Harflerin Divanı Dîvân-ı Hurufât

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE*

Dîvanî yazıya Cumhuriyet'le birlikte -aslî amacıyla kullanılma imkanı kalmadığından- çok az emek verilmiş, estetik yönü çok güçlü olan celî divanî yazı ise hattatlara kompozisyonda sağladığı geniş imkanlar nedeniyle hayli ilgi görmüş ve günümüzde eser verilen bir yazı karakteri olarak öne çıkmıştır. Yazının aynı musiki gibi insan ruhunda belirli tesirleri vardır. İslam yazılarından bazıları kararlılığı, vakarı, sevimliliği, huşûyu, teslimiyeti ifade ederken bazıları da haşmet ve hükümranlığı ifade etmektedir.


İslam devletlerinde dîvan, devlet idaresindeki muhtelif idarî, askerî ve malî hizmetlerin yerine getirilmesinde kullanılan defterlere, mecaz olarak da bu defter ve ilgili memurların bulundukları yere verilen isimdir. İslam devlet teşkilatları içinde bulunan ve tarih boyunca önemli bir görev ifa eden dîvan teşkilatı, gerçek manasıyla ilk defa Halife Hz. Ömer tarafından kullanılmıştır. Hz. Ömer'den sonra değişik şekil ve isimlerle gelişip devam eden dîvan teşkilatı Osmanlı döneminde de vardı.Osmanlı'da Orhan Gazi döneminden itibaren özel bir yere sahip olan dîvan teşkilatı, daha sonra gelen hükümdarlar eliyle bir hayli geliştirilerek devletin en önemli organları arasında yer almıştır.

Osmanlı'da bir devlet teşkilatı olarak dîvan, "bizzat padişahın bulunmadığı takdirde, vezirin başkanlığında veya hükümdarın bulunduğu yerde kurulan bakanlar kurulu"demektir. Osmanlı'da Dîvan hangi din ve milletten olursa olsun hangi sınıf ve tabakadan bulunursa bulunsun, kadın erkek herkese açıktı. Osmanlı Devleti'nin en yüksek karar alma makamı konumundaki dîvanın kararlarına başta padişah olmak üzere herkesin uyması mecburi idi. İşte devletin bu en yüksek organının adına nispetle Osmanlı'da Devlet-i Aliyye'nin resmî yazısı olarak ortaya çıkan ve zaman içinde muazzam bir sanat yazısına dönüşen yazıya "Divânî" (dîvana ait) yazı denilmiştir.


Divanî yazının basitleştirilmiş "kırma"sı ve daha geliştirilmiş "celî"si vardır. Buradaki celîlik irilik anlamında olmayıp açık, seçiklik anlamında kullanılmıştır. Celî divâni yazı, dîvanî yazının celîsi değildir. Celî divanî, divanî yazıya göre nispeten daha geniş kalemle yazılır. Harfler daha süslü, kıvrımlı ve harekelidir. İstifli ve çok girift bir görünümü vardır.

Padişah fermanları, menşurları, şikayet, mühimme ve ahkâm defterleri ile devletin resmi kararları Dîvan-ı Hümayûn'da bu hatla yazılmıştır. Tevkî ve ta'lik hususiyetleri taşıyan divanî hat Türkler tarafından geliştirilmiş ve kurallara bağlanmış bir yazıdır. Akkoyunlular döneminde Osmanlı'ya geçen ta'lik yazı kısa sürede Osmanlı hattatları elinde esaslı değişikliğe uğrayarak dîvanda kullanılır hale geldiği için dîvanî adını almıştır. Osmanlı Devleti'nin kurduğu düzenin azametini, vakarını ihtişamını ve gücünü sembolize eder.

Fatih Sultan Mehmed devrinde diğer İslam yazıları gibi divanî de önemsenmiş ve geliştirilmiştir. Fatih devrinde divanî yazının bugünkü şeklinin usul ve kaidelerini ortaya koyan Taceddin'dir. Kaynaklara göre İsmail Çelebi, Saf Muslî Çelebi, Ayn Ali Çelebi, Hüdhüd Ali Çelebi, Tacizade Cafer Çelebi, Matrakçı Nasuh divanî hattının önemli hattatlarıdır. Divanî yazıda ideal nispet ve formlara XVII. yüzyılda ulaşılmış, XIX. yüzyılda ise en güzel örnekleri yazılmıştır. Padişah iradeleri altında, yazanın imzası olmadığı için bu yazıya hizmet eden hattalar hakkında fazla bir malumata sahip değiliz. XX. yüzyılda en güzel divanî ve celî divanî yazan hattatlar arasında Sami, Nâsih, Hacı Kâmil Akdik, Recâi ve Aziz efendiler ile Hakkı, Ferid ve Süreyya beyler, Halim Özyazıcı, Hamid Aytaç, Emin Barın adı geçmektedir.


Divanî yazıda diğer yazılara nazaran yuvarlak kısımlar azaltılmış, düzümsü kısımlar bırakılmış, fakat dönüşler ve kavislerde çabuk kırılma ve yumulmaya yer verilmiş, böylece yazıda sürat temin edilmiştir. Bazen kalemin akış hızını göstermek maksadıyla yapılan geniş kavisli çekilişler, yazıda hüküm ve kararlılığı arttırmıştır. Divanî yazıda satır sonlarında sıkışarak üst üste binen yazı yukarı doğru yükselerek genel görüntüde azamet sağlanmıştır.

Celî divanî yazı ise tam bir haşmet âbidesidir. Divanî yazıda hareke kullanılmazken celî divanî yazıda harekeyle beraber yazı alanındaki boşlukları tamamen dolduracak tirfil, tırnak, cezim ve küçük noktalar kullanılır. Yazı son derece girift halde istiflenir. Bu haliyle tüm satır yekpare halde algılanır. Celî divanîde leke etkisi o kadar yoğunlaşmıştır ki, artık satırın tamamı başlı başına bir form oluşturmaktadır.

Celî divanî hattında yazı, dış sınırları belirlenmiş bir alana istiflenmesi gerektiğinden sanatkâr grafik sanatların temel plastik değerleri olan nokta, çizgi, leke ve renk ile bunların birbiriyle olan ilişkileri konusunda ileri bir bilgi ve tecrübeye sahip olmalıdır.


Etkili ve hayranlık uyandıran celî divanî yazılara baktığımızda şu hususların öne çıktığını görmekteyiz

  1. Bir kanal şeklinde sona doğru yukarıya yükselen bir kompozisyon oluşturulmuştur.
  2. Kanal içinde yoğunlaşan lekeler uzaktan bakıldığında doku halini almaktadır.
  3. Kompozisyonun leke dağılımında tam bir homojenlik sağlanmıştır.
  4. Harf ve kelimeler okunma sırasına (teşrifata) riayet edilerek istiflenmiştir.
  5. Çizgilerin, istif içinde uyumlu tekrarıyla ritim duygusu yakalanmaya çalışılmıştır.
  6. Hareke ve işaretler kalem kalınlığının 1/3'ü kalınlığında kullanılmıştır.
  7. Tek düzelik, kef serenleri, mim kuyruk kıvrımları ve keşidelerle kırılmaya çalışılmıştır.
  8. Kanal içinde dengenin her türlüsü kullanılmıştır. Simetrik, asimetrik, merkezi ya da serbest.
  9. Celî divanîde yön zıtlıkları diğer tüm yazılara nazaran daha fazla vurgulanmıştır.
  10. Harf ve kelimelerin kalem kalınlığı ile hareke ve işaretlerin kalem kalınlıkları arasındaki kontrast seyir zevkini artırmaktadır.
Dîvanî yazıya Cumhuriyet'le birlikte -aslî amacıyla kullanılma imkanı kalmadığından- çok az emek verilmiş, estetik yönü çok güçlü olan celî divanî yazı ise hattatlara kompozisyonda sağladığı geniş imkanlar nedeniyle hayli ilgi görmüş ve günümüzde eser verilen bir yazı karakteri olarak öne çıkmıştır.


Yazının aynı musiki gibi insan ruhunda belirli tesirleri vardır. İslam yazılarından bazıları kararlılığı, vakarı, sevimliliği, huşûyu, teslimiyeti ifade ederken bazıları da haşmet ve hükümranlığı ifade etmektedir. Kadim medeniyetimizde metinlerin ifade ettikleri manaya göre yazı çeşitleri belirlenmiştir. Kur’ân-ı Kerim yazımında kullanılan nesih yazı, kararlılığı ve huşuyu hissettirirken, edebi metinlerde asalet ve nezaketi ifade eden ta'lik yazı tercih edilmiştir. Divanî yazı ile yazılmış tuğralı bir fermana baktığımızda devletin bütün gücünü hissetmemek mümkün müdür?

Medeniyetlerin şifresi sanatla çözülür. Bir kültürün estetik, tarihi, sosyal ve ekonomik olarak hangi evrelerden geçerek bir medeniyet haline dönüştüğünü, ortaya koydukları sanat eserlerinden anlayabiliriz. Zira sanat, üretildiği zamanın hüznünü, coşkusunu, tutkusunu yansıtır. Dîvanî ve celî divanî yazıyı da kronolojik olarak takip ettiğimizde devletin yükselme, duraklama ve gerileme dönemlerinin etkilerini müşahede etmekteyiz. Erken dönem divanî yazılarda tevazu, vakar ve güç hissedilirken ilerleyen dönemlerde tedricen daha müzeyyen daha gösterişli ve daha mutantan bir hal aldığı rahatlıkla görülebilmektedir.


Dîvanî ve celî divanî yazı, kreasyona son derece müsait bir yazı türüdür. Günümüz hattatları klasiğin yanında yeni yorumlarla yazı eserleri üretecekse, divanî ve celî divanîden her zamankinden daha fazla istifade etmelidirler. Yeni ve özgün yorum yapmak, klasik ve ölçülü enstrümanlarla sanat üretmekten çok daha fazla cesaret ister. Yeter ki cahil cesareti olmasın.

Dîvan'ın harfleri dün devlet hükmünü yazarken bugün Hakk'ın hükmünü insanlığa tebliğ etmekte. Kim bilir yarın bu bürokrasi yazısından günümüz insanını temsil eden başka yorumlar zuhur eder.

*Hattat, Sanat Tarihçisi, İSMEK Ebru-Kaligrafi Zümre Başkanı
KAYNAKLAR: 1) Âlî Mustafa Efendi, Menâkıb-ı Hünerverân, (Nşr. İbnülemin Mahmud Kemal), İstanbul 1926. 2) Hat ve Tezhip Sanatı, (Editör Ali Rıza Özcan), Ankara 2009. 3) İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Türklerde Yazı Sanatı, Ankara 1958. 4) Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı Belgelerinin Dili, İstanbul 1994. 5) Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul 2010. 6) Mahmud Bedrettin Yazır, Eski Yazıları Okuma Anahtarı, İstanbul 1942. 7) Ziya Kazıcı, İslam Müesseseleri Tarihi, İstanbul 1991.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1792 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK