Hattat Mustafa Râkım Efendi Vakfiyesi

  • #


Yazı: Talip MERT*

Mustafa Râkım Efendi Türk hat sanatının 19. yüzyıldaki zirve isimlerinden. Bu sanatta kendine has bir ekol tesis edecek kadar usta bir hattat olan Rakım’ın, aynı zamanda bir vakıf sahibi olduğuna dair kayıtlar ise henüz çok yeni. Arşiv vesikalarından çıkan kayıtlara göre Rakım, zevcesi Emine Hanım’la müşterek, 35 bin kuruş nakit para ile şu an türbesinin de içinde bulunduğu 82,2 metrekarelik arsayı vakfediyor. Rakım’ın hizmeti bunlarla da sınırlı değil; vakfiyeye göre Eyyub Sultan Cami-i Şerifi’ne otuz adet müstakil cüzler ile Kasap Halil (Kasapbaşı) Mescidi’ne bir adet Mushaf-ı Şerif bağışlıyor. Şu an akıbeti dahi meçhul olan bu Mushaf-ı Şerif, bir Nakşibendiye müntesibi olan ve sadece yazıları ile değil aynı zamanda vakfiyesi ile de hizmet eden Rakım’ın efendiliğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Hat tarihimizin büyük üstadı “Ser Levha-i Hattatîn” Mustafa Râkım Efendi’nin (1757-1826) bir vakfı olduğuna dair arşiv vesikalarında bazı kayıtlar çıktı. Hat sanatına merakı olan bir kişinin Mustafa Râkım Efendi ile alâkalı bu kayıtları görünce neler hissettiğini bu meraka sahip olan herkes çok iyi takdir eder. Ancak bu kayıtların mahiyeti ve neleri ihtiva ettiği ise o an için tamamen meçhuldü. Ne derece gerçeği yansıttığını görmek için de zamana ihtiyaç vardı. Bu zaman ise aşağı-yukarı bir buçuk sene sürdü.

1840’ta yapılan Atıyye Sultan-Fethi Ahmet Paşa düğünü ile 1847’de yapılan Abdülmecid Han’ın şehzadeleri ve müstakbel Osmanlı padişahları V. Murad ve II. Abdülhamid’in sünnet düğünleri ve bu düğünlere çağrılan zevatın isimleri. Bu zevat arasında yer alan ve bu işi çok ciddî bir şekilde takibe sevk eden bazı küçük işaretler bu vakfiyenin bulunmasının başlıca âmili oldu.

Sultan II. Mahmud’un kızı Atıyye Sultan’ın düğün davetlileri arasında “Zincirlikuyu’da Râkım Efendi zâviyedârı... efendi”1 şeklinde isimsiz bir kayıt ile mezkur sünnet düğününden bahseden belgede “Râkım Efendi Medresesi’nde sâkin Hattat Mehmed Zühdü Efendi ile Nakşiye’den Zincirlikuyu kurbünde Mustafa Râkım Efendi Tekkesi şeyhi Mehmed Murad Efendi”2 isimleri zikrediliyor.


Bu belgede adı geçen Hattat Mehmed Zühdü Efendi hakkında ise henüz bir bilgi yok. Hat sanatındaki yeri nedir, kimin talebesidir gibi soruların cevapları şu an için meçhuldür. Bu işi çözmeyi sağlayan esas kayıt ise Mustafa Râkım Efendi’nin zevcesi Emine Hanım’la ilgili iki küçük muhasebe kaydı. Bu kayıtların birincisi 5 Kasım 1849 (19.Z.1265) ikincisi ise 18 Mayıs 1852 (28.B.1268) tarihli. Bu iki tarihte Emine Hanımefendi Râkım Efendi Vakfı’ndan tevliyet ücreti olarak ayrı ayrı tahakkuk eden 4556 kuruştan 3500’er kuruş almış. Bu belgelerde Emine Hanım’ın Mehmet Paşa zevcesi olduğu kayıdı bulunmaktadır. Emine Hanım’ın Râkım Efendi’den sonra tekrar evlendiği ve en azından 18 Mayıs 1852 tarihinde hayatta olduğu anlaşılıyor.3 Mehmet Paşa’ya gelince; bu zatı teşhis bu safhada mümkün olamadı. Ama Şer’î Siciller Arşivi’nde görülen bir kayıt şöyle:

“Yüksekkaldırım Kadıasker Mehmet Efendi Mahallesi’nde sâkine Belgrat muhafızı Mehmet Paşa haremi Emine Melek Hanım 24 Mayıs 1848 (20.C.1264).”4 Burada adı geçen Mehmed Paşa Sadrazam Kıbrıslı Mehmed Paşa (1813-1871) olup Emine Melek de onun aslen Fransız ve Katolik olan eşidir. Paşa bu kadınla Fransa’ya ikinci gidişinde evlenmiştir. Ama Mehmed Paşa’nın ölümünden sonra bu hanım Fransa’ya dönmüş hem kendisi tekrar Katolikliğe dönmüş, hem de paşadan olan kızını Katolik yapmıştır."5

Vakfiyenin Mahiyeti

Mustafa Râkım Efendi’nin bu vakfiyesi vefatından bir buçuk sene önce tanzim edilmiş. Tanzim tarihi, dolayısıyla kuruluş tarihi 22 Aralık 1824 (1 Cemaziye’l- Evvel 1240). Vakfın kuruluşunu yapan müessese Kısmet-i Askeriye Mahkemesi. Mahkemenin başkanı ise o günlerde kassam-ı askerî olan Kütahyavîzâde Mehmed Arif Efendi.6 Vakfettikleri meblağ farklı olmakla birlikte bu vakıf, Râkım Efendi ile refikası Emine Hanım’ın ortak kuruluşu. Vakfın malvarlığı 35 bin kuruş nakit para ile şimdi Râkım Efendi türbesinin de içinde bulunduğu 682,2 metrekarelik arsa.7 Râkım Efendi’nin eşi Emine Hanım’ın bildiğimizin tersine câriye asıllı olmadığı, bilakis çok varlık sahibi bir âileye mensup olduğu anlaşılıyor.

Tasavvufla iç içe olduğu anlaşılan Mustafa Râkım Efendi samimî bir Nakşibendî sâliki. Maddî durumunun da devrine göre çok iyi olduğu görülüyor.

Bu meyanda Eyyub Sultan Cami-i Şerifi’ne vakfettiği otuz adet müstakil cüzler ile Şehremini’nde eski Bizans sarnıcı civarında bulunan Kasap Halil (Kasapbaşı) Mescidi’ne bağışladığı ve şuan âkıbeti meçhul bir Mushaf-ı Şerif doğrusu hattatların ve hat meraklılarının uykusunu kaçıracak cinsten kayıtlar. Bunlar bir de Râkım hattı ise o zaman yara daha da onulmaz bir hâl almış olur. Bu aynı zamanda hat tarihimizin büyük kayıpları listesine de girer. Bugünün ve yarının hattatları için de tam bir dâğ-ı derundur. Mustafa Râkım Efendi’nin bugün zaten topu topu 100 civarında eseri biliniyor. Râkım hususunda doktora yapan Süleyman Berk’in tesbitleri bu merkezde. Bize ulaşmayan pek çok Râkım hattına bir de bunlar eklenirse hattatların acısı biraz daha artar.

Kasap Halil Mescidi şu an için yoktur. Fatih Müftülüğü’nün Dr. Aras Neftçi’nin fotoğraflarıyla yayımladığı “Fatih Camileri” adlı esere göre 1915 büyük İstanbul yangınında yandığı, yerinin ise şu an boş arsa olduğu yazılı. Eğer bir dizgi hatası yoksa veya daha küçük çaplı bir yangın söz konusu değilse son büyük İstanbul yangını Haziran 1918’de vuku’ bulmuştur.

Vakfın tevliyetini Üstad hayatta olduğu müddetçe kendi üstüne almış. Mütevelli tahsisatı olarak da günlük 50 akçe takdir etmiş. Vefatından sonra ise zevcesi Emine Hanım’ın mütevelli olmasını şart koşmuş.


Vakıf kâtipliğinin, yevmiye 20 akçe ile müderris Mehmed Emin Râsim bin Hasan (İmamzâde) tarafından ifası öngörülmüş. Bu zatın vefatıyla da bu hizmetin onun en büyük ve en dirayetli (ekber ve erşed) evladınca yürütülmesini istemiş.

Vakfın cibâyeti (tahsildarlık) ise hat câmiasının çok yakından tanıdığı bir isme şart koşulmuş. Râkım Efendi’nin bilinen en büyük talebesi Mehmed Haşim Efendi. Bu işe tahsis edilen ücret ise yine aynı şekilde yevmiye 20 akçe. Vefatından sonra da bu vazifenin aynı şekilde onun en büyük ve en dirayetli evladına geçmesi şartı var.

Vakıf gelirlerinin fazlası ile de münasip akarlar alınması vasiyet ediliyor. Hazreti Pîr Râkım Efendi’nin vakfiyesinde her ne kadar hat tâlimi ile ilgili ve bizim anlayacağımız tarzda bir kayıt yoksa da vakfiyede yer alan “fünun-u mütevâliye-i âliye” kaydından en başta hat sanatının kastedildiğine hükmetmek inşaallah yanlış bir iddia olmaz. Nitekim hattat Mehmed Zühdü Efendi’nin varlığı da bu iddia için kuvvetli bir delil sayılabilir.

Rakım Vakfiyesinin Metni

Bu tür metinlerin sadeleştirilmesinin ilim çevrelerinde hoş karşılanmadığı bir gerçek. Ama bu tarz bir yayımın çok sınırlı sayıda insana ulaştığı da başka bir gerçek. Ben doğrusu çoğunluktan yana olmakla beraber bu işin erbabına olan saygıma binaen vakfiyenin temizlenmiş, daha kolay görülebilir bir duruma getirilmiş bir fotokopisini vermekle her iki tarafın da memnuniyetini hedeflemiş bulunuyorum. Osmanlı Türkçesi’ne vâkıf olanlar için asıl metin istifadelerine âmadedir. Yalnız vakfiye şartlarının derc olunduğu kısma kadar olan bölüm, yani vakfın kuruluş gerekçesi, dua ve salavâttan ibaret bölümlerini sâdeleştirme lüzumunu duymadım. İşbu vakfiyenin, Vakıflar enel Müdürlüğü Arşivi defter numarası 580 /341 ve Kısmet-i Askeriye Mahkemesi defterlerinden 1169 numaralı defterin 83-85. Sahifelerinde kayıtlı metni şöyledir:

“Hamd-ü mevfûr ve şükr-ü mahsûr ol Vâkıf-ı serâyir-i umûr, teâlet âlâuhu ve tevâlet na’mâuhu cenabının muallâ dergâh-ı kibriyasına şâyân-ı ihdâdır ki birr ü efâdıl-ı ile’l-ebed mine’l-ezel mehâvic-i ibâdı için vakf-ı müseccel olup kulûb-u ekârim ibad-ı bâhirü’liktidarını tahlîd ve zikr-i cemil içün vaz’ı hucerât-ı dâru’n-naîm ve tenşîr-i te’sisi bikâ’ı hayr ile sadakât-ı câriyelerinden mânend-i suhub, medâr-ı mezârı ’imâle-i feyzsâr etmiştir.

Ve revâyi’-ı vürû’-u muttasılü’l-vürûd ol Habib-i Rabb-i Vedûd, ve sâhib-i havz-ı mevrûd Muhammedini’l–Mustafa el-Mahmûd Hazretlerinin ravza-i behişt medâr-ı pür envârına sezâvâr-ı takdim ve tebşârdır ki ümmet-i usâtını şefaati sebebiyle yevme8 meâsıyden tathir ve iksir-i mütâbeatinden yek zerre re’feti sermâye-i pûyân-ı mağfirete r’esü’l-mal-i vâfidir. Ve dahi tayyibe-i âl ü ashab ve eşbah-ı tâhire-i evlâd ve ahbab üzerlerine olsun ki her biri vâkıf-ı hadis-i şerif9 medlûlünce emvâlini vücûh-u hayrata nisâr ve infak-ı fi-sebilillahı sâir ef’al üzerine iysâr eylediler. Rıdvânulli teâla aleyhim ecmeîn. Ba’de zalike çûn bu dâr-ı dünyanın atası nâ pâyidar ve mahall-i ikameti câ-yı bî-karar olduğunu her âkıl ve dânâ re’y-i reşid ile tedebbür ve fikr-i sedid ile tefekkür edüp10 hakikati vücûduna sirayet etmedin. Ve târik-i dünya olup âhirete gitmedin11 mazmun-u şerifince her bir hasene içün onar ecr-i gayr-i memnun12 va’d buyurulmuştur.13

Binâen alâ zalik Devlet-i Aliyye-i ebediyyü’l-istikrarda sâbıkan sadr-ı Anadolu a’lemü’l-ulemâi’l-izam, efdalü’lfudalâi’l- fihâm, câmi’-ı eştati’l-ulûm ve’l-maarif, hâvi-i envari’l-mehâsin ve’l-letâif, mecmeu’l-kelimâti’n-diyniyye ve, menbaı’l- melekâti’l-yakıyniyye devletlû, atûfetlû, re’fetlû"


Mustafa Râkım Efendi kendisi tarafından asaleten ve zevcesi Emine Hanım binti merhum İbrahim Efendi tarafından da vekâleten bu vakfın tescili için Mehmed Haşim Efendi bin Mehmed ile Ahmed Efendi ibn-i Mehmed’in14 de huzurlarıyla bu vakfın tesciline karar verildi. Mahkeme tarafından vekâleten görevlendirilen Başkâtib Müftü-zade Seyyid el-Hac Mustafa Efendi ibn-i es-Seyyid Osman. İstanbul Bayezid Camii civarında Süleymaniye Mahallesi’nde bulunan Râkım Efendi’nin konağına (saadet hanelerine) giderek -Mustafa Râkım Efendi’nin- zât-ı âlilerine mahsus odada ve vakfiye sonunda isimleri yazılı şahısların hazır oldukları bir meclis akd olundu. Bu mecliste Râkım Efendi’ye vekâleten ve asaleten söz alan ve mütevelli nasb olunan (şimdiki avukat makamında) müderrislerden Mehmed Emin Rasim Efendi bin Hasan mahzarında15 asâleten ve vekâleten söz alıp şunları söyledi:

Aşağıda şartları yazılacak vakfın kuruluşuna kadar kendi özel mülkü olup İstanbul Zincirlikuyu kurbunda Atik Ali Paşa Camii avlusunda bulunan; bir taraftan camii şerif avlusu, bir taraftan Esma Hanım evi ve bir taraftan Ünzile Hanım evi ve –dördüncü- taraftan umumi yol ile çevrili terbi’an 900 zira’ (682,2 metrekare) boş arsa ile 27 bin 500 kuruş paramı, ayrıca zevcem ve müvekkilem Emine Hanım’ın da kendi parasından ayırdığı 7 bin 500 kuruş nakdi ki toplam 35 bin kuruş (4 milyon 200 bin akçe) nakit parayı sâdık bir niyet ve sadece rızâ-yı Bârî’ye nâiliyet arzusu ile asaleten ve vekâleten şu şartların tahakkuku maksadıyla vakf ve haps eyledim. Şer‘an sahih bir vakıf olması için de şu şartları koydum: * ... 27 bin 500 kuruştan 12 bin 500 kuruşu ile mevkuf arsa üzerine 10 hücre ve 1 dershaneden müteşekkil bir dâru’l-hadis ile bir türbeyi hâvî güzel bir ilim merkezi yapılmak üzere vakfedilmiştir.

* Diğer 15 bin kuruş ile zevcem Emine Hanım’ın vakfettiği 7 bin 500 kuruş, mütevelli ve vakıf nâzırının reyine göre 10'u 11,5 hesabı üzere (% 11,5) ve helal olmak şartıyla irbah (kârlı bir işte kullanma) olunsun. Benim vakfeylediğim 15 bin kuruşun hâsıl olan gelir ve nemâsından binâ olunacak 10 hücreden her birine ders verebilecek kudret ve bilgiye sahip, kabiliyetli birer dânişmend (asistan, müderris muavini) tayin edilsin. Bu dânişmendlerin her birine ikişer paralık ikişer ekmek ve yıllık 15’er kuruş odun ve kömür parası verilsin.

* Arapça, şer’î ilimler, edebî ilimler ile aklî ilimlerde söz sahibi, çeşitli sanatlarda mâhir (fünun-u mütevâliye-i âliye) ve bu ilimleri okutmağa muktedir ve Nakşibendî tarikatine mensub âlim ve kâmil bir zat ders-i âm olsun. Tespit edilen günlerde ders vererek günde 30 akçe yevmiye alsın.

* Salihlerden bir kimse de kapıcı tayin olunsun. Kapıları açıp kapamak, muhafaza etmek mukabili buna ise günlük 5 akçe verilsin.

* Her Cuma ve Pazartesi geceleri müderris olan zat talebeyle beraber Ali Paşa Camii’nde veyahut medrese dershanesinde hatm-i hâce okuyup dünya ve ahiret saadetim için bağışlasınlar. İş bu hatm-i hâce için yıllık 24 kıyye (30,700 kg) şeker alınıp şeyhlerin alıştığı, bildiği şekilde okunan hatm-i şerif sonunda hazır olanlara ve talebeye dağıtılsın.


* Dâru’l-Hadis helâları karşısında kandil yakmak için yıllık 12 kıyye (15,5 kg) zeytinyağı alınsın. Bu yağ kapıcıya teslim edilsin. O da bu kandillerin yakılması için yevmiye 3 akçe alsın.

* Çöplerin atılması ve helâların temizlenmesi için yıllık 30 kuruş verilsin.

* Eyyub Sultan Cami-i Şerifi’ne koyduğum 30 ayrı cüz halindeki Kuran-ı Kerim’den Kadir gecelerinde iş bu caminin üç imamı ve yedi hafız toplanarak hatim okusunlar. Hâsıl olan ecir ve sevapları Seyyidü’l-Kevneyn Aleyhi’s Salâtü ve’s-Selam Efendimiz (SAV) Hazretleri’nin ve bilcümle Enbiya-yı İzam ve Ashab-ı Kiram rıdvanullahi teala aleyhim ecmaiyn hazretlerinin, ebeveynimin aziz ruhlarına ve benim de dünya ve âhıret saadetim için hediye etsinler. Bu 10 kişiden her birine 22’şer akçe verilsin. Baş imam olan zat adı geçen cüzleri dağıtsın ve daha sonra da toplayarak mahfazasına koysun. Bu hizmetine karşı günlük 2 akçe alsın. Ve 5 kuruşluk da öd ve gül suyu alınarak orada bulunan cemaate ikram edilsin.

* Zevcem ve müvekkilem Emine Hanım’ın vakfettiği paranın gelirinden her sene Rebiulevvel’in 12. günü veya daha sonra medrese dershanesinde veya camii şerifte Efendimiz (SAV)’e tevhid, salat u selam ve mevlid okunsun. İşbu mevlidi okuyan zata 15 kuruş verilsin. Mevlitten önce 20 hafız iki hatim-i şerif okuyup hasıl olan sevabı Emine Hanım’ın ebeveyninin ruhlarına hediye etsinler. Bu 20 zatın her birine 22’şer akçe verilsin. 10 kıyye (12,800 kg) şekerden şerbet yapılıp hazır olan cemaatin şevk ve muhabbet ateşlerinin teskini için ikram edilsin. 15 kıyye (19,200 kg) şeker de kâğıtlara konarak dağıtılsın. Şeker ve şerbet dağıtan 4 kişinin her birine 3’er kuruştan 12 kuruş verilsin. 10 kuruşluk da öd ve gülsuyu alınarak yine o cemaate ikram olunsun.

* İstanbul’da Molla Fenâyî yakınlarındaki Kasap Halil Efendi mescidine Cuma ve Bayram namazları için izn-i âmm (herkes için ibadete açık) olmak üzere bir minber koydurdum. Sesi güzel âlim, âbid, müttaki ve zâhid bir kimse buraya hatib ve devirhan olup Cuma ve Bayram günlerinde o mahalle halkına namaz kıldırsın. Bu hizmetlerine mukabil olmak üzere günlük 14 akçe verilsin. Kıraat olunmak için koymuş olduğum Mushaf-ı Şerif’i ve hatip için serilmiş olan seccadeyi muhafaza eden zata da günlük 2 akçe ödensin.

* Zevcem Emine Hanım’ın vakfı benim vakfımla birleştirilsin.Benim vakfıma her kim mütevelli, kâtip, câbi olursa onun vakfına da mütevelli, kâtip ve câbi olsun.

* İşbu vakfın günlük 50 akçe vazife ile tevliyeti hayatta olduğum müddetçe bana aittir. Vefatımdan sonra zevcem Emine Hanım mütevelli olacaktır. Onun da vefatından sonra daha önce ismi geçen Hafız Mehmed Emin Rasim Efendi, ondan sonra da Haşim Efendi mütevelli olsun. Daha sonraları ise vakıf nazırının isteği ve seçimi ile dürüst bir kimse mütevelli tayin olunsun.

* Vakfın kâtibliği günlük 20 akçe vazife ile Hafız Mehmed Emin Rasim Efendi’ye, onun vefatından sonra ise evlad ve torunlarından en büyük ve aklı başında olanına aittir

* Vakfın cibâyeti günlük 20 akçe vazife ile Mehmed Haşim Efendi’ye onun vefatından sonra ise aynı şekilde onun çocuklarına şart koşulmuştur.

* Vakıf, askerî kassâmı efendiler nezaretinde devam etsin. Her sene vakfın gelir-giderleri mahkemece kontrol edilsin. Bunun için imza harcı olarak günlük 10 akçe verilsin. Askerî kassâm kâtiplerinin reisi muhâsib olsun yevmiye olarak da ve 5 akçe alsın.

* Yine vakfın gelirlerinden masraflar çıkarıldıktan sonra her ne kadar fazla kalır ise münasib bir şekilde akara çevrilsin. Emine Hanım vakfının tebdil ve tağyiri, azaltılması veya çoğaltılması kendi irademize tabi’dir. Eğer yukarıda sayılan şartlara uymak zor olursa veya imkânsız olursa adı geçen bu vakıflar fakir müslümanlara bağışlanmıştır diye vakıf şartları tayin olunmuş ve bu beyanlar da kayda geçirilmiştir.
Ayrıca vakf edilen arsanın mülkiyet hakları ile paraları ve Mushaf-ı Şerif’i mütevelli olan zata [M. Emin Râsim Efendi’ye] teslim eyledim. O da; “vâkıf olmak ve vakfiye şartlarına uymak üzere aldım ve kabul ettim” demesi üzerine mahkemece –işbu vakıf- tescil olundu.

Vakıf sahibi Mustafa Râkım Efendi ile vekili M. Emin Râsim Efendi sözü para (nükud) vakıfları ve ona taalluk eden şartlar ve kayıtlar konusuna getirip şu fetvaları zikrettiler: Bu tarz bir vakıf üç imam (İmam-ı A’zam, İmam Muhammed, İmam Ebû Yusuf) nazarında sahih olmayıp, bunlara göre sahih olan, doğru olan akar vakıflarıdır. Lakin İmam-ı Azam Hazretleri katında bu hüküm bağlayıcı değildir.

Vakıf kurucusunun, vakfın menfaatlerini kendine şart etmesi İmam-ı Şeybânî katında vakfı batıl kılar. Bundan dolayı bu vakıftan asaleten ve vekâleten dönüyorum. Mezkur arsa ile 27 bin 500 kuruş para ve Mushaf-ı Şerif’i kendime, 7 bin 500 kuruşu da zevcem Emine Hanım’a iadeyi murad ediyorum, deyince mütevellî Râsim Efendi söz alıp gerçi fetvalar bu şekildedir. Lakin nükûd vakıfları ve onları düzenleyen kayıt ve şartlar, İmam Muhammedü’l-Ensârî’nin İmam Züfer’den naklettiği rivayete göre câizdir. İkinci imam Ebû Yusuf’a göre vakıf sahibi, vakfın menfaatini kendine şart etmesiyle artık bu vakıf sahih olur. İmam Muhammed’e göre ise vakfedilen şeylerin mütevelliye teslimi ile vakıf teşekkül eder. İmameyn Kavilleri bu şekilde olduğuna göre onların mezhebine göre bu vakfın tesisini rica ederim diye red ve teslimden çekinince ve Râkım Efendi’nin de İmameyn’e uyması hasebiyle... Vakfın kuruluşuna karar verildi. Bu husus orada bulunan zevat ve mahkemece gönderilen şahısların huzurunda aynen vaki’ olduğu şekilde yazıldı. Bütün bunlardan sonra bu vakfın lüzumlu ve tesisinde büyük faydalar olacağı düşünülerek bu şartların değiştirilmesi konuşan, susan bir kimse için muhal, tağyir ve tebdili ise ihtimalden uzak olsun denildi.

“Her kim bunu işittikten ve kullandıktan sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” (Bakara Sûresi 181), (22.12.1824 / Gurre Cemaziye’l-Evvel 1240)

Şühûdü’l-Hal: Osman Ağa ibn-i Ahmed, Mehmed Aziz Ağa ibn-i Mehmed, Mehmed Ağa ibn-i Hüseyin, Mustafa Ağa ibn-i Mehmed, Hafız Mustafa (?), Abdurrahman Ağa ibn Mehmed Nuri, Esseyyid Ali Ağa ibn-i Osman, Ali Ağa ibn-i Hasan, Abdullah Ağa ibn-i Süleyman, Said Efendi.”

Tescil Sonrası Durum

Vakıf mütevelliyesi Emine Hanım arzuhal sunup zevci, sabıkan Anadolu Kadıaskeri Mustafa Râkım Efendi merhumun hayatta iken vakf eylediği paraları ile mezbure Emine Hanım’ın vakf eylediği para vakfının (nükûdî vakıf) vakfiyesi Anadolu muhasebesine kayd olunmasını verdiği bir arzuhalle istid’a etmekle sâdır olan ferman-ı âli vechile mezbure Emine Hanım’ın elinde olan vakfiyeye nazar ve kaide-i sakka muvafık saliha olmakla Anadolu Muhasebesine kayd ve cihat tevcihatı mütevellisi arzıyla tevcih buyurulmak babında Ahıçelebi mahkemesi nâibi Râsim Mehmet Emin Efendi i’lâm kilmakla imdi ber minval-i i’lam kayd... Olunmak babında 17.01.1827 (18.C.1242) tarihinde sadır olan ferman-âli mucibince kayd... Olunmuştur. Ahi Çelebi Mahkemesi sicillerinde yapılan araştırmada bu ana kadar böyle bir kayda rast gelinmedi. Bu mahkemenin 391 numaralı defterinin sonunda tarihsiz olarak talik yazı ile Râsim Mehmet Emin Efendi’nin mührü bulunmaktadır. Bu defterin onun tarafından tanzim edildiği de kayıtlıdır. Mustafa Rakım Efendi’nin yakın dostlarından olan Râsim Efendi ile ilgili olarak bulunan son bilgiler şöyledir: Vakfiyede yazıldığı üzere bu zatın 1824 yılında bir kaç yetişkin çocuğu olduğu anlaşılıyor. 1845 tarihli bir kayıtta ise onun hakkında şu bilgiler ortaya çıktı:
“Lâleli kurbunda Kızıltaş Mahallesi ahalisinden -Haşim Efendi de aynı yerde mukim idi- olup Vilayet-i Rumeli’de Tırnova kazasında nâib-i şer’ iken fevt olan müderrisiyn-i kiramdan Esseyyid Mehmet Emin Râsim Efendi ibni el-Hac Hasan’ın… kızı Şerife Aişe Adeviyye ve… Şerife Esma’nın nafaka hücceti hâmişidir. Asıl tarih 08.12.1839 (Gurre L. 1255) ve bu hüccetin tarihi 04.04.1845 (25.Ra.1261).

Bu hüccetteki bilgiler ise şöyle: Râsim Efendi’nin 1839’da vefatı ile o tarihte küçük yaşta yetim kalan kızlarına aylık 450’şer kuruş maaş bağlanmış. Bunlara vasi olarak da sütanneleri (hâdıneleri) Hatice Hanım tayin edilmiş. 1845’e kadar bu maaşları aldıkları anlaşılan bu kızlardan Esma Hanım’ın maaşına bu tarihte 150 kuruş daha zam yapılmış.

DİPNOTLAR: * Marmara Ün. Fen-Ed. Fak. Bilgi ve Belge Yönetimi Öğr. Üyesi 1) HR. MTV231. 2) A. TŞF 286 / 35 ve A. TŞF 10 / 58 ( Bu belgenin üzerindeki tarih tahminî olup 18511267)’dir. Ancak bu tarihte yapılan bir düğün şüpheli olup, doğrusu 1854 (1270)’deki Fatma Sultan- Ali Galip Paşa düğün töreni ve bu sebeple tertip edilen ziyafet olabilir. 3) EV. 11031 / 33. 4) Şer’î Siciller Arşivi, Kısmet-i Askeriyye Mahkemesi 5 / 1613 -72. 5) Kemal Çiçek,TDV İslam Ansiklopedisi, 28 / 363, 364. 6) bin Ömer Efendi ( ? – 1845 ), Şer’i Siciller Arşivi, Rumeli Sadareti 507 / 23b. 7) Bu paranın yaklaşık olarak bugünkü değeri şöyle idi: 1823’te hazinenin para sıkıntısını gidermek için hükumet altının dirhemini 16 kuruştan (gramı 5 Kuruş), üç sene sonra 16,5 kuruştan gramı 5.15 Kuruş ) almağa karar vermiş ve bu hususta II. Mahmud’dan bir de hatt-ı hümayun istihsal etmişti. (Tarih-i Cevdet XII / 51 ve Osmanlı Arşivi Hatt-ı Himayun tasnifi (HAT) 26653, 27753). Ayrıca 90 dirhem (288 gr.) ekmek 2 para, 1 okka (1,280 kg) koyun eti 31 para idi. (H.H. 30840). Bir de şunu unutmamak lazım o da, paranın satın alma gücünün o zaman bugüne göre üç- beş kat daha yüksek olduğu gerçeğidir. 8) Bu ibare Rahman Suresinin 41. Âyet-i kerimesine atfen yazılmış bir ibare olup meâli şöyledir: “Suçlular – kıyamet günü- yüzlerinden ve perçemlerinden yakalanırlar.” Bu âyet-i kerimenin asıl metninde ilk kelime olan yevm kelimesi yoktur. Bu âyet “yü’rafü’l mücrimûne...” şeklinde başlar, son kısmı ise burada olduğu gibidir. 9) – Ahiret günü - insan verdiği sadakaların gölgesi altında gölgelenir. 10) Dünyada her şey geçicidir, mealindeki Rahman Suresinin 26. âyet-i kerimesi. 11) Kim (Allah’ın huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı verilir. (En’âm Sûresi 160) 12) Rahman Sûresindeki âyet-i kerime tekrar ediliyor. 13) Allah (C.C) vadini yerine getirir. 14) Prof. Dr. Ziya Yılmazer’in değerli açıklamaları ile yayımlanan Vak’anüvis Es’ad Efendi tarihine göre (s. 521) M. Râkım ve İsmail Zühdi Efendiler üç kardeş imiş. Bu yeni bilgiye göre Râkım ve Zühdi Efendilerin şu anda ismini bilmediğimiz en büyük kardeşleri babaları gibi denizci imiş. 15) Mahzarın asıl ma’nası bir makama verilen toplu dilekçedir Ama burada hazırlana metin, kuruluşun sebeplerini izah eden yazı anlamındadır. ŞSA, Kısmet-i Askeriye Mahkemesi defter nu. 1590 / 50b.

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1147 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK