Geleneğin İzinde Yenilikçi Bir Sanatkâr: Mahmut Peşteli

  • #


Yazı: Nazlı BUĞDAYCI

Günümüz ebru sanatının öne çıkan isimlerinden, Çemberlitaş Mimar Hayrettin Paşa Camii imam hatibi A. Mahmut Peşteli, sanatı “dünyada ölümsüzlüğün bir diğer adı” olarak tanımlıyor. Ebruya başladığı 2000 yılından bu yana, ortaya koyduğu çalışmalarının yanı sıra ebru sanatında kullandığı farklı malzeme ve tekniklerle öne çıkan Peşteli, kendisini ‘geleneklere bağlı yenilikçi biri’ olarak tanımlıyor. Ebrunun klasik sanatlar içerisinde en bakir sanat olduğunu düşünen Peşteli ile atölyesinde görüştük.


Dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan İstanbul, çağlar boyunca birçok medeniyet ve kültüre ev sahipliği yapmış, farklı dile, dine, ırka sahip insanlara kucak açmış. Tarihte farklı milletler tarafından Konstantinopolis, Âsitâne-i Aliyye, Belde-i Tayyibe gibi değişik isimlerle anılan bu şehir, dört büyük imparatorluğa başkentlik yapmış, yüzyıllar boyu coğrafi, siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda merkezi konumunu korumayı başarmış. Bu yüzden en eski mimari yapıların çokça bulunduğu şehirlerden biridir İstanbul.


İstanbul’da halen ayakta olan ve dünyanın en eski mabetlerinden biri sayılan Küçük Ayasofya da bu mimari eserlerden biri. Bizans İmparatoru I. Jüstinyen ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında kilise olarak inşa edilen, 1497’de Sultan II. Beyazıt döneminde Darüssaade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye çevrilen Küçük Ayasofya, İstanbul’da Bizans dönemine ait en eski yapı olarak biliniyor. Camiye dönüştürülmesiyle birlikte avlusuna Hüseyin Ağa türbesi inşa edilmiş, etrafı da zaviye hücreleri ile donatılmış. Osmanlı döneminde çeşitli zamanlarda tekke ve medrese olarak kullanılan hücreler, şimdi ise geleneksel sanatlarda hizmet veren sanatçılar tarafından atölye olarak kullanılıyor. Yapının Türk İslam sanatlarına bu ev sahipliği, zaman içinde çevresinde de bu sanatlarda faaliyet gösteren sanatçıların atölyelerini kurmalarını da beraberinde getirdi. Şimdi Küçük Ayasofya Camii ve çevresi İstanbul’da geleneksel Türk İslam sanatlarının önemli bir merkezi durumunda.

Ebru sanatçısı Mahmut Peşteli’nin de hayatı Küçük Ayasofya Camii’ne imam olarak tayin edilmesi ile birlikte değişmiş. Uzun süre burada görev yapan Peşteli, ebru sanatına merak salmış ve civarda atölyesi bulunan ebru sanatçısı Yılmaz Eneş’ten dersler almaya başlamış. Mahmut Peşteli, günümüz ebru sanatında ismi bilinen temsilcilerinden biri. Ortaya koyduğu çalışmalarının yanı sıra ebru sanatında kullandığı farklı malzeme ve tekniklerle öne çıkan sanatkâr, Çemberlitaş Mimar Hayrettin Paşa Camii imam hatibi olarak da görevini sürdürüyor.


Hatip Mehmet Efendi ve Necmettin Okyay’ın İzinden…

1999 depreminin ardından Adapazarı’ndan ayrılıp tayin edildiği Küçük Ayasofya Camii ve kendisinin ebruya başlamasına sebep olan bu muhit için “Burası geleneksel sanatların kalbi, sanatçı diyarı. Etkilenmemek mümkün mü?” diyor hikayesini anlatırken. Çocukluğundan bu yana içinde sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmanın tutkusunu taşıdığını belirten Mahmut Peşteli, ebru sanatı ile tanışmasına, “Benim gizli kahramanım” dediği gazeteci-yazar Şevket Eygi’nin vesile olduğunu, Eygi’nin kendisini gelecekte icazetini alacağı hocası Yılmaz Eneş ile tanıştırdığını söylüyor. Bu süreç içinde hat ve naht sanatları ile de ilgilendiğini ifade eden Peşteli, “Ancak ebru sanatı benim düsturum, yolum oldu. Ebru bana farklı bir ruh verdi.” diyor.

Bu sanata hayatının hüzünlü dönemlerinde başladığını belirtiyor sanatkâr ve ekliyor: “O dönemlerde Adapazarı depremini yaşamıştık. Ülke olarak zaten zor bir dönemden geçiyorduk. Bir de üstüne bazı ailevi problemlerim oldu. Ben böyle bir dönemde ve böyle bir ruh hali içinde tanıştım ebru ile. O yüzden ebru benim terapim oldu. Hayatımın merkezine koydum sanatımı. Çünkü kaçış noktasında kendini tamamen ona veriyorsun. Böyle olunca ilahi güç tarafından sana ‘yürü ya kulum’ deniyor.”
height="400" />

Peşteli, ebru sanatıyla ilgilenmeye başladığı andan itibaren bu alanla ilgili pek çok şeyi de öğrenme gayretine girmiş. Tarihte ebru sanatına önemli yenilikler getirmiş ve eserler bırakmış, kendisi gibi imam olan Hatip Mehmet Efendi, Necmettin Okyay gibi isimler, onun şevkini artırmış. Onların geleneğini sürdürmek için kendisini adeta bayrağı devralmış gibi adlederek sanatına canla başla sarılmış. “Hem imam hem ebrucu olan bu büyüklerimizin yolunu takip etmek bu geleneği en iyi şekilde temsil ederek onlar gibi güzel eserler bırakmak istiyorum.” diyor.

Kitre Yerine Kerajin

Peşteli, 2000 yılında başladığı ebru sanatına Yılmaz Eneş’te usta-çırak ilişkisi içinde yaklaşık 4 yıl eğitim görmüş. İcazetini ise yıllar sonra hocası ve hocasının hocasıyla birlikte almış Peşteli, “Bizim icazet almamız biraz değişik oldu.” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bizde tek icazet sahibi hocamız Fuat Başar idi. Yılmaz Eneş, Fuat Başar’ın öğrencisi Tülay Taslacıoğlu’ndan ders almış. Yılmaz Hoca’mın icazeti olmayınca benim de olmadı. Silsile bana kadar devam etti. Ancak uzun yıllar sonra Yılmaz hocam, ben ve hocamın hocası birlikte icazetlerimizi aldık.” Peşteli, icazet almanın önemine ise şu sözlerle vurgu yapıyor: “Bizim geçmişe olan bağlılığımızı kanıtlayan elimizde bir belge oldu icazet. Onun ağırlığını insan gayri ihtiyari hissediyor. Kendi tecrübemden biliyorum; icazet alıncaya kadar daha rahat çalışıyordum, icazetten sonra ise adaba ve üsluba daha dikkat eder oldum. İcazetin böyle bir güzelliği var.”


Mahmut Peşteli, ebru sanatını icra ederken bir yandan da ebru malzemeleri kitre ve boya üzerinde araştırma yapmaya başlamış. Sanatkâr, 2004-2005 yılları arasında yaptığı bu araştırmaya kendisini neyin sevk ettiğini sorduğumuzda, “Ebruda ortaya çıkan soluk renkler beni rahatsız ediyor, içimde bir olmamışlık hissi uyandırıyordu.

Yaşadığım hüzünler nedeniyle belki de renkli bir hayat isteğimi eserlerime yansıtmaktı amacım. Eserlerin daha canlı, daha vurucu görünmeleri arzusundaydım.” diyor. Bu araştırmalarının sonunda, teknede üzerinde boyaların açıldığı suda kitre yerine kerajin maddesini kullanmayı tercih eden Peşteli, bu şekilde renklerin daha canlı, çalışmaların daha net göründüğünü fark etmiş.


Hocası Yılmaz Eneş ile birlikte düzenledikleri bir sergi de kerajin kullanarak ortaya çıkardığı bu çalışmalarını sergileyen Peşteli’ye ilk tepki hocası Eneş’ten gelmiş. Eneş, geleneksel usulden farklı bir şekilde üretildiğinin belirtilmesinin doğru olacağını düşünerek, Peşteli’nin eserlerinin altına “Kerajin kullanılarak yapılmıştır.” notunu düşmüş. Peşteli, “Her şeyde bir hayır vardır.” diyor ve ekliyor: “Hocamın o yazısı sayesinde insanlar bu suyu tanıdı ve şimdi pek çok kimse tarafından biliniyor ve kullanılıyor.”

Yine o dönemde değişik türde boyaları çalışmalarında tercih eden sanatçı, çiçeklerin stilizasyonunda da oynamalar yapmış. Ebruda alt yaprakların küçük, üst yaprakların büyük olarak çalışıldığını söyleyen Peşteli, “Ben ise yaprakları büyükten küçüğe doğru tasarladım. Aslında bize kadar süre gelenler hocaların bize öğrettiği kendi ekolleri, üsluplarıdır.” diye de ekliyor. Eseri izleyene suyun akışkanlığını ve kıvraklığını hissettirebilmek amacıyla bazı esler kullanarak hareketlilik kattığını da belirten Peşteli, suyun üzerinde çalışmanın sebat gerektiren bir iş olduğunu da sözlerine ekliyor.




Ebrunun Zorluğu Teknede Anlaşılır

15 yıldır kendini ebru sanatına adadığını söyleyen Mahmut Peşteli, ebru teknesinden çıkan her şeye ebru gözüyle bakılmaması gerektiğini söylüyor. Günümüzde hâlâ ebru sanatının gerçek değerine ulaşmadığından yakınan sanatkâr, “Bizim diğer klasik sanatlarla uğraşan kimi dostlarımız bile kendi sanatlarını ön plana çıkarmak adına ebruyu geri planda gösteriyorlar.” diye konuşuyor. Ebru sanatının dışarıdan kolay gibi görünen ancak işin içine girince zorluğunun farkına varılan bir sanat olduğunun altını çizen Peşteli, bunu iki nedene bağlıyor: “Ebruda iki canlı unsur var. Biri su, diğeri teknenin başındaki. Senin gönlün iyi olur ancak suyun sana verecek bir şeyi yoktur. Su ayarı, boyası eksiktir. Teknenin başındaki ile suyun iletişimi iyi olacak, ikisi de aynı ruhu taşıyacak ki ortaya iyi işler çıksın.”

Ebru sanatıyla uğraşan kişi sayısının da her geçen gün arttığını dile getiren sanatkâr, bunun ebruya çeşitlilik getireceği düşüncesinde. Kendisinin bu sanatla uğraşmaya başladığında çok az insanın ilgilendiği bir alan olduğunu dillendiren Peşteli, nicelik artarsa niteliğin de artacağı görüşüne sahip. Bunun bir süreç olduğunu söyleyen Peşteli, zamanla kalburun üzerindeki taşların elenip iyi temsilcilerin sanat hayatına katılacağını düşünüyor.


“Ebru En Bâkir Sanatımız”

Peşteli, ebru sanatının, Osmanlı zamanında hat, tezhip, çini, minyatür gibi saray sanatı olmadığını, kâğıt boyama zanaatı olarak benimsendiğini belirtiyor. Sanatçı, ebrunun sanata dönüşmesinin, insanların, çiçekleri desenlerle birlikte tablolar haline getirmesiyle başladığını ve bunun Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarına rast geldiğini anlatıyor.

Sanatkâr, ebru sanatı için “Günümüzün en bakir sanatı” tanımlamasını yapıyor. “Çünkü daha Cenab-ı Hakk’ın yaratmış olduğu binlerce çiçek var.” diyen Peşteli, bu sanat için sürekli yenilik yapılabileceğinin altını çiziyor. Ancak ebru sanatında çok ince bir çizgiye dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Peşteli, çalışmalarda ebrunun çok resimselleştirilmemesi gerektiğinden yana. Ebrunun sıcak dokusunun korunabilmesinin önemine dikkat çeken sanatkâr, “Ebrunun bir resimden, fotoğraftan farkının olması gerekir. Suyun hareketleriyle sanatseverlerin o canlılığı hissetmeleri bu sanatı anlamlı kılar.” Diyor.


“Kişinin İnancı ve Yaşantısı Eserine Yansır”

Bu sanatla ilgilenmeye başladığı ilk yıllarda bir din görevlisi olarak bazı çevreler tarafından yadırgandığından bahseden Mahmut Peşteli, söz konusu geleneksel sanatlar olduğunda sanatın dinden ayrı düşünülemeyeceğini, bunun tarihteki en güzel örneklerinin Selçuklu mimarisiyle başladığını belirtiyor. Sanat aracılığıyla gerek mimaride gerek süsleme sanatlarında verilmek istenen mesajın en güzel şekilde iletildiğini, ebru sanatında da buna örnek teşkil edecek çokça unsurun olduğuna işaret ediyor ve ekliyor: “Ebruda çalışılan çiçeklerin hepsinin ayrı anlamlar taşıdığını ancak asıl gayenin bunun farkına varmak olduğunu bilmemiz gerekir. Teknemizde açan gülün Hz. Peygamber Efendimiz’in, lalenin Allah’ın remzi olduğunu bilirsek duygu yoğunluğu farklı olan çalışmalar ortaya koyarız.” diyor.

Kişinin inancının ve yaşantısının eserine yansıdığını söyleyen sanatçı, sanatta görünenin ardında var olan gerçeklikten söz açıyor ve “Sanatçı ne ortaya koymaya çalışırsa çalışsın, Allah zaten onun en güzelini yaratmış, bizler sadece onun kopyasını çalışıyoruz. Güzel eserler ortaya koyabilirsin; ancak gerçeği ile kıyasladığında onun bir hiç olduğunun farkına varırsın.” şeklinde konuşuyor.

Sanatı dünyada ölümsüzlüğün bir diğer adı olarak nitelendirdiğini, bunun farkına varanların gerçek ölümsüzlüğe ulaşabileceklerini belirtiyor. Geride güzel işler bırakan insanların bu dünyada ölmeyecekleri inancını taşıyan Peşteli, ebru eserleriyle uzun yıllar anılmak istiyor.




“Yenilik Adına Geleneklerimiz Gözardı Edilmemeli”

Peşteli, öğrencileri ile pazar günleri kendi atölyesinde,cumartesi günleri ise Klasik Türk Sanatları Vakfı’nda bir araya geliyor. İcazet verdiği pek çok ismin bulunduğunu söyleyen sanatçı, ebru sanatında belli üsluplar olduğunu ve bunları kendi öğrencilerine öğretme yükümlülüğü taşıdığını anlatıyor. “Keskin çizgilerle yeniliklere karşıyım.” diyen sanatkâr, kendisini ‘geleneğe bağlı bir yenilikçi’ olarak tanımlıyor. Öğrencilerinin de yenilikten yana olmalarını sık sık tavsiye ettiğini söyleyen Peşteli, bu işe gönül verenlerin, yenilik adına gelenekleri gözardı etmemeleri, geleneksel üslup ve yöntemlerle temellerini iyi atmaları gerektiğinin de altını çiziyor. Ebruda, Hatip Mehmet Efendi, Hazerfen Ethem Efendi, Necmettin Okyay gibi üstatların izini takip ettiğini söyleyen Mahmut Peşteli, 2005 yılında Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen 13. Devlet Türk Süsleme Sanatları Yarışması’na karanfil buketi ebrusuyla katılarak başarı ödülüne layık görülmüş. Bugüne kadar kişisel bir sergi düzenlemediğini söyleyen sanatkâr, “Hep daha iyisini, daha güzelini yapabilir miyim diye bu zamana kadar erteledim ama tabii kişisel bir sergi açmak istiyorum.” diyor. Yılın belli dönemlerinde öğrencilerine sergi düzenlediğinden bahseden Peşteli, “Şimdi daha çok bir anne babanın düşüncesine sahibim. Öncelik öğrencilerimin. Onlar iyi işler yapsın diye çabalıyorum.” diyerek öğrencileri ile bir sergi hazırlığı içerisinde olduğunun da müjdesini veriyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1113 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK