Mimari

Kurnalarına Hüzün Akıtan Edirne Çeşmeleri

  • #


Yazı: Mehmet KÖKREK

“Her şey biter, Edirne bitmez…” Ord. Prof. Süheyl ÜNVER

1361 tarihinde Osmanlı devlet sınırlarına katılan Edirne şehri, fethi takip eden günlerde yoğun bir imar faaliyetine sahne oldu. 16. yy’da kemal derecesine ulaşan şehrin imar faaliyetinin en önemli unsurlarından biri de su tesisleriydi. Fethin ilk yıllarında Edirne, Kaleiçi ve Yıldırım adında iki mahalleden ibaret küçük bir şehir olduğu için şehir ahalisi su ihtiyacını çevrede bulunan Tunca ve Meriç nehirlerinden giderirmiş. İlerleyen vakitlerde kurulan yeni mahallelerle büyüyen şehrin su ihtiyacı artınca, bunu karşılamak amacıyla gerek devlet adamları, gerekse hayırsever zevat-ı kiram, şehre birçok çeşme ve sebil inşa ettirmiş. Tarih içinde inşa edilip şehri ihya eden, ancak şu an pek çoğu akmayan Edirne’nin susuz çeşme ve sebillerini ziyaret ettik, hikâyelerini bugüne aktaran zarif kitabelerinden kana kana içtik.
Su… İnsanoğlunun hayatını idame etmede ve tekâmül serüveninde asli yoldaşı… Ayırım gözetmeksizin yeryüzünün her coğrafyasında, medeniyetlerin mihenk taşı. Ecdadımız, İslam’da temiz ve temizleyici olduğu beyan buyrulan bu nimetin şükrünü, biraz da çeşme ve sebil tesis ederek ödemişler. Ahalinin tabii su ihtiyacını karşılama maksadıyla inşa ettirilen çeşmeler, yüzyıllar boyunca hem gözlere hem de gönüllere su serpmiş. Gerek mimari özellikleri, gerekse tezyini unsurlarıyla bedii bir şölen sunan çeşme ve sebiller, günümüzde ne yazık ki kurnalarına su yerine hüzün akıtmakta. Kitabesi, “Aç besmeleyle iç suyu/ Han Ahmed’e eyle dua” olan bu güzide çeşmelerin kısmı küllisinden, günümüzde ne yazık ki müstefit olamamakla birlikte, ecdadın bedii şükründen de mahrumuz. İşte bu yazı, tarih içerisinde Edirne’de inşa edilmiş ve bu suretle şehri ihya etmiş olan çeşme ve sebilleri anlatmak için kaleme alınmıştır.

Çeşitli Edirne tevârihleri ve şehir ile ilgili arşiv belgeleri üzerinde yapmış olduğumuz araştırmalar sonucunda Edirne şehrinde inşa ettirilmiş olan 358 adet umumi çeşme ve sebil tarafımızca tespit edilmiştir. Bu çeşmelerin bir kısmı zaman içinde çeşitli nedenler bahane edilerek ortadan kaldırılmış, günümüze ulaşan çeşmelerin çok büyük bir kısmı ise muattal bir durumdadır.
Edirne’de bulunan çeşmeler içinde en büyük olanı Selimiye Camii’nin kuzey cihetinde, Mimar Sinan Caddesi ve Hastane Sokağı’nın kesiştiği yerde bulunan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Çeşmesi’dir. Sicil-i Osmani’de “cesur, akıllı, vakur ve tedbirli” olarak tanımlanan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bilindiği üzere II. Viyana Kuşatması’nda alınan mağlubiyetin müsebbibi olduğu gerekçesiyle idam ettirilmiştir. Üç cepheli olarak inşa edilen bu büyük çeşmenin orta cephesinde tek niş bulunmaktadır. Bu nişin içine yerleştirilen ayna taşı rumi motif şeridi ile nihayetlenmektedir. Rumi şeridin hemen altında bulunan kartuşta ise hiçbir yazının bulunmaması düşündürücüdür. Kartuşun hemen altında ise sivri kemerli bir sağır niş bulunmaktadır. Nişin hemen yanında simetrik şekilde oluşturulmuş iki bitkisel motif, nişin içinde bulunan lülenin her iki kenarında ise hayat ağacı motifi bulunur. Lülenin hemen üzerinde ise gülbezek motifi bulunmaktadır. Çeşmenin, Mimar Sinan Caddesi’ne bakan cephesinde de bir adet niş bulunmakla birlikte nişin sol tarafında sonradan eklendiği fikrini uyandıran iki adet ayna taşı bulunmaktadır. Mezkûr nişin içinde bulunan ayna taşının tam ortasında bir hayat ağacı motifi ve iki kenarında vazolu çiçek motifi yer almaktadır. Hastane Sokağı'na bakan cephede ise diğer cephelerin aksine iki adet niş bulunmaktadır ki tıpkı diğer cephelerdeki gibi sivri kemerlidir. Ahşap sakıfa malik mezkûr çeşmenin yapımında kesme taş kullanılmıştır. Orta nişin üzerinde bulunan Hicri 1077 tarihli (m. 1667) mermer kitabesinde ise şu metin yer almaktadır:

“Cenab-ı Mustafa Paşa-yı Ekrem / Vezir-i padişahi mesned ara / Odur piraye-yi bend-i şahid-i mülk / Odur kaim makam-ı adil pira / Akıttı Edirne şehrinde bir su / Kim itti cür’asın kevser-i temenna / Göründü feyz-i ismi Mustafa’dan / Medine Edirne ma ayn-i zerka / Atallahu ömreh ba sa’adet / Ademallahu ikbaleh ve ebka / Bimail feyzi min tarihi şanı / Cer’i-aynü tüsemma selsebila” (1077)

Gidenlerden Bir Hatıradır Çeşmeler

1971 tarihinde eski Jandarma Okulu yanından alınarak Bedesten yanında bulunan parka nakledilen Askeri Hastahane Çeşmesi’nin önemi ise mimari özelliklerinden çok kitabesi ile alakalıdır. 1911 tarihinde Edirne’de birçok can alan kolera ve lekeli tifo salgınına yakalanarak alem-i cemale intikal eden üç tabibin anısına, meşhur Edirne tarihçilerinden Rıfat Osman Tosyavizade tarafından inşa edilmiştir. İki gözlü çeşmenin caddeye bakan gözünde bulunan kitabede mezkûr salgın nedeni ile vefat eden, Mustafa Kazım (tabib-i kimyager), Mustafa Edhem (tabib cerrah) ve Cevad Sami’nin (göz tabibi) isimleri bulunmaktadır. Diğer gözünde ise mezkûr salgının Edirne şehrinde yarattığı tesir anlatılmakta olup hicri 1334 (m. 1915) tarihli mermer kitabenin okunuşu şöyledir:
“Cenab-ı hafız-ı hakiki hak-i pak-i vatan-ı Osmani bilcümle mesaibten muhafaza buyursun amin 1328 senesi Temmuz’unda başlayarak 1330 Mayıs’ında nihayet bulan büyük salgında koleradan bin, yetmiş lekeli tifodan dokuz yüz seksen dört ve humma-yı raciadan yetmiş iki fevt vukua bulmuştur. Bu mühlik salgın esnasında etıbbadan üç arkadaşımız lekeli tifoya müptela olarak şehiden irtihal-i dar-ı beka etmişler ve bu çeşme şehid arkadaşlarımıza bir vesile-yi rahmet olmak üzere inşa kılınmıştır. Rıfat Osman Muharrem fi sene 1334”

Değerli Edirne tarihçisi Rıfat Osman Tosyavizade’nin Edirne’de inşa ettirdiği diğer bir çeşme ise 1915 tarihli olup, Edirne Ticaret Lisesi’nin bahçesinde bulunmaktadır. Yukarıda bahsedilen iki çeşmenin aksine muattal olan bu çeşme dört cephelidir. Ana kütlenin üzerinde bulunan dört sütun üzerinde yükselen sivri kemerler, küçük bir kubbe ile nihayetlenmektedir. Çeşmenin kuzey cihetinde bulunan bir kitabeden anlaşıldığı üzere bu eser, 15 Kasım 1997 tarihinde Necdet Gökalp ve Mustafa Üzüm tarafından restore edilmiştir.

II. Murad devrinde inşa ettirilen Muradiye Camii’nin güney cihetinde inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen bir çeşme vardır ki Sultan Süleyman Çeşmesi adıyla anılmaktadır. Muradiye Sokağı ve Şekerci bayırlarının kesiştiği noktada bulunan mezkûr eser dört cepheli ve iki nişlidir. Nişler sivri kemer ile nihayetlenir. Nişlerin içinde yakılan ateşlerin taşlarda bıraktığı deformasyon ve is lekeleri oldukça kötü bir görünüme sebebiyet vermektedir. Bir vakitler çeşmenin batı cephesinde bulunan mermer kitabe kayıp olduğu için bugün bu çeşme hakkında kesin bir bilgiye sahip olmamız oldukça zordur. R. M. Meriç’in “Edirne'nin Tarihi ve Mimari Eserleri Hakkında” başlığı ile kaleme aldığı makalesinde çeşmenin adı hakkında çeşitli iddialar ortaya atılsa dahi bu tezlerin temellendirilmesi gerekmektedir.

Hayâlî’nin Çeşmesi Hayal Olmasa Bari

Meşahir-i şuaradan Hayâlî de Edirne’de çeşme vakfeden hayırseverlerdendir. Şair Hayâlî, Hayretî, Usulî ve daha nice şairler yetiştiren Yenice doğumludur. Yenice’yi, Kınalızade, “mecma-yı şuarâ ve menba-yı zurafâ”, Âşık Çelebi ise “gaziler ocağı ve arifler durağı” olarak tanımlamıştır. Devrin Kalenderi şeyhlerinden Baba Ali Mest adındaki bir zat ile tanışıp sıkça vakit geçiren Hayâlî Bey’in birkaç kez İstanbul’a gittiği bilinmektedir. İstanbul seyahatlerinin birinde devrin İstanbul kadısı Sarı Gürz Nureddin Efendi ile karşılaşan Hayâlî Bey, bu karşılaşmadan sonra “tahsil-i mağrifet” ile iştigal etmiştir. Çeşitli entrikalar sonucunda “atabe-i âliyyeden dûr ve iltifât-ı pâdişâhîden mehcûr” kalan Hayâlî Bey, ceddinden yadigâr kalan Vize Çelebi Camii’nin -bugün bu caminin yerinde yeller esmektedir- haziresine defnedilmiştir ki hemen yanında merhumun vakfı olan çeşme bulunmaktadır. Riyaz-ı Belde-yi Edirne nam ile meşhur eserin müellifi Badi Efendi, günümüzde Abdurrahman Mahallesi olarak anılan mahallenin eski adını Hayâlî Vize Çelebi Mahallesi olarak beyan etmektedir. Şair Hayali’nin henüz hayatta iken vakfettiği ve günümüzde İki Lüleli Çeşme olarak da anılan Şair Hayâlî Çeşmesi muattaldır. Uzunkaldırım Sokağı’na bakan ve yan yana duran iki sivri kemerli nişe sahip olan çeşmenin bir diğer ismi ise Şair Hayâlî Çeşmesi’dir. Yapı malzemesi olarak kesme taşın kullanıldığı çeşmenin mermer kitabesi hicri 1324 (m. 1906/7) tarihlidir. Üzerindeki tarih ibaresinden de anlaşılacağı üzere kitabe, “Edirne eşrafından sa’adetlü Hacı Mustafa Bey” tarafından hicri 1324 tarihinde gerçekleştirilen restorasyon faaliyeti sonrasına aittir.


Edirnede’ki Yegâne Yeniçeri Çeşmesi

Yeniçeriler Çeşmesi ise Muradiye Camii ile Yeniçeriler Hamamı arasında, Çöplüce Hendek Sokağı üzerinde bulunmaktadır. 16 Haziran 1826 tarihinde ortadan kaldırılan Yeniçeri Ocağı’ndan geriye kalan bu çeşme, yakın bir zaman önce Edirne Belediye Başkanlığı tarafından restore edilmesine rağmen muattaldır. Yapı malzemesi olarak kesme taşın kullanıldığı mezkûr çeşmenin kitabesinin kayıp olması son derece üzücüdür. Edirne’de, yeniçerilerden geriye kalan yegâne çeşme olan Yeniçeriler Çeşmesi’nin inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte hemen yanında bulunan Yeniçeriler Hamamı ile aynı tarihte yapıldığı düşünülmektedir. Yapılacak arşiv çalışmaları çeşme-yi mezkurenin inşa tarihi hakkında daha kesin bilgilerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Eski Cami’nin batı cihetindeki minarenin kaidesinde bulunan çeşmenin ismi bilinmemektedir. Edirne’de başka bir örneği bulunmayan bu çeşmenin sivri kemerli nişi içinde sıvanmış bir alan vardır ki burada eskiden bir kitabenin bulunduğu fikrini uyandırmaktadır. Çeşme, son dönemlerde restore edilen cami ile birlikte küçük bir restorasyon geçirmiştir. Minare altı çeşme uygulamasını andıran bir başka örnek ise Üç Şerefeli Cami’nin batı cihetinde, camiye ismini veren üç şerefeli minarenin kaide kısmında bulunan kitabedir. Yanlış bir yorumlama ile kaide üzerine inşa edilmiş bir çeşmenin kitabesi olarak kabul edilen mezkûr kitabe buraya, yıkılan bir çeşmeden getirtilmiştir. Oldukça zor fark edilebilen bu çeşme kitabesinin hangi çeşmeye ait olduğu belli olmamakla birlikte, değerli Edirne tarihçisi Oral Onur bu kitabenin Şakir Ağa Çeşmesi’ne ait olduğunu belirtmektedir. Oldukça tahrip olan kitabe tez vakitte buradan alınıp müzeye kaldırılmalı veya bulunduğu yerde muhafazası için çareler aranmalıdır. Aksi halde bir değerimiz daha yok olup gidecektir. Oldukça ufak olan bu kitabenin metni şöyledir:

“Var idi Sultan Murad’ın / Kimseler olmamışdi / Oldu ihyasına ba’is / Hayrile adı sırdır/ Rıhleti tarihin didim / Kase sırdır imameyn/ Bir ayağı akdemi / Hiç bu sırrın mahremi/ Kim anın Şakir Ağa / Hıraş-ı zat-ı erkemi/ Mah-u Muharremde tamam / Aşkına iç zemzemi”(Tarih sene 1278)

Tıpkı yukarıda bahsettiğimiz kitabe gibi kendi kaderine terk edilen ve uğradığı tahribat sonucunda tanınmaz hale gelen Soğuk Çeşme, Kız Çeşme, Fon Fon Hasan Efendi Çeşmesi, Külahduz Çeşme, Lüleli Çeşme, II. Selim Çeşmesi, Rıfat Ağa Çeşmesi ve daha nice eslaftan bergüzar kalan asar-ı atika, yetkililerin ve hayırseverlerin alakasını beklemektedir.
Bu meyanda zikredilecek çeşmelerden bir tanesi de hiç şüphesiz Kadı Bedreddin Camii’nin kuzey cihetinde bulunan ve cami ile aynı adı taşıyan çeşmedir ki kitabesi kayıptır. Külahtoz Çeşme Sokak ve Eski İstanbul Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunan mezkûr çeşmenin yapımında kesme taş kullanılmıştır. Genel kanının aksine ne cami ne de çeşme, Varidat adlı meşhur eserin müellifi Şeyh Bedreddin tarafından yaptırılmıştır ki caminin cümle kapısı üzerinde bulunan kitabe bu tezimizi doğrular nitelikte olup Şeyh Bedreddin’in vefatından yaklaşık doksan sene sonrasını işaret etmektedir.

Kendine Şiir Yazdıran Çeşme

Köprülü Mehmed Paşa’nın kardeşi Hasan Ağa’nın mahdumu olması hasebiyle Amcazade olarak anılan Hüseyin Paşa’nın çeşmesi her ne kadar 1991 tarihinde restore edilmiş dahi olsa oldukça kötü durumdadır. Muattal olan çeşmeyi yaptırmak için Amcazade Hüseyin Paşa’nın yüksek miktarlarda sarf etmiş olduğu paralar şuaranın ilgisini çekmiş ve bu konuda birkaç şiir kaleme alınmıştır. Edirneli şair Nizami tarafından kaleme alınan şu beyit oldukça ünlüdür:

“Gümüş suyu dişeler namına sezadır kim

Rakam yoluna giden mali aciz imladan”

Güney ve kuzey cephelerinde sivri kemer ile nihayetlenen birer niş bulunur ki bu nişlerin nihayetlendiği sivri kemerlerin kilit taşlarının üzerinde çarkıfelek motifleri bulunmaktadır. Beylerbeyliği ve kaptan-ı deryalık gibi önemli vazifeleri ifa etmiş olan Amcazade Hüseyin Paşa, İstanbul’da kendi vakfı olan dar’ül-hadiste medfundur. Güney cephesinde bulunan tamir kitabesinden anlaşıldığı üzere mezkûr çeşme, “Edirne vali vekili ve ikinci ordu-yu hümayun müşiri Devletlü Arif Paşa” tarafından tamir ettirilmiştir. Çeşmenin doğu cephesinde de küçük bir tamir kitabesi vardır ki Kırkpınar ağası Alper Yazoğlu sponsorluğunda 1991 tarihinde gerçekleştirilen tamire aittir. Kuzey cephesinde bulunan hicri 1116 (m. 1704/5) tarihli kitabenin okunuşu şöyledir;

“Etti icra bu çeşmenin abın / Hükm-ü şahnşe mübareki/ Emredince Hüseyin Paşa’ya / İtti leb-i teşnegani ableri/ Nice paşa ki lütuf ve ihsanı / Gıpta ferma-yi ruh-u hatem-i tayyi / Bağlardan geçirdi bu abı / Oldu atişane neşve-yi bahş-ı hami / Öyle bir ayn-i ruh-u perver kim /Ab-ı hıvan yanında leys-i şeb’i / Oldu yekpare Faika tarihi/ Bu iki mısra pey ender pey / İçine ruhtur bu ab-ı zülal/ Ve min’el-ma’i külli şey’in Hay” (1116)


Hicri 14 Recep 1239 (m. 15 Mart 1824) tarihinde Edirne Valisi olan Es’ad Mehmed Muhlis Paşa’nın kendi adıyla anılan sebili de ilgiden mahrum bırakılan asar meyanında zikredilebilir. Ayaş Müftüsü Hasan Efendi’nin mahdumu olan Es’ad Mehmed Muhlis Paşa, Sicil-i Osmani’de “âlim, fazıl, şair, vakur, azametle tanınmış, iffetli, sert” birisi olarak tanımlanmaktadır. Erzurum, Sahya, Musul-Kerkük Valiliklerinin ardından hicri 1264 senesinin Zilhicce ayında Kürdistan Valiliği'ne getirilen Es’ad Mehmed Muhlis Paşa, mezkur görevinin başında iken hicri 1267 senesinin Cemaziyel-evvel (1851 Mart) ayında âlem-i bekaya irtihal eylemiştir. Dört adet köşeli sütun ile taşınan kütlenin üzerinde bulunan sülüs hatlı kitabe kuşağı, eserin dört cephesinde de devam eder. Sadece üç cephesinde demir şebekelerin mevcut olduğu mezkûr sebil muattaldır. Riyaz-ı Belde-yi Edirne nam ile meşhur eserin müellifi mezkûr sebil hakkında şu bilgileri vermektedir: “Saraçlarda Ali Paşa Çarşısı karşısında Edirne kapusu kurbünde Saraçlar caddesinde otuz ikinci numarada vaki’ Ayas Müftisizade Edirne valisi Es’ad Muhlis Paşa’nın ihya kerdesi olan sebildir…”

Yapının dört bir yanını dolaşan inşa kitabesini kaleme alan Râzi, Çırpanlı Hafız namıyla meşhur olmuştur. Râzi, tıpkı Es’ad Paşa Sebili'nin inşa kitabesinde olduğu gibi Rüstem Bekir Paşa Çeşme kitabesini de kaleme almıştır. Yapının güney cihetinde bir kitabe daha vardır ki “Bakkalbaşı Emin Efendi” tarafından gerçekleştirilen tamirden sonra koydurulmuş olup hicri 1338 (m. 1920) tarihlidir.

Çeşmeler Kuru, Gözler Yaş

Edirne ahalisine uzunca yıllar hizmet etmiş bazı çeşmeler ise ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Biz eslaftan bergüzar kalan bu güzide asarın hiç değilse bir kısmının ismini belirtmekle iktifa edeceğiz. Edirne şehrinin kaybettiği güzide çeşmelerin başlıcaları şunlardır; Mehmed Ağa Çeşmesi, Zehra Hanım Çeşmesi, Acı Çeşme, Arpa Kervan Çeşmesi, Firuz Ağa Çeşmesi, Nezir Ağa Çeşmesi, Hüseyin Çeşmesi, Mehmed Emin Ağa Çeşmesi, Fatma Hatun Çeşmesi, Şahinzade Çeşmesi ve Abdülmecid devri vüzerasından Bekir Rüstem Paşa tarafından inşa ettirilen Bekir Rüstem Paşa Çeşmesi.

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1026 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK