Atölyeler

Bu Saatte Bir Terslik Var!

  • #


Yazı: Dilek DOĞAN

Namı dünyanın ta öteki ucuna kadar yayılmıştır Nasreddin Hoca’nın. Fıkraları ile Türk mizah anlayışına ayna tutan Hoca; fıkralarında birbirinden farklı pek çok kişilikle çıkar karşımıza. Ama her defasında gülümsetir, gülümsetirken ders çıkartmamızı sağlar. Çünkü hem yaşadığı döneme, hem çağlar sonrasına damga vuran, tam bir halk bilgesidir o. Bir fıkrasından mülhem, yaygın olarak eşeğine ters binen haliyle zihinlerde yer eden Nasrettin Hoca, o kıvrak zekâsıyla, insanlığa mesajlarını gönderdiği Akşehir’de bugün Hoca’nın torunları onun bıraktığı tarihi ve manevi mirası korumaya devam ediyor. Tersine çalışan saatlerin mucidi Erdoğan Özbakır da onlardan biri.

Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar pek çok ülkede birbirine benzer öyküleriyle anlatılan Nasreddin Hoca ve ilettiği mesajlar son derece önemlidir. O, hem toplumu ve kişileri eleştirir ve çözümler önerir, hem de tüm insanlığa hoşgörü, kardeşlik, barış, iyimserlik önerileriyle seslenir.
Türk halk bilgesi… Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur. Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.

Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin Rumi ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu ve aynı anda birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerekse halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür.

Gülmecelerin ve fıkralarının incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil, Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya almadır. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan düşünce ürünlerini oluşturur.

Nasreddin Hoca’nın Dilinden Yergiler

Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak dikkat çeker. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır; böylece halk, Nasreddin Hoca’nın diliyle, kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Söz gelişi, onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur’la ilgili “Hamam, Timur ve peştamal” gülmecesi de, Timur’dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halkın beğenisi Hoca’yı, Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkararak, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit!” türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.


Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde halkın duygularını yansıtan bir başka unsur da eşeğidir. Hoca, eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek; acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yan yana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, “Eşek evde yok.” deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün, “İşte eşek ahırda.” diye diretmesi karşısında, hocanın, “Eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi?” demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların “ahiret”le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. “Fincancı Katırları”, “Ben Sağlığımda Hep Buradan Geçerdim” başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan “Ye Kürküm Ye” gülmecesi, Hoca’nın dilinde, halkın tepkisini gösterir. Nasreddin Hoca’nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, “İncili Çavuş”, “Bekri Mustafa”, “Bektaşi” gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır.

Nasreddin Hoca, gerek yaşadığı döneme ve gerekse çağlar sonrasına damgasını vuran, toplumsal yergi ustası ve bir halk önderidir. Nasreddin Hoca Akşehir’de yaşamış ve döneminin Akşehir insanından yola çıkarak bütün insanlığa mesajlar göndermiştir. Hoca; Akşehir Gölü’ne çaldığı umut mayasıyla, 'dünyanın ortası’nı Akşehir’e taşıyan eşeğiyle, sert rüzgârlı Tekke Deresi’ne gerdirmek istediği hasırıyla Akşehir’e aittir.

Akşehir ve Akşehirliler ise yüzyıllar boyunca Nasreddin Hoca’nın bıraktığı tarihi ve manevi mirasa sahip çıkmış ve onu korumuşlardır. Nasreddin Hoca, Akşehir’in her köşesinde varlığını sürdürmeye devam ediyor. Akşehir’de karşılaşacağınız insanlar, gözlerindeki ışıltı, yüzlerindeki gülümseme, tatlı bir aksanla süslü konuşmalarındaki esprileriyle size Nasreddin Hoca’nın torunlarıyla karşılaştığınızı kanıtlayacaktır.

Hoca’nın Torunları da Tersten Gidiyor


İşte bu örneklerden birisi de tersine çalışan saatin mucidi Erdoğan Özbakır. Gerçek bir Nasreddin Hoca torunu olan Özbakır, aynı zamanda 7 kez Nasreddin Hoca’yı temsil etmiş. Erdoğan Özbakır, 63 yaşında ve mesleğinin 50. yılını dolduruyor ama kendisine sorarsanız o, henüz 24 yaşında.

Henüz 13 yaşındayken evinin bir odasını atölyeye çeviren Özbakır, o tarihlerde kendi çapında hediyelik eşyalar üretmeye başlar. Öğrenciliği ve sonrasında öğretmenliği sırasında da mesleğine devam eden Özbakır, Nasreddin Hoca figürünü hediyelik eşya sektörüne ilk defa kendisi kazandırır. Mucit, 40 yıllık hayalini gerçekleştirerek tersine çalışan saati icat eder. Saatin akrep ve yelkovanı tersine dönüyor ama rakamlar da ters tarafa doğru sıralandığı için zamanı doğru gösteriyor. Tersine çalışan saati yaparken, başlarda teknik birtakım sorunlarla karşılaştığını anlatan Özbakır, ‘‘Bu benim 40 yıllık hayalimdi. Önceleri teknik olarak başaramadık, ama üzerinde daha yoğun çalışınca mekanik sorunu da çözdük. Ardından tiplemeler ve modeller geldi.” diye konuşuyor.

Nasreddin Hoca torunu Erdoğan Özbakır, saatin tersten işleyişini soranlara, “Geçen zamanı geri getirir, tersine giden işleri düzeltir, doğruyu bulmak için düşünmeyi yeniden öğretir.” gibi esprilerle karşılık veriyor. Saatlere de bu esprileri yazan mucit, “Tersine çalışan saati yapmasını başardık başarmasına ya, bu sefer de yaptığımız saatlerin ilgi görmemesinden korktuk. İlk yaptığım ürünlerin elimde kalacağı ihtimalini de düşünüyordum elbette. Ama tam tersi oldu, çok büyük bir talep gördü.” diye konuşuyor. Ters çalışan saatlerin sadece Akşehir’den veya Türkiye’den değil, dünyanın her yerinden talep gördüğünü ifade eden Akşehirli mucit, “Dış pazarlara açılmak, daha çok büyümek mümkündü aslında. Ama artık 24 yaşına gelmiş olmanın yorgunluğuyla bundan sonra daha büyük atılımlar yapmak için gerekli gücü kendimde bulamadım.” diyor esprili bir dille.

Erdoğan Özbakır, saatlerin altında yazan üç maddelik dizeleri de hatırlatarak, “Ters giden işleri düzeltir, geçen zamanı geri getirir, düşünerek doğruyu bulmayı öğretir.” diyor ve bu dizelerin, saatin kendi manasını da geçmiş durumda olduğuna vurgu yapıyor.
Tersine çalışan saat fikrini Nasreddin Hoca’nın felsefesinden aldığını ifade eden Erdoğan Özbakır, hocanın felsefesini ve ters çalışan saatin oluşma sürecini şu sözlerle özetliyor: “Nasreddin Hoca, yaşadığı yüzyılda ve yaşadığını varsaydığımız fıkralarında daima ters işler yaparak insanları şaşırtmış. Şaşırtırken düşündürmüş, örneğin ipe un sermiş, bindiği dalı kesmiş, göle maya çalmış, kazanı doğurtmuş. Fıkralarında sürekli ters mantıklı işleri işlemiş. Yedi kez Nasreddin Hoca’yı temsil etmiş birisi olarak hocanın felsefesini sadece yaptığım işlerde değil, ruhumda da özümsedim. Hocanın şaşırtma felsefesine paralel bir doğrultuda iş üretmeyi amaçlıyordum. Hocanın torunu olarak aynen hocanın yaptığı gibi nesilleri şaşırtmak istedim. Saati görenler de ilk başta şaşırıyor. Çünkü ilk etapta algılamak zor oluyor. Rakamlar ters, akrep yelkovan hepsi ters dönüyor, bunu gördükten sonra gülümsemeye başlıyorlar.’’

Tersine çalışan saat üretiminin, kendisinden sonra devam etmeyeceğini ifade eden Erdoğan Özbakır, kimsenin bu alanda çalışmak istemediğini söylüyor ince bir sitemle. Özbakır, ‘‘Maalesef bu alanda kimse yetişmek istemiyor. ‘Ben bu işi öğrenmek istiyorum’ diyen gençleri bulamıyorsunuz. Bir adımını içeride, bir adımı dışarıda tutacaklara ayıracak vaktim yok. Herkes çalışmadan para kazanmanın peşinde, o yüzden de bu mesleğin geleceği yok. Bizden sonra bu ve buna benzer işlerin tamamen biteceğini düşünüyorum.’’ diyor.

Nasreddin Hoca ve Akşehir Rehberi Hazırlıyor

Hayatını Nasreddin Hoca felsefesini anlamaya ve yaşamında uygulamaya adamış olan Akşehirli mucidin şikâyetçi olduğu tek konu, yerine birilerinin yetişmeyecek olması değil esasında. Meslek hayatının 50. Yılında Akşehir’e ve Akşehirlilere özel bir hediye sunmak isteyen Özbakır, “Cumhuriyet 9 Ay 10 Günde Akşehir’den Doğdu” isimli bir proje hazırladı. Proje kapsamında Atatürk ve Akşehir’le ilgili pano, biblo ve magnet gibi işleri bu sloganla birleştirerek hediyelik eşya üretimine başladı. Akşehirli mucit, hazırladığı kalıpları, çizimleri hiçbir ücret almadan, tüm teşkilatıyla birlikte bu işi yürütecek olan bir vâkıfa ya da derneğe ücretsiz olarak vermeye hazır, ama ne yazık ki bu işi üstlenecek kurum ya da kuruluş bulamamış.
Erdoğan Özbakır, meslek hayatındaki 50. yılı anısına ayrıca küçük bir cep kitapçığı şeklinde Nasreddin Hoca ve Akşehir rehberi hazırlıyor. Özbakır, üzerinde çalıştığı kitapçığın en az 10 bin adet basılacağını belirtiyor. Özbakır’a göre Akşehir’in en büyük eksikliklerinden birisi de böyle bir kaynağın olmayışı: “Akşehir’e gelen yerli ve yabancı turistler, şehrimizi tanıtacak bir rehber kitapçık bulmakta zorlanıyorlar, çünkü böyle bir kaynak yok. Nasreddin Hoca’dan çok şey almamıza rağmen, onu tanımıyoruz ve ona hiçbir şey vermiyoruz.’’

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1335 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK