200 eserlik koleksiyonundan seçme eserler bir kitapta toplandı. “Harflerin Aşkı” adlı çalışmada Prof. Uğur Derman imzası dikkat çekiyor.

Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisari, Şekerzâde Seyyid Mehmed, Mustafa Rakım Efendi, Mustafa İzzet Efendi, Abdülfettah Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet, Hafız Osman Efendi ve daha nicesi… Her biri tevazu, tevekkül, gayret ve sabır işi olan hüsn-ü hat sanatının birer neferi. Kimi bu sanatta kendisinden önceki ustaların çizdiği yolda ilerlemiş, kimi ise kendi ekolünü oluşturmuş ve sonraki nesillere yol gösterici olmuş.

İslam dininin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’in harfleriyle vücuda gelmesi, hüsn-ü hata gönül veren sanatkârlara manevi kapılar aralamış ve daha önce gidilen yolu da takip etseler, açtıkları yeni yolda da yürüseler, hep aşkla atmışlar adımlarını, ilahi aşkla. Boşuna değildir hatla iştigale ‘meşk’ denmesi. Hat sanatkârı işine öylesine büyük bir tutkuyla, aşkla bağlıdır ki, benliği âşık, önündeki aharlı kâğıt üzerine kalemiyle vücuda getirdiği de maşuk olur.


Yaradan karşısındaki acizliğinin bilinciyle, edeple secdeye varışını simgeleyen “vav” harfinin sırrına eren hat sanatkârı için, maneviyat hep maddiyatın hep önünde olmuştur. Şeyh Hamdullah’ların, Karahisari’lerin, Mustafa Rakım’ların derdi dünyalık mal mülk değil, ilahi aşkla çizdikleri her harfle, her kelimeyle ve her cümleyle Yaradan’a biraz daha yaklaşmaktı. Yazdıkları her harfle âdeta ruh alır, o ruhu kâğıda nakşederlerdi. Bunun içindir ki hat, kaynaklarda “cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendese” diye ifade edilir.

İslam sanatlarının en yüksek formu olarak kabul edilen hat sanatına gönül veren, “en güzel” olana ulaşma gayretiyle ‘vav’ı kayık, ‘elif’i kürek bilip ilahi denizlerde yol alan sanatkârlar, maddiyatı hayatlarının biricik amacı olarak saymadılarsa da, eserleri bugün birer hazine olarak görülüyor. Yaşadıkları dönemlerde kiminin kıt kanaat geçindiğini, hat malzemesi edinmekte bile zorlandığı göz önünde tutulursa, yazdıklarının müzayedelerde bugün onca paralara alıcı buluyor olması trajik bir durum.  Öte yandan, çalışmalarıyla hat sanatının gelişimine büyük hizmetleri olmuş bu şahsiyetlerin emanetlerinin kıymetinin bilinmesi de son derece sevindirici.

Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra fark edilir bir gelişme kaydeden, bilhassa Osmanlı döneminde 16. yüzyılda altın çağını yaşayan, ancak Cumhuriyet ile birlikte Latin harflerine geçilmesi sebebiyle itibarına gölge düşen hat sanatına duyulan ilginin, son yıllarda yeniden artması da aynı şekilde memnun edici.



Hat Tutkusu 15 Yıl Önce Zuhur Etti

Avrupalı ressam Picasso’nun, “Resim sanatında ulaşabildiğim en ileri noktada, hat sanatının beni çok uzun zaman önce aşmış olduğunu gördüm.” dediği söylenir. Ünlü ressamın gıpta ile yaklaştığı hat sanatı, gösterilen ilgi ve paha biçilmesi bakımından günümüzde resim sanatıyla yarışır hale geldi. Hat eserleri, son zamanlarda en çok ilgi gören sanat eserlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor. Müzayedelerde kimi hat eserleri rekor fiyatlara alıcı bulabilirken, hat koleksiyonerlerinin sayısı da gün geçtikçe artıyor.


Kerem Kıyak, estetik bakımından insanın ruhunu doyuran, manevi duygularına hitap eden hat sanatına gönlünü kaptıran koleksiyonerlerden biri. Hat sanatına olan ilgisini, yıllardır topladığı hat şaheserlerinden oluşan “Harflerin Aşkı” kitabını ve daha pek çok konuyu konuşmak üzere iş adamı Kerem Kıyak’ı, Etiler’deki evinde ziyaret ettik.

Kıyak’ın, büyük bir nezaketle buyur ettiği evine adım atarken, acaba koleksiyonunda yer alan eserleri görebilir miyiz umuduyla duvarlarda göz gezdiriyoruz. Ne var ki bir iki çerçevenin dışında bir şey göremiyoruz. Söyleşimizin ilerleyen kısımlarında dile getireceği üzere, eserler belli ki özel bir koruma altında muhafaza ediliyor. Röportaj için oturduğumuz masanın, bize göre arka kısmında bulunan duvardaki bir çerçeve ilgimizi çekiyor. Muhteşem istifiyle, şahane bezemeleriyle bir Besmele-i Şerif bu. Bunun hikâyesine de söyleşinin ilerleyen bölümünde değineceğiz.

Kerem Bey’e, ilk olarak hüsn-ü hat sanatına ilgisinin ne zaman başladığını soruyoruz. Bu ilginin kendisinde bundan 15 sene önce zuhur ettiğini anlatıyor Kıyak. Koleksiyonculuğa ilk olarak resimle başladığını, fakat kültürümüzün bir parçası olan hat sanatına gereken ilginin verilmediğini fark edince bu alana yöneldiğini ifade ediyor. Finans sektöründe çalışan biri olarak, ilk zamanlar satın aldığı hat eserlerini yatırım aracı olarak görse de, zaman içinde hat sanatıyla ilgili yaptığı okumalar bu sanata karşı içinde bir aşkın yeşermesine sebep olmuş. “Bulabildiğim bütün kaynak kitapları ve makaleleri okumaya başladım. Hat sanatının ne kadar önemli ve ne kadar değerli olduğunu, hattatların hayatlarının ne kadar zor şartlar altında geçtiğini gördüm okurken. Hattatların hayatları ve eserlerine dair hikâyeler beni etkiledi ve bu etki zamanla aşka dönüştü.” diyor. İçinde büyüyen bu tutku, onu hat eserlerinin yanı sıra hattatların hayatları ve hat sanatıyla ilgili kitapları da toplamaya yöneltmiş.


Hat eserleri toplamaya başladığı ilk vakitler, çevresinden pek çok insanın tepkisiyle karşılaşmış Kerem Kıyak. “Deli misin sen bunları topluyorsun. Paraya sıkıştığında nasıl elden çıkaracaksın?” sözleriyle karşılaştığını söyleyen iş adamı, pek az insanın cesaret edebildiği bir işe giriştiğinin farkında olduğunu ve zaten hat eserlerini maddi zorluk yaşadığında satmak için değil, koleksiyon yapmak için aldığını belirtmiş kendisini eleştirenlere.



200 Eserlik Muhteşem Koleksiyon

Kerem Kıyak’ın, bir şeyler biriktirme, koleksiyon yapma merakı çok küçük yaşlarda başlamış. Teyzesi Sevinç Çokum’un eşi olan Rıfat eniştesinin pul koleksiyonundan etkilenerek önceleri pul biriktirdiğini anlatan Kıyak, şimdilerde çok geniş bir hat eserleri koleksiyonuna sahip. Kıyak’ın koleksiyonunda, 30’a yakını yazma eser olmak üzere yaklaşık 200 eser bulunuyor. Şeyh Hamdullah’tan Ahmed Karahisari’ye, Hasan Üsküdari’den Mustafa Rakım Efendi’ye, Yaserizade Mustafa İzzet Efendi’den Sami Efendi’ye, Hac Arif Efendi’ye kadar hat sanatına gönül vermiş, Allah aşkıyla bu alanda hizmet vermiş nice sanatkârın eserleri var bu koleksiyonda.

Kerem Kıyak, başlangıçta her koleksiyoner gibi kendisinin de eser satın alırken acemice davrandığını, daha sonraları bu alanı iyi bilen hocalardan destek aldığını ifade ediyor. Bu bahiste; hat sanatıyla ilgili araştırmalara ve makalelere imza atan Prof. Uğur Derman’ı, hattat Hüseyin Gündüz’ü, hattat Muhittin Serin’i, hattat Savaş Çevik’i anmadan geçmiyor. Ayrıca sanat danışmanı Bora Keskiner’in, duayen cilt sanatçısı İslam Seçen’in ve geleneksel sanatlar koleksiyonuyla tanınan Mehmet Çebi’nin de kendisine yol gösterici olduğunu ekliyor.

Koleksiyoner Kıyak, hattat Şeyh Hamdullah döneminden itibaren ta 2. Beyazıt devrinden bu yana olan hattatların eserlerini toplamaya çalıştığını, daha öncesine ait hattatların eserlerini bulmanın zaten kolay olmadığını anlatıyor. Her bir eserin elbette ki manevi değer açısından paha biçilemez olduğu bilinciyle, hat eserlerine biçilen maddi değer bakımından koleksiyonculuğa başladığı ilk yıllar ile günümüzü karşılaştırmasını istiyoruz. O zamanlar fiyatların şimdiye göre çok daha uygun olduğunu belirten koleksiyoner, “Çünkü piyasada şimdiki kadar çok alıcı yoktu. Bugün artık hatta gönül verenlerin sayısı o kadar arttı ki, arz-talep gereği fiyatlar yükseldi.” diye konuşuyor.


Satın aldığı eserlerin değer kazanmasını ister insan normal koşullarda. Fakat bir koleksiyoner için durum hiç de böyle değilmiş. Koleksiyon tutkusu olan birinin, koleksiyonu daha da genişletmek için daha fazla esere sahip olma arzusunda olduğunu ifade eden Kerem Kıyak, fiyatların artmasının bu bakımdan bir dezavantaj olduğunu söylüyor.

Hüsn-ü hat koleksiyonculuğu, Kıyak gibi koleksiyonerlerin bu sanata olan ilgisiyle günümüzde artık bir prestij simgesi haline geldi. İş adamı Kerem Kıyak’ın, tozlu bodrum katlarında, depolarda, kıyıya köşeye terk edilmiş hat eserlerini toplamaya başladığı ilk yıllara nazaran eser bedelleri öylesine yükseldi ki, bugün ünlü bir hattatın kaleminden çıkma bir delail, bir mushaf, müzayedelerde neredeyse bir ev fiyatına alıcı bulabiliyor. Müzayedelerde onca paraya alıcı bulan eserleri vücuda getirenlerin yaşamlarıyla karşılaştırıldığında ne büyük bir uçurum olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Bu yöndeki düşüncemizi söze döktüğümüzde, Kerem Kıyak, “Onların hayat hikâyelerinde çok güçlü bir maneviyat var. Maddiyat neredeyse hiç yok hayatlarında.” diyerek, o yüce gönüllü insanların, yaşamları zor koşullar altında geçse de, bütün gayelerinin, geleneksel sanatlarımızı geleceğe miras bırakmak için hiçbir karşılık gözetmeksizin usta-çırak yoluyla genç nesillere aktarmak olduğunun altını çiziyor.

Geleneksel sanatlarımızın yaşatılıp yeni nesillere aktarılması noktasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren İSMEK’in önemli bir misyonu üstlendiğine de dikkat çekiyor Kerem Kıyak.




Karahisari Besmelesi Hayatında Bir Dönüm Noktası

Hat koleksiyoneri Kerem Kıyak, hat eserlerini genellikle müzayedeler vasıtasıyla edindiğini ifade ediyor. Eski eser simsarlarının da, bu alanda pek de fazla alıcı olmadığından, ellerinde yeni bir eser olduğunda gelip koleksiyonerlere başvurduğunu belirtiyor. Koleksiyonunu genişletirken pek çok kez örümcek ağlarıyla kaplı tozlu, küflü depolara, bodrum katlarına indiğini anlatıyor Kıyak. Koleksiyonculuğunun ilk yıllarında, bir defasında bir depoda, örümcek ağları içinde çok sayıda eski çerçeve ile karşılaştığını ve sadece önemli gördüklerini aldığını söyleyen iş adamı, bugün bunun pişmanlığını yaşadığını, “Keşke hepsini alsaydım diyorum şimdi. Ama o zamanlar, çok para etmez düşüncesi vardı. Konuyla ilgili kitaplar okuyup, işin içine girdikten sonra daha iyi anlıyorsunuz neyin ne kadar kıymetli olduğunu, neleri kaçırdığınızı.” sözleriyle dile getiriyor. Hem görsel açıdan, hem de sanatkârının yaşam öyküsü bakımından koleksiyonunda Kıyak'ı en çok etkileyen eserin hangisi olduğunu merak ediyoruz.

“Eserlerden biri, benim hayatımın dönüm noktası” diyerek başlıyor söze hüsn-ü hat aşığı iş adamı ve başını hemen arkasındaki duvara çevriyor. Duvarda asılı duran bir Besmele-i Şerif’i gösteriyor.

Hat sanatıyla uzaktan yakından alâkası olmayan birini bile cezbedecek kadar muhteşem bu hat eserinin, hüsn-ü hat tarihinde önemli bir yeri bulunan, Süleymaniye gibi ihtişamlı bir mabedin kubbe yazılarını yazan Ahmed Karahisari’ye ait olduğunu öğreniyoruz.

Süleymaniye Camii’nden söz edince şu küçük anekdotu da zikretmeden geçmeyelim: Süleymaniye Camii’nin kubbe yazılarını yazma vazifesi Karahisari’ye verilir. Karahisari, talebesi Üsküdarlı Hasan Çelebi ile birlikte alarak, bir mimari şaheser olan Süleymaniye’nin ihtişamına yaraşır yazılar yazmak için gece gündüz büyük bir gayretle çalışır. Nur Suresi’nin “Allah gökleri aydınlatmıştır” ayetini yazarken gözlerinin feri tükenir ve kalan yazılar, talebesi Hasan Çelebi tarafından tamamlanır. Ve cami her şeyiyle tamamlanıp ibadete açılacağı vakit, Kanuni Sultan Süleyman, camiyi açma şerefini mimarbaşı Mimar Sinan’a bahşeder. Rivayet odur ki, Sinan da, Karahisari’nin cami yazıları yazarken gösterdiği fedâkarlığı göz önüne alarak, kendisine bahşedilen bu şerefin Karahisari’nin hakkı olduğunu söyler ve “Sultanım! Hattat Karahisari bu cami-i şerifi hatlarıyla tezyin ederken gözlerini feda etti. Bu şerefi ona bahşediniz.” der. Sultan da, camiyi Karahisari’nin açmasını ferman buyurur.


Tekniği ve yazıya getirdiği yenilikler yönünden Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’la birlikte en önemli üç Osmanlı hattatından biri olarak kabul edilen Karahisari’nin,  Kerem Kıyak’ın hayatında bir dönüm noktası olan müselsel Besmele konusuna dönelim yeniden. 2001-2002 yıllarının kendisi için maddi ve manevi açılardan sıkıntılı bir dönem olduğunu belirten Kıyak, duvardaki Besmele’nin hikâyesini bakın nasıl anlatıyor: “Babamın vefat ettiği, bütün maddi servetimi neredeyse kaybettiğim bir dönemdi. Çabalıyordum çabalıyordum, durum bir türlü düzelmiyordu. Sonra bir gün dedim ki kendime, ‘Allah’a bırak her şeyi, ne olacaksa olsun. Koşma artık hiçbir şeyin peşinden, tevekkül et. Her şey Allah’tan zaten.’ Ve o andan itibaren bana bir rahatlama geldi. Ofisimde koltuğa çöktüm, karşımda bana hediye edilmiş seramik tabağı gördüm. Üzerinde müselsel bir Besmele var. Hat koleksiyonuma da daha yeni başlamışım o dönemde. ‘Güzel Allah’ım, Karahisari ne güzel vücuda getirmiş şu Besmele’yi. Rabbim şöyle bir Karahisari Besmelesi nasip eyle’ diye geçirdim içimden.”

Kerem Kıyak, o gün o kadar içten dilemiş olmalı ki bir Karahisari Besmelesi’ne sahip olmayı, aradan bir ay geçince, kendisi gibi koleksiyoner olan Mehmet Çebi’den bir telefon gelmiş. Rafi Portakal Müzayede Evi’nde iki Karahisari eserinin açık arttırmaya çıktığını ve birinin müselsel Besmele olduğunu söylemiş Çebi. Karahisari yazısını, hele de böyle bir Besmele’yi bulmanın neredeyse imkânsız olduğunu söyleyen Kıyak, bunun bir tesadüf olmadığına inanıyor. O dönemde imkânlarının çok üzerinde bir fiyata Karahisari müselsel Besmelesi’nin kendisinde kaldığını belirten Kıyak, esere sahip olduğu için binlerce kez şükrettiğini belirterek, “O zamandan beri beni toparladı bu Besmele, hayata döndürdü. Çok şükür nasibiyle geldi, işlerim düzeldi.” diye konuşuyor.
mg class="aligncenter" src="http://ismek.ist/files/ismekOrg/wp-content/uploads/2015/12/Dergi20/Harflerin-Aski-Vavin-Sirrina-Kapi-Araliyor/6.jpg" />

Harflerin Aşkı’nda Uğur Derman İmzası

Konuşmalarından, hüsn-ü hat koleksiyonu merakının, maneviyatına da olumlu etki ettiği anlaşılan Kerem Kıyak, finans sektöründe çalışan biri olarak maddiyat hayatında önemli bir yere sahip olsa da hattatların hayatlarının kendisini derinden etkilediğini ifade ediyor. Kıyak, “Her bir hat eserine bakınca, nasıl bir manevi güçle, ilahi bir aşkla yazılmış diyor insan. Bunlar size de manevi bir güç veriyor.” diye konuşuyor.


Hüsn-ü hat koleksiyoneri Kıyak, manevi yönünü de besleyen, yıllardır topladığı hat sanatı şaheserlerini, “Harflerin Aşkı” isimli bir kitapta topladıklarını anlatıyor. Söyleşi yaptığımız sırada masada duran 444 sayfalık kitabı göstererek, burada kendi koleksiyonundaki eserlerin yanı sıra koleksiyoner Mustafa Balcı’nın koleksiyonundan da eserler bulunduğunu belirtiyor.

Prof. Uğur Derman’ın kaleme aldığı çalışmada; “Hat sanatına dair”, “Hat sanatında kullanılan alet ve malzemeler”, “Hat sanatında Osmanlılar”, “Hattın Bezenmesi”, “Hat sanatının kullanılma sahaları”, “Bir hattatın yetişmesi” başlıkları altında bilgiler yer alıyor. Ardından da ağırlıkla Kerem Kıyak’ın, bir kısmı da Mustafa Balcı’nın koleksiyondan seçme eserlere yer verilmiş. Hüsn-ü hat tutkunu iş adamı Kıyak, Prof. Uğur Derman’ın, kitabın hazırlanmasında ve daha öncesinde eserlerin seçilmesinde büyük katkıları olduğunu dile getirerek, “Allah ona uzun ömür versin, daha nice kitaplar yazmayı nasip etsin.” diyor. Yurt dışında da dağıtılan kitabın, hüsn-ü hat sanatı adına önemli bir kaynak olduğunu da vurguluyor. Kitap ve öncesinde sergi için eserlerin hazırlanmasında hattat Mehmet Özçay’ın da büyük katkıları olduğuna değinen Kıyak, eserlerin tamamının restorasyonunun Özçay tarafından yapıldığını belirtiyor. “Mehmet Hoca, çok değerli bir insan benim için. Manevi  değerleri güçlü, maddi hiçbir konu onun manevi değerlerini zedelemiyor, böyle bir şahsiyet. Koleksiyonumdaki eserleri öyle büyük bir aşkla restore etti ki…” diyen Kıyak, bunun karşılığında Özçay’ın hiçbir maddi menfaat talep etmediğini de sözlerine ekliyor.

Söyleşimizin sonuna yaklaşırken, sahip olduğu eserleri sergilemek üzere bir müze açma düşüncesi olup olmadığını soruyoruz Kerem Kıyak’a. Şimdilik böyle bir düşüncesi olmadığını, ancak zaman zaman koleksiyona talip olanlar çıktığını ve gelecek nesillere yol gösterici olması bakımından eserlerin tümünü sergileyebilecek birileri çıkarsa devretmeyi düşüneceğini söylüyor ve ekliyor; “Bu koleksiyona sahip olmak değil mesele. Çünkü hiçbir şeyin sahibi değiliz, emanetçiyiz, Rabbimize döneceğiz nihayetinde. Bir yolcu-hancı misali onları korumayı, gelecek nesillere ulaştırmayı kendimize görev bildik. Bu muhteşem eserler doğru insanlara ulaşsın derdindeyiz. Kasalarda, evlerin raflarında duracağına tabii ki bir müzede durmasını tercih ederim. Doğru bir yer müze yapacağım diye gelir talip olursa, neden olmasın.”

 

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

Bu yazı 1923 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK