Kağıt

Nadide Eserlerin Mütevazı Ev Sahipleri Aharlı Kâğıtlar

  • #


Yazı: Uğur SEZEN

Kâğıt… Binlerce medeniyetin ev sahibi… Hattatlar, bu medeniyetlerin reçetelerini göz nuruyla kâğıda yazdı, müzehhipler bu kâğıdı tezyin etti, mücellitler ciltledi… Binlerce medeniyet öğesi olan nadide eserler nesilden nesile intikal ederken, belki de bu maceranın çıkış noktası olan “kâğıt” biraz yabanda kaldı. Kâğıdın hatırını sormak ve halini dinlemek için, kâğıt ustası Yavuz Tiryaki’nin Fatih’teki Murakka Kâğıt Atölyesi’ne misafir olduk.

Birbirinden değerli binlerce esere, sanatkarların göz nuru ve maharetine ev sahipliği yaptı. Üzerinde kıvrılan harflerle, açan çiçeklere ve istiflenen motiflere, haklı olarak o kadar dikkat kesiliyoruz ki bütün bu güzelliklere zemin olan kağıdı gözden kaçırıyoruz. Oysa klasik tezyini sanatlarımız söz konusu olduğunda kağıt da üzerindeki sanat kadar olmasa da, ondan hemen sonra söz konusu edilmeye değer bir nitelik taşıyor. Çünkü bir tezhibe bir hatta zemin olacak bir kağıt çok uzun bir süreçten ve pek çok işlemden geçerek hazırlanabiliyor.


Son yıllarda geleneksel tezyini sanatlara yönelik ilgi, bu sanatların icra edilmesinde kullanılacak malzeme ve ekipman sağlayan usta ve atölyeleri de artırdı. Söz gelimi hattatlara ve müzehhiplere aharlanmış ve mührelenmiş kağıt üreten ustaların ve atölyelerin sayısında son yıllarda ciddi oranda bir artış gözleniyor. Fatih'te açtığı kağıt atölyesinde üretime başlayan sanat tarihçisi Yavuz Tiryaki de bu isimlerden biri.

Yavuz Tiryaki, 1984 senesinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Sanat Tarihi Bölümü’nde başlar üniversite hayatına. Üniversite tercih listesinde ilk sırada yer alan sanat tarihi, esasında Yavuz Tiryaki için 4 yıllık eğitim sisteminden çok farklı bir yerdedir. “Çocukluktan gelen bir sevgi benim için.” sözüyle, bilhassa Türk sanatları ile arasındaki ünsiyetin altını çizen Tiryaki, bu süre zarfında Oktay Aslanapa, Semavi Eyice, Nurhan Atasoy, Yıldız Demiriz, Şelale Yetkin gibi alanında uzman isimlerle çalışma imkânı yakalar.

Yavuz Tiryaki, Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, Türk sanatı araştırmaları üzerine yüksek lisansını da tamamlar ve 5 sene kadar İstanbul Üniversitesi’nin değişik birimlerinde güzel sanatlar dersleri verir. Türbeler Müze Müdürlüğü’nde, İstanbul türbelerindeki çini envanterleri üzerine araştırmalar yapar. Hoca Ahmet Yesevi Vakfı’nda, gelenekli sanatlarla uğraşanlara mekân ve imkân tanır. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nda da uzun zaman mesai harcar. 45 yıl sürecek Türk Kültür Atlası çalışmalarını başlatır. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak 6 yıl çalıştıktan sonra ise ticarete atılır.

“Türk Sanatlarından Kopamadım”

Yavuz Tiryaki ticarete atılır fakat kendi ifadesi ile Türk sanatlarından bir türlü kopamaz. Bu vesile ile her yıl akademik dergilerde makale yayımladığını, çeşitli ansiklopedilerde muhtelif maddeleri yazdığını belirten Tiryaki’nin, usta hattat ve ebrucu Fuad Başar ile birlikte hazırladığı bir de Türk Ebru Sanatı kitabı var. Yazma Kitap Sanatları Sözlüğü’nün hazırlık çalışmalarına ise halen devam etmekte. Fakat Tiryaki’nin asıl sevdası, her haliyle kâğıt…

Yavuz Tiryaki ile yakın zamanda Fatih’te açtığı Murakka Kâğıt Atölyesi’nde kâğıdın her halini konuştuk. Kâğıdın yapısını, kalitesini, mahiyetini ve tezyinata imkân sağlaması için hangi işlemlerden geçtiğini ehlinden dinledik.


“Kâğıt, yapısı itibariyle liflerden oluşur. Bu lifler, ince ve uzun borulardır. Bunlar peş peşe ve yan yana geldiği andan itibaren kağıdı oluştururlar.” diyerek söze başlıyor kağıt sevdalısı Yavuz Tiryaki. Genelde ağaçtan, bitkiden elde edilen, selüloz ağırlıklı kağıt kullandıklarını da ilave ediyor.

Tiryaki’den öğrendiğimize göre kâğıt suyu yediği andan itibaren, kendisini oluşturan borular yani lifler şişer. Sonrasında ise bu kâğıt, liflerin dizilişi doğrultusunda esner ve uzar. İş bu aşamaya gelmesin diye, tam bu noktada devreye Yavuz Tiryaki giriyor ve bu uzama esnasında kağıtta bir bozulma meydana gelmemesi, kağıdın daha uzun süre yaşayabilmesi için muhtelif koruma yöntemleriyle kağıt üzerinde çeşitli işlemler yapıyor. Bu işlemlerden ilki kağıdın aharlanması. Tiryaki’ye göre, Mısır’da cenazenin bozulmasını önleyen mumyalama işlemine benziyor kâğıt aharlamak. Çünkü bu ahar sayesinde kağıdın bozulması önleniyor ve üzerine yapılan her işlem uzun yıllar kalabiliyor.

Her Ustanın Reçetesi Tecrübesidir

Kâğıt aharlamanın birçok reçetesi mevcut. Tiryaki’nin tecrübe ve araştırmalarına göre, kağıtaharlamada uzun yıllardır nişasta kullanılmış. Geçmiş dönemlerde bu işlem için kitrenin de kullanıldığı olmuş ama genelde nişasta tercih edilmiş.

Tiryaki’nin tarifine göre aharlanacak kâğıdın hafif ıslatılarak esnemesi sağlanır ve bu esneme esnasında kâğıda, daha evvel çeşitli işlemlerle tutkal haline getirilen nişasta sürülür. Bu nişasta, kağıdı oluşturan liflerin arasını doldurarak tıkar, kağıdın esneme ve uzamasını sabit bir noktada bırakır.


Tiryaki’den dinlediğimize göre nişasta, kaynatılarak bir tutkal haline getirilir. “Geçmiş dönemlerde bu işlem için kitre de kullanılmış ama ağırlıklı olarak nişasta kullanılmakta. Kâğıdın önüne ve arkasına nişasta sürüldüğü zaman, kâğıdın bütün boşlukları doluyor ve kâğıt daha tok bir hale geliyor.” diyen Tiryaki, nişastayı nasıl hazırladığını da şu sözlerle anlatıyor:

“Bir su bardağına, bir tatlı kaşığı kadar nişasta kullanıyoruz. Genelde de buğday nişastası kullanırız. Ateş üzerinde kaynayıncaya kadar sürekli karıştırıyoruz. Bir litre başına da bir nohut tanesinden biraz daha küçük şap konur. Bunun nedeni, şapın bakteri önleyici olmasıdır. Şap, bütün mikrop, bakteri ve mantarları öldürür. Kağıdın hastalıktan kurtulmasını sağlar. Nişasta fokur fokur kaynadığında, kısık ateşte birkaç dakika daha bırakılır. Yenilebilir bir malzemedir ve insan sağlığına bir zararı yoktur. Hazırladığımız bu nişasta soğuduktan sonra tülbentten geçirilir. Daha sonra fırça ya da süngerle kağıda sürülebilir bir kıvam alır.”

Bir sonraki işlem ise, tutkal kıvamına gelen bu nişastanın, yediği kadarı ile kağıda sürülmesi. Bunun için de bir fırça ya da sünger kullanıldığını belirten Tiryaki’nin tercihi, hanımların mutfak işlerinde kullandıkları temizlik süngerinin yumuşak kısmı.


“Nişastaya batırdığım süngerle, tarla sürer gibi önce tek bir yönde ilk katı sürüyorum. İkinci katı ise ters istikamette sürüyorum. Ve bu kâğıdı kurumaya bırakıyorum.” sözleri eşliğinde tezgâhtaki kâğıdı aharlamaya başlayan Yavuz Bey, kuruma işlemi tamamlandıktan sonra, eğer gerek varsa kâğıdın arka yüzüne de aynı işlemi uyguluyor. Söylediğine göre aharlanan kağıt eğer çok kalınsa, kağıdın ön yüzüne sürdüğü nişasta diğer yüze ulaşmayacağı için tekrar sürmek gerekiyor. Aharlanan kağıt kitap için kullanılacaksa, kağıdın iki yüzüne de yazı yazılacağı için, önlü arkalı aharlanması şart.

Her Yiğidin Nişasta Sürüşü Farklıdır

Her ustanın kendi kıvamı ve uyguladığı usûl bir diğer ustadan farklıdır. Bu kâğıt aharlarken de böyle. Eğer ki nişastanın yoğunluğu kâğıdın ihtiyacından daha koyu ya da daha sıvı ise, bu kâğıdın ömrü için ve ileriki zamanda kâğıda yazılacak yazı için pek sıhhatli olmuyor.

Eğer ki nişastanın kıvamı koyu ise, kâğıdın üzerinde kalın bir tabaka oluşturacağı için çatlar. Nişastanın kıvamı çok ince ise, kâğıdı oluşturan lifler arasında istenilen dolguyu gerçekleştirememiş olur. Tiryaki’nin de ısrarla üzerinde durduğu gibi, her usta, kendi çalıştığı ortamda bunun ölçü ve ayarını kendi bilir. Kendi ifadesi ile, “Her ustanın kendi eli ile ilgili bir tecrübesi vardır.”

Mühre, Kâğıdın Nefsini Dizginler

Nişasta aharı yapılan ve liflerinin arası doldurulan, gözle görülmese de düz bir satıh haline getirilen kâğıt, en az bir gün kurumaya bırakıldıktan sonra, mühre denilen bir sistemle ezilir. Bir cam olan mühre, kâğıdın üzerinde rahat kaysın ve kâğıda parlaklık versin diye, üzerine yağ damlatılarak kullanılabilir.


“Ben, mühre rahat kaysın ve parlatsın diye fındık yağı kullanıyorum. Ebru mührelerken genelde sabun sürülür mesela.” diyen Tiryaki, bu işlemin bir altlığın üstünde yapılması gerektiğini de belirtiyor. Tiryaki, “Eskiden bu altlık meşin olurmuş. Fakat günümüzde maddi olanaklardan dolayı meşin altlık pek tercih edilmiyor.” dedikten sonra, kâğıt mühreleme esnasında altlık olarak paspartu kartonu kullandığını söylüyor.

Nişasta aharında olduğu gibi, mühreleme de ‘yeterince’ ve ustanın göz kararı miktarınca yapılmalı. Kimi ustanın gücü bir kâğıdı 3 seferde mühreleyebilirken, bir başka usta 10 seferde bu işlemi tamamlayabiliyor. Esas olan ise, kâğıdın düz bir satıh haline gelinceye kadar mührelenmesi gerektiği. Tiryaki’nin tabirine göreyse, “Kâğıt ölünceye kadar.”

Kâğıdın ölmesi, ona yazı yazacak hattat için, o yazıyı tezyin edecek müzehhip için nefsini feda etmesi aslında. Bu inceliği bilenler, kâğıdı sevgi ile mührelerler, adeta şefkat tokatı atarlar. Önemsemeyenler ise, mührelerken kırarlar kâğıdı…

İkinci Kat Ahar, Yumurta ile Yapılıyor

Mührelemeden sonra kâğıda ikinci bir kat sürülür. Buna da yumurta aharı denir. Yumurtanın beyazı sarısından ayrılır ve şapla, su kıvamına gelinceye kadar çırpılır. Yüzeyinde bir köpük tabakası oluşan bu sıvı, bir gün dinlendirilir ve sonra üzerindeki köpük atılarak altta kalan sıvı kâğıda sürmeye hazır hale getirilir.

Tiryaki, aynen nişasta aharında uyguladığı usulü yumurta aharında da uyguladığını söylüyor. Yani bir sünger yardımıyla, şapla çırpılmış bu yumurtayı kâğıda şu şekilde yediriyor:“Nişasta sürme işleminde olduğu gibi, yumurtayı da sünger yardımıyla kâğıdın yüzeyine sürer ve bir gün kurumaya bırakırım. Bu işlemden sonra, bir hafta içinde mutlaka son kat mühreyi kâğıda vurmak gerekir. Eğer bu yapılmazsa, yumurta ileriki zamanda çatlayabilir. Mühreyi bir haftadan önce yaparsak bu kez de yumurta tam olarak kurumadığı için, mühre kâğıdı sıyırır ve çizik içerisinde bırakır. Bu işlemlerden sonra, eğer kâğıt üst düzey seviyede kaliteli değilse, yazı yazılması için en az bir sene bekletilmesini tavsiye ederim.”


Yazı, Aharlanmış Kâğıda Yazılır

Aharlanmış kâğıdın yüzeyine, eski yöntemlerle hazırlanan mürekkeplerle yazı yazılır. Dolayısıyla mürekkebin içerisinde hiçbir sentetik malzeme bulunmaz. Bu da mürekkebin silinebilir ve tashihe müsait olduğunu gösterir. Klasik mürekkepler, is ve Arap zamkı denilen bir yapıştırıcı ile harmanlanarak hazırlanır. Yazılı kâğıt, daha sonra murakka yapılırsa, tekrar ıslanmış olur. Fakat öncesinde kâğıt aharlandığı için, bir esneme söz konusu olmaz. Dolayısıyla yazı da bozulmaz. Ama mürekkebin içerisinde sentetik malzemeler varsa, bunlar nişastanın içerisinde yürür ve yazının bozulmasına sebebiyet verir. Bu yüzden gelenekli sanatlarda asla sentetik malzeme kullanılmaz.



Artık Standart Kâğıt Kullanılsın

Yıllardır kâğıtla hemhal olan ve onun her halini bilen Tiryaki, bir tavsiyede de bulunmayı ihmal etmiyor. Avrupa standartlarında 9706 kâğıtların, bir kâğıdın içerisinde olması gereken her maddeyi iyi bir oranda içerdiğini söyleyen Tiryaki, asit-baz dengesi açısından da bu kâğıtları öneriyor.

“Bir kâğıdın uzun yaşayabilmesi için, ph değerinin mümkün olduğunca yüksek olması gerekir. 9706 kâğıtlarda bu değer ortalama 8,5’tur. Geri dönüşümden elde edilen kâğıtlarda, lifler kısadır. Bu da kâğıdın ıslandığı andan itibaren bozulmasını hızlandırır.” diyen Tiryaki, gelenekli sanatlarımızda standart kâğıtların kullanılması gerektiğinin altını şu cümlelerle çiziyor:

“Standart kâğıtlarda, hem yaşlanma daha geç olur, hem de işlem yaparken kolay ve kaliteli sonuç alırız. Biz de adına gelenekli dediğimiz sanatlarda, kâğıdın en kalitelisini kullanmak durumundayız.”

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1276 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK