Tezhip

Hocam Rikkat Kunt Hanım (1903-1986)

  • #


Yazı: Prof. Dr. Çiçek DERMAN

“Rikkat Kunt Hanım, yaşadığı devir gereği, gelenekli sanatlarımızın îtibar ve alâka görmediği yıllarda tezhip sanatına ömrünün tam elli yılını, bu sanatı öğrenmek ve öğretmek için adamış bir müzehhibedir. Bu uzun zaman dilimi içinde, değil mükâfatla taltif edilmek, öğrenci bulmakta ve sipariş almakta dahi zorluklar yaşamıştır. Karşılaştığı güçlükler onu hiçbir zaman yıldırmamış ve inandığı yolda azimle yürümesi sâyesinde bu sanat asıl kaideleriyle korunarak günümüze kadar gelebilmiştir.” Prof. Dr. Çiçek Derman, kendi deyişiyle, tam on yıl evinin kapısını aşındırdığı ve vefatından 27 yıl sonra anısına bir kitap yazdığı hocası Rikkat Kunt’u dergimize anlattı.

30 Temmuz 2013 günü Bayezid Kitap Fuarı’nda bir konferans ile basına tanıtılan ve aynı gün imza günü tertip edilerek meraklılarına dağıtılan “Rikkat Kunt Hoca Hanım” kitabı, benim uzun zamandır yazmayı arzu ettiğim, ama idâri görevler sebebiyle bir türlü gerçekleştiremediğim eserdir. Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı tarafından Mas matbaasında bastırılan ve Ersu Pekin tasarımıyla hazırlanan kitabın tezhip sanatında bir döneme ışık tutacağını umuyorum.


Kitabın, Edebiyat, Kültür ve Sanat Araştırmaları (ESKA-DER) Derneği tarafından 2013 yılı Klasik Türk Sanatları dalında armağana lâyık görüldüğü haberi beni hem sevindirmiş hem de düşündürmüştü. 26 Nisan 2014 tarihinde Ali Emîrî Efendi Kültür Merkezi’nde düzenlenen merasimde yaptığım teşekkür konuşmama şu cümlelerle başladım: “Vefatından 27 yıl sonra, onu anlatan bu kitap ile, asıl ödüle lâyık görülen hocamdır. Vesîle olmanın şükrü içindeyim. “Bir neslin ektiğini, bir nesil biçer” derler; hocamın ektiği sanat tohumlarının semeresini bugün bizler topluyoruz. Mekânı cennet olsun.”

Çünkü Rikkat Kunt Hanım, yaşadığı devir gereği, gelenekli sanatlarımızın îtibar ve alâka görmediği yıllarda tezhip sanatına ömrünün tam elli yılını, bu sanatı öğrenmek ve öğretmek için adamış bir müzehhibedir. Bu uzun zaman dilimi içinde, değil mükâfatla taltif edilmek, öğrenci bulmakta ve sipariş almakta dahi zorluklar yaşamıştır. Karşılaştığı güçlükler onu hiçbir zaman yıldırmamış ve inandığı yolda azimle yürümesi sâyesinde bu sanat asıl kaideleriyle korunarak günümüze kadar gelebilmiştir.

Bir sanat erbabının sanat kudretini ve ulaştığı seviyeyi en güzel anlatan, o sanatkârın tasarımları, denemeleri ve farklı çizim eskizleridir. Bitmiş, çerçevelenmiş bir eserden daha önemli olan ve hazırlık safhasını gösteren düşünce ve arayışları inceleyerek o sanatkâr hakkında sağlam fikirlere sahip olabiliriz. İşte bu kitapda da Rikkat Kunt Hocamın iğneli kalıblarını, farklı renk denemelerini ve sayfa tasarımlarını bulmak ve tezhibe nasıl hazırlandığını görmek, düşüncelerini anlamak mümkün olmaktadır.


Rikkat Hanım, devlete vâli, nâzır ve âyan âzalığı yapmış olan, fikir ve ilim adamı bir babanın kızı olarak dünyaya gelmiş ve aristokrat bir Tanzimat âilesinde büyümüştür. Hüseyin Kâzım Bey veya müstear adıyla Şeyh Muhsin-i Fâni, yazdığı kitapları dışında en ziyâde dört büyük cildlik Türk Lugati ile tanınır. Kendisi aslında İzmir İngiliz Ticaret Mektebi’nden mezun olmakla beraber, klasik Osmanlı kültürüne son derecede vâkıftır. İngilizce ve Fransızca’yı bu mektepde, Arapça ve Farsça’yı babasından, Latince ile Yunanca’yı da çalışmalarını Türk Lugatı’na yoğunlaştırdıktan sonra öğrenmiştir. İdâre adamı olarak İstanbul Şehreminliği (belediye reisliği), mutasarrıflık ve valilik vazifelerinde bulunmuştur. Ancak prensip sahibi bir kişi olduğundan bu makamlarda uzun zaman oturamamıştır. Kendi kanaatleri dışında bir teklifle karşılaştığı vakit hemen istifa edecek kadar da haysiyet sahibi bir zattır. Hatır için konuşmayan Hüseyin Kâzım Bey, kendisine: “Memleketi nasıl idâre ediyoruz?” diye soran Tal’at Paşa’ya “Altı yüz senelik memleketi altı senede bitirdiniz” diyecek kadar da sözünü esirgemez biridir.

Çevresi, görüştüğü kişiler ve bulunduğu sohbet meclisleri Fatma Rikkat’in küçük yaştan itibaren zengin bir kültüre sahip olmasını sağlamıştır. Babaannesi tarafından 200 yıllık Beylerbeyli bir âilede yetişmesi, dadılı, mürebbiyeli, zengin yardımcı kadrosuyla Boğaziçi’nde bir yalıda gençlik yıllarını yaşaması, dokuz lisana vâkıf varlıklı ve nüfuzlu bir baba himâyesinde büyümesi Rikkat hocamın her hâlinde ve davranışında hissedilirdi. Hakîkaten bir İstanbul Hanımefendisi idi. Hele o âhenkli telaffuzuyla kullandığı İstanbul Türkçesi…Şiir gibi, dinlemeye doyamazdınız. Üç yabancı lisana sahip olmasına rağmen Türkçesine bu dillerden hiçbir kelime katmazdı. Bir gün: “Sizi dinlemek ayrı bir zevk, şiir gibi âhenkli konuşuyorsunuz” dediğimde bana şunları anlatmıştı: “Mütâreke olduktan altı ay sonra 1919 yılında İstanbul’a döndük. O zaman İstanbul işgal altında, feci bir durumdaydı. Ben onaltı yaşıma gelmiştim. Amerikan Mektebi’ne gitmek istedim. Babam: ‘Yok kızım, yeter artık. Fransızcan, Almancan var. Türkçeni de burada daha ilerletirsin’ dedi. Ben de: ‘Pekâlâ’ dedim. Babamla çok iyi dost olan ŞâirMehmedÂkif Bey (1873-1936), o esnada Çengelköy’de oturduğu cihetle, bize sık sık gelirdi. Bana edebiyat dersleri vermeğe başladı. Türkçemi ona medyûnum. En ince teferruatına kadar, arûzu ve şiirleri vezinle okumasını bana o öğretti.”


Rikkat Hanım’ın babası Hüseyin Kazım Kadri Bey, kızının hayatında çok önemli bir yeri olan değerli bir ilim adamı idi. Babaya olan bu düşkünlük ve hayranlık dolu muhabbet, hayatı boyunca eksilmeden devam etmiştir. Babasının 1934 yılında Tarsus’a giderken trende vefat ettiğini öğrenen Rikkat Hanım’ın bir tutam saçı, bu büyük acı sebebiyle o tarihlerde ağarmıştır. Kendi ifâdesiyle o günlerini: “ Asıl o zaman dünya başıma yıkıldı. Perişan bir halde içime kapandım, kaldım.” sözleriyle anlatırdı. Hazırladığım kitapda Hüseyin Kazım Kadri Bey’e neden biraz daha geniş yer vermediğim sorulduğu zaman şöyle cevap vermiştim: “Bunu ben de isterdim, ama Hüseyin Kâzım Bey’in sanatla pek yakınlığı ve alâkası olmamış. Kızının 1936 yılında Akademi’ye girip müzehhibe olması da onun vefatından sonradır. Aslında, Hüseyin Kâzım Bey Evkaf Nâzırı iken (1921) tahsisat yokluğu sebebiyle Medresetü’l-Hattâtîn’in kapanması için karar çıkartmış. Bunu haber alan Medresenin ebrû ve âhar hocası Necmeddin Efendi (Okyay), İstanbul medreselerinin vakfiyelerinde mevcud hat muallimliği tahsisatının toplanmasıyla, Evkaf İdâresi’nin gelirlerine dokunmadan Medresetü’l-Hattâtîn’in açıldığını ve hoca maaşlarının bu fasıldan ödendiğini ispat ederek kararı önlemiş. Zaten Hüseyin Kâzım Bey’in nâzırlık vazifesi de iki ay sonra bitince kapanma tahakkuk etmemiş. Kitapta Rikkat Hanımın babasına düşkünlüğü ve hayranlığı belirtilirken bu bahse girmek istemedim.”


Rikkat Kunt Hoca Hanım kitabında bolca yer alan bezemeli eserlerin bugün hangi koleksiyonlarda bulunduğu tam olarak bilinmemektedir. Farklı tarihlerde düzenlenen müzayedelerde el değiştiren levhaların yeri belli olanlar belirtilmiştir. Bu resimler dikkatlice incelendiği zaman, kendi desenlerini bile tekrar etmekden kaçınan ve her eseri için yeni desen çizmeyi tercih eden Rikkat Hanım’ın sağlam desen bilgisi hemen fark edilir.

Hayatta iken kendisiyle yapılan mülâkatlar, tarih sırasıyla metne sadık kalınarak bu kitapta yer almıştır. Farklı şahıslar tarafından hazırlanan sorulara hocamın kelimeleriyle cevaplarını bulmak mümkündür. Meselâ: “Tezhib sanatının istikbali hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna şöyle cevap vermişti: -“İstikbali Allah bilir, mâlûmunuz. Ama benim düşüncem şu: Eski yükseliş devrine ulaşmak ve hele onu aşmak mümkün değildir artık…”

1981 yılında yapılan bu görüşmede hocamın gelecek hakkındaki bu düşünceleri şükürler olsun ki bugün çok farklı bir noktaya ulaştı. Artık Milletlerarası Yarışmalarda Türk sanatkârları birincilik kazanarak sanat seviyesini eserleriyle ispât ediyorlar.


Tam on yıl evinin kapısını aşındırdığım, rahle-i tedrîsinde bulunduğum, bitmez tükenmez sorularımla yorduğum ve sonunda: “Elimi size bırakıyorum” sözünü kendisinden duymak bahtiyarlığına eriştiğim hocama rahmetler diliyorum, mekanı cennet olsun.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1220 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK