Gravür

Baskı Sanatının Yenilikçi Ruhu; Süleyman Saim Tekcan

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Semra ÜNLÜ


Türkiye’de baskı sanatının önde gelen isimlerinden biri Süleyman Saim Tekcan. O, her yeni güne en iyi eserini vermek için başlıyor. Kâşif bir ruha sahip olan Tekcan, sanatsal üretim yapılırken her defasında üzerine yeni bir şeyler konulması gerektiğini düşünüyor. Sanatını geliştirmek arzusu ve hep canlı tuttuğu kâşif ruhu, onu, baskı sanatında yepyeni bir tekniğin icadına götürmüş. Kendi adıyla dünya literatürüne girmiş olan “yaş üstüne yaş baskı tekniği”ni geliştiren Tekcan ile bu tekniğin özellikleri ve at figürünün önemli bir yer tuttuğu gravür çalışmaları hakkında konuştuk.


Çocukların yorulana kadar sokakta oyun oynadığı, hava kararıncaya kadar eve girmek istemedikleri yıllardı daha. O da her çocuk gibi arkadaşlarıyla birlikte saatlerce vakit geçirmekten, şimdiki çocukların adını bile duymadığı pek çok oyunu oynamaktan büyük keyif duyardı. Top, misket, saklambaç, körebe daha nice oyunlar… Hele bir de yağmur yağıp da sokakta çukurlara su dolup, iyice çamur oldu mu keyfine diyecek olmazdı.

Doğduğu, çocukluğunu geçirdiği Karadeniz şehrinde kızıl çamur bereketliydi. Çömlekçilerin bol olduğu mahallelerinde yağmur sularının çukurlara birikip balçık haline gelmesi, o ve arkadaşları için eğlenceli saatler geçirmek demekti. Üstünü başını kirletme telaşı olmadan ellerini çukura daldırır, çamurları avuçlardı. Minik elleriyle çamuru iyice yumuşatıp şekil verilebilir hale getirince, artık gerisi hayal gücünün zenginliğine kalırdı. İnsan figürleri de olurdu yaptıkları, çevresinde gördüğü hayvanların figürleri de… Ama ille de atlar… Arkadaşları çamurdan arabalar, at arabaları yaparken, onun ellerinde at figürleri vücut bulurdu.
Yukarıdaki satırlarda bahsi geçen çocuk, bugün gravür sanatının Türkiye’deki önemli temsilcilerinden biri olan Süleyman Saim Tekcan’dan başkası değil. Türkiye’de baskı sanatları denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Tekcan’ı, Üskadar’daki atölyesinde ziyaret ettik.

Atölyesi Tanınmış Sanatçıların Uğrak Yeriydi

Tekcan’ı ziyaret ettiğimiz yer, esasında atölyenin çok ötesinde bir mekân. Türkiye’nin ilk çağdaş özgün baskı resim müzesi burası. Üsküdar’da bulunan dört katlı binanın girişine gelir gelmez, sıradan bir atölyeye konuk olmayacağımızı anlıyoruz. Kabartmalı harflerle IMOGA (Istanbul Museum of Graphic Arts), İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi yazısı karşılıyor bizi. Dört katlı binanın giriş katı müze bölümüne ayrılmış. ‘Burayı görmeden olmaz’ deyip adımımızı içeri atar atmaz âdeta renk sağanağına tutuluyoruz. Süleyman Saim Tekcan’ın ilk kurduğu atölyesinin müdavimlerinin, ki her biri Türk sanatında isim yapmış kişiler, eserleri duvarları süslüyor. Emin Barın, Nurullah Berk, Erol Akyavaş, Burhan Doğançay, Adnan Çoker ve daha niceleri…

Müze bahsine, Süleyman Saim Tekcan ile yaptığımız söyleşide yeri geldiğinde devam etmek üzere sanatçının, bugüne kadarki serüvenini paylaşalım. Tekcan’ın, zihninde filizlenip yüreğinden süzülen duygularını ifade etmek için tuvalin başına oturduğu atölye bölümüne geçiyoruz. Söyleşiyi yaptığımız günden kısa süre sonra açılacak olan sergisi için hummalı bir çalışma içinde olduğunu öğreniyoruz sanatçıdan. Çalışma masasının üzerinde, gravür baskıları için hazırladığı karakalem çizimler ve elbette bu çizimlerdeki baskın at figürleri gözümüze çarpıyor. Zaten hazırlığı içerisinde olduğu serginin adının da “At Nağme” olacağını söylüyor.

Yazının girişinde de değindiğimiz gibi Süleyman Saim Tekcan’ın sanatçı kişiliği, daha çocuk yaşlarında filizlenmeye başlamış. Tekcan, 1940 Trabzon doğumlu. Kızıl çamur, onun ilk sanat gereci olmuş. Plastik sanatlara olan ilgisi öğrencilik yıllarında da kendisini göstermiş. Çocukluğunun geçtiği mahallede arkadaşlarının hepsinin çok yetenekli olduğunu söylüyor Tekcan. Ressam Alaaddin Aksoy da bunlardan biri. Her Türk kadar memleket milliyetçiliği var Saim Tekcan’ın da. Kendi mahallesinin çocuklarının pek çoğunun bugün ünlü birer ressam olduğunu gururla ifade ediyor Tekcan. Trabzonlu sanatçılar olarak bir ara “Yolu Trabzon’dan Geçenler” diye bir sergi düzenlediklerini de eklemeden geçmiyor. Sergide 150’ye yakın Trabzonlu sanatçının eserine yer verilmiş.


Tesadüfler Hayatına Yön Verdi

Sanatta 52 yılı geride bırakan Süleyman Saim Tekcan, kendi deyimiyle, yirmili yaşlardan bu yana bilinçli sanat yapıyor. Tahsil hayatı boyunca hep iyi hocalarla karşılaşan Tekcan, ilk ve orta eğitimi İskender Paşa Okulu’nda, liseyi de Trabzon Lisesi’nde tamamlamış. Sanata olan yatkınlığı çocukluk yıllarından itibaren kendisini belli etmiş olsa da Süleyman Saim Tekcan, resim dersinin dışında diğer derslerde de başarılı bir öğrenciymiş. Bilhassa matematik ve beden eğitimi derslerinde… Anlattığı şu anekdot, başımıza gelen şeylerin, bizi kaderimize götürecek yolun kilometre taşlarını oluşturduğu gerçeğini bir kez daha görmemize sebep oluyor; Beden eğitimi hocası genç öğrencisinin spor akademisine girmesini ister. Öğretilen tüm sporlarda çok başarılı olan genç Süleyman, tam akademiye girmek üzeredir ki, apandisit ameliyatı olur.

Bu ameliyatla hayatı başka bir yöne doğru akan Tekcan, lise eğitimi sonrası Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne kaydolmuş. Burada aldığı lisans eğitiminin ardından şimdiki adı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanatta yeterlilik eğitimini tamamlamış. 1970-71 yılları arasında Almanya’da Münih Akademisi başta olmak üzere birçok sanat kurumunda özgün baskı üzerine çalışmalar yapmış.

Resimde baskı boyutuna yönelmesinin özel bir sebebi olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. Süleyman Saim Tekcan, hayatında pek çok alanda olduğu gibi bu konuda da tesadüflerin etkili oluşuna dikkat çekerek, çocukluğunda bir mürettiphanede çalıştığını, bir yerel gazetenin yazılarını dizdiğini anlatıyor. Dizgisine emeğini kattığı gazete basılır, sonra o gazeteden bir topu koltuğunun altına sıkıştırıp abonelere dağıtırmış. “Gazetenin hazırlanması bir tasarım meselesi, orda da bir sanat var aslında. Belki bu da benim geleceğimi yönlendiren şeylerden biri olabilir.” diyor Tekcan. Ankara’da Gazi’deki eğitim yıllarında çok sevdiği hocası Şinasi Barutçu’yu, ki kendisi Türk fotoğraf sanatının öncülerindendir, anıyor. Baskı konusuna ilgisinin biraz da Barutçu sayesinde geliştiğini ifade ederek,

“Gazi Eğitim Enstitüsü’nde derslere girdiğim zaman çok sevdiğim bir hocam vardı; Şinasi Barutçu. Onun grafik atölyelerinde baskı yapmaya başladım. Baskı benim ilgimi ordan çekti. Enstitüde sadece baskı değil, sanatsal olgunun bütün evreleriyle ilgili çok iyi eğitim aldım.” şeklinde konuşuyor.


Atölyesi Sanatçıların Buluşma Noktasıydı

Gravür sanatçısı Süleyman Saim Tekcan’ın enstitü yıllarında üzerinde durduğu ve sonrasında Almanya’da bilgi ve tecrübesini arttırdığı baskı sanatı, Türkiye’de 1970’li yıllardan itibaren diğer sanat dalları arasında önem kazanmış. Tekcan’ın ilk baskı atölyesini kurması da bu döneme rastlıyor. Sanatçı, ilk baskı atölyesini, 1974 yılında kurup kendi baskılarını üretmeye başlamış. Atölyeyi ilk kurarken gravür presi, serigrafi makinesi, kurutma rafları gibi tüm makine donanımını kendisi yapmış. Bunu yaparken de Almanya’da edindiği bir yıllık tecrübe ve oradan getirdiği örnek projeler ona kılavuz olmuş. Tekcan, bin bir emekle kurduğu atölyede yalnızca kendi çalışmalarını basmamış, bizzat kendisinin tasarladığı preslerle baskı üretimine geçen Süleyman Saim Tekcan, atölyeyi başka sanatçıların da hizmetine sunmuş. Nurullah Berk, Tekcan’ın atölyesinde ilk özgün baskı yapan sanatçı olmuş. Gündüz Gölönü, Ferruh Başağa, Neşet Günal da baskılarını Tekcan’ın atölyesinde gerçekleştirmiş.

Süleyman Saim Tekcan’ın baskı atölyesi kendisinden başka sanatçıları da ağırlamış ağırlamasına fakat bir süre sonra daha geniş bir mekân ihtiyacı hasıl olmuş ve Kuyubaşı’ndaki atölye 1977 yılında Söğütlüçeşme’ye taşınmış. Bu yeni mekânda atölye artık sadece sanatçıların baskılarını yaptıkları bir yer olmaktan çok, sıcak ve samimi atmosferi ile sanatçıların uğrak yeri olmuş. Sanatçılar atölyede bir yandan çalışmalarını üretirken, bir yandan da sanatsal sohbet toplantıları yapıyormuş. Bu toplantılara kimler katılmamış ki… Emin Barın’dan tutun da Ali Teoman Germaner, Devrim Erbil, Cihat Burak, Avni Arbaş, Nedim Günsur, Elif Naci, Zühtü Müridoğlu, Semih Balcıoğlu, Mehmet Güleryüz, Özer Kabaş, Eren Eyüboğlu, Veysel Erüstün’e kadar birçok sanatçı Tekcan’ın atölyesinde sanat sohbetlerine dahil olmuş.

Avni Arbaş, Elif Naci, Nurullah Berk, Cihat Burak, Veysel Erüstün, Ergin İnan, Erol Akyavaş gibi sanatçıların baskılarını gerçekleştirmek için geldikleri Söğütlüçeşme’deki atölyede sohbetlerin de başlıca konusunun, çağdaş Türk sanatının nasıl olması gerektiği hakkında olduğunu belirtiyor Süleyman Saim Tekcan. “Belirli bir gün yoktu, her gün toplanırdık atölyede. Çünkü bizim atölye her gün çalışan bir atölyeydi. Her gün farklı insanlar gelirdi, bazılarının her gün geldikleri de olurdu. Orada biz Türk sanatını tartışırdık. Türk sanatının kendi kültürümüz üzerinde inşa olması gerektiği en çok tartışılan konulardan biriydi.” diye konuşuyor Tekcan.

Süleyman Saim Tekcan, 1984 yılında Artess Çamlıca Sanat Evi adıyla yeni bir atölye daha açmış. Anlattığına göre burası Söğütlüçeşme’deki atölyeden daha geniş imkanlara sahipmiş. Sanatçı burasının; serigrafi, litografi, gravür gibi baskı tekniklerinin aynı anda yapılabileceği bir atölye olduğunu söylüyor. Halen çalışmalarını sürdürdüğü İMOGA’nın ise 2004’te açıldığını hatırlatıyor Tekcan.


Tekniği Kendi Adıyla Dünya Literatürüne Girmiş

Usta gravür sanatçısı Süleyman Saim Tekcan, kaşif ruha sahip bir sanatçı. “Benim için geçmişte yaptığım eserler, en iyi eserlerim değil.” diyen sanatçı, her yeni güne en iyi eserini vermek üzere uyandığını ifade ederek, sanatının tekrarlardan ibaret olmadığını belirtiyor. Ona göre, sanatsal üretim yapılırken her defasında üzerine yeni bir şeyler konulmalı. Bunca yıllık sanat hayatı boyunca hep canlı tuttuğu aşkla üretme tutkusunun, hiç bitmeyen heyecanın, dinamizminin kaynağı onun bu kâşif ruhu olmalı, diye düşünüyoruz.

Kendisini sürekli yenilemeyi ilke edinen sanatçı, kendi adıyla dünya literatürüne girmiş olan bir tekniği, “yaş üstüne yaş baskı tekniği”ni geliştirmiş. Tekcan’dan bu konuya değinmesini istiyoruz. Anlattığına göre, elek baskı yahut diğer adıyla yaş baskı tekniği her desen veya renk için ayrı kalıpların kullanılmasını gerektiren bir teknik. Sanatçı bu tekniği başka bir boyuta taşıyarak, yaş üstüne yaş baskı yöntemini geliştirmiş. Uluslararası literatüre giren bu teknikte baskı, 4 veya 5 serigrafi makinesi kullanılarak gerçekleştiriliyor. Yaş üstüne yaş baskı tekniği ile yapılan baskı çalışmasında renkler daha dokuya nüfuz etmeden, üst üste süratli olarak basılıyor. Ana renkler bir araya gelerek ara renkleri oluşturuyor. Saim Tekcan, tekniği için “Geliştirdiğim teknik, renklerin buluşmasından çıkan ara renkler sayesinde büyük bir renk zenginliği elde etmeye yarıyor. Benden önce hiç yapılmamış bir şeydi.” diye konuşuyor.

Süleyman Saim Tekcan, ilk defa kendisinin uyguladığı yöntemle, 1985 yılında, grafik sanatlarında dünyadaki en önemli sergilerden biri olan Yugoslavya Grafik Bienali’nde dikkatleri üzerine çekmiş. Dağılmasından önce Yugoslavya’nın baskı sanatlarında ileri bir ülke olduğunu söyleyen Tekcan, bienale gönderdiği eserlerinin oradaki baskı sanatçıları tarafından incelendiğini anlatıyor. Tekniği öğretmek üzere 1987 yılında Saraybosna Sanat Akademisi’ne davet edildiğini söyleyen sanatçı, burada iki ay ders vermiş. Kanada’dan bazı baskı sanatçıları da Tekcan ile görüşerek teknik hakkında bilgi almak istemiş, bunlardan Amerikalı sanatçı Bonnie Baxter, İstanbul’a gelip, yaş üstüne yaş baskı yöntemini öğrenmiş. Süleyman Saim Tekcan bunları anlatırken, geliştirdiği bir yöntemin uluslararası alanda kabul görüp takdir edildiğini öğrenmek, bizi de gururlandırıyor.


Hat ile At Aynı Çerçevede Buluşuyor

Hayatını özgün baskı sanatının Türkiye’de tanınması ve yaygınlaşmasına adayan Süleyman Saim Tekcan’la söyleşimiz sürerken, masanın üzerinde açık duran albümdeki at figürleri ile hat sanatının buluşması çekiyor dikkatimizi. Tekcan, resimlerinin oturduğu temelin Anadolu uygarlıkları olduğunu söylüyor ilk olarak. “Hitit, Selçuklu, Asur, Osmanlı, kısacası Anadolu’daki bütün medeniyetler benim ilgi alanım oldu.” diyen sanatçının at binme merakı genlerinden geliyor olmalı. Zira babasının ona anlattığı hikâyelere göre babaannesi iyi at binen bir kadınmış. Süleyman Saim Tekcan da daha küçüklükten itibaren at binmeye başlamış. Atların insan yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Tekcan, “Hatta dünya tarihinde çok önemli bir yere sahip atlar. Tarihteki hiçbir imparatorluk at olmadan kurulmamıştır.” sözleriyle de bu düşüncesini perçinliyor.

At figürü ile hat sanatını buluşturmasını anlatırken, babasının vaktiyle Trabzon’un en ünlü hocalarından biri olduğunu söylüyor Tekcan. 'Hoca Temel Efendi' diye anılırmış babası. Arapça ve Farsça’yı bilen iyi bir din alimi olan babasının aynı zamanda iyi bir hattat olduğunu belirten sanatçı, hat sanatına ilgisinin babasından geldiğini ifade ediyor. “Benim sanatçı olmamın en büyük nedenlerinden biridir belki de babam. Beni keşfeden, benim sanatla buluşmama vesile olan, destek verenlerden biridir.” diye de ekliyor.


Sanat yaşamı boyunca pek çok seriler üreten Tekcan’ın, “Atlar ve Hatlar” serisinde, minyatür sanatını hatırlatan at figürlerine, hat istifleri eşlik etmiş. Hat yazılarının, din dışı, günlük yaşamla ilgili güzel sözlerden oluştuğunu ifade ediyor Tekcan. Renkleri özgürce kullandığı sergide Tekcan, atlara eşlik eden yazılar için; Anadolu uygarlıklarına ait kitabeler, mezar taşları ve Osmanlı hat sanatı örneklerinden yararlanmış. Sanatçının bu seride renkleri özgürce kullandığını görünce, çalışmalarında kullanmayı en çok tercih ettiği rengin hangisi olduğunu soruyoruz. Bütün renkleri severek kullandığını dile getiren Tekcan, birbirleriyle uyumlu kullanıldığı zaman tüm renklerin kaliteli olduğunu belirtiyor. Her rengin kendine özgü bir cazibesi olduğunu vurgulayan gravür sanatçısı için yine de turkuvaz ve kırmızının yeri ayrı. “Bu iki renk önemli benim için.” diyor.

Sanatsal Yaratı, Zekâ ve Kültürle Birleşmeli

At figürlerinin, minyatür sanatında resmedilenlere benzetilmesi konusuna da değinen Tekcan, “Belki alt yapısında minyatür vardır çünkü insanın düşüncesi kültür üzerine kuruludur. Minyatürden etkilendiğimiz söylenebilir, zira minyatürü bilen biriyim. Ama benim atlarım birebir minyatür değil.


Benim atlarım Süleyman Saim Tekcan atlarıdır. Çünkü sanatçı kendi olan kişidir.” şeklinde konuşuyor. Son cümlesinin altını çizmek için sözlerine şöyle devam ediyor Tekcan; “Beethoven bir kompozitördür. O, icra edilecek bir eseri her şeyiyle tasarlar, meydana getirir. Fakat yeryüzünde Beethoven’ın eserlerini icra eden on binler, belki de yüz binlerle ifade edilen icracılar vardır. Söylemeye çalıştığım ben icracı değilim.”

Süleyman Saim Tekcan, sanatta özgün olunmasıyla ilgili konuşurken, söz dönüp dolaşıp Türk sanatının Batı sanatları ile etkileşimine geliyor. Nurullah Berk’le ilgili bir anekdotu anlatıyor hemen. Nurullah Berk, vaktiyle Paris’te “Türk Sanatı” isminde bir sergi açar. Sergiyi gezen bir Fransız sanat eleştirmeni, Berk’in yanına gelir ve “Mösyö, Türk sanatı nerede sergileniyor?” diye sorar. Berk, kendi eserlerini gösterince de Fransız eleştirmen, “İyi ama bir kısmı Picasso’ya benziyor, bir kısmı Matis’e…” Fransız eleştirmen örnekleri çoğaltınca Nurullah Berk, o anda “Biz, Türk sanatçılar olarak ne yapıyoruz?” diye düşünmeye başlar. Süleyman Saim Tekcan, atölyedeki dost sohbetlerinin zaten hep Türk sanatının nasıl olması gerektiği, nereye gittiği etrafında döndüğünü hatırlatıyor.

Geleneksel Türk sanatlarının, modernize edilerek, sanatçının da kendisinden bir şeyler ilave ederek icra edilmesi gerektiği düşüncesinde olan Tekcan, sanatsal yaratı denilen şeyin, Allah vergisi olsa da, alt yapısı kültür olan bir zekâyla buluşup yeniden biçimlenmesi gerektiğine vurgu yapıyor. “Zekâ ve kültür olmadan sanatçı olunmuyor. Hatta zeki olmak tek başına yeterli değil. Orta Çağ’da skolastik düşüncenin Rönesans’a ulaşmasını sağlayanlar sanatçılar olmuş. Bence sanatçı deha olmalı ayrıca, sanat dahisi diyelim…” diye konuşuyor.

Tüm sanatsal yaşamı boyunca sanatın her dalıyla ilgilendiğini ifade ediyor Süleyman Saim Tekcan. Resim, serigrafi, litografi, gravür ve heykel çalışmaları bulunan Tekcan, gençlik yıllarında tiyatro ve sinemayla da ilgilenmiş. Hatta Türk sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan, 1965 yapımı Sevmek Zamanı adlı filmde başrolü oynamış. Metin Erksan’ın yönetmenliğini yaptığı filmden sonra Saim Tekcan, daha pek çok film için teklif almış. Yaşamına sinema sanatçısı olarak mı, ressam olarak mı devam edeceğiyle ilgili karar aşamasına geldiğinde ise tercihini resimden yana kullanmış.


Süleyman Saim Tekcan’ın sanatında Anadolu uygarlıklarının önemli olduğunu belirtmiştik. Hollandalı ressam ve baskı ustası Rembrant da Tekcan için önemli olacak ki, “Uygarlıklar”, “Atlar ve Hatlar” serilerinin yanı sıra bir dönem “Rembrant’a Saygı” serisi de hazırlamış. Tekcan, ışık ve gölge ustası Rembrant’a saygı olarak geliştirdiği seriyi anlatırken, “Rembrant beni çok etkileyen bir ressam. Çocukluğumda ilk aldığım sanatçı kitaplarından biriydi Rembrant’ınki. Oradaki kahverengi tonlarından oluşan renk yelpazesi çok ilgimi çekiyordu. Sonraki yıllarda Rembrant Müzesi’nde sanatçının orijinal eserlerini gördüğüm zaman çok etkilendim. Bunlar Rembrant’ın işlerine benzeyen işler değildir, fakat kullandığı ışığın, rengin ve onun görsel bir yansımasıdır.” diyor.

Tekcan’ın serilerinden bahsetmişken; Uygarlıklar, Atlar ve Hatlar, Rembrant’a Saygı serilerinden başka bir de Objeler serisi hazırlamış olduğunu da söyleyelim. Sanatçı, bu seriyi de tabiatta var olan şeylerden, sözgelimi meşe palamutlarından yola çıkarak üretmiş.

Saim Tekcan’ın ‘Süleymanname’si

Usta sanatçı Süleyman Saim Tekcan, sergilerine baskı çalışmalarının yanı sıra çok özel bir çalışmayı daha dahil ediyor; Süleymannâme… Tekcan’ın yaklaşık 35x50 cm boyutlarındaki Süleymannâme’si 8 kitaptan oluşuyor. Süleymannâme fikri, usta sanatçı Emin Barın’ın, Tekcan için yazdığı tuğradan ilhamla ortaya çıkıyor. Her bir kitapta sanatçının 30 gravürü yer alıyor. Kitapta yer alan gravürler, tezhiplerle bezenmiş. Gravürleri süsleyen tezhipler, Tekcan’ın Mimar Sinan Üniversitesi’nden öğrencileri tarafından yapılmış.

Süleymanname’nin ciltleri, cilt sanatının duayeni İslam Seçen ve öğrencilerinin elinden çıkmış. Sanatçı, İslam Hoca ile arasında, fakültede dekanlık yaptığı dönemde başlayan bir dostluk olduğunu belirterek, “Mimar Sinan’da benim dekanlık dönemimde okulun en iyi hocalarından biriydi. Güzel bir hukukumuz vardır kendisiyle.” diyor.


Emin Barın tarafından yazılan tuğranın ilham verdiği ve 8 kitaptan oluşan Süleymanname’de, at desenleriyle tanınan sanatçı, kitabında yer verdiği atları da hat ile buluşturmuş. Süleymanname’deki hatlar için, “Çoğu dini bir anlam taşımıyor, hatta okunmayan hatlar onlar. Birkaç yazının süperpozesinden (karışımından) meydana gelen okunmayan yazılar diyorum ben bunlara.

Metnin içinde bazen beni anlatan sözler de var, ama ‘Hüve’l Baki’ gibi güzel sözler de var. Bazen iki-üç sözü üst üste kullanıyorum, onları okunmaz hale getiriyorum. Arapça ve Osmanlıca okumayı bilenler bakıyor bir türlü ne yazıldığını çözemiyorlar.” diyor ve gülümseyerek, “Sanat öyle kolay çözülebilen bir şey değildir” diye de ekliyor. Kitapta yer alan metinler Ahmet Ünver’e ait. İSMEK’te Hat Zümre Başkanı olan hattat Savaş Çevik’in de iki sayfalık bir yazısı var Tekcan’ın Süleymanname’sinde. Ziyaretimiz sırasında hummalı bir şekilde düzenleyeceği sergiye hazırlandığını anlatan Süleyman Saim Tekcan, sergide Süleymanname’nin bir kitabının yanı sıra yağlıboya eserleri, gravür ve heykel çalışmalarının da bulunacağını ifade ediyor.

Söyleşimizin sonuna doğru usta sanatçıya, bundan sonraki sanat yaşamında neler yapmak istediğini soruyoruz. Fakültelerde dekanlık yapan, birçok baskı atölyesi kuran sanatçı, artık eğitim verme sürecini tamamladığını, sadece üretmek istediğini belirtiyor. Tekcan, eserlerini meydana getirirken, düşünce aşamasından üretim aşamasına geçtiğinde çok farklı sonuçlarla karşılaştığına da değiniyor. “Bence sanat eseri, yapılıyor olduğu anda kurgulanan bir şey. Sanatçı, düşüncesiyle üretmez bir resmi. Bir şeyler düşünerek başlıyorsunuz ama yapım aşamasında o kadar çok artılar ilave ediyorsunuz ki, sonuçta başbaşka şeyler çıkıyor ortaya. Uygulama içerisinde tesadüfler, düşünmediğiniz şeyler resmin içerisine dahil oluyor.” diye konuşuyor.

Süleyman Saim Tekcan ile yaptığımız hoş söyleşinin ardından, atölyede kendisine ait eserler ve binanın giriş katında bulunan müzedeki pek çok ünlüye ait eserler sayesinde gözlerimzin pası silinmiş bir halde ayrılıyoruz sanatçının yanından.


SÜLEYMAN SAİM TEKCAN KİMDİR?

1940'ta Trabzon’da doğdu. 1960-1961'de Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun oldu. 1963'te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden lisans diploması aldı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Resim Bölümü’nden lisans ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Sanatta Yeterlilik eğitimini tamamladı. 1964-1965 yıllarında Işık Lisesi Müdür Yardımcılığı yaptı. 1968-1975 yılları arasında Atatürk Eğitim Fakültesi’nde eğitim görevlisi olarak çalıştı. 1970-1971 yıllarında Almanya’da baskı eğitimi üzerine araştırmalarda bulundu.

1975'te Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim kadrosuna girdi. 1985'te profesör oldu ve aynı yıl Grafik Sanat Dalı Başkanlığı görevine atandı. 1987'de Yugoslavya’da Saraybosna Sanat Akademisi’nde iki aylık özgün baskı semineri 1991'de Ankara’da Bilkent Üniversitesi’nde Özgün Baskı Semineri gibi çalışmalar yaptı. 1991 yılında Almanya’da, Bonn’da Türk Grafik Sanatı’nda 12 Sanatçı ve Çağdaş Türk Resmi’nden Bir Kesit başlıklı iki ayrı konferans verdi. 1994-1995'te Mimar Sinan Üniversitesi dekanlık görevini, Grafik Bölümü Başkanlığı ile beraber yürüttü. 1996'da Büyükada’da eğitime başlayan Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kurdu ve ilk eğitim yılı süresince dekanlık görevini yürüttü. 2006'da İMOGA-İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi Kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı 2007'de Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kurucu Dekanlığı 2008 yılında 1. Uluslararası Özgün Baskı resim Bienali Jüri Üyeliği görevlerinde bulundu.

Kurduğu Atölyeler

1) İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi Gravür, Litografi, Serigrafi Atölyelerini 2) İstanbul Teknik Üniversitesi Gravür, Serigrafi Atölyeleri 3) İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Gravür, Serigrafi Atölyeri’ni 4) Çamlıca Sanat Evi Gravür, Serigrafi, Litografi, Özgün Baskı Atölyeleri’ni kurdu.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 2372 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK