Ömrünü Hat Sanatına Adamış Bir Hattat: Prof. Dr. Muhittin Serin

  • #


Yazı: Ayşe ÇAL

Ömrünü hat sanatına adayan ve çıktığı hat yolculuğunda yarım asrı geride bırakan hattat Prof. Dr. Muhittin Serin, ta’lîk yazı türünde günümüzün önemli ustalarından biri. Aynı zamanda hat sanatı tarihinin yazımına da büyük hizmet vermiş bir araştırmacı ve yazar olan Serin’i, ders verdiği 29 Mayıs Üniversitesi’nde ziyaret ettik. Söyleşimiz esnasında kendisini anlatmasını istediğimizde kitaplarını işaret ederek, mütevazı bir edayla “Hat sanatı adına üstatlarımızın anlatıldığı bu kitapların okunup tanınması, benim tanınmamdan daha mühim” cevabını aldık. Biz de bu cevabından hareketle onu, hayat hikâyesinden çok, yıllar boyu emek vererek hazırladığı ve hat sanatı tarihi bakımından her biri çok önemli birer kaynak olan eserlerinin yazılış hikâyesi içinde tanımaya ve anlamaya gayret ettik.

Ta'lik yazı türünde günümüzün önemli hattatlarından biri olan Prof. Dr. Muhittin Serin, bugün hâlâ talebe yetiştirmeye devam etse de hat sanatı adına asıl büyük katkısını, hüsn-i hat sanatımızın tarihini yazarak yapmıştır. Başta İstanbul, Kahire, ABD ve Avrupa şehirleri olmak üzere pek çok ülke ve şehirdeki kütüphane ve koleksiyonları gezerek ve oralarda çalışmalar yaparak hat sanatının tarihini yazan Muhittin Serin Hoca, hat sanatı ile ilgili her biri kaynak niteliğindeki eserleri kültür ve sanat dünyamıza hediye etmiştir. Başından bugüne kadar, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 44 cilt halinde yayımlanmış İslam Ansiklopedisi’nin kadrosu içinde yer alarak hat sanatı ile ilgili maddeleri yazmış bulunan Muhittin Serin Hoca’yı, bu hizmetini yürüttüğü Bağlarbaşı İslam Araştırmaları Merkezi ve 29 Mayıs Üniversitesi’ndeki çalışma odasında ziyaret ettik. Kendisi ile, daha çok kitaplarını söz konusu ederek hat sanatına ve hat sanatı tarihine emek vererek geçirdiği yarım asrın kısa özetini konuştuk.




Hat sanatına geçmeden önce, sanatın ne olduğunun iyi anlaşılması gerektiğine vurgu yaparak söze başlayan Prof. Dr. Muhittin Serin, “Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar” adlı kitabında oldukça ayrıntılı bir biçimde ele alarak yaptığı sanat tanımını özetliyor. Sanatın insan yaratılışında var olan ilâhî ruhun eseri olduğunu, sanatı bir gaye olarak değil, insanın manevi eğitiminde bir vasıta olarak gördüğünü bir kez daha yineliyor ve insanı Allah’ a yaklaştırmak, ruhi bakımdan terbiye etmek için sanatın gücünden yararlanmanın gerekliliğini vurguluyor.

Bu bakımdan Osmanlı toplumunda eğitim çağına gelmiş çocukların güzel sanat dallarından birine yönlendirildiğine ve böylece gençlerin rûhi ve irâdî hasletler, güzellikler ve incelikler kazandığına işaret eden Muhittin Serin, özellikle hüsn-i hat eğitiminin Osmanlı kültüründe çocuk denecek yaşta başladığını, bütün disiplinlere, bilim ve sanata temel olduğunu belirtiyor. Küçük yaşta hat meşkine başlayan çocukların üstatlarından yazının inceliklerini öğrenerek yeteneklerini geliştirirken bir taratanda, düzenli ve devamlı çalışma, disiplin ve sabır gibi pek çok güzel huylar kazandıklarını belirten Muhittin Serin sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yani hocanın maksadı sadece yazı öğretmek değil, ‘Bana teslim edilen bu yavrunun ruhi yönden gelişmesini takip etmek ve ona güzel ahlak vermek de benim vazifem’ diye görüyor. Talebe yetiştiren hocalar, bilhassa hattatlar; bir cemiyette hareketleri, davranışları ile çok saygı gören insanlardır, daha açık bir ifadeyle veli insandır.”


“Mânâ Yoksa Hat Sanatı Şekilden İbaret Kalır”

Kısacası hat ve sanat eğitim ve öğretiminin aynı zamanda bir ahlak eğitimi ve öğretimi olduğuna bir kez daha vurgu yapan Serin, tarih boyunca peygamberler, veliler ve büyük ahlak eğitimcilerinin, insanlığın yüzünü güzele ve doğruya çevirmek, özellikle din eğitiminde maneviyatı yükseltmek amacıyla sanatın bu büyüleyici etkisinden yararlandıklarını dile getiriyor. Muhittin Serin, Davut Peygamber’in Allah vergisi güzel ve gür sesiyle Zebur’dan okuduğu sûreleri dinleyen bütün mahlukların onunla beraber Allah’ı tesbih ettiklerini, ilâhî sözleri sanat yoluyla daha etkileyici bir biçimde insanlara bildirdiğini ve gönülleri uyardığını belirtiyor ve “Hasılı doğumdan ölüme kadar hayatın bütün safhalarında musikî, şiir hat ve tezhip gibi sanatlar, müessir bir şekilde yerini almış; toplumda duygu, düşünce ve iman birliği sağlamıştır.” diyor.

Hat sanatında satır ve istif kurallarına, klasik harf ve oran biçimlerine, bağlantılarına uygun güzel yazmanın yanında yazılan metnin, ayet hadis veya kelâmın mânâsını ve inceliklerini anlamanın gerekliliğini özellikle vurgulayan Serin, hat, tezhip, cilt, çini ve ebru gibi sanatların iç ve dış estetiğini İslâm dininden aldığını ve ondan beslendiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hat sanatında şekil ve mânâ, dinle kaynaşmış; İslâm iman, hikmet ve irfanı etrafında biçim kazanıp gelişmiştir. Günümüz insanı, Kur’an ve dinle kaynaşmış olan bu yazıyı okuyup dilini anlayamadığı ve şekil güzelliği arkasındaki mânâyı kavrayamadığı için yazı zevk ve kültüründen uzaklaşmıştır.”

Hattat Muhittin Serin, hattatların mânevî terbiye görmüş, irfan sahibi olduklarını, Tuhfe-i Hattâtîn gibi tezkire kitaplarında adı geçen üslup sahibi hattatların insan-ı kâmil terbiyesinde rûhî ve manevî yolculuğunu tamamlamış, toplumda saygı görmüş, örnek birer insan olduklarını, kendini beğenme, kıskançlık, riya, nifak, yalan, tamah ve hile gibi zulmete sürükleyen rûhî hastalıklardan arınmış olduklarını özellikle vurguluyor ve hat sanatına gönül vermiş gençlere şu öğütleri veriyor: “Daha kalıcı, başarılı ve feyizli eserler ortaya koyabilmeleri için büyük üstatların bıraktıkları eserleri, onların hayat tarzlarını, huzurlu ve zengin iç dünyalarını öğrenip keşfederek örnek almalılar.”




Enstitü Hocalığı Hayatının Dönüm Noktası

Sohbetimiz sık sık meşklerini hocalarına göstermek isteyen hat talebelerince kesilse de bizler bu durumdan hiç de şikayetçi olmuyoruz. Zira o anlar da ayrı bir keyif, ayrı bir feyiz kaynağı oluyor bizim için. Prof. Dr. Muhittin Serin Hoca’yı, talebeleri ile birlikteyken de gözlemleme imkanı yakalıyoruz bu sayede. Bir talebesini şöyle ikaz ediyor şairane bir üslupla; “Mürekkebini iyi karıştır. Kalemini öyle tutmalısın ki kalem adeta kağıdı öpmeli…”

Büyük bir edeple gelip gitmeye devam ediyor öğrenciler ve kâh onlar bizi bekliyor kâh biz onları… Derken söz Serin’in kitaplarına geliyor ve öğreniyoruz ki aslında 1976 yılında hocası Kemal Batanay’dan icazetnamesini alan Serin, Libya’da yeni açılmış ve kuruluş safhasında olan İbn-i Mukle Yüksek Okulu’na rika ve ta’lîk hocası olarak davet edilmiştir. Bu teklifi kabul ederek hazırlıklara başlamış ve gitmek üzere iken bir dost meclisinde merhum Ahmet Kabaklı ile bir araya gelmesiyle hayatının seyri bir anda değişir. Libya’ya gitmek için neredeyse tüm hazırlıklarını tamamlayan ve bir hafta sonra yola çıkacak olan Serin, Kabaklı’nın kendisini Libya yolculuğundan vazgeçiren sözlerini ve akademik çalışmalara nasıl başladığını şöyle aktarıyor bizlere:

“Ahmet Kabaklı’nın da bulunduğu mecliste bir büyüğümüz benim Libya’ya gideceğimden söz etti. ‘Evladımız Libya’ya gidecek, orada İbn-i Mukle Yüksek Okulu’nda hat dersleri verecek’ deyince Ahmet Kabaklı tepki göstererek, ‘Biz burada yetiştirelim, çiçek açsın, tam meyve vereceği sırada elimizden alsınlar ve meyvesini onlar toplasınlar. Olmaz! Bizim burada ihtiyacımız var. Katiyen olmaz!’ dedi. Bunun üzerine bütün işlemleri durdurduk ve gitmekten vazgeçtik. Burada kaldık ve o sene İslam Enstitülerine hat dersi kondu. İlk defa resmi olarak İslam Enstitülerine hüsn-i hat hocası olarak resmen tayin edildim. 1976’da dışarıdan ücretli olarak hocalığa başladım ve 1980 yılında kadrolu olarak atamam yapıldı ve akademik çalışmalarım da bu vesileyle başlamış oldu.”

Prof. Dr. Muhittin Serin hat üzerine ilk eserini de o yıllarda verir. Akademik olarak unvan alabilmek için tez mahiyetinde bir çalışma yapması gereken Serin, Ekrem Hakkı Bey’in “Bu çalışmayı yaparsan redaksiyonunu ben yapacağım, yayına hazırlayacağım ve Kubbealtı’ndan yayınlayacağım.” şeklindeki teşvikleri sayesinde “Hat Sanatımız” adlı küçük bir kitap çıkartır. Çok kapsamlı ve bilimsel bir çalışma olmasa da o zamanlar bu kitap büyük bir boşluğu doldurur ve Serin, Emin Barın’dan övgü dolu şu sözleri işitir: “Evladım, bu kitap sayesinde hat sanatına çok büyük hizmet etmiş oldun.” Yine Ekrem Hakkı Bey’in teşvik ve destekleriyle yavaş yavaş diğer kitaplar şekillenmeye başlar.


Türk Hat Üstatları Serisinin İlk Kitabı Hattat Aziz Efendi

Ekrem Hakkı Bey’in elinde Hattat Aziz Efendi’nin hayatına dair çok sayıda belge ve sanatına dair pek çok hat örnekleri bulunması dolayısıyla Türk Hat Üstatları serisinin ilk kitabının Aziz Efendi üzerine olması kararlaştırılır ve böylece Serin’e Mısır yolu gözükmüş olur. Serin, Aziz Efendi ile ilgili kitap hazırlıkları için niçin Mısır’a gidişini ve o süreçte yaşadığı birkaç hatırasını paylaşıyor bizlerle: “O zamanlar Meşihat Dairesi’nde çalışmanın yanı sıra kadı mektebinde talik hocası olarak görev yapan Aziz Efendi, Kral Fuad’ın resmi davetlisi olarak Kahire’ye gider. Kral Fuad adına özel bir Mushaf yazmak amacıyla geldiği Mısır’da iki de hat mektebi kurar. 15 yıl kaldığı Mısır’da çok itibar gören Aziz Efendi, Arap ülkelerinde ülkemizden çok daha iyi tanınıyor. Aynı zamanda mevlevilikten hilafeti bulunan Aziz Efendi orada da bir müddet mevlevihanede kalıyor. Hat talebeleri yetiştiren Aziz Efendi, aynı zamanda oradaki dervişlerin terbiyesinde ve ayinlerde şeyh olarak bulunuyor. Bir nesil öncesine baktığınızda Endonezya’dan Kuzey Afrika’ya kadar Aziz Efendi’nin talebesini görürsünüz. Yani bugün Arap dünyasında hat varsa bu Aziz Efendi’nin gayretlerinin sonucudur. İşte bu gibi nedenlerle 1986 yıllarında Mısır’a gitme gereği doğdu. Orada Dâr-ül Kütübü'l-Mısriye’de, Menyel Sarayı Hat Müzesi’nde incelemelerde bulundum. Hocanın eserlerini tespit ettik ve üzerlerinde çalışma imkânı bulduk.”

Tabii bu çalışmaların çok kolay olmadığını, kimi zaman bir müzeye girebilmek için günlerce beklemek zorunda kaldığını da anlatıyor Prof. Dr. Muhittin Serin ve Osmanlı hat üstatlarına ait, Osmanlı’nın son yıllarında özellikle Mısırlı Hidiv ailesi tarafından İstanbul’a uzmanlar gönderilerek el yazması eserlerin ve hat levhalarının toplanarak Kahire’ye götürüldüğünü ve günümüzde Dâr-ül Kütübü'l-Mısriye’de bulunduğunu üzüntülerini belirterek ifade ediyor.

Hattat Aziz Efendi ile ilgili kitabın hazırlıkları sırasında İstanbul’da da çeşitli müzelerde çalıştığını ve şahısların ellerinde bulunan özel koleksiyonları incelediğini de anlatan Prof. Dr. Serin, yine üzücü bazı hadiselerle karşı karşıya kaldığını anlatıyor. Harf inkilabı sonrasında komşusunun şikâyeti üzerine bir ailenin Aziz Efendi’ye ait 160 kadar levhayı Evkaf Müzesi’ne bağışlamak zorunda kaldığını ve bu eserlerin o yıllarda yaşanan ihmaller nedeniyle bugün kötü durumda olduklarını söyleyen Serin, müzecilik ve kütüphanecilik alanlarında batıyı model almamız gerektiğini vurguluyor.


Kıymetini Bilmediğimiz Eserlerimiz Yabancı Kütüphanelerde

Avrupa’daki müzelerde de çalışma imkânı yakaladığını ve buraların Türkiye’dekilerle mukayese edilemeyecek kadar iyi şartlarda olduklarını, özellikle araştırmacılara büyük kolaylık ve ihtimam gösterdiklerini anlatan Serin, ”Avrupa’da bir yılda yapacağınız çalışma ne yazık ki ülkemizde on yılda yapacağınız çalışmaya bedel.” diyor ve yaşadığı bazı anıları aktarıyor bizlere:

“1994 yıllarında Şeyh Hamdullah ile ilgili kitabın hazırlıkları için Amerika’da Washington Freer Sanat Galerisi’nde İslam Eserleri Bölümü’nde araştırma yapmak istedim. Fakat yeni yıl tatili zamanına denk geldiği için her yer kapalıydı. Yetkililere süremin kısıtlı olduğunu ve mutlaka İslâm sanat eserleri koleksiyonunu incelemem gerektiğini anlattığımda büyük bir nezaket ve anlayış gösterdiler. Yanıma bir yetkili tahsis ettiler ve ne gerekiyorsa yapacaklarını söylediler. O görevli hiç hoşnutsuzluk göstermeden koleksiyonda nadir bulunan eserleri bir bir masama getirdi. Amerika’da beni en çok etkileyen Ann Arbour MI Üniversite Kütüphanesi’nde korunan II. Abdülhamit koleksiyonudur. Koleksiyonda bulunan eserler Yıldız Sarayı’ndan Detroit’e kaçırılmış ve bir zengin tüccara satılmış, sonra da üniversiteye bağışlanmıştır. Bu koleksiyonda Osmanlı dönemi nadide yazma eserler, Mushaf-ı Şerifler, nefis murakkalar, kıymetini bilemediğimiz ve sahip olamadığımız bu kültür ve sanat değerlerimiz karşısında zaman oldu heyecanlandık, zaman oldu hüzünlendik. Asıl vatanından binlerce kilometre uzakta bu eserler adeta gönülleri fethe çıkmış erler gibi, Allah ve Resûlü’nün, velilerin beşer idrakine, gönlüne duyurmak istediği mâna ve hakikatleri sanat diliyle bütün beşeriyete ilân edişleri ise bizi teselli etti.”




Süheyl Ünver’in Müşfik İkazı

Türk Hat üstatları serisinin üçüncü kitabı “Bestekar, Tamburi, Hattat Hafız Kemal Batanay”dır. Muhittin Serin, hocası Batanay ile tanışmasını ise şu cümlelerle anlatıyor:

“1966 yılında yüksek öğrenim için İstanbul’a geldim. O yıllarda üniversite eğitimimin yanı sıra bir yandan da Kubbealtı Cemiyeti’nde musiki meşk ediyordum. Bir vesileyle yazılarımı gören Ekrem Hakkı Bey ve musiki hocamız neyzen Halil Can Bey, mutlaka bir hocaya giderek yazı tedris etmem gerektiğini söylediler ve benimle çok alâkadar olarak her ikisi de adres olarak Süheyl Ünver Bey’i gösterdiler. O zamanlar İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Bölümü’nde görev yapan Süheyl Ünver’in ziyaretine gittiğimde ise kendileri de bana Kemal Batanay’ı tavsiye etti. ‘Ona devam et evladım, ben de takip edeyim ve zaman zaman çalışmalarını göreyim’ dedi. Bunun üzerine 1967 yılında Kemal Batanay ile hat meşkine başlamış oldum ve 1976senesinde ta’lîk hattından icazetname aldım. Kemal Batanay ile hüsn-i hat çalışmalarına rika yazıdan başladım, biraz ilerleyince de ta'lik ile devam ettim. 1980’li yıllara kadar Batanay ile talik ve celi talik derslerimiz sürdü.”

O yıllarda halka kopmasın, geleneksel tezyini sanatlarımız canlı kalsın, unutulmasın diye Hamit Aytaç, Halim Özyazıcı, Kemal Batanay, Necmeddin Okyay gibi üstatların, bütün birikimleriyle fedakârâne, karşılıksız ve hasbi duygularla ders verdiklerini anlatırken onlara duyduğu saygı ve muhabbet gözlerinden okunan Serin, hocası Kemal Batanay’ın da yeni talebeler bulma ümidiyle her zaman hokkasını ve divitini yanında gezdirdiğini anlatıyor ve ekliyor: “Batanay Hoca, ‘Belki bir talebem meşk gösterir' düşüncesiyle cumartesi günleri musiki dersleri de verdiği Kubbealtı’na dahi hokkası ve divitiyle gelirdi. İdeolojik ve kültürel bazı sıkıntıların devam ettiği dönemlerdi. Hoca’nın bunun gibi davranışları siyasi bir takım sıkıntılar doğurabilirdi. Bu nedenle tedbirli olmak gerekiyordu. Ama Kemal Hoca sahip olduğu değerleri yaşatma konusunda hiç taviz vermezdi. Hoca’yı bayrağı bırakmadan kaleyi savunmaya devam eden büyük bir kahraman olarak görüyorum.”


Batanay Kitabı’nın Arkasında Süheyl Ünver Var

Prof Dr. Serin henüz kitap fikri hiç ortada yokken, Kemal Batanay ile hat meşk etmeye başladığı tarihlerden itibaren Batanay ile ilgili notlar almaya başladığını anlatıyor ve “Bütün gençlerimize örnek olsun” diyerek bunun hikâyesini de paylaşıyor bizlerle.

1967 yılında Süheyl Ünver Bey’den hocasına bir telefon gelir. Telefondaki ses Süheyl Ünver’e aittir ve Batanay’a, kendisini ziyaret etmek istediğini, Galata Mevlevîhanesi ile ilgili konuşmak istediğini söyler. Bu telefon üzerine hocası Serin’e dönerek, “O gün sen de yanımızda bulun ve nasiplen” der. Bir süre sonra ilim ve irfanı ile olduğu kadar giyim kuşamı ile de tam bir İstanbul beyefendisi olan Süheyl Bey, hocanın ziyaretine gelir ve sohbete başlamadan evvel kalem kağıdını hazırlayarak Kemal Batanay’ın Galata Mevlevîhanesi’nde Cuma imamlığı ve nâthanlık yaptığı yıllarda mevlevîhanede yürütülen sanat faaliyetleri ile ilgili bazı sorular sorar ve bilgiler alır. Muhittin Serin ise o an saygı icabı elleri dizlerinde, başı önüne eğmiş, edeple onları dinlemektedir. Bir müddet sonra Süheyl Bey kendisine doğru döner ve Serin’e, “Biz burada yarım saattir çok mühim meseleler üzerine konuşuyoruz ve ben notlar alıyorum. Ama sen edep adına hiçbir şey yapmadan öylece bekliyorsun. Böyle sessizce oturup hiçbir şey yapmamak, bu anlatılanlardan nasiplenmemek edep değil, gaflettir. Geçmişte üstatlara en büyük ihaneti kim yapmıştır biliyor musun? Ders ve feyiz aldıkları hocalarının hayatları, sanatları, iç dünyaları ve çalışma tarzları hakkında hiçbir bilgi nakletmeyen talebeleri... Sen hocasına ihanet edenlerden olma evladım.” der. Bu ikaz üzerine hemen o gün oracıkta olan konuşmaları yazmaya başlar. Muhittin Serin o anki mahcubiyetini ve yapılan ikazı ömrü boyunca unutamaz.

Prof. Dr. Muhittin Serin, Süheyl Ünver ile aralarında geçen ve günümüz hattatlarına bir nasihat niteliği taşıyan bir başka konuşmayı ise şöyle naklediyor bizlere: Süheyl Bey bir gün bana, ‘Evladım sen ilahiyat okuyorsun, söyle bakalım bir günde kaç vakit farz namaz vardır’ diye sordu. Ben de ‘Beş vakit’ efendim deyince, ‘olmadı evladım altı vakittir. Biri de hat çalışmaktır.’ dedi.”

Muhittin Hoca’nın, bir yandan talebelerinin meşklerine bakıp bir yandan bizimle konuşması ile ilerledi ve nihayet buldu ziyaretimiz. Onun ‘serin’ sohbetinden aldığımız feyzi, satırlarımıza bir nebze de olsa yansıtabilmiş olmayı umuyoruz. Sözü bitirirken şunu belirtmeden geçmek istemeyiz: Onun portresini sunmaya niyet ederek başlayan sohbetimizin onun kitapları ve kitapların içindeki bilgiler ile şekillenmesine, Muhittin Hoca’nın hal diliyle sergilediği tevazusu ve alçakgönüllülüğü sebep oldu. Çünkü biz sohbet boyunca ne zaman sözü kendisine getirmek istesek o, her defasında büyük bir ustalıkla sohbeti kitapların eksenine çekip hat sanatının geçmiş büyük üstatlarını anlattı. İyi de oldu. Çünkü böylelikle, hayat hikâyesindeki pek çok ayrıntıyı öğrenemesek de, Muhittin Hoca’yı bu iki güzel hasletiyle daha ‘yakından’ tanıma fırsatı bulduk.


Prof. Dr. Muhittin Serin Kimdir?

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Türk-İslam Sanatları Tarihi profesörü olarak emekli olan ve hat sanatı sahasında ilmi araştırmalarda bulunan Prof. Dr. Muhittin Serin, aynı zamanda Kemal Batanay'danta'lîk yazı meşk etmiş ve icazet almıştır. Serin'in, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı yayınlarından çıkan Halim Efendi, Hulusi Efendi ve Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin eserlerinden oluşan Meşk Murakkaları, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, Hattat Aziz Efendi, Hattat Şeyh Hamdullah ve Bestekar, Tamburi,Hattat Hafız Kemal Batanay adlı eserleri bulunmaktadır. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde hat ve tezhip maddelerini hazırlayan Muhittin Serin, farklı ülkelerde İslam sanatlarıyla ilgili araştırmalar yapmıştır. Halen, Kanuni devrinin hat güneşi olarak kabul edilen Ahmet Şemseddin Karahisari ile ilgili bir kitap üzerinde çalışmakta olan Prof. Dr. Serin, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Uluslararası İslam ve Din Bilimleri Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü’nde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir.



Muhittin Serin’in Kitapları Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar

Yeni ilâvelerle genişletilmiş eserde, geleneksel hat sanatımızın estetik değerleri, tarihçesi, tarihi seyri içinde çeşitli hat üslupları, yazı, alet ve malzemelerinin yanı sıra, İslam dünyasında yetişmiş meşhur hattatların hayat hikayeleri, o hattatların eserlerinden seçilmiş 150 örnek eser eşliğinde sunulmaktadır. Prof. Serin’in, her baskısında yeni bilgi ve eserlerle hacmi genişleyen kitabı, hat sanatı tarihimizin başucu eseridir.

Hattat Aziz Efendi

Prof. Dr. Muhittin Serin’in, Türk hat ekolünün İslam alemine yayılmasında büyük hizmetleri geçen, ‘imam-ülhattattin’ unvanı ile anılan Hattat Aziz Efendi’nin hayatı, sanatı ve talebeleri ile ilgili kıymetli bilgilerin yer aldığı ve müellifin, Aziz Efendi’nin yurtdışında bulunan eserlerini gidip yerinde görüp kaydederek hazırladığı eseridir. Eserde, Aziz Efendi’nin 80 renkli levhası yer almaktadır.

Hattat Şeyh Hamdullah

Prof. Dr. Muhittin Serin'in kaleme aldığı, gözden geçirilmiş ve ilâveler yapılmış eserin 2. baskısında, Osmanlı hat ekolünün kurucusu, İslâm yazı çeşitlerine yeni bir üslûp kazandıran Hattat Şeyh Hamdullah'ın hayatı, üslûbunun özellikleri, hat sanatımız bakımından taşıdığı değer ve talebeleri anlatılmakta; büyük hattatın eserlerinden renkli levhalar yer almaktadır.

Bestekâr, Tamburi, Hattat, Hafız Kemal Batanay

Hattat Prof. Dr. Muhittin Serin’in, hocası Kemal Batanay’ı anlattığı eseridir. Geçen yüzyılda özellikle ta'lik yazının önemli üstatları arasında sayılan merhum Kemal Batanay’ın anlatıldığı eser, hatıra, belge, kayıt ve fotoğraflarla, titiz bir araştırma sonucu hazırlanmış. Kemal Batanay’ın hayatı, şahsiyeti, eserlerinin anlatıldığı eserde Batanay’ın eserlerinden renkli hat örnekleri de yer almaktadır.


Sâmi Efendi Hattıyla Celî Ta’lik Tarih Manzumesi

Asıl boyutlarında yayınlanan, özel bir koleksiyonda korunan bu manzum eser, 1897'de vuku bulan Osmanlı-Yunan Harbi'nde Yenişehir'in yeniden fethine vak'anüvis tarafından düşülen altı beyitlik târihmanzûmesidir. Manzume, celî tâlik ve sülüs ekolünün büyük üstadı Sâmi Efendi tarafından sarı zırnık mürekkebiyle, siyah zemin üzerine büyük bir ustalıkla ve celî ta'lik (celî nesta'lik) hatla yazılmıştır.

Hattat Hulûsi Efendi’nin Ta’lik Meşk Murakka’ı

Bu eser ta'lik yazının en büyük üstâdı sayılan Hulûsi Efendi'nin hayatını ve ta'lik meşklerini ihtivâ etmektedir. Prof. Dr. Muhittin Serin tarafından yayına hazırlanan murakka, bugün talik yazı çalışan hüsn-i hat öğrencilerine hizmet etmekte; Hulusi Efendi, bu meşkleri ile deyim yerindeyse talebe yetiştirmeye hâlâ devam etmektedir

Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Sülüs ve Nesih Meşk Murakka’ı

Yine Prof. Dr. Muhittin Serin tarafından yayına hazırlanan bu murakkada Osmanlı dönemi hüsn-i hat sanatının kudretli üstatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin hayâtı ile sülüs ve nesih meşk murakkâları yer almaktadır. Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonundan alınan sülüs ve nesih meşk murakkalar, günümüz hüsn-i hat öğreniminde büyük hizmet vermektedir.

Şevki Efendi’nin Sülüs ve Nesih Meşk Murakka’ı

Bu eserde sülüs ve nesih yazılara son âhengini ve saf güzelliğini veren XIX. asrın önde gelen hattatlarından Şevki Efendi'nin hayâtı ve Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonunda muhâfaza edilen meşk murakkaı yer almaktadır. Muhittin Serin’in yayına hazırladığı murakka, günümüzde sülüs ve nesih çalışan hüsn-i hat talebelerinin eğitim kitabıdır.

Halim Efendi’nin Dîvânî, Celî Dîvânî ve Rik’a Meşk Murakka’ı

Prof. Dr. Muhittin Serin tarafından yayına hazırlanan bu eserde Güzel Sanatlar Akademisi Şark Tezyîni Sanatlar Şubesi’nde hat hocalığı yapmış, XX. asrın her türlü yazıda üstât olarak kabul ettiği Halim Efendi’nin hayatı ile nesih, divânî, celî divânî ve rik’a meşkleri yer almaktadır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1997 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK