Makale

"İslam İstanbulu" nun Tapuları

  • #


Yazı: Süleyman Zeki BAĞLAN*

Fatih Sultan Mehmed Han’ın fethettiği şehir hakkında Uhud Harbi sırasında Hz. Peygamber fetih hadis-i şerifini söylemesiyle Medine-i Münevvere ile İstanbul’u kardeş şehir ilan etmiştir. Bu “işaret-i peygamberi”ye nail olmak için Eba Eyyub-el Ensârî buralara kadar geldi, şehid oldu. Surlara en yakın yere vasiyeti gereği gömüldü. İşte İstanbul’da ilk manevi ve maddi tapumuz bu mekandır.

Medeniyet tarihinde Akdeniz bölgesinin iki mühim merkezi İstanbul ve Roma’dır. Bu ikisi diğer şehirler arasında tarih, kültür ve coğrafyaları itibariyle farklıdırlar, ileridedirler. İstanbul’un özellikleri daha değişiktir. Akdeniz havzasının en eski medeniyeti olan Mısır’da firavunlar Nil Nehri kenarında oturmuşlardır. Roma imparatorları denizden kilometrelerce içeride “yedi tepeli” Roma’dan imparatorluklarını idare etmişlerdir. Osmanlı sultanları, bir tarafı Haliç, bir tarafı ise Marmara Denizi'yle sınırlanan üçgen biçimindeki bir yarımadadan teşekkül eden payitahtta hüküm sürmüşlerdir.




Günümüz devlet merkezleri, birer “kara başkentinden” idare edilirken, Osmanlı Devleti ve Doğu Roma (Bizans) deniz kıyısındaki bir başşehirden yönetilmişlerdir. Sarayburnu’ndan Edirnekapusu’na kadar 85 metre rakımına ulaşan “Yeditepe”, Anadolu ve Rumeli Kavakları'na kadar uzanan 30 kilometrelik bir “Nehr-i aziz” olan Boğaziçi ve tabii bir liman olan 8 kilometrelik Haliç, Eyüb, Pera, Beyoğlu, Galata, Üsküdar, Büyük ve Küçük Çamlıca tepeleri, dereleri, vadileri, yeşil düzlükleri, Marmara’daki bir “adalar” şehri kuşatan ormanlar, Büyük ve Küçük Çekmece ile Terkoz gölleri Cenab-ı Hakk’kın şehrimize bahşettiği sayısız nimetlerdendir.

Istanbul’u kuranlar, ona tarihi şahsiyetini kazandıran abideleri yaptıranlar, onun güzelliklerine saygılı davranmak, topografyaya uygun eserler inşa etmek konusunda çok dikkat etmişlerdir. Şehrimizin M.Ö VII. yüzyılda (MÖ 658) ilk kuruluşundan XX. asra kadar uzanan tarihi boyunca yapılıp yıkılanların, yenileri inşa edilen hipodrom, kiliseler, camiler, medreseler daima san’atkârâne olmuş, yapılıp yıkılanların yerine daha muhteşemleri inşa olunmuştur. Halkımız ise bu kentin “taşı toprağı altın” demiştir.

Istanbul’un üç uzun dönemini şöyle tesbit edebiliriz; 1- Bizantion 2- Konstantinopolis 3- Istanbul. Bunun ötesinde tarih öncesi denizler Küçükçekmece Yarımburgaz mağaraları ve Yenikapı’da bulunan 36 gemi ile 8500 yıl önce şehrin ilk sakinlerinin buralarda yaşadığını ortaya koymaktadır.

Istanbul’un tarih öncesi karanlık dönemleriyle alakalı sayısız efsane ve mitoloji vardır. Akla ve mantığa sığmayan hikayelerdir. Bizantionlu Dionisios, kentin, M.Ö. 658 yılında Sarayburnu'nda kurulduğunu ve kurucusunun da Bizas olduğunu yazıyor. Bu bilgiye göre Istanbul bugün 2670 yaşındadır. Roma İmparatorluğu’na bağlı yaşayan bu klonizatör site devleti, imparator Septimius Severus’un gazabına uğrayınca kent, 195 tarihinde yakılıp, yıkılmış sonra yeniden Roma tarzında inşa olunmuştur. Zamanımızda o devirden hiçbir iz kalmamıştır.




Hıristiyanlığın kuvvetlenmesi sonucu Roma’daki Paganlarla anlaşamayan Roma İmparatoru I. Konstantinus (324-337) 328. Başkent Roma’yı bırakarak Bizantion’a taşındı. Bu yıldan itibaren Roma İmparatorluğu’nun fiilen ikinci başkenti oldu. Şehrin savunması için Unkapanı’ndan Samatya’ya kadar kara surları ve sahil boyunca da deniz surları tasarlandı. Bu faaliyetler devam ederken 11 Mayıs 330'da Konstantinus’un da katıldığı ve şehrin takdis edildiği büyük bir dini merasimle Bizantion’a “Nova Roma” (Yeni Roma), “Sekundu Roma” (İkinci Roma) ve Konstantinopolis adları verildi. İmperium Romanum’un resmen başkenti oldu. Istanbul’dan başka hiçbir başkent için böylesine kesin ve eski bir kuruluş tarihinden bahsedilmez. 330’dan 1922’ye kadar 1592 sene Roma, Bizans ve Osmanlı’nın pay-ı tahtı bu şehirdir. İslam dünyasında ve fetihten sonra da Konstaniyye olarak anılan “belde-i tayyibe”, İslambol ismiyle zikredilirken Istanbul adı günümüzde de devam etmektedir. Belde-i tayyibe ismini Sultan II. Abdulhamid Han şehrimiz için kullanırdı. (“Beldetün tayyibetün” Kur’an-ı Kerim’de geçmektedir. Ebced hesabıyla Istanbul’un fethinin hicri 875 karşılığıdır.)

İslam Şehri Istanbul’un Tapuları

29 Mayıs 1453'de Fatih Sultan Mehmed Han’ın fethettiği şehir hakkında Uhud Harbi sırasında Hz. Peygamber (SAV) Fetih hadis-i şerifini söylemesiyle Medin-i Münevvere ile Istanbul’u kardeş şehir ilan etmiştir. Bu “işaret-i peygamberi”ye nail olmak için Eba Eyyûb-el Ensârî buralara kadar geldi. Şehid oldu. Surlara en yakın yere vasiyeti gereği gömüldü. Akşemseddin’in keşfiyle kabri bulundu. Hemen bir türbe ve cami yapıldı. Zamanla medrese, imaret, çeşme ile Eyüb Sultan Külliyesi teşekkül etti. İşte Istanbul’da ilk manevi ve maddi tapumuz bu mekandır, bu bölgedir. Tapu, Türkçe bir kelime olup “Bir mülkün bir kimseye ait olduğunu belirten resmi senet” manasındadır.1

Asıl Istanbul, suriçi olan “tarihi yarımada”dır ki buraya “nefs-i Istanbul” denilmiş ve “Bilâd-ı Selâse” olan Eyüb Sultan, Üsküdar ile Galata bölgelerinde 200 çeşit tarihi gayr-ı menkul inşa edilmiştir.2 Bunlar; cami, tekke, türbe, hamam, kilise, havra, çeşme, yalı, konak, saray, kasır, medrese, kışlalar, istasyonlar, tarihi okullar, tersaneler vs. sayıyı tam sayarsak 200’den fazla tür çıkmaktadır. Vakfiyeleri vardır. “Istanbul’a gidiyorum” diyen bugünkü Fatih’e veya Eminönü’ne geliyordu. Istanbul’da Ermeni, Rum, Yahudi ve Müslümanlar, yabancı- ların “Pax Ottoman” dedikleri topluluklar arası barış yapay değil, kaidelere bağlıydı.

Istanbullu şehrî, Eyyüblü köylü, Galatalı Frenk, Üsküdarlılar kasabalı, Anadolu’dan gelenler taşralı olarak anılırlardı. XX. yüzyılın başına kadar Istanbul genelinde 289 mahalle vardı. 2008 yılında ise sur içindeki mahalle sayısı 69’dan 24’e getirildi. Tarihi yarımadadaki Tescilli Anıt Eserlerin sayısı ise 2536’dır. Bunların tamamına yakını Osmanlı dönemine aittir. Az bir kısmı Bizans, Roma ve Cumhuriyet devrinden kalmıştır. Buradaki tescile teklif edilen eski eserlerin sayısı ise 1060’dır.

1533'te Istanbul’a gelen Flaman ressam Pieter Coeck van Aalst, Istanbul’un ilk defa iki resmini d’apres nature olarak meydana getirmiştir. 1553'te Elçi Ghislen de Busbecq ile gelen Flensburglu ressam Melchior Lorich’in küçük resimlerinde şehrin muhtelif kısımlarını görürüz. Kanuni döneminde Matrakçı Nasuh’un "Menâzıl-i Sefer-i Irakeyn"inde, Seyyid Lokman’ın "Hünername"sinde ve "Surnâme"lerin minyatürlerinde şehrimizin tasvirlerini müşahede ederiz.




Birkaç tarihi gayr-ı menkul hakkında kısa bilgi verelim:

Külliyeler:

 Bizde şehirleşme camilerle, külliyelerle meydana gelir. Fatih Camii etrafında bir araya gelen 20 birimden müteşekkil Fatih Külliyesi’ni Padişah II. Mehmed yaptırdı. Istanbul’un 7 tepesinde bir sultan tarafından yaptırılan “şehrin taçları” mahiyetinde “Selatin Külliyeleri” bulunmaktadır. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Süleymaniye, Mihrimah Sultan, Sultanahmed, Nurû Osmaniye külliyeleri birbirini takip eder. Ayrıca sadrazam, paşa ve tekke külliyeleri vardır. Sayıları yüze yakındır.

Camiler:

 Sultanların yaptırdıkları mâbede “selatin camii” denilir. Birden fazla minareli olur. Devlet adamlarının, şeyhlerin, ulemânın ve halkın yaptırdığı camiler vardır. Tek minarelidirler. Küçük ölçülerde olanlara ise mescit diyoruz. Günümüzde Istanbul genelinde 3500 civarında camii bulunmaktadır. Klasik, barok, rokoko, neoklasik ve modern tarza camiler bulunmaktadır. Fatih’te 170 küsur faal, 170’e yakın gayr-ı mevcut cami vardır. Eminönü’nde ise 120 civarında mevcut, yine bu sayıya yakın kayıp cami tesbit edilmiştir. Zaman zaman ihyası için çalışmalar görülmektedir. Camiler hakkında ciddi, geniş ve ilmi eserlere ihtiyaç vardır.

Medreseler:

 Külliyelerin medreseleri olduğu gibi müstakil medreseler de vardır. En üst ilmi seviyede olanları; Fatih Sahn-ı Semam, Ayasofya ve Süleymaniye medreseleridir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim tedrisatı için "Daru’l-Kurra"lar, Hadis-i şerif öğretimi için "Daru’l-hadis"ler yapılmıştır. Fatih, Bayezid, Süleymaniye Daru’l-Kurraları, Süleymaniye ve Fatih Feyzullah Efendi Daru’l-hadis medreseleri gibi.

Sıbyan Mektebleri:

 Çocuklar İslami bir gelenek olarak 4 yaş, 4 ay, 4 günlükken Amin alayı, Bedi Besmele ile derslerine başlarlardı. Bu binalar fevkâni olup, sınıfları pek kalabalık olmaz. 30 civarında öğrenci bulunurdu. 1925'te sayıları 314'tü. Her külliyenin sıbyan mektebi vardır.

Tekkeler:

 Halkın eğitildiği bu mühim merkezlerin sayısı 400 civarında idi. Ahşap veya kargir oluyorlardı. Vakıfları ve gelirleri vardı. Herkese kapıları açıktı. Dini, ahlaki ve edebi eğitimin yapıldığı tekkelerden meşhur birçok şahsiyet yetişmiştir. Galata, Yenikapı, Bahariye, Elîfî Efendi Mevlevihaneleri, Kadirihane, Cerrahi Tekkesi ve Gümüşhaneli Dergâhları gibi. Daha niceleri vardır.

Kiliseler:

 Istanbul’un fethinden sonra cemaati olan birçok kilise Hıristiyanlara bırakılmıştır. Fener’de Aya Yorgi Kilisesi, Patrikhane, Kumkapı’daki Ermeni Patrikhanesi ve Antuan Kilisesi gibi. Patrikhaneler, Sultan Fatih’in izni ile açılmıştır.

Havralar:

 Yahudilerin ibadethanesi olan sinagoglar, havraların Bizans’tan kalanları devam etmiştir. Günümüzde Hasköy, Galata, Beyoğlu, Kuzguncuk, Kadıköy ve adalarda havralar bulunmaktadır.

Su Tesisleri:

 Istanbul’da Osmanlı dönemine ait muzzam su tesisleri bulunmaktadır. 70-80 kilometreden getirilen su için mühendislik harikası su kemerleri yapılmıştır. Halkalı, Kırkçeşme gibi büyük su tesisleri yapılmıştır. Mağlova su kemeri Mimar Sinan’ın bir şaheseridir.

Çeşmeler:

 Şehre gelen su, çeşmelere ve camilere dağıtılıyordu. Evlere verilmiyordu. Birçok çeşme san’atkârane yapılmış birer sanat abidesi idi. Istanbul’da binden fazla çeşme vardır.

Hamamlar, bedestenber, hanlar, kervarsaraylar, çarşılar, yangın kuleleri, gümrük tesisleri, türbeler. hazireler, mezarlıklar, konaklar, yalılar, köprüler gibi 200 çeşitten fazla tarihi gayr-ı menkul şehrimizde bulunmaktadır. Buradaki varlığımızın vesikalarıdır.

İstanbul’a en büyük darbeyi vuranlardan biri de 1836-1952 yılları arasında şehrin planını hazırlayan Henri Prost’tur. 1950- 1960 yılları arasındaki imar kasırgasında Henri Prost’un planları uygulanmış, tapularımız birer birer yok edilmiştir. Şehrimizdeki tarihi gayr-ı menkuller hakkında çok ciddi, ilmi yayınlar yapılmalıdır. Bu mevzuda elimizde alabildiğine kaynak vardır. Mesela, Encümen dosyaları (2000 adet), Hayrat-ı Şerife defterleri (10 adet), Kaleönü dosyaları (3000 civarı) gibi birinci elden kaynaklar, arşivde ilgili defterler, belgeler derhal neşrolunmalıdır. Istanbul’un işgali yıllarında duvarlara yapıştırılmış şu şekilde bir poster vardır: Ortaköy’den tarihi yarımadaya bakarken Sultanahmed, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Süleymaniye ve derinliğine Haliç görülmektedir. Bu posterin üstünde şöyle bir yazı okunmaktadır; “Bu şehir kimindir?”, altında ise “Bu eserler kiminse, bu şehir onundur”

* Istanbul Kültür Tarihçisi

 DİPNOTLAR: 1) (Redhouse Lugatı, 1922. Konstaniyye baskısı, sahife 1218. Ve Mehmed Doğan, Türkçe Sözlük, Istanbul, 1989, s. 1058) 2) (AVM’ler, towers’lar, gökdelenler vs. hariç.)  

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 617 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK