Seramik

Seramiğin Sürprizlere Açılan Büyülü Kapısı: Raku

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Japonların meşhur çay seremonilerinin vazgeçilmez bir parçası raku kapları. Hem yapımı, hem süslemesi bakımından Japonlara özgü bir seramik tekniği olan raku’nun tarihi 400 yıl öncesine dayanıyor. Kelime olarak Japonca'da “rahatlık”, “neşe” gibi anlamı olan ve başlangıçta Raku Ailesi tarafından geleneksel çay törenleri için yapılan raku kaplar, günümüzde süs objesi olarak kullanılıyor. Çamuru, sırı, pişirim tekniği yönünden seramikten farklı olan raku’yu, seramik ve raku sanatçısı Ayten Turanlı ile konuştuk.

Uygarlığı yaratırken önce suya, sonra toprağa, daha sonra da ateşe söz geçiren insanoğlu, zaman geldi ki hepsini birden kullandı. Aklı, yaratıcılığı ve hünerli elleri ile binlerce yıl sürecek bir geleneği ortaya çıkardı. Toprak, su ve ateşi kullanarak ilkin günlük yaşamın bir parçası olan primitif çömlekler üreten insanoğlu, zamanla bu becerisini geliştirdi ve seramik formunu ortaya çıkardı. Tarih boyunca onca medeniyete beşiklik etmiş olan Anadolu’da doğan seramik, bu toprakların binlerce yıllık geleneği olarak yaşamaya devam ediyor.
İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan seramik, tarih boyunca karşımıza çok çeşitli biçimlerde çıkmıştır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılagelmiş ve günlük yaşamdan sanata, ticarete kadar pek çok alanda kullanılmıştır. Kimi zaman bir çömlek, bir ocak veya bir kadeh, kimi zaman da bir sürahi veya bir oyuncak olarak, geçmiş kültürlerin izlerine ışık tutmuştur hep.

Seramik, hayat bulduğu her toprağın kültüründe farklı yorumlanmış, farklı tekniklerle vücuda gelmiştir. Bu yazıya konu olan “raku” da, Japonlara özgü bir seramik tekniği. Tarihi 400 yıl önceye kadar giden raku, Japon çay törenlerinde tercih edilen, hızlı bir pişirim yöntemiyle pişirilen kaplara verilen isim. Bu kapların pişirilme yöntemi de aynı isimle ifade ediliyor. Kelime olarak Japonca’da “rahatlık”, “neşe” anlamlarına geliyor. Japon seramik sanatında önemli bir yere sahip olan raku kaplar, Japonların o çok ünlü çay törenlerinin en önemli unsurlarından biri.


Raku’da Zen Rahiplerinin Etkisi

Geleneksel Japon sanatları üzerinde hatırı sayılır etkisi bulunan Zen rahiplerinin, Japon çay geleneği üzerinde de etkisi olmuş. Çayın, Japon adalarına, Zen rahibi Yoşai tarafından Çin’den getirtildiği biliniyor. Japonya’da Muromaçi devrinde popüler olmaya başlayan “Çan oyu” denilen çay törenleri, Zen kültürünün getirdiği yeni bir terbiye ve Zen tarikatının dini bir ritüeli olarak düzenlenirdi. Çay törenleri, daha sonraki zamanlarda Japon halkının günlük yaşamında da önemli bir yer edinmiş ve Japon kültürünün ayrılmaz bir parçası olmuştur. Çay törenlerinde çaylar, raku kaplarında içilirdi.

Günümüzde Japon seramik tekniği olarak bilinen raku, başlangıçta sadece Raku Ailesi’nin yaptığı kaplara verilen isimdi. Raku’yu anlatırken Raku Ailesi’nden bahsetmemek olmaz elbette. Ailenin ilk kuşağı Chojiro’nun başlattığı raku kabının yapımı, 1573- 1615 yıllarını kapsayan Momoyama dönemine rastlar.

Bu dönemde Kyoto ve civarında, aslı Çin’in Fuji bölgesine ait olan “san-cai” denilen üç renk sırlı çömlekçilik yaygındı. “San” üç, “cai” de renk anlamına gelir. San-cai kaplarının, raku kabı olarak adlandırılması, Chojiro’nun, çay üstadı Sen Rikyû (1522–1591) ile tanışıp, onun himayesinde çay seremonisi kapları yapmasıyla başlar. Bugün Raku Ailesi’nin reisi 15. kuşak Raku Kichizaemon’dur. Ev ve atölye, Kyota’daki eski İmparatorluk Sarayı’nın batısında yer alır ve geleneksel Kyoto stili mimarlık üslubunu koruduğu göze çarpar. Atölye ve fırın evin arka kısmındadır ve Chojiro’nun başlattığı gelenek, 400 yıldır aslını koruyarak sürdürülür.
Raku Ailesi’nin ilk kuşağı Chojiro’nun yaptığı çay kâseleri, üç renkli san-cai kaplarının parlaklığının tersine, yalnızca siyah renkliydi. Öte yandan, raku kaplarını diğer Japon seramiklerinden farklı kılan bir diğer özellik ise raku kaplarının, torna yerine elde şekillendirilmiş olmalarıydı. Elle şekillendirme, form tamamlanana kadar sanatçıya, kendisini istediği gibi ifade etme imkânı sağlar. Chojiro; hareket, dekor ve çeşitliliği reddederken, bireysel dışavurumun sınırlarına gitmiş ve çay kâsesini soyut ruhsallığın göstergesi olarak yüceltmiştir. Salt siyah renkleriyle raku çay kâseleri, tek renkli bir gösteri yapardı âdeta.

Çay Törenlerinin Baş Tacı Artık Süs Objesi

Raku, Türkiye’de pek bilinmeyen, daha yeni yeni tanınmaya başlayan bir seramik tekniği. Tek tük seramik sanatçısı, 1990’lı yıllardan beri raku çalışmaları yapıyor. Seramik sanatçısı Ayten Turanlı da, raku ile uğraşan az sayıdaki sanatçıdan biri. Raku tekniğinin inceliklerini öğrenmek için İstanbul Tophane’deki atölyesine misafir oluyoruz. Atölyeye girer girmez dikkatimizi ilk olarak, Turanlı’ın ders verdiği öğrencileri için ayrı ayrı hazırlanmış raflardaki fırınlanmamış çeşitli seramik objeleri ile bu objelerin pişirildiği elektrikli bir fırın çekiyor. Ayten Turanlı, üç gün önce yapılan pişirimin ardından fırının fişini çektiklerini, buna rağmen içindeki seramik objelerin hâlâ tam olarak soğumadığını söylüyor yeri gelmişken.

Atölyenin bir köşesinde öğrencilerinden biri, elindeki objeye istediği formu verebilmek için çalışırken, biz de Ayten Turanlı’ya raku tekniği ile ne zaman tanıştığını soruyoruz. Turanlı, 1994 yılında girdiği Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde iki yıl seramik eğitimi aldıktan sonra, eğitiminin son iki yılını ABD’nin Washington kentindeki George Washington Üniversitesi’nde tamamlar. Raku tekniği ile tanışması da Washington yıllarında olur. Burada gördüğü raku çalışmalarından etkilenen Turanlı, Türkiye’ye döndükten sonra raku tekniğini araştırmaya başlar. Yurt dışı dönüşü sanatçı ve eğitmen olarak Piart Works’te çalışmaya başlayan Ayten Turanlı, ilk sergi hazırlıklarına koyulduğunda, sanatseverlerin karşısına çok farklı bir şeyle çıkmak istediğine karar verir ve bu farklı şey “raku” olur elbette.
Sergi öncesi raku’yu öğrenmek için, başta Paris ve Londra olmak üzere yurt dışındaki pek çok workshop’a katılır Turanlı. Sanatseverlerden aldığı olumlu geri dönüşlerin de etkisiyle, raku ayrı bir yere oturur sanatçının gönlünde. Raku’dan söz ederken hâlâ büyük bir heyecan duyduğunu gözlerinden okumak mümkün sanatçının. Raku tekniğini anlatmasını istediğimiz Ayten Turanlı, öncelikle günümüzde raku tekniği ile genellikle görsel objeler üretildiğine değiniyor ve konuşmanın en başında peşinen açıklıyor: “Biz şu anda, Japon geleneğinde olduğu gibi bardak formunda bir raku objesi yapmış olsak bile, yaptıklarımız su geçirir olduğu ve zehirli gazlarla reaksiyona girdiği için yeme-içmede kullanılmaz.”

Seramikte Oksidasyon, Raku’da Redüksiyon

Bildiğimiz seramik ile raku tekniğini kıyaslayan Ayten Turanlı, seramikte de, raku’da da iki pişirim yapıldığını anlatıyor. Turanlı’nın söylediğine göre, her iki teknikte de ilk pişirim, bisküvi pişirimidir. Eğer üzerinde çalışılan seramik bir obje olacaksa, ikinci pişirim 1000-1050 derecelerde yapılır ve obje kullanım amaçlı olacaksa zehirsiz sır kullanılır, süs objesi ise her türlü sırı kullanmak mümkündür. Seramikte bu ikinci pişirim elektrikli fırınlarda yapılabilirken, raku tekniğinde ise ikinci pişirim oksidasyon ortamı sağlayan elektrikli fırınlarda yapılmaz. Raku’da ikinci pişirim, mutlaka redüksiyon denilen yöntemle ve 850-900 derecede yapılır.

Redükleme işlemi, raku’da sır pişiriminden sonraki aşamadır. Geleneksel Japon raku tekniğinde seramik parçalar sır fırınından çıkartıldıktan bir süre sonra suyla ya da havayla soğutulur. Bu işlem, sırlanmamış yüzeyin rengini çok az değiştirir ve sırın zenginleşmesine bir katkı sağlamaz. Ancak günümüzde raku’lar, akkorlaşınca maşalar yardımıyla hızla fırından çıkartılıp, objeler henüz ısısını kaybetmemişken oksijensiz bir ortama konularak, kısmen ya da tamamen redüklenir. Bu ortam için yanıcı madde olarak tahta talaşı, kuru yaprak, kâğıt kırpıntısı, ot veya saman gibi organik malzemeler kullanılır.
Raku sanatçısı Ayten Turanlı, raku pişirimini, öğrencileriyle birlikte açık havada yaptıklarını söylüyor. Gazlı fırınlara yerleştirilen raku objelerinin bisküvi pişirimi sonrası yapılan ikinci pişiriminin, yaklaşık 6 saat kadar sürdüğünü belirten Turanlı, önce kısık başlatılan ateşin yavaş yavaş yükseltildiğini vurguluyor. Sanatçının anlattığına göre fırının sıcaklığı 850-900 dereceye kadar yükseltilir ve objeler akkor haline gelene kadar fırında tutulur. Pişirim devam ederken, fırının üst kısmındaki küçük bir pencereden sürekli olarak, raku objelerinin hangi aşamada olduğuna bakılır. Akkor haline gelen raku objeler, maşa yardımıyla fırından çıkarılarak talaşa yatırılır.

Ayten Turanlı, talaşa yatırma işlemini genellikle yalaklarda yaptıklarını, bunda da çoğunlukla çam talaşı kullandıklarını, ancak zeytin ve sandal ağaçlarının talaşlarının da çok iyi sonuç verdiğini söylüyor. Turanlı, akkor halindeki raku objenin, talaş üzerine konulup üzeri bir teneke vasıtasıyla örtülerek havayla teması kesildiğinde, gerekli olan isin daha yoğun olması için talaşın hafif nemli olması gerektiği ayrıntısını da veriyor ve ekliyor: “Objenin neresini renk, neresini efekt istiyorsak ona göre gömeriz talaşa. Ve üzerini hava almayacak şekilde hemen tenekeyle kapatırız. Havayla temasını kestiğiniz an, yanma olayı duruyor.  Ama obje o kadar sıcaktır ki o sırada, talaş yanmak ister. Fakat oksijensiz bir ortam söz konusu olduğundan, talaş yanamaz ve tüter. Ortaya çıkan is içeride dolanmaya başlar. Bu arada, sırsız olan yerler, is yüzünden siyaha dönüşür. Ani ısı farkından dolayı sırlanmış bölümlerde meydana gelen çatlakların arası da isle siyah renk alır.”

Raku objelerinin talaş içerisinde uzun süre kalmasında fayda olduğunu dile getiren Ayten Turanlı, sonucu çok merak etmelerinden ötürü, ancak iki saat tutabildiklerini söylüyor gülümseyerek. Talaş içinden çıkarılan objeler son olarak bulaşık süngeri kullanılarak ve sabunlu suyla iyice yıkanarak talaşlarından arındırılıyor ve böylece işlem tamamlanıyor.

Deneyselliğe Açık Bir Teknik

Raku’nun, sürpriz ve deneyselliğe açık olan bir seramik yöntemi olduğunu söylüyor seramik ve raku sanatçısı Ayten Turanlı. Raku tekniği için, “Her aşaması heyecan verici.” diyen Turanlı, ortaya kaliteli bir iş çıkması için seramikte de, raku’da da şans faktörünün önemine işaret ediyor. Sanatçıya göre tecrübe elbette başarıyı belirleyen birincil etken, ancak pişirim sırasında meydana gelen reaksiyonun yaratacağı sonuç veya talaş aşaması her zaman sürprizleri beraberinde getirebiliyor. Turanlı, yeri gelmişken iyi bir raku’nun nasıl anlaşılabileceğine de şu sözlerle değiniyor: “İyi bir raku’da, sırlanmamış kısımların isi iyice emmiş ve simsiyah olması gerekiyor. Sırlanmış kısımların ise redüksiyon sırasında oluşan çatlaklar arasına isin iyice girmiş ve yine siyah renk almış olması gerekiyor.”
Ayten Turanlı’ya, seramik çamuru ile raku çamuru arasında fark olup olmadığını soruyoruz. “Seramik için birkaç çeşit çamur kullanıyoruz. 1050-1100 dereceye dayanabilen şamotlu veya şamotsuz çamur kullanıyoruz. Raku için daha kuvvetli bir çamura sahip olmalısınız. Eskiden kuvars ve güçlendirici birtakım kimyasallar kullanarak biz kendimiz hazırlardık raku çamurunu. Şimdilerde hazır raku çamuru bulunabiliyor.

Raku için kuvvetli çamur kullanmak gerekli dedik, çünkü 850-900 derece fırından çıkıp talaşın içerisinde konuluncaya kadar geçen sürede, obje eğer sağlam olmazsa çatlar, dökülür. Raku çamuruna ayrıca, şamot dediğimiz, objenin bisküvi pişirimi yapılıp öğütülmüşü de eklenebilir çamurun mukavemetini artırmak için.” diye konuşuyor Turanlı, raku çamurunun özelliklerini anlatırken.

Ayten Turanlı’nın belirttiğine göre, raku tekniğinde sırlama işlemi de seramiğe göre daha farklı. Her şeyden önce ısıya dayanıklılıkları aynı değil. Seramik sırını 1025-1050 derecelere kadar ısıtabiliyorken, raku tekniğinde bu ısı maksimum 950-1000 dereceye çıkarılabiliyor. Raku sırlarının içerdikleri matlaştırıcılar veya renkli oksitler sırın renk kalitesini artırıyor. Raku tekniğiyle sırlama yönteminin başarısı, sırlanacak objenin formuna ve sanatçısının yaratıcılığına bağlı. Raku sırlarıyla ilgili bir bilgi notu da şöyle: Raku sırları düşük derecede olgunlaştığından, sıra katılan oksitlerin verdiği renkler de çeşitlenir. Yüksek derecede aynı oksitler, genellikle net ve tek bir sonuç verirler. Özellikle, iki ve daha çok oksidin aynı anda kullanıldığı sırlarda, sırın olgunlaşmada ulaştığı ısıdan 5-10 derece gibi ısı farklılıklarında bile aynı sırda değişik efektleri görmek mümkün. Bu özellik belki de raku sırlarının gizem dolu görünümlerini sağlayan etkenlerden biridir.

Raku sanatçısı Ayten Turanlı, söyleşimizin sonunda, her işte olduğu gibi seramik ve raku’da da başarılı olmanın birinci şartının, samimiyetle ve sevgiyle çalışmak olduğunu belirtiyor. “Her şey sevgiyle yapılırsa güzel olur. Seramik ve raku, sevgiyle yapılırsa görselliği çok yüksek şeyler çıkar ortaya. Bir de bu işte ateşin sıcaklığını hissetmek güzel. İnsanın, o muazzam ateşe bakıp da, ona hükmedebildiğini görmesi inanılmaz bir duygu.” diye konuşuyor Turanlı.

Bayrağı Genç Raku Sanatçıları Taşıyor

Ayten Turanlı, gönül verdiği sanatını başkalarına öğretmeyi de seviyor. Bugüne kadar çok sayıda seramik ve raku sanatçısı yetiştiren Turanlı, atölyesinde halen dersler vermeyi sürdürüyor. Seramiğe gönül vermiş herkese kapısının açık olduğunu söyleyen Turanlı, bugüne kadar 13-70 arası her yaş grubundan ve meslekten kadın, erkek pek çok öğrencisi olduğunu belirtiyor.
Yaprak Çika ve Özen Gün de, Ayten Turanlı’nın atölyesinde yetişmiş iki genç sanatçı. 2007 yılında tanışmışlar seramikle ve raku tekniğiyle. Yaprak Çika İngiliz Filolojisi mezunu, Özen Gün ise İşletme… Hobi olarak başladıkları raku’yu, meslek haline dönüştürmüş ikisi de. İki genç sanatçı, birkaç ay önce İstanbul Arnavutköy’deki “Sahici Sanat-Tasarım”ı hayata geçirmiş. Dekorasyondan seramiğe, takı ve aksesuara kadar sanatın hemen her alanında üreten sanatçıların buluşma noktası olan bir platform Sahici Sanat-Tasarım. Alt katı atölye olarak kullanılan sanat evinin dört bir köşesi, Gün ve Çika’nın yanı sıra ürettiklerini sanatseverlerle buluşturma fırsatı bulan başka sanatçıların eserleriyle dolu.

Teknik beceri, maharet ve ustalık istemesinin yanı sıra sürprizlere de açık olan raku sanatında ilerleyen iki genç sanatçı, bu sanatın her bir aşamasının, kendilerine ayrı bir keyif verdiğini ifade ediyor. “Geleneksel seramik değil de, neden raku?” diye sorduğumuzda, ikisi de, raku tekniğindeki sürprizin keyfine vardıktan sonra farklı bir şeyle ilgilenmelerinin zor olduğunu söylüyorlar gülümseyerek. Anlaşılan o ki, raku pişirme tekniğindeki kimyasal tepkimelerin sonucu ortaya çıkan sürpriz renk ve efektler, tıpkı hocaları gibi Özen Gün ve Yaprak Çika’yı da cezbetmiş ve onları öyle kolayca bırakacak gibi de durmuyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 2193 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK