El işi

Tarihi "Çınarcık İşi", Yeni Ellerde Hayat Buluyor

  • #


Yazı: Emine DOYDU

Yalova’nın unutulan geleneksel el işi, kadınların ellerinde yeniden hayat buluyor. ‘Çınarcık işi’ namıyla bilinen ve ninelerin sandıklarında unutulmaya terk edilmiş tarihi el işi dokumalar, Yalovalı kadınlar tarafından gün yüzüne çıkarılarak aslına uygun bir biçimde yeniden işleniyor.

Eskiden çeyiz denince akla uzun uğraş ve emeklerle hazırlanan ince işçilikler gelirdi. Danteller, kanaviçeler, oyalar, tığ ve iğne işleri, her genç kızın annesinden veya yakınındaki işin ustası olan kişilerden öğrenmesi gereken işlerdi. Kızların evde boş oturup hiçbir şey üretmeden durmasına iyi gözle bakmayan anneler, küçük yaşta onların eline tığ verip zincir çektirir, günlerce çekilen zincirden sonra basit oya motiflerine başlatırdı. Şimdiki gibi el işi öğrenmek için kimse kursa gitmezdi ama yine de evlerde ciddi bir eğitimden geçilirdi. Mahallelerde her tür el işinin bir ustası olurdu çünkü. Genç kızlar, el işlerinin inceliklerini öğrenmeleri için komşu teyzelere ya da ablalara gönderilir, daha iyi yapabildikleri işlemelerde ustalaşırlardı. Böylece gelinlik çağa gelmiş bir kızdan çeyizinin büyük bir bölümünü kendisinin yapması beklenirdi.

Hazırlanan el emeği göz nuru eşyalar, gündelik hayatta kullanılması için yapılan el işleriydi. Ancak kadınların gündelik yaşamlarını kolaylaştırdıkları pek söylenemezdi. Çünkü üzerinde kanaviçe ya da başka ince bir iş bulunan yatak örtülerinin bakımı oldukça zahmet isteyen bir işti. Kar beyazı örtülerin üzerindeki nakışlarda kullanılan ipliklerin renklerinin birbirine karışmadan yıkanması, pürüzsüz durması için ise periyodik olarak kolalanması gerekiyordu.


Unutulan Çeyiz Geleneği

Kadınların çalışma hayatına başlamasıyla, el işi örtüler ve çeyizliklerin de yapımı azalmaya başladı. Sadece çalışan kadınlar değil, kendine daha fazla vakit ayırmak isteyen ev hanımları da rahat kullanabilecekleri tekstil eşyalarını kullanmayı tercih ediyorlar artık. Annelerimizin, ninelerimizin çeyiz için gösterdikleri ihtimamı göstermek, şimdilerde bu işleri farklı biçimlerde yaşatmaya çalışan, bu işe gönül vermiş öğretmenlere düşüyor. Bunlardan biri de Yalova’nın Çınarcık ilçesinde Halk Eğitim Merkezi’nde öğretmenlik yapan Birge Şahin. Yıllardır yöresinin el işini yaşatma çabasını sürdüren Çınarcıklı el sanatları öğretmeni Birge Şahin ile Yalova İl Kültür Müdürlüğü’nde görüştük. Şahin ile görüşmemizde bize Kültür ve Turizm İl Müdürü Cemal Ulusoy da eşlik etti. Yalova’nın saklı kültür hazinelerinin tanıtılması konusunda büyük gayret gösterdiğini, şehrin unutulmuş, geri planda kalmış el sanatlarını tanıtmak için kurumun bütün imkânlarını seferber ettiğini öğreniyoruz. Birge Hanım ve onun gibi Yalova’ya hizmet eden sanatseverlere, gösterdiği ihtimam ve bu söyleşiye makam odasını mekân olarak tahsis etmesi de bunun bir göstergesi zaten.

Birge Şahin’le konuşmaya başlamadan önce, konuya bir giriş ve temel oluşturmak için Cemal Ulusoy’dan geleneksel el sanatları bağlamında şehirdeki kültürel durumu ve Yalova Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün bu alandaki çalışmalarını öğrenme fırsatımız oluyor. Müdürlük olarak Yalova’ya ait ne varsa araştırıp tanıtma çabasında olduklarını söyleyen Cemal Ulusoy, 17 Ağustos depremi ile birlikte kültürel olarak da birçok kayıp yaşadıklarını belirtiyor ve şöyle diyor: “Giden şeylerin yerine yenilerini yerleştirmek çok zor, bazı şeyler var ki hiçbir şekilde telafisi mümkün olmuyor. Depremle birlikte Yalova sosyal ve kültürel olarak da büyük bir değişime uğradı. Depremde birçok sanatçımızı ve tarihi eserimizi de kaybettik. Depremden sonra Yalova’dan ayrılan çok vatandaşımız oldu, ayrılanların yerine Türkiye’nin birçok bölgesinden de göç aldık. Bu da Yalova’nın farklı bir kimlik kazanmasına neden oldu. Bu çok kimlikli yeni kültürü eski kültürümüzle kaynaştırma çabasındayız.”


Üç Kuşaktan Beri Çınarcık İşi Öğretiyorlar

Şehrin bugünkü sosyal ve kültürel durumunu özetleyen bu girizgahtan sonra, Birge Şahin ile röportaja, Çınarcık işine nasıl başladığını sorarak başlıyoruz. Çınarcık işine ilgisi aileden geliyormuş. Kendisi annesinden, annesi de anneannesinden öğrenmiş. Tabii sadece bu gelenek aile içinde sınırlı kalmamış. Annesi ve anneannesi çevrelerinde bulunan genç kızlara da bu işi öğretmişler. Birge Şahin, “Bizden önceki dönemlerde el işlerini annelerimizden, komşularımızdan öğreniyorduk.” diyor ve ekliyor: “Ama artık sandık çeyizi geleneği kalktığı için kimse bakımı bu kadar zahmet isteyen bir işi gündelik olarak kullanmak istemiyor.”

Şimdilerde el işini hobi olarak öğrenen kadınlara, bu işi öğretmenin yolu bir kurs merkezinde usta öğretici olarak çalışmaktan geçiyor. Birge Şahin de anne ve büyükannesinin el işi zanaatini öğretme geleneğini bu şekilde yaşatıyor. Çınarcık işinin ne tür kullanımları olduğunu sorduğumuzda ise şu cevabı veriyor: “Eskiden Çınarcık işi yalnızca yatak takımlarında kullanılırmış, etek çarşafı, yorgan ağzı, yorgan kılıfı ve kırlent gibi. Ama şimdi birçok şeyde kullanılıyor. Mesela elbisede çalıştım, tepsilerde, panolarda, sabunluklarda, ipek keselerde kullandım. Çınarcık işinin kullanım alanları çok geniş. Sizin ufkunuza, bakış açınıza kalmış. Örneğin bir gece lambası üzerinde çalışmıştım ben. Oldukça güzel bir sonuç aldım. Çünkü ışığın kumaşta yansıması mekân içerisinde çok değişik motifler ortaya çıkarabiliyor.”


Geleneksel İşe Yeni Tasarımlar

Yaptığı işten zevk aldığı her halinden belli olan Birge Hanım’ın, el işiyle ilgili bir başka tutkusunu da öğreniyoruz. Gördüğü her güzel deseni Çınarcık işine uyarlamak onda vazgeçilmez bir tutku olmuş. Birge Hanım, mezar taşlarındaki motifleri, çinilerdeki motifleri ve gözüne çarpan her türlü tasarımı Çınarcık işine uyarlayabiliyor. Bu uyarlamalardaki amacının yalnızca Çınarcık işini ortaya çıkarmak olmadığını, geleneksel motifleri el işlerine adapte ederek, aynı zamanda yeni nesillere bu motifleri aktarıp tanıtmak olduğunu belirtiyor. Birge Hanım, adeta bir portreden etkilenip öyküsünü kaleme alan bir yazar gibi, hatta bu öyküden esinlenip bir şarkı besteleyen bir kompozitör gibi çalışıyor, güzel olanın özüne inip, derinlerdeki o tek olan dilde konuşuyor ortaya çıkardığı el işleri vasıtasıyla.

Sanat, icra edenin kendini ifade edebilmesi için mükemmel bir vasıta olduğu gibi, aynı zamanda toplumsal bir iletişim aracı vazifesi de görüyor ve çağlar ötesinden mesajlar taşıyor bugüne ve yarına.

Çınarcık işinin tarihini ve kökenlerini merak ediyor ve soruyoruz Birge Hanım’a. Çınarcık işinin öyküsü, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki zamanlara dayanıyor; bölgede Türklerle Rumların birlikte yaşadığı, ortak motiflerin kullanıldığı, ortak türkülerin söylendiği, yıllara… Bu kaynaşma, toplumun bağrından çıkan ürünlere da yansımış zamanla ve ortak bir tarz denilebilecek Çınarcık işini meydana getirmiş. Bu döneme ait çok fazla örnek yok şu anda ne yazık ki, var olanlar da yine bu kardeşliği yaşayan insanlar sayesinde ulaşmış günümüze. “Çünkü.” diyor Birge Hanım, “Yunan ordusunun Marmara Bölgesi’nde bir eylem hazırlığı içerisinde olduğu haberi, o günkü Rum vatandaşlarımız tarafından Türklere iletilmeseydi, belki de bugünkü eserlerin hiçbirine erişemeyecektik. O gün bu haberi alan atalarımız, şehri terk edip dağlara sığınırken sandıklarında bu çeyizleri taşıyarak, hem kendilerini, hem de en değerli eşyalarını muhafaza etmeyi başarıyorlar.”


Ellerinde eskilerden kalma el işi bulunup bulunmadığını kendisine sorduğumuzda, en eski işlemenin şimdilerde 90 yaşına gelmiş Çınarcık’ın yerlisi olan bir hanıma ait olduğunu öğreniyoruz. Bu hanımın 1940 yılında 13 yaşındayken yaptığı bu el işinin ne kadar mükemmel işlendiğini söyleyen Birge Hanım, o dönmelere ait çalışmalar hakkında bilgi sahibi olmalarını sağladığı için de çok kıymetli olduğunu ifade ediyor.

Çınarcık İşinin Tescili 3 Yıl Sürdü

Yöre ismi ile anılan Çınarcık işinin, benzerlerinden farklı ve kendine mahsus özellikler taşıyan müstakil bir el sanatı olarak Antep işinden farklı bir tür olduğunu kabul ettirmek için 3 yıl uğraş verdiklerini öğreniyoruz İl Kültür Müdürü Cemal Ulusoy’dan. O güne kadar Antep işinden resmi olarak ayrı tutulan bir dal olmadığını kendilerinden öğreniyoruz. “Birge Hanım’ın Çınarcık yerlilerinden topladığı antika değerindeki parçalarla, bunun farklı bir tür olduğunu tescil ettirmiş olduk.” diyor Cemal Ulusoy.

Çınarcık işinin nasıl bir teknikle yapıldığına gelince… Birge Hanım’dan öğrendiğimiz kadarıyla Çınarcık işi en kısa tanıtımıyla, atkı ve çözgü iplikleri birbirine eşit olan ipek, keten, pamuklu ve el dokuması kumaşlara yapılmış, pamuklu, ipekli ve floşlu ipliklerle işlenmiş, işlemenin kasnakta yapıldığı bir ajur tekniği… Çınarcık haricinde, Yalova’nın diğer ilçelerinde yapılmadığı için bu el işine Çınarcık işi denmiş.

Birge Şahin, Çınarcık işi ile yaptığı ürünler ve ürünlere yönelik beğeni, sadece il sınırları içinde kalmamış. Mesela Başbakanımızın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’ye ve kimi bakan eşlerine talep üzerine yaptığı işler, muhatapları tarafından çok beğenilmiş. Ortaya koyduğu ürünlerde özgün tasarımlar, daha önce yapılmamış kompozisyonlar da olmuş: “Çin Büyükelçisi’nin eşine yaptığım bir çalışma var, bu benim için çok farklı bir deneyim oldu. Kanuni motifini beyaz ipek üzerine beyaz ipek iplikle işledim ve oyalarını laleden yaptım. Lale, bildiğiniz gibi Osmanlı’da sıkça kullanılmış ve Osmanlı’yı hatırlatan bir simge olmuştur. Bir de motifte Çin tavanı vardı, onu da Çin’i anlatan bir motif olması dolayısıyla orada kullandım. Bu çalışmanın benim açımdan hem kıymeti, hem tecrübesi bakımından anlamı büyüktür.”


Çınarcık işinin bugün az biliniyor olmasına rağmen, yakın geçmişte bilinen bir el işi olduğunu söyleyen Birge Hanım, Çankaya Köşkü’nde Atatürk’ün yatağında serili örtünün Çınarcık işi olmasını buna örnek gösteriyor ve ekliyor: “Bugün bizim amacımız Yalova’yı tanıtmak ve kültürünü yaşatmak… Nasıl Bartın işi ve Antep işi tanınıyorsa, Çınarcık işinin de tanınması için çalışıyoruz.”

Kullandıkları malzemeleri nasıl ve nereden temin ettiklerini soruyoruz Birge Şahin’e. “Bir yemek yaparken malzemenin kalitesine özen gösterirseniz yemek de lezzetli olur ya...” diyor ve ekliyor: “Ben de ipliğin rengini bozmadan, kumaşın dokusunu iyi seçerek çalışmaya gayret ediyorum. İpeğimi Ödemiş’ten alıyor, Bursa’da boyatıyorum. Kumaş olarak da Anadolu’nun farklı yörelerindeki kumaşları inceleyip uygun olanları seçiyorum.” Birge Hanım, ortaya koyduğu ürünlerden birini göstererek, “Mesela şu gördüğünüz kandıra bezidir. Kandıra bezi, bildiğim kadarıyla sadece yaşlı bir teyze tarafından dokunuyordu. Birkaç kişiye öğretip öğretmediğini Allah bilir; ama o vefat ettikten sonra, bu kumaşın üretimi de sanıyorum bitti.”

Birge Hanım’ın verdiği bu üzücü örnekten anlıyoruz ki onun bu kadar çok ürün vermek ve bu işi hakkıyla uygulayan öğrenci yetiştirmek için gösterdiği olağanüstü gayretinin arkasında tek bir neden var: Kandıra bezinin başına gelenin bir gün Çınarcık işinin de başına gelmemesi…

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1675 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK