Ele Avuca Sığmayan Büyülü Malzeme: Cam

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Ahmet Bera KOYUNCU


Bir zamanlar çeşm-i bülbüller ile adımızı dünyaya duyursak da zaman içinde çeşitli nedenlerle hayli gerileyen cam sanatı, son dönemde açılan atölye ve kurs merkezleri ile yeniden canlanıp hayat buluyor. İSMEK’in de Fatih Çukurbostan ve Üsküdar Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları Uygulama Merkezleri’nde eğitimini verdiği cam sanatını, bu sanatı icra etmesinin yanı sıra öğrenciler de yetiştiren Ömer Meral ile konuştuk. Camı, “Ele avuca sığmayan ve sınırsız imkânlar sunan büyülü bir malzeme” olarak tarif eden Ömer Meral, “Hayal ettiğiniz her şeyi cam sayesinde somut, elle tutulur hale getirebilirsiniz. Tabii ki belli teknikler kullanmak zorundasınız; fakat o teknikleri nasıl ve ne şekilde uygulayacağınız, sizin hayal gücünüze bağlı.” diyor.

Hassas ve kırılgan bir yapıya sahip olmasının yanında ateşle kucaklaştığında akışkan bir hal alarak kolayca form kazanabilen ve işlenmeye müsait bir yapıya sahip olması bakımından sanatçıların da ilgisini çeken ve pek çok sanatın doğmasına vesile olan bir malzemedir cam. Tarihi çok eskilere dayanan ve Osmanlı döneminden itibaren de geleneksel el sanatlarımız arasında kendisine yer bulan cam üfleme sanatı ile ustasının maharetli ellerinde adeta ateşle kucaklaşan cam; farklı şekil, desenler ve motifler verilerek birbirinden eşsiz güzellikte eserlere dönüşür.




Cam yapımında bilinen en eski teknik metal bir çubuğun ucundaki şekil verilmemiş kil kalıbın üzerine cam dökülüp yavaş yavaş soğutularak elde edilmesiyle oluşan iç kalıplama tekniğidir. Bugün cam üfleme diye adlandırılan teknik ise M.Ö. 300 ve M.Ö 20 yıllarında, Suriyeli cam ustaları tarafından kullanılmaya başlanmış ve 7. yüzyıldan itibaren Mısır'ın İskenderiye şehri cam yapım merkezi haline gelmiştir. Türklerde cam sanatı Selçuklular döneminde başlamasına rağmen asıl İstanbul'un fethinden sonra özellikle Osmanlı döneminde çok gelişmiş ve ilerlemiştir.

Osmalı'da ilk cam atölyesi Sultan III. Selim döneminde, cam sanatının inceliklerini öğrenmek üzere İtalya'nın Venedik kentine gönderilen Mevlevi Dervişi Mehmed Dede tarafından Beykoz'da açılmıştır. Bu atölyede özellikle tüm dünyaca çok başarılı bulunan çeşm-i bülbüller üretilmiştir. 1899 yılında Saul Mondiano isimli bir Musevî tarafından Paşabahçe’de, bugünkü Tekel Fabrikası'nın bulunduğu yerde FabbricaVetramidi D. Modiano, Constantinople adında 500 işçinin istihdam edildiği bir atölye kurulmuş ancak çeşitli sebeplerle fazla başarı elde edilememiş bir süre sonra da kapanmak zorunda kalmıştır.

Usta çırak ilişkisi ile ilerleyen ve muhteşem eserlerin verildiği bu dönemde fırınlarda pişirilen ve üfleme tekniği ile üretilen pek çok ürün vardır. Özellikle tüm dünyanın hayran olduğu ve kendilerine has kırmızı bir renge sahip, tüm dünyada Beykoz işi olarak tanınan cam eserlerdeki bu kırmızılığın nasıl elde edildiği veya nereden kaynaklandığı bugün bile gizemini korumaktadır. Günümüzde hala Avrupa’da ve Arap yarımadasında pek çok ülkedeki müzelerde ve özel koleksiyonlarda Beykoz cam atölyelerinde Türk ustalarca üretilen eserler bulunmaktadır. İlk kez Anadolu topraklarında uygulanan ve ülkemizde Çeşm-i Bülbül ismi ile bilinen filigrano tekniği ile yapılan pek çok eser ise, bugün hâlâ evlerimizde vitrinleri süsleyen en nadide parçalar olarak yerini koruyor.


Yıllarca önce bulunan ve dönemin ustalarınca başarıyla uygulanan filigrano tekniği ile ortaya çıkarılan ve bu alanda adımızı dünyaya duyuran cam eserlerdeki olağanüstü büyüleyicilikteki güzellik, ne yazık ki günümüzde en gelişmiş tekniklerle dahi yakalanamıyor.

Cumhuriyet'in kuruluşu ile birlikte Türk cam sanayi yepyeni bir boyut kazanmış ve 17 Şubat 1934'te Paşabahçe'de, Meclis onayıyla ilk ulusal fabrika kurulmuştur. Türkiye İş Bankası tarafından "Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ" adı ile kurulan bu fabrikanın özellikle kurulduğu ilk yıllarında, ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustası burada bir araya toplanmış ve fabrika, Türk cam tarihi için önemli bir merkez haline gelmiştir. Zamanla atölye sayısının çok az olması, yeterince usta yetişmemesi, malzeme temininde ve ürünlerin satışında yaşanan güçlükler nedeniyle 1980’li yıllarda neredeyse yok olma noktasına gelen Türk camcılık sanatı, 2000’li yıllardan itibaren açılan modern eğitim merkezleri sayesinde yeniden ilgi görmeye ve canlanmaya başlamıştır

İSMEK de Cam Sanatları Eğitimi Veriyor

Bugün cam sanatı ile ilgili eğitim veren kurumlardan biri de İSMEK. Farklı sanat dallarında verdiği eğitimlerle sanata ve sanatseverlere hizmet eden İSMEK, cam süs eşya yapımı ve ön üfleme branşlarında, cama ilgi duyanlarla bu işin erbabı olan usta isimleri buluşturuyor. Yazımıza konu olan cam üfleme sanatı branşında, Fatih Çukurbostan Uygulama Merkezi ve Üsküdar Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları Uygulama Merkezi’nde, 288 saat olarak düzenlenen eğitimlerle, kursiyerlere camın kimyasal yapısı, üretim kademeleri, elde serbest ve üfleme ile şekillendirme alanlarında bilgiler veriliyor. Keyifli olduğu kadar zor da bir sanat olan cam üfleme sanatını, Üsküdar Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları Uygulama Merkezi’nde ön üfleme branşı usta öğreticisi olan Ömer Meral ile konuştuk.

Ömer Meral’in cam sanatıyla tanışması tamamen tesadüfî olmuş. 1985-86 yıllarında o zamanlar Paşabahçe’de bir boncuk atölyesinde çalışan arkadaşının ziyaretine giden Ömer Meral, önce biraz ustaları izler ve sonrasında içerisinde bu işi denemek için büyük bir istek uyanır. Ömer Meral o anı şu sözlerle anlatıyor bizlere: “Atölyeye girdiğimde ustalar cam çekiyorlardı. O zamana kadar cama dair hiçbir bilgim olmadığı için o an ustaların yaptığı cam çekme işi çok enteresan geldi. Düşünün; ortada kıpkızıl bir alev topu, alevlerin iki ucunda da birer usta ve ellerindeki camı çekiyorlar ve o cam uzadıkça uzuyor. Ne olduğunu anlayamadığım bu görüntü beni çok etkiledi. Sonrasında ateş başında bir başka ustanın camı çevirip üzerine farklı renkler koyarak çalışmasını izledim ve sonunda gördüm ki ortaya nazar boncukları çıkıyor.”

Ömer Meral, ustaların çalışmalarını izlerken, başına geçse sanki kendisi de yapabilirmiş, hissine kapılır bir anda ve tereddüt etmeden ustalardan müsaade alarak boncuk yapmayı dener. Gerçekten de birkaç tane boncuk yapmayı becerir.


Meral’in bu ilgisine şahit olan atölye sahibi boncukları inceler ve Meral’e dönerek, “Eğer bir yerde çalışmıyorsan yarın gel ve burada işe başla” der. Bunun üzerine ertesi gün soluğu atölyede alan Ömer Meral, o zamanlar camın hayatında bu denli bir yer işgal edeceğini bilmiyordur. Başta gençliğin de etkisiyle arkadaşlarla vakit geçirebileceği bir iş ortamı olarak görür atölyeyi. Fakat işin içine girdikçe camı ve camla bir şeyler üretmeyi sever. 6-7 yıl kadar bu atölyede cam boncuk, nazar boncuklu bileklikler gibi kuyumculuk sektörü ile ilgili objeler üzerinde çalışır.

Ömer Meral bu arada mahallenin çocuklarını sevindirmek için ufak ufak balık, kuş, kaplumbağa gibi cam objeler de yapmaya başlar. 2002-2003 yıllarına gelindiğinde Ömer Meral, Beykoz Cam Ocağı Vakfı ile tanışır. Burada sıcak cam üzerine çalışan bir ahbabının vasıtasıyla boncuk ustası olarak vakıfta işe başlar. Yaklaşık 18 ay kadar burada eğitmen olarak hizmet veren Ömer Meral, aynı zamanda vakfa yurtdışından gelen cam sanatçıları ile de birebir çalışma imkânı yakalar. Ömer Meral, çok modern ve iyi imkânlara sahip olan bu tesiste geçirdiği 18 aylık sürecin kendisi için aslında bir dönüm noktası olduğunu söylüyor ve ekliyor, “Vakıfta bulunduğum süre zarfında kendime ait bir atölye ve sınırsız malzeme imkânına sahiptim. Tüm zamanımı cam sanatını araştırmaya, yeni teknikler öğrenmeye ve öğrendiklerimi uygulamaya harcıyordum.”

Cam Sanatçıya Sınırsız İmkanlar Sunar

Cam Ocağı Vakfı’nda geçirdiği süreçte en büyük kazanımlardan biri de yurtdışından gelen cam sanatçılarının kullandıkları teknikleri burada bizzat kendilerinden öğrenmek olur Ömer Meral için. Yıllardır iç içe yaşamasına rağmen camın asıl büyüsünü Beykoz Cam Ocağı Vakfı’nda keşfettiğini söyleyen Ömer Meral, “Belki de bu mekanla yolum kesişmese, nazar boncuğuyla sınırlı kalacak ve bu kısır döngü yüzünden bu sanata devam edemeyecektim.” diyor.

Büyük bir içtenlikle aslında o zamana kadar camla ilgili bildiği her şeyin bir şekilde kendisine hazır veriliğini anlatan Ömer Meral, Cam Ocağı Vakfı’nda değişik ülkelerden sanatçılarla bir araya geldiğinde aslında anlar ki henüz yolun çok başındadır. Vakıfla birlikte camın nasıl uçsuz bucaksız bir malzeme olduğunun farkına vardığını ve buradaki sanatçıların eserlerinin çeşitliliği karşısında adeta büyülendiğini ifade eden sanatçı, özellikle Avustralyalı üçüncü nesil bir cam sanatçısı olan ve eserleri pek çok kamu ve özel koleksiyonlarda yer alan James Minson’ın,kendisini en çok etkileyen isimlerden biri olduğunu söylüyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor: “Cam üfleme sanatının en ince ayrıntılarını, camın kullanış şekillerini ve tekniklerini çok iyi derecede bilen bir sanatçı James Minson. Gerçekten bana çok şey kattı ve onun çalışmalarını izledikçe camı daha çok merak etmeye başladım. Öyle ele avuca sığmayan, sanatçıya öyle sınırsız imkânlar sunan bir malzeme ki cam, bu işin sonu nerelere varır diye düşünmekten alamıyordum kendimi. Bu sanatın inceliklerini öğrenebilmek için okumaya başladım ve öğrendiğim yeni teknikleri uygulayarak kendimi geliştirmek için daha fazla vakit ayırmaya başladım. Cam sanatı ile ilgili müzeleri gezdim, eserleri ve eselerde kullanılan teknikleri, üzerlerindeki motifleri inceledim. Cam Ocağı’nda bulunduğum 18 aylık süreçte, 10 yıllık bir çalışmayla ancak ulaşılabilecek bilgi ve birikime sahip oldum desem abartmış olmam.”


İcazet Geleneğinin Olmayışı Büyük Bir Eksiklik

Dünya ile kıyaslandığında Türkiye’de cam sanatında, özellikle masaüstü diye tabir edilen çalışma alanında çok geride olunduğunu ifade eden Ömer Meral, İtalya, Çekoslavakya, Amerika gibi ülkelerin bizden çok daha ileri seviyede olduğunu kaydediyor. Özellikle İtalya’da cam sanatının bu kadar ileri seviyelerde olmasını, cam sanatının bir aile geleneği olarak sürdürülmesine ve bu saye - de bilgilerin kuşaktan kuşağa doğru ve eksiksiz bir şekilde aktarılarak günümüze kadar gelmeyi başarmasına bağlıyor. Venedik’te Murano’da çok eski tarihlerden günümüze kadar hâlâ aynı atölyelerde geleneksel cam sanatı teknikleriyle ve üstelik aynı ailelerce babadan oğula üretimin sürdüğünü ve buna bağlı olarak Murano camcılığının tüm dünyada artık bir marka haline geldiğini kaydeden Meral, oysa Anadolu’da böyle bir süreklilikten söz edemediğimizi belirtiyor. Bunun bir sonucu olarak da Türk camcılık sanatı ile ilgili olarak bugün elimizde güvenilir kaynakların bulunmadığını dile getiriyor.

Ömer Meral, cam sanatında, geleneksel Türk İslam sanatlarından hat sanatındaki gibi icazet sisteminin olmayışının da bir başka eksiklik olduğunu savunuyor ve cam sanatında bugün istenilen noktada olamayışımızın temelinde aslında bu eksikliğin yattığını ifade ediyor. Cam sanatının doğru şekilde yayılması ve aktarılmasının sağlıklı bir hoca-talebe ilişkisine bağlı olduğunu ve icazet sisteminin yapılan işe ve ustasına saygınlık kazandırmak gibi önemli bir misyon taşıdığını da ifade eden Meral, “Usta-çırak ilişkisi devam etse, her zaman çırak ustasına ve yapılan işe saygı duyar. Sanatını bir başkasına aktarırken yine bu saygıyla hareket eder.” diyor.

Cam sanatının son dönemlerde her ne kadar bir ivme kazansa da bunun yeterli ölçüde olmadığına da değinen Ömer Meral, bunda ise sanatçıların eserlerinin alıcısıyla buluşması noktasında yaşanan zorlukların etkili olduğunu düşünüyor. Meral, yurtdışında sanatçıların yaptıkları işlerin talep gördüğü yerleşik bir pazar söz konusu iken henüz Türk insanında sanat bilincinin arzu edilen seviyeye ulaşmadığını da kaydediyor ve şunları söylüyor:

“Maalesef çoğu insan cam denildiğinde mutfakta kullandığı bardağı, sürahiyi algılıyor. Camın bir sanat eserine dönüşebilen eşsiz bir malzeme olduğundan habersiz. O nedenle her sanatta olduğu gibi cam sanatında da ilerlemek istiyorsak önce insanımıza böyle bir sanatın varlığını ve bu sanatın ne olduğunu öğretmeliyiz. Türkiye’de sanatın ve sanat tarihinin okullarda yeteri düzeyde ve doğru bir yöntemle aktarıldığını düşünmüyorum. Ders kitaplarında çeşitli sanat dallarına ufak ufak yer veriliyor; ancak bu yeterli değil. Ağaç yaşken eğilir misali daha küçük yaşlardan itibaren küçük atölye gezileri ve canlı performans izlemeleri gibi aktivitelerle çocuklarımızda sanatsal bir alt yapı oluşturmalı, en azından bir aşinalık kazandırılmalı diye düşünüyorum.”

Camı Hobi Olarak Görenlere Ders Vermiyorum

Meral, ne kadar çok kişiye ulaşılırsa sanatın o ölçüde yaygınlaşacağı ve gelişeceği düşüncesinde. İSMEK’teki usta öğreticiliğinin dışında, kendisine özel ders alma talebiyle gelen kişilerin de olduğunu belirten Meral bu konudaki hassasiyetini şöyle özetliyor: “Özel ders için bu sanata gerçekten gönül veren ve bu işi bir hobi olarak değil de yaşamının bir parçası haline getirecek kişileri tercih ediyorum. Bu sanata hobi gözüyle bakanlara ders vermiyorum. Birkaç zaman sonra sıkılıp bırakmayacak, gerçekten bu sanatı sürdürecek kişileri tercih ediyorum ki yaptığımız sanata önce saygı duysun ve gelecek nesillere aktarımı noktasında da faydalı olsun. Aksi halde enerjimi ve zamanımı boşa harcıyormuşum hissine kapılıyorum ve bir sanatçı olarak bu bana üzüntü veriyor. Herkes için çok değerli olan zamanı, doğru işler ve doğru kişiler için harcamak istiyorum.”


Ömer Meral, bu doğrultuda, İSMEK’in çalışmalarını son derece yerinde ve doğru bulduğunu belirterek kendisinin de öğretim kadrosu içerisinde yer aldığı İSMEK ihtisas merkezlerinin, sanata yeni isimler kazandırmak, bilinç uyandırmak ve akademik kariyer ya da sanatsal hedeflere yönlendirme noktasında hizmet veren son drece kaliteli kurumlar olduğunu söylüyor.

Osmanlı’dan bu yana camın merkezi kabul edilmesine rağmen İstanbul’da cam müzesi olmayışının büyük bir eksiklik olduğunu da sözlerine ekleyen Ömer Meral bunun yanında cam sanatı adına olumlu bazı gelişmelerden de söz ediyor. Cam Vadisi Projesi sayesinde ileride güzel şeyler olacağına inandığını ifade eden Ömer Meral, “Bu proje sayesinde umuyorum ki Beykoz eski güzelliğine kavuşacak ve cam sanatı Beykoz'da yeniden hayat bulacak.” diyor.

Sanatçı, Eserinin Kıymetini Bilecekler İçin Üretir

Yaklaşık on yıldır cam sanatıyla ilgili eğitimler veren, bir yandan da meraklıları için kişiye özel tasarımlar ve Türkiye’de olmayan özel koleksiyon eserleri üzerinde çalışan Meral, fabrikasyon ve seri üretime sıcak bakmadığını ifade ediyor ve ekliyor: “Bu işte seri üretime girerseniz eğer, sanat boyutunu yitirirsiniz. O yüzden bunu kendi adıma kesinlikle doğru bulmuyorum ve elimden geldiğince uzak durmaya çalışıyorum. Aslına bakarsanız bu tercih, maddi anlamda ayakta kalmayı biraz zorlasa da bir sanatçı olarak işinizi keyif alarak ve severek yapmanıza imkan sağlıyor. Bunun yanında maddi anlamda ayakta kalabilmek adına yaptığımız çalışmalar da var elbette. İtalya, Amerika gibi ülkelerde yapılan bazı işler var. Bunları Türkiye’de bulamazsınız, sahip olabilmek için ya gidip oradan almalısınız ya da bir şekilde özel olarak getirtmeniz gerekir. İnsanlar bunun yerine bizden bu ürünleri talep edebiliyor. Örneğin Amerika’da marble denilen ve bizde karşılığı misket olan ürünler özel koleksiyonlarda yer alıyor, aynı zamanda çok yaygın ve oldukça talep görüyor.

Zaman zaman karma sergilere katılsa da bugüne kadar özel bir sergi açmayı hiç düşünmemiş Meral. Bunun nedenini ise bir sanatçı olarak kendisini sergiden ziyade asıl onore edecek şeyin; bir aile yadigârı olarak nesilden nesile geçecek, özenle muhafaza edilecek ve sahip olan için bir anlam taşıyacak eserlere imza atabilmek olmasıyla açıklıyor. Meral sözlerini şöyle sürdürüyor: “Nasıl biz bugün eski eserleri gördüğümüzde etkileniyorsak ve ustasına saygı duyuyorsak, benim de gelecek kuşaklara aktarılabilecek eserler verebilmek en büyük idealim. Bugün bir sergi açacak olsam belki birkaç parça eserimi elden çıkarabilirim, peki ya gerisi ne olacak. Eserlerim benim elimde olduğu sürece bir anlam ifade etmez. Bir sanatçı kendisi için üretmez, bu bencilliktir. Sanatçı toplum için, halk için üretir ve eserleri, onların değerini bilen ellerde olsun ister.”


Cam Sanatında Sınır Sanatçının Kendisidir

Camın sınırsız bir malzeme olduğunu ve hayal edilen her şeyin cam sayesinde somut, elle tutulur hale getirebileceğini söyleyen Ömer Meral, “Elbette bir objeyi oluştururken belli teknikler kullanmak zorundasınız, ama o teknikleri nasıl ve ne şekilde uygulayacağınız tamamen sizin hayal gücünüze ve nasıl gördüğünüze bağlı.” diyor. Kendisinin sanatını icra ederken başka sanat dallarından da beslendiğini anlatıyor. Farklı sanat dallarında uygulanan tekniklerin cam sanatına nasıl uyarlayabileceği üzerinde çalıştığını ifade eden sanatçı özellikle ebru sanatında kullanılan bazı tekniklerin cam sanatı için de çok müsait olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Ebru sanatında kitre üzerine boya damlatılır ve çekilir. Ben de camda aynı tekniği uygulamaya çalışıyorum. Bir ana cam kütlesi oluşturarak üzerinde aynı ebruda suya damlatıldığı gibi damlalar oluşturup daha sonra sivri uçlu bir metal parçası yardımıyla çekerek bir nevi ebru tekniğini cama uyguluyorum. Camın üzerinde çektirme suretiyle desen verilmesi eskiden beri uygulanan ve aslında var olan bir teknik. Fakat bu tarzda ebrudaki gibi bir uygulama yapılmamış. Örneğin bir lale motifi oluşturulduğuna rastlamadım. Bunun gibi cam sanatına uyarlayabileceğim her sanat dalından yararlanmaya çalışıyorum. Çünkü cam öyle bir malzeme ki kullanımında sınır yok, camın en güzel yanı da aslında bu.

Geleneksel sanatlarımıza genel anlamda baktığımızda belirli teknikler olduğuna ve onlarla sınırlı olduğunu, bunun ötesine geçmeninse çok mümkün olmadığına vurgu yapan sanatçı, bunun dışına çıkıldığında ise yapılan işin artık gelenekselden çıkıp modern sanat olarak ifade edildiğini kaydediyor. Cam sanatının bu noktada diğerlerinden ayrıldığını şu sözlerle aktarıyor Meral; “Ama cam öyle bir malzeme ki hem geleneksel olarak sürdürebiliyorsunuz hem de modern uygulamaları işin içine dahil edebiliyorsunuz. Bu tamamen sanatçıya bağlı olan bir durum. Bu çerçeveden baktığınızda ben kendimi yenilikçi bir sanatçı olarak görüyorum. Elbette ki bu işi de sadece geleneksel olarak sürdürmeyi tercih edenler olacaktır ve olmalıdır da. Ama ben kendi adıma cam sanatının gelişmesi ve yaygınlaşması için yeniliklere açık olma taraftarıyım.” diyor.

Cam Sanatı Noktayı Koymakla Başlar

Meral kendi içinde farklı tekniklere sahip olan cam sanatının genel olarak üç farklı alanda ele alınabileceğini söylüyor. Bunlardan ilkinin ve başlangıç evresinin boncuk yapımı olduğunu belirtiyor. Bu evrede, camın yoğunluğunun, hareket düzeyinin ve cam üzerinde hakimiyet kurabilmenin kavranabileceğini anlatıyor. Cam sanatını öğrenmeye çalışan bir öğrenci boncuk yapmayı hatasız bir şekilde becerdiğinde sıra noktalama daha doğrusu benek çalışmasına geliyor. Ardından da benekler üzerinde adeta birkaç katlı pasta gibi katmanlar oluşturma işlemi. Meral’e göre bu üç evre iyice öğrenilir ve hatasız bir şekilde uygulanabilirse aslında bir nevi iş halledilmiş olur. Bundan sonrasının tamamen belli başlı tekniklerin uygulanmasıyla geleceğini ifade eden Meral bakın basit bir ifadeyle bunu nasıl açıklıyor. “Boncuğu tele sarıp üzerine üç benek koyarsanız ve bu üç beneği ortadaki başka bir benekle birleştirirseniz çiçek motifi elde edersiniz. İşte o yüzden noktayı koymak çok önemli. Cam sanatına yeni başlayan biri noktayı koymakla bu işe başlamış olur ve bundan sonrası tamamen kişinin kendi elindedir.”

Boncuk Yapımı Çıraklık, Üfleme Ustalıktır

Ömer Meral’den boncuk yapımı tamam olduktan sonra eğitimlerin ufak ufak hayvan, çiçek ya da başka figürlerin yapımıyla devam ettiğini öğreniyoruz. Ardından heykel yapımı geliyor. İnsan, hayvan heykelleri çalışmak da cam sanatının başka bir alanını oluşturuyor. Sonrasında ise cam üfleme geliyor. Ömer Meral, cam üflemenin cam sanatları içinde asla hata kabul etmeyen alanı olduğunu söylüyor. Bir obje üzerinde çalışırken yapılacak en ufak bir hatanın dahi telafisinin, imkansız denilecek derecede zor olduğunu ve genellikle geri dönüşün söz konusu olmadığından bahsediyor ve şöyle diyor: “Oysa boncuk ya da biblo üzerinde çalışıyorsanız hata yaptığınızda malzemeyi tamamen eritip yeniden başlayabilirsiniz. Aslına bakarsanız cam sanatında boncuk yapımı çıraklık, heykel yapımı kalfalık, üfleme ise ustalık dönemi desek hata etmiş olmayız sanırım.”

Ömer Meral, camla uğraşmaya yeni başlayan birinin günde ortalama 8 saatini ayırarak yaklaşık 3 haftalık sıkı bir çalışmayla boncuk yapımını öğrenebileceğini söylüyor. Cam sanatında işin temelinin pratiğe bağlı olduğunun altını özellikle çizen Ömer Meral, el becerisi olan bir kişinin bu işe gerçekten kaliteli zaman ayırarak önce teorisini kavrayıp ardında da bol bol pratik yapması halinde işi çok kısa sürede kavrayabileceğini aksi halde başarılı olmanın söz konusu dahi olamayacağını söylüyor. Çünkü Meral’a göre cam sanatında tüm sistem birbirini takip eden halkalar gibi birbirine kenetlidir ve arada oluşabilecek ufak bir pürüz bu halkaların koparak dağılmasına neden olabilir.

Ustasının ellerinde büyülü bir malzemeye dönüşen cam, yüzyıllar boyu farklı kullanım alanlarıyla insanoğluna pek çok fayda sağlamasının yanında, günümüzde önemli bir dekoratif unsur olarak kabul görüyor. Bu anlamda, sınır tanımayan bir malzeme olan camın, hayal gücü ve ustalıkla bir araya geldiğinde neler yapılabileceğini bizlere anlatan son dönem sanatçılardan Ömer Meral çeşitli sanat dallarından da beslenerek oluşturduğu çizgisiyle, cam sanatına farklı bir boyut kazandıran önemli bir isim olarak duruyor karşımızda.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 3308 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK