Resim

Savaş ve Sanat

  • #


Yazı: Mukadder ÖZDEMİR*

İnsanlığın maddi ve manevi olarak ağır bedeller ödediği 1. ve 2. Dünya Savaşları, resim sanatını da derinden etkilemiştir. Savaşın Avrupa’yı sarsmasıyla sanat dünyasında patlayan bir fırtına olmuştur söz gelimi Dadaizm. Geleceğe inancını tümüyle yitiren sanatçılar, her şeyin anlamsızlığını, gereksizliğini vurgulamışlardır eserlerinde. Daha sonra görülen sürrealizm ise savaşla birlikte kararan dünyanın alternatifini ve tahammül edilebilecek yanını bilinçaltında aramıştır ve metafizik dünyaya kapı aramıştır. Bu iki büyük savaşın arasındaki dönemde sanat ve savaş etkileşiminin o günlere nasıl yaşandığını gözden geçirdik ve bu dönemdeki yönelimlerin daha sonrasını ve günümüzü nasıl etkilediğinin derin izleri yakalamaya çalıştık.


Geçmiş dönemleri anlamlandırmak, kişisel gelişime ve yaşadığımız kültüre katkı sağlayan ve farkındalığımızı arttıran bir bilme biçimidir. Özellikle günümüzde geçmiş dönem bilgilerinin ve doğal çekim yasalarının yerini alan baskın unsurların dayatması, olumsuz etkiler ve tehditler oluşturmaktadır. Çağımızı tehdit eden felaketler küresel ısınma, ekonomik sorunlar, mutsuz ve tatminsiz kitleler doğurmakta, bu durum da şiddeti ve endişe duygularını beslemektedir. İnsanın bilincini ve aklını duygu alanına aktaran bir insanlık yaşam organı olan sanat, şüphesiz bu küresel sorundan etkilenmektedir. İnsanlığın dayattığı sorunlardan kaçmak isteği duyan insan için sanat bir sığınak olabilir mi? Bu soruya cevap aramak yazımızın konusu olamaz. Ancak I. ve II. Dünya Savaşı yıllarında sanat ve savaş etkileşiminin o günlerde nasıl yaşandığını gözden geçirmek, günümüzü etkileyen derin izlerin görünmesine katkı sağlayabilir.

Savaştan Önceki Sanat Ortamı

1909’a kadar Fütürizm (Gelecekçilik) Tanrıbilim (Teoloji) ile ilgili bir kavramdı ve Kutsal Kitap’ın olacağını haber verdiği olayların henüz gerçekleşmediği inancını içeriyordu. 1909 yılında ise bir kültür akımının adı oldu. Kısa bir süre sonra da, sokaktaki insanın sanat ve tasarımda ileri saydığı her şey için kullanılan bir gazetecilik deyimi olarak kullanılmaya başladı. Fütürizm akımı Paris’te yayımlanan Figaro Gazetesi'nin 20 Şubat 1909 tarihli sayısında, ilk sayfada, İtalyan şairi ve oyun yazarı Marinetti’nin kaleme aldığı bir bildiriyle dünyaya tanıtıldı. Marinetti etkili ve coşkulu bir dille, mekanik güçlerle donanmış bir dünyayı alkışlıyor, geçmişle bütün bağlarını koparıyordu. Hızı ve saldırganlığı, yurtseverliği ve Savaşı yüceltiyor (Bunun dünyanın sağlığa kavuşması için tek çare olduğu görüşü 1917’ye kadar şaşırtıcı sayıda çok kişinin paylaştığı bir görüştü), geçmişin kutsal kalıntılarının saklandığı yerler saydığı kitapları ve müzeleri yıkacağına dair söz veriyordu.


Fütürizm’in çok geniş manifestosu gelişmeyi; makinaya, harekete ve devinime bağlayan eski değerleri yok edip yeni değerleri yücelten bir yaklaşım ve tutum içinde oldu. Fütüristler savaş propagandası yapıp ülkelerinin bu savaşa girmesine yardım etmişlerdir. Savaş ise öncü sanat hareketi Fütürizm’e belirli bir gevşeme getirmişti. Birçoklarının beklediği canlılık, korkusuzluk ve hız yerine, savaşın hareketsizlik, ahmaklık ve onur kırıcı bir yaşama biçimi getirdiği görüldü. 1911 yılında Almanya’da kurulan Der Blaue Reiter sanat hareketinin dağılmasına da I. Dünya Savaşı’nın başlaması sebep olmuştur. Mark ve Maxke’nin savaşta yaşamlarını yitirmeleri, yine savaş nedeniyle Kandinsky’nin Almanya’dan ayrılması grubun dağılmasında etkili olmuştur.

Savaş öncesi sanat ortamına göz attığımızda Der Blauer Reiter sanat hareketindeki yenilikçilerin ve Fütürizm’in kışkırtıcılığının etkili varlık alanları oluşturduğunu görüyoruz. Adeta savaş çılgınlığı, o dönemin ardındaki sanat hareketlerini ve insanlığın isyanını tetiklemiş, kültür ve sanat ortamına önemli etkileri olduğu gibi, sanat anlayışının bugünkü oluşumunda arayışa ve yenilikçiliğe dönük olmasında da etkileri olmuştur.

Sanatçıların Bir Araya Gelişi ve Dadaizm’in Doğuşu

1914’ün büyük olayı savaştı. Her yandan bir sürü adam neşeyle silahlanıyor, anaları-babaları, kadınları tarafından cepheye gönderiliyorlardı. Savaşın ulusal yaşantıyı güçlendirip pekiştireceğinden pek az kimsenin kuşkusu vardı. Gene de bu kan dökücü çatışmayı kapitalist düzenin başarısızlığının bir kanıtı olarak görenler de yok değildi. Kısa ve kesin bir çekişme olarak başlayan savaş, yıllarca süren utanç verici bir kırıma dönüşünce, bunların sayısı daha da arttı. Tarafsız İsviçre kaçabilenlere bir sığınak oldu. Hugo Ball, CabaretVoltaire adlı gece kulübünü 1916’da orada açtı. Şair, oyun yazarı ve sol görüşlü bir siyasal yorumcu olan Ball, aynı zamanda müzisyendi. Açılışta kendisiyle işbirliği yapan arkadaşları arasında ressam ve şair Hans Arp ve Romen şairi Tristan Tzara vardı. Başka sanatçıların da katılmaları için çağrıda bulunulmuştu.


Romanyalı şair Tristan Tzara’nın, Alman şair Richard Huelsenbeck, Hans Richter’in ve ressam Janco, Arp ve Taeuber Arp’ın katıldığı toplantılarda ağırlık edebiyattaydı. Garip giysiler içinde anlamsız söz ve oyunlardan oluşan şiirler okunuyor, gonglarla bu şiirler seslendiriliyor ve bu olaylardaki gülünç anlamsızlıklar vurgulanıyordu. Grubun aldığı “Dada” adı bile böyle anlamsız bir biçimde, bir sözlükten gelişigüzel seçilmişti. Bu gösteriler için Janco ve Taeuber Arp masklar yapıyor, Arp’sa beğenmediği resimleri yırtarak, parçaları gelişigüzel yere atıyor ve onları yere düştükleri düzen içinde yapıştırıyordu. “Rastlantısal Düzen” olarak adlandırılan bu yöntemi Tzara da edebiyata uygulayarak gazete ve dergilerden gelişigüzel kestiği sözcüklerle “rastlantısal şiirler” gerçekleştiriyordu. Aynı yıllarda New York’ta PICABIA, Duchamp ve RAY benzer deneyler yapıyorlardı. Duchamp’ın 1917’de Çeşme adıyla sergilediği pisuar hazır nesnelere bir örnek oluşturmaktaydı ve bunların tümü Karşı-Sanat kavramı içinde yer alıyordu.

Dada Hiçbir Anlama Gelmez

Dada’nın anlamını ve ruhunu anlamak için Tristan Tzara’nın hayli ilginç olan aynı adlı makalesinden yaptığımız alıntı özetle şöyledir; Gazetelerden Krou zencilerinin kutsal bir ineğin kuyruğunu dada olarak adlandırdıklarını öğreniyoruz. İtalya’nın kimi bölgelerinde anneye dada denir. Rusça'da ve Rumence'de de dada, tahta at ve sütanne (dadı) anlamlarında kullanılır. Sanat yapıtı, kendi içinde güzellik olmamalıdır, çünkü ölmüştür; ne neşeli ne üzgün, ne ışıklı ne karanlık (…). Bir sanat yapıtı hiçbir zaman nesnel olarak herkes için karar yoluyla güzel olamaz. Öyleyse eleştiri yararsızdır, her kişi için öznel olarak ve en küçük bir genellik izi taşımaksızın vardır. Bütün insanlığa ilişkin ortak psişik temelin bulunmuş olduğuna mı inanılmaktadır? İsa ve Kutsal Kitap deneyimi, geniş ve iyiliksever kanatları altında pisliği, hayvanları ve günleri gizler. İnsanı oluşturan kaos nasıl düzene konmak isteniyor ki? “Yakınını sev“ ilkesi bir aldatmacadır. “Kendini tanı” bir ütopyadır ama daha kabul edilebilir bir şeydir, çünkü kötülüğü içerir. 1 Tzara’nın açıklamasından düşünce biçimini anlayacak kadar aldığımız alıntı bize Dada’nın nihilizmi hakkında fikir vermektedir.




Birinci Dünya Savaşı ve Dada

Dada sanat hareketi I. Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsarlık ve umutsuzluk içinde Avrupa’da (Zürih) ve Amerika’da hemen hemen aynı zamanda ortaya çıkmıştır. Birbirinden bağımsız yerlerde eş zamanlı ortaya çıkması, tüm dünyadaki kaygı verici ortam ve gelişmelere sanatçıların tepkisinin benzerliği, sanatsal duyarlılığın evrenselliği açısından da ilgi çekicidir. New York’ta da 1923’te Armory Show adıyla bilinen ünlü serginin açılmasıyla bu sergideki modern yapıtlar, Amerikan sanat dünyasını sarsmış, basını ve kamuoyunu öfkelendirmişti. 2 Geleceğe inancını tümüyle yitiren sanatçılar her şeyin anlamsızlığını, gereksizliğini vurgular. Bir bakıma hiçliğin ve vazgeçmişliğin egemen olduğu bir tutum sergileyen sanatçıların oluşturduğu bir akımdır Dada. Savaşın yarattığı akıl dışı olaylar adeta sanatçıların mantıklarının ortadan kaldırmalarına anlamsız olanın peşinde sürüklenmelerine sebep olmuştur. Daha sonra sürrealistlerin de kullanacağı Otomatizm3 kavramı ilk defa bilinçli olarak Dadalar tarafından kullanılmıştır. Dadacılar savaş öncesinde Gelecekçiler’in (Fütürizm) toplumların gelenekselliklerine saldıran kızgınlık dolu ve kışkırtıcı tavırlarını abartarak kullanmışlardır.

Berlin’de Dada 1917’de Richard Huelsenbeck tarafından başlatılmış, ilkeleri bir dizi konuşma ve bildirgeyle duyurulmuş; ayrıca kısa süreli yayınlar da yapılmıştır. Raoul Hausmann, Helmut Herzfelde, Grosz ve yazar Franz Jung gibi sanatçıların sürdürdüğü bu eylemler daha çok politik ve devrimci bir içerik taşıyordu.

Sanat alanındaysa, özellikle Grosz ve Dix’in yapıtlarında izlenen, politik içerikli toplumsal yergi egemendi. Ernst, Arp’ın “Rastlantısal Düzen” ilkesinden kaynaklanan kolajlar yapmıştır. Hannover’deyse Schwitters tarafından uygulanmış ve Merz adını almıştır. Sözlük anlamı yoktur; iki sözcükle (Commerz-Privatsbank) yapılan bir kolaj sonunda rastlantısal olarak elde edilmiştir. Amacı, sanatı geleneksel teknik ve gereçlerden kurtarmaktır. Paket kağıdı, bilet, gazete, çivi gibi kent yaşamını günlük gereçleri ve artıkları, kolaj yöntemi ile bir araya getirilerek oluşturuluyordu.


Akımın gerçek düşünürü 1926’dan itibaren Hugo Ball olacaktır. Bugün bize temel öğeler olarak görünen kimi kavramlar, ilk kez onun güncesinde dile getirilmiştir. 1. Dil tek ifade aracı değildir. İçimizin en derinlerindeki deneyimleri iletemez. 2. Konuşma örgeninin tahribi kişisel bir disiplin aracı haline gelebilir.

İlişkiler koptuğunda, iletişim kesildiğinde, kendi içine doğru dalış, dingin kopuş, yalnızlık gelişecektir. 3. Sözcükleri tükürmek: Toplumun boş, aksayan, sıkıcı dili. Kara suratlı alçak gönüllülüğü ya da deliliği oynamak. İçindeki gerginliği korumak. Anlaşılmaz erişilmez bir küreye ulaşmak. 1917’den başlayarak sanatçılar Avrupa’nın öteki kentlerine dağılmaya başladılar. 1918’de Paris’te Breton, Louis Aragon, PhilippeSoupault ve Georges Ribemont-Dessaignes gibi şairler Dada akımına katılmışlar, yayınladıkları dergilerde bu akımın ilkelerine koşut olarak dönemin toplum ve edebiyat geleneklerine karşı çıkmışlardır. 1919’da Tzara ve Picabia’nın Paris’e gelmeleriyle güç kazanan akım daha çok edebiyat alanında etkili olmuştur. Breton ve Tzara arasında artan görüş ayrılıkları grubun dağılmasına neden olmuş, Dada’nın nihilist tavrına katılmayan Breton, 1920’lerin başında Sürrealizm’in oluşmasında önemli rol oynamışlardır.

Dadacılık belli bir üslup ya da örgüt birliği olmaksızın benimsenen yeni sanat değerleri içinde yeni anlatımlar arama ve oluşturma çabasında idiler. Aslında Dadacılık, ressam ve film yapımcısı Hans Richter’in değerlendirdiği gibi, bir akım değil, savaşın Avrupa’yı sarsmasıyla sanat dünyasında patlayan bir fırtına gibidir. Geçtiğinde arkasında yeni düşünceler, yeni yönler ve yeni insanlar bırakmıştır. 1922’de dağıldığında sanatçıların pek çoğu Gerçeküstücülük (Sürrealizm) akımını oluşturmuştur.

İki Dünya Savaşı Arasında

Sürrealist Akım (Gerçeküstü), adeta Dada ile iç içe geçmiş gibidir. Dada sanat hareketi Sürrealizm’in doğmasına sebep olmuştur. Her ikisi de reel dünyaya ve gerçeğin dayanılmaz ağırlığına bir tavır alıştır. Dada hareketi gerçeğin yerine hiçliği koyarken Sürrealizm, gerçeğin alternatifini ve tahammül edilebilecek dünyayı bilinçaltında arar. Bilimsel gelişmeler ve özellikle Freud’un psikanalizde bilinçaltının anlaşılmasının bilince olan etkileriyle ilgili bulguları, sanatta gerçeğin alternatifini bulma çabaları gibi yansıma bulmuştur. Gerçek dünyayı sıradan görmesi ve değer vermemesi yönüyle metafizik bir dünyaya girişin de kapısını aralamıştır.


Andre Breton 1922’de Louis Aragon gibi başka şairlerle birlikte Dadacılık akımının nihilist tavrına karşı, olumlu yönde yaratıcılığı savunan gerçeküstü sanatın ilkelerini oluşturmaya başlamıştır. Ancak, akımın gelişmesinde Dada’nın etkileri yadsınamaz. Plastik sanatların dışında edebiyat, müzik ve sinema gibi öteki sanat dallarını da içeren Gerçeküstücülük, iki dünya savaşı arsında bir felsefe ve yaşam biçimini de belirlemiştir. Dada akımının akılcılığa gösterdiği bütün düşmanlığı benimsemekle birlikte, Freud’un psikanaliz kuramlarına dayanan bir edebiyat ve görsel sanat akımı olarak Gerçeküstücülük, insan ruhunun bilinç dışı derinliklerindeki öğeleri yakalamaya ve bu çabaya uygun düşen bir simgesel aygıt içinde dile getirmeye çalıştı. Soyutlama eğiliminden çok uzak bir akım olan Gerçeküstücülük, temel bakımdan, bir “imge dünyası” kurmaya yönelmişti.4

Gerçeküstücülük, normal bilince sunulmuş sıradan nesnelerin yapay dünyasının gerisinde gerçek bir dünyanın var olduğunu savunarak, bu gerçek dünyaya ulaşmaya çalışmıştır. Genellikle bilinç dışı otomatizme dayanan teknikleri benimseyerek, yerleşmiş değerlerle bağını koparan, mantıksal, ahlaki ve toplumsal her tür kalıplaşma ve düzene karşı çıkan, rüyanın, içgüdünün, arzunun ve başkaldırının üstün bir güç olduğunu savunarak, geleneksel değerleri yıkmaya ya da aşmaya çalışan bir anlayış içinde olmuşlardır. 5

Sürrealizmin Gelişmesi

Breton, Sigmund Freud’un, özellikle düşler ve bilinçaltı kuramlarıyla yakından ilgiliydi. Gerçeküstücü sanatta bu kurumların etkisi büyük olmuştur. Mantıksal düzeni yok ederek bilinçaltına, sınırsızlığa ve gerçeğe varılacağına inanan sanatçılar resmi, görülen cismin betimlemesi değil, usun betimlemesi olarak değerlendiriyor ve bu noktadan hareket ederek mantık dışı uygulamalarla çevreler yaratılıyordu. Breton, Sürrealizm’i şöyle tanımlıyor: “Gerçeküstü, düşünme sürecini mantık ve us kurallarıyla sınırlamadan, estetik ve töre ön yargılarından arıtarak, salt ruhsal istemsizliği (Otomatizm) aktarmaktadır.“ Breton, akıma adını, yazar ve sanat eleştirmeni Apolinaire’in, 1927’de sahnelenen LesMamellesdeTirésias (Tresias’ın Memeleri) adlı yapıtı için kullandığı “gerçeküstücü” sözünden etkilenerek verilmiştir. 1924’te ManifesteduSurrélisme (Gerçeküstücülük Bildirgesi) yayımlandığında grup ARP, ERNST, MASSON, MİRO ve TANGUY’dan oluşmaktaydı. 1929’da Dali gruba katılmış, onu Delvaux, Giacometti ve Magritte izlemiştir. Öteki Gerçeküstücü sanatçılar arasında F. Bacon, Duchamp, Matta, Lam, Picabia, Ray sayılabilirler. Akımın fikir babası kendisi de edebiyatçı olan Andre Breton’dur. Hem coşkuyla Sürrealizm’i tanıtmış ve savunmuş, sanatçıların çalışmalarını coşkuyla desteklemiştir. Çalışmalarını Sürrealist bulmadığı Salvador Dali’yi gruptan ihraç ettiği de bazı kaynaklarda işlenmektedir.


Gerçeküstücü sanatçılar, yaratıcı bilinçaltını irdelemek ve özgür kılmakla toplumu geliştirici bir politika belirlemek gibi aslında birbiriyle ilintisi pek olmayan iki konuyu birleştirebilmiş, 1927-35 arsında, bu amaçları doğrultusunda Fransız Komünist Partisi’yle işbirliği yapmışlardır. Temelde bu sanatçılar kendilerine özgü yöntem ve teknikler kullanmışlar, ortak bir üslup geliştirmemişlerdir. Ancak şok yaratma amacıyla, nesneleri us ve mantık dışı biçim ve ortamlarda sunma konusunda görüş birliği içinde olmuşlardır. Akımda iki farklı eğilim gelişmiştir. Soyut Gerçeküstü (Abstract Surrealism) olarak adlandırılabilecek ilk eğilim, ruh çözümüne (psiko analiz) dayanmakta ve salt istemsizliklerle yönetilmekteydi; bilinçaltındaki duyguların simgelerle betimlenmesiydi. Ernst’in Frotaj’ları 6 , Oscar Dominguez’in Dekalkomani’leri 7 bu gruba girer. Ayrıca Gorky, Hantai gibi sanatçılar da bu tür örnekler vermişlerdir. Doğrucu gerçeküstücülük (VeristicSurrealism) olarak adlandırılabilecek ve Dali, Magritte, Tanguy gibi sanatçıların yapıtlarının oluşturduğu ikinci eğilimdeyse De Chirico’nun yapıtlarını anımsatan öğeler göze çarpar. Nesnelerin ayrıntılı bir biçimde betimlenmesi, ancak düş ya da karabasanı anımsatan us dışı ortamların içinde verilmeleri söz konusudur. Bu eğilimin bir çeşitlemesi olarak, birbiriyle ilintili olmayan nesnelerin, birlikte, düşsel değilse bile günlük yaşamın dışında bir gerçeği çağrıştıran biçimde verildiği görülür: Ameliyat masası üstündeki dikiş makinası ve şemsiye gibi. Gerçeküstücülük 1930’ların sonların doğru uluslararası bir nitelik kazanmaya başlamıştır. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla ABD’ye göç eden Breton, Chagall, Ernst, Masson, Matta ve Tanguy bu ülkede gelişmekte olan Soyut-Dışavurumcular’ı etkilemişlerdir.8

Metafiziği Gerçeküstücülükle Birleştiren Sanatçı: De Chirico

Giorgio Chirico, Carra ile birlikte metafizik resmi kurmuştu. SürrelistlerChirco’nun ilk resimlerini beğendiler. Chirco’nun resimlerinde Jules Verne’nin hayal ürünleri hem modern bir nitelik taşırlar hem de yürürlükten kalkmışlardır; onun öngördükleri gerçekleşmiştir ama tam olarak aynı biçimde değil; bu da onun gelecekteki bir dünyaya ait olağanüstü vizyonlarına bir fosil görünümü kazandırmıştır: Bir kez daha insan zamanın sarhoşluğuna kaptırmıştır kendini. (…). 1913’teki yapıtlarında birdenbire beliriveren hayali kulelere yer vermiştir. Bunların tepesinde çoğunlukla akşam rüzgarlarında dalgalanan bayraklar vardır, sonra almaşık olarak çok yüksek fabrika bacaları vardır, geniş bir alanın sessizlik ve boşluğun üstünde yükselirler; taştan oturtmalığı üstündeki redingotlu bir erkek heykelinin gölgesi de alana düşer. (…). Tablolarında antik yaşamın hayaletiyle modern yaşamın işaretleri alışılmamış amblemlerin ortaya çıktığı boş mekanlarda yan yana gelirler: Bunlar yumurta, eldiven, enginar ya da düşsel bir matematiğin anlaşılmaz figürleridir. Bu gibi kompozisyonlar kesin desenleri aracılığıyla (…). bizleri uzaklara sürüklerler. Magritte’nin çok sevdiği bir anlatımla söylersek, “Onlar bizim ruhumuzu dünyanın gizine açarlar.”9 Sonradan Giorgio Morandi metafizik okulun üçüncü önemli öncüsü oldu. (…). Denebilir ki De Chirco’nun resmi, MaxErnst, RéneMagritte, YvesTanguy, Salvador Dali’nin, yaşamlarının belli bir anında, onların düşünce biçimlerini etkilemiştir. (…). Magritte, De Chirico’ya kesin bir atılım borçludur: Onun sayesinde, resim dünyasının gizine açılmıştır.10

Dünya Savaşları ve Türkiye Ortamı

Günümüz dünyasında her türlü gelişimin küresel etkileri olmaktadır. Geriye dönük değerlendirme yaptığımız bu çalışmada, yukarıda anlattığımız olaylar ve olgular gerçekleşirken ülkemizdeki sanat ortamında neler olduğu sorusu akla gelebilir. Osmanlı İmparatorluğu Batılı eğitime geçişe kapılarını 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’nin açılmasıyla aralamıştı. Bu mektepten Avrupa’ya eğitim için gönderilen ve resim sanatı tarihimizde 1914 kuşağı olarak anılan sanatçılar savaşın başlamasıyla yurda döndüler. Bu sanatçılarımızla estetik yaklaşımı değiştirmeye yönelik çabalar önem kazanır. Cumhuriyet'in ilk on yılını takip eden süreçte de, plastik sanatlar alanı, modernizmi benimseyen ve sanatı daha dinamik ve yenilikçi bir olgu şeklinde kavrayan Sanayi-i Nefise Mektebi (Akademi) mezunlarının kontrolü altındadır. Ama artık Akademi’de eğitim öğretim anlayışında ciddi bir yenilenme, savaş sonrası dönemin sanatını değerlendirebilme gibi konularda beklentileri karşılayamayan bir kadro söz konusudur.


Akademizme karşı bir duruş gerektiren Batı'daki sanat hareketleri Kurtuluş Savaşı'yla bağımsızlığını kazanan bir ülkede, Batı'daki eğilimlerle paralellik arz edecek durumda değildi. Yeni bir devlet kurma çabaları ve sürdürülen kalkınma savaşı programları içinde, devlet desteği ile yurt gezileri yapılıyor, yöresel, ulusal değerler oluşturulmaya çalışılıyordu.

Değerlendirme veya Sonuç

Dünyanın gördüğü iki büyük savaş arasındaki sanat hareketleri en genel biçimiyle Dada ve hemen onun ardından Sürrealizm çevresinde temellenmiş olduğundan, bu çerçevede ele alınmış ve anlatılmaya çalışılmıştır. Zira günümüzde de yeni sanatı destekleme amacı güden görüşler muhtemeldir ki, kaynağını Dada ve Sürrealizm’den almıştır. Dünya savaşında ağır bedeller ödeyen insanlığın temsilcileri olarak değerlendirebileceğimiz sanatçılar II. Dünya savaşı sonrasında hatta günümüzdeki oluşumlarda da etkileri süren birikimler bırakmıştır. Kendinden sonraki tüm dönemlerde etkileyici, tetikleyici, ilham verici ve yön verici olmuştur.

Dadacı tutumda benimsenen Karşı-Sanat tutumu 1950’lerde tekrar ortaya çıkmıştır. Dadacılık ve benzeri sanat akımları, geleneksel sanat kavramlarını yıkma çabalarının izlerini taşımaktadır. Çağdaş yapıtlara uygulandığında yeniliği ve tutucu olmayanı vurgulamış; ancak terim esnek bir biçimde kullanılmış, kesin anlamı ve belirtileri tanımlanmamıştır. 1960’larda oluşan pop sanat ve oluşumlar da Dadacılık'tan büyük ölçüde etkilenmiştir.

Dada hareketi 20. yüzyıl avangar okullardan, öncelikle doğumuna neden olan koşular bakımından ayrılır. Sürrealist akım, örgütsel niteliğini II. Dünya Savaşı’yla yitirmiş, etkileri değişik ülkelerde pek çok sanatçıda uzun süre izlenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yerini soyut Ekpresyonizm’e bırakmıştır.

*Sanat Tarihçisi

DİPNOTLAR 1) E. Batur, Modernizmin Serüveni, TristanTzara çev. S.R. YKY, İstanbul, 1999, s.317 2)NorbertLiynton, Modern Sanatın Öyküsü, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1991, s.126 3) Otomatizm; üst bilincin etkisinden kurtulmak, bilinçaltını açığa çıkarmak amacıyla; bedenin ritmik tepkileriyle hiçbir anlam yüklemeden oluşturulan plastik öğelerle sanatsal üretim yapma yolu. 4) G. Bazin, Sanat Tarihi, Çev. S. Hilav, Sosyal yay. İstanbul, 1998, 531 5) A. Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yay. İstanbul, 2002, 450 6)Frotaj: (Fr. Frottage’den) OTOMATİZM doğrultusunda çalışan Gerçeküstücü sanatçıların uyguladığı “sürtme” tekniği. ERNST tarafından geliştirilen bu teknikte ahşap, taş ya da dokuma gibi dokulu bir yüzey üstüne yerleştirilen kağıda, siyah yada renkli bir malzeme sürterek dokunun kağıda geçmesi sağlanır. Böyle elde edilen rastlantısal desenler resimsel tasarımın temelini oluşturur. 7) Dekalkomani; (Fr. Décalcomanie’den) 1930’larda Oscar Dominguez’in GERÇEKÜSTÜCÜLÜK akımının OTOMATİZM kavramından yola çıkarak oluşturduğu teknik. Bu teknikte boya kalın bir fırçayla ince bir kağıdın üstüne sıçratılır ve kurumadan ikinci bir kağıtla yavaşça sürtülerek gelişigüzel dağılması sağlanır. Daha sonraları ERNST tarafından YAĞLIBOYA’ya uygulanan bu tekniğin en önemli özelliği, yapıtın ön tasarımsız oluşturulmasıdır. 8) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z. Rona, YEM yay, İstanbul, 1997, c.I, s.671 9) E. Batur, Modernizmin Serüveni, ParickWaldberg çev. S.R. YKY, İstanbul, 1999, s.334 10)E. Batur, a.g.e s.337 KAYNAKÇA 1) Enis Batur, Modern Sanatın Öyküsü, YKY, İstanbul 1999 2) G. Bazin, Sanat Tarihi, Çev. S. Hilav, Sosyal yay. İstanbul, 1998 3) A. Cevizci, Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yay. İstanbul,2002 4) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z. Rona, YEM yay. İstanbul, 1997 5)NorbertLiynton, Modern Sanatın Öyküsü, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1991


İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 959 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK