Resim

Sarayın Bilinmeyen Ressamı; Sultan Abdülaziz

  • #


Yazı: Mutia SOYLU

Kendinden önceki Osmanlı padişahları gibi sanata destek veren Sultan Abdülaziz, musiki ve hat sanatıyla uğraşmasının yanı sıra resimle de yakından ilgiliydi. Sarayda görevlendirdiği yabancı ressamlarla yakından ilgilenen Sultan Abdülaziz, yapılmasını istediği kompozisyonların eskizlerini bizzat kendisi çizerdi. Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açılan “Eskizlerden Yağlıboyalara Ressam Sultan Abdülaziz” adlı sergide sanatseverlerin beğenisine sunulan 12 imzasız ünlü tablonun Abdülaziz’in elinden çıktığı yönünde güçlü deliller mevcut.

Gelmiş geçmiş en büyük Türk imparatorluğunun, yedi cihana hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu’nun liderleriydi onlar. Osmanlı padişahı dendi mi akla önce, güç ve ihtişam gelirdi. İslam halifesiydiler, İslam’ı yaymak için cenk ettiler; at binip, kılıç kuşandılar. Nice krallar, devlet adamları önlerinde eğildi. Ama insandılar aynı zamanda.


Osmanlı deyince ‘harem’ gelmemeli akla. Padişahların her birinin faklı yetenekleri, farklı zevkleri vardı. Şimdilerde hobi diye adlandırdığımız, hayattan zevk almak için edinilen uğraşları vardı onların da. Kimi yürekleri titreten şiirler yazmaya, kimi göz kamaştıran mücevherler tasarlamaya, kimi musikiye, kimi de bahçıvanlığa merak salmıştı.

Osmanlı’nın 32. padişahı Sultan Abdülaziz’in ise resme karşı ne denli yetenekli olduğu, Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açılan “Eskizlerden Yağlıboyalara Ressam Sultan Abdülaziz” adlı sergiyle gözler önüne serildi. Sanata olan ilgisi ve yeteneği malum olan Sultan II. Mahmut ve Pertevniyal Sultan’ın çocuğu olarak 8 Şubat 1830’da dünyaya gelen Sultan Abdülaziz, daha şehzadeliği döneminde Qués ve Schranz gibi sanatçılardan resim dersleri aldı. Abdülaziz, resim sanatına duyduğu ilgi ve elbette yeteneği ile sarayda yeni bir oluşumun da kurucusu oldu. Maiyetinde ressamlar çalıştıran Osmanlı Sultanı, saray koleksiyonu için de yurt dışından eserler satın aldırdı.

Bir Batı sanatı olan resme ve dahi heykele ilgisi olması münasebetiyle yüzü Batı’ya dönük olarak bilinen Sultan Abdülaziz, Osmanlı sultanları arasında Avrupa’ya ilk resmi ziyareti gerçekleştirmiş olan padişahtır aynı zamanda. 1867 yılında Paris, Londra ve Viyana’yı ziyaret eden Sultan, III. Napolyon’un davetine icabet ederek Paris’te açılan büyük bir sanat sergisine katıldı.


Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde açılan Sultan Abdülaziz sergisinin danışmanlığını yapan sanat tarihi uzmanı Ömer Faruk Şerifoğlu, Abdülaziz’in Paris’teki sergide ilk olarak Türk pavyonunu ziyaret ettiğini yazıyor. Şerifoğlu’nun, sergiyle ilgili hazırlanan albüm için kaleme aldığı makalede belirttiğine göre Sultan Abdülaziz’in ziyaret ettiği Türk pavyonunda, o dönem Paris’te resim eğitimi gören Şeker Ahmet Paşa’nın çizdiği karakalem Abdülaziz portresi de sergileniyordu. Şerifoğlu, bu serginin, Şeker Ahmet’in ilk Türk saray ressamı olmasının da önünü açtığını vurguluyor.

Osmanlı’nın Sanatkâr Sultanları:

Bestekârlığının yanında hat bilen, resim yeteneğine sahip Sultan Abdülaziz’de tebarüz eden sanata karşı ilgi, Osmanlı sultanları için bir aile geleneğiydi âdeta. Ömer Faruk Şerifoğlu, “Osmanlı sarayında sanat, yalnızca destek gören değil, aynı zamanda üretilen bir değerdi.” sözleriyle ifade ediyor sarayın sanat merakını. Serginin küratörlüğünü üstelenen Mehmet Lüfti Şen de, Osmanlı’da Saray’ın, sanatı desteklemenin ötesinde sanatı bizzat icra eden padişahlar tarafından yönetildiğini belirtiyor ve ekliyor: “Hemen hemen tüm Osmanlı padişahları sanatla uğraşmış, hatta ilgilendikleri sanat alanının şaheserlerini yaratmışlardır. ‘Eskizlerden Yağlıboyalara Ressam Sultan Abdülaziz' projesi, bu tespiti batılı anlamdaki resim sanatı açısından tamamlayan önemli bir halkayı oluşturuyor.”


Geleneksel sanatlar için “altın çağ” olarak nitelendirilen Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren şehzadelerin bir zanaat öğrenmeleri gelenek halini almıştı.

Şehzadeler kendileri için tayin edilen lala gözetiminde askeri ve fenni ilimlerde kendilerini geliştirirken, işinin ehli bir sanatkâr tarafından da sanat alanında eğitilirlerdi. Kanuni kuyumcu, II. Bayezid icazetli bir hattattı. Keza II. Murat da hattattı. I. Selim tıpkı Kanuni gibi kuyumcu, yine II. Mahmud ve Abdülmecid de dönemlerinin en iyi hattatları arasındaydı.

Fatih Sultan Mehmet’in resme olan ilgisini, günümüze kadar gelen kendisine ait portrelerden biliyoruz. Fatih’in İtalya’dan davetle getirttiği ressam Gentine Bellini’den başlayarak Sultan Abdülaziz’in sarayda bizatihi görevlendirdiği Polonyalı ressam Stanislav Chlebowski’ye kadar Osmanlı padişahlarının konuğu olan yabancı ressamlar, sarayın resim koleksiyonunun oluşmasına katkı sağladılar. Yabancı ressamlar şehr-i İstanbul’da bulundukları süre içerisinde ayrıca resmin, bir sanat dalı olarak Türk topraklarında yerleşip gelişmesine de öncülük ettiler.


Bizzat uğraştığı sanatı, aynı zamanda diğer Osmanlı padişahları gibi destekleyen Abdülaziz’in de, İstanbul’da sanat hayatına Avrupalı bir etki katmak gayesiyle Fransız sanatçı Guillemet’nin Beyoğlu’nda bir resim atölyesi açması için teşvik ettiğini biliyoruz. Sanat tarihi uzmanı Şerifoğlu, Şeker Ahmet Paşa’nın da bu atölyenin öğrencileri arasında yer aldığını belirtiyor. Şerifoğlu, ayrıca Şeker Ahmet’in, ülkemizde gerçek anlamdaki ilk resim sergisini, 7 Nisan 1783 tarihinde açtığını kaydediyor.

İngiliz Mecmuaları Sultan Abdülaziz’i Yazdı

İngiliz Mecmuaları Sultan Abdülaziz’i Yazdı Sultan Abdülaziz’in sanat sevgisi belirttiğimiz üzere atalarından tevarüs etmiş. Türk ve Batı müziği formunda besteleri bulunan, hat sanatında da iyi olan Sultan Abdülaziz için resmin ayrı bir yeri vardı. Abdülaziz, Polonyalı ressam Stanislaw Chlebowski, Dolmabahçe’deki atölyesinde çalışırken ressamla yakından alâkadar olurdu. Hünkâr’ın, sipariş ettiği bazı kompozisyonların eskizlerini bizzat kendisi çizerdi. Ressamın, saraydan ayrılırken ülkesine götürdüğü bu eskizler, bugün halen Polonya’daki Ulusal Müze’de bulunuyor. Sultan Abdülaziz’in sarayda yakından takip ettiği yabancı ressamlardan biri de Rus Ayvazovski idi. Sultan’ın, Rus ressama sipariş ettiği kompozisyonlar için de eskizler çizdiği biliniyor.


Sanat tarihçisi Şerifoğlu, Sultan Abdülaziz’in, halen Krakow Ulusal Müzesi’nde bulunan desen defterinde, Hünkârın elinden çıkma 67 adet çizim ve 3 sayfa el yazısının mevcut olduğunu belirtiyor. Kırmızı mürekkep ile filigranlı kâğıda yapılmış olan çizimlerde, Sultan Abdülaziz’in serbest, hareketli ve akıcı el yazısı ile desenlerinin çizgileri arasındaki karakteristik benzerlik dikkat çekiyor. Genellikle yaptırmak istediği resimlerin kompozisyon eskizlerinden oluşan ve ağırlıkla gemi ve deniz savaşı çizimlerinin yer aldığı defter; 1865 yılında saray ressamlığına getirilmiş olan Polonyalı ressam Stanislaw Chlebowski’ye verilmiş. Defterin başında, eserlerin Sultan Abdülaziz’e ait olduğunu teyit eden iki mektup bulunuyor. Hünkâr’ın genellikle savaş ve gemi etütlerinin yer aldığı defterdeki çizimler, daha sonra kartonlara yapıştırılarak albüm haline getirilmiş. 1914 yılına kadar Chlebowski’nin ailesinde kalan defterin, daha sonra başkalarının eline geçtiği ve 1971 yılında da Krakov Ulusal Müzesi tarafından satın alındığı biliniyor.


Sultan Abdülaziz, Dolmabahçe Sarayı’nda kendisine bir atölye tahsis ettiği Polonyalı ressamla yakından ilgilenmiş, kimi zaman kompozisyonları üzerinde düzeltmeler yapmış ve savaş tablolarına ait eskizleri bizzat kendisi çizmiş. Tarihi şu anekdot, Sultan Abdülaziz’in resim sanatına olan yeteneğini ve yetkinliğini açıkça ortaya koyuyor: Bir gün Sultan Abdülaziz, sarayın Polonyalı ressamı Chlebowski’nin tablosundaki bir kompozisyona itiraz ederek çizgilerini düzeltir. Chlebowski, bu düzeltmeyi aykırı bularak, İstanbul’da bulunan Sokoloviski’ye şikâyet etmek için gösterir, ancak düzeltmenin halklı bir müdahale olduğu cevabını alınca, durumu kabul etmeye mecbur kalır. O tarihlerde yayımlanan İngiliz mecmualarında, Osmanlı Sultanı Abdülaziz’in sanatsal yeteneğini taltif eden yazılar yazılmış ve eskizlerin ancak çok iyi eğitim görmüş bir sanatçının çizimlerinden aşağı kalmadığı vurgulanmış. Kuşkusuz, Sultan Abdülaziz’in resim algısının hayli güçlü olmasında, iyi bir hattat oluşu etkiliydi. Sultan’ın, şehzadeliği döneminde hocaları Ques ve Schranz’dan aldığı resim derslerini de unutmamak lazım.


Müzelerimizde Kayıtlı Tek Bir Eseri Yok

Beylerbeyi Sarayı’nın bazı oda ve tavanlarında bulunan Türk bayraklı yelkenli savaş gemilerinin eksizlerinin Sultan Abdülaziz tarafından çizildiği ve bu kompozisyonların, Hünkâr’ın denizciliğe olan merakının bir göstergesi olduğu söyleniyor. Maalesef, günümüzde kayıtlı olarak herhangi bir müzemizde Abdülaziz’e ait bir eser mevcut değil. Yalnızca İstanbul Harbiye’deki Askeri Müze’nin koleksiyonunda bir deseni bulunuyor.Hareket halindeki bir kadırganın tasvir edildiği eskiz, kırmızı mürekkeple, kısa ve hareketli çizgilerden müteşekkil. Resim sanatı uzmanlarına göre desenler, Sultan Abdülaziz’in savaş konusuna çok vakıf, savaşın en şiddetli anında askerleri, atları, bütün bölüğü, deyim yerindeyse bir anlığına dondurabilme yeteneğine sahip olduğunu gösteriyor.


Sanat tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu’nun belirttiğine göre, Krakow Ulusal Müzesi’ndeki albümde yer alan çalışmalarda kullanılan mürekkep ve kalem ile Sultan’ın Askeri Müze’de yer alan desenindeki mürekkep ve kalem, bu çalışmaların aynı elden çıktığı duygusunu veriyor. Albümün arka sayfasında Sultan Abdülaziz’in el yazısı olan Osmanlıca ifadelerin de yine aynı kalem ve mürekkeple yazılmış olması dikkat çekiyor. Şerifoğlu, “Esas çarpıcı olan, bu ifadelerin kendisidir: “Viyana’daki Kara Mustafa Paşa Muharebesi, Atina’da Hurşid Paşa Muharebesi, Semendre Kalesi Pişkahında Ahmed Paşa Muharebesi, Sarı Sultan Selim Han Hazretlerinin Mohaç Muharebesi, Temeşvar’da Serdar Mehmed Paşa Muharebesi.’ Bu ifadeler, halen biri Askeri Müze’de, diğerleri Dolmabahçe Saray koleksiyonunda ‘Chlebowski Ekolü’ olarak tanımlanmış eserlerin özgün isimleridir ki albümde zikredilenler dışında üzerinde yazı olan başka eserler de bulunmaktadır. Dahası eserlerin sağ üst köşesinde yazılı bu ifadelerle, albümdeki ifadelerin yazı karakteri örtüşmekte ve büyük olasılıkla, her ikisinin de Sultan’ın kendi el yazısı olduğu izlenimini vermektedir.” diyor.
Albümdeki desenler incelendiğinde özellikle Mohaç, Semendre ve Vidin tablolarının ayrıntılı etütlerinin dikkat çekici olduğuna işaret eden Şerifoğlu, bütün bu ipuçlarının, Sultan Abdülaziz’in bu 12 tabloda tasavvurun ötesinde emeğinin olduğuna kuşku bırakmadığını ifade ediyor. Nitekim Chlebowski’nin Osmanlı sarayında ürettiği çoğu eseri imzalı iken, bu eserlerinin hiçbirine imza atmamış olmasının da Hünkâr’ın katkısı münasebetiyle olduğunu akla getiriyor.

Resimde Hak Ettiği Değer Verilmedi

Sanat tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu, sanat tarihimizde hâlâ hak ettiği yere sahip olmayan Sultan Abdülaziz’in gerek şiirlerinden gerekse çizim ve bestelerinden, hassas ve çağını yakalayan bir yapıya sahip olduğunun anlaşıldığını ifade ediyor. Sanat alanında aldığı pek çok karar ve girişimleriyle de ilklere imza atmış olan Abdülaziz’in, birçok yönüyle Türk sanatına kazandırdığı değerler açısından incelenmeye layık olduğunu da vurguluyor sanat tarihi uzmanı.

Dolmabahçe Sanat Galerisi’nde Uluslararası Kültür Sanat Derneği (UKSD) tarafından düzenlenen “Eskizlerden Yağlıboyalara Ressam Sultan Abdülaziz” adlı serginin küratörlüğünü üstlenen Mehmet Lütfi Şen de Osmanlı’da sarayın, sanatı desteklemenin ötesinde sanat icra eden padişahlar tarafından yönetildiğine belirtiyor. Hemen hemen tüm Osmanlı padişahlarının sanatla uğraştıklarını belirten Şen, sultanların, ilgilendikleri sanat dallarında şaheserler verdiklerini söylüyor.
Mehmet Lütfi Şen, koordinatörlüğünü Selman Gemuhluoğlu’nun yaptığı Sultan Abdülaziz sergisiyle ilgili olarak, “Padişahın elinden çıkmış eserlerle açılan ilk resim sergisinin küratörü olarak, Sultan’ın yalın ve güçle çizgilerine sadık kalma çabası içinde oldum. Eskizlerin çizgilerinden, tablolardaki fırçalara bir cihan padişahının kılavuzluğunda, varisi olduğumuz büyük medeniyetin sanatla bezlenmiş yüreğine sade bir yolculuğa çıkalım istedim.” diyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 3801 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK