Halı

Başkaları Görsün Diye Ustalarını Kör Eden Antika Halılar

  • #


Yazı: Fatma YAVUZ

Antika halı tamiri, onu yapan usta için bir canlıya yapılan cerrahi müdahale gibidir. Halının ne yaşının, ne milliyetinin bir önemi vardır. Önemli olan hastaya doğru operasyonu, doğru ellerin uygulamasıdır. Uzun zaman yoğun bakım odasında kalan, ilmekleri çözülmüş, dağılıverecek gibi duran antika ya da tarihi halılar, usta ellerin marifetiyle, birkaç yüzyıl öncesinde olduğu gibi aynı renk ve canlılıkla taburcu olurlar tamir atölyesinden. Kapalıçarşı’da antika ipek halı tamiri ustası Ahmet Bayraktar ve antika yün halı tamiri ustası Hasan Yumuşak ile mesleğin inceliklerini, başkaları görsün diye ustalarını kör eden halıları konuştuk.

Yer yer yüzeyleri parçalanmış, aşınmış, saçakları sökülmüş, renkleri solmuş antika değer taşıyan el dokuması tüm halılar, ustalarının ellerinde yenilenerek ilk günkü görünümlerine kavuşuyorlar. Ulusal kimliği yansıtan motifleri, kökboyalarıyla boyanmış ve kirmanda eğriltilmiş rengarenk iplikleri ile tahta tezgâhların bulunduğu atölyelerde yeniden can bulmaya gelir antika halılar. Sanki gözleriyle değil de parmaklarıyla gören ustalar farklı yörelerden farklı desenlerdeki halıların yorgun yüzlerine bakarlar önce uzun uzun. Geçen yılların, yaşanmışlıkların gizli tanıklarıdır onlar. Nasıl dokundukları değil hangi duygularla dokunduklarıdır insanı cezbeden. Halıların ustaca bezenmiş motiflerini, keskin gözleriyle ince eleyip sık dokuyan ustalar başlarlar hünerlerini konuşturmaya.

Kimi halılar dönemin en görkemli saraylarını süslemek, kimi halılar cemaatin üzerinde ibadet ettiği seccade olmak, kimileri de evlerde yer yaygısı olmak için dokunmuşlardır. İhtiyaçtan doğan sebeplerle atılan sayısız düğümler ise, bugün görkemin ve zenginliğin bir temsili…


Dünyanın farklı ülkelerine ait kültürel özelliklerin yansıtıldığı el dokuması halılar, geleneksel Türk el sanatları açısından da önemli bir unsurdur. Selçuklular dönemine ait dokumalarla Anadolu’ya yayılan halı dokumacılığı, Osmanlı Devleti’nin 16. ve 17. yüzyıllarında büyük gelişme göstererek, dünya medeniyetine armağan edilmiş el sanatlarından biridir. Yün ve ipek ipliklerle dokunan halılar, kilimler, seccadeler kendilerine has desen ve boyama teknikleriyle işlenirken her motif başka bir yörenin temsili olmuştur. Halılarda kullanılan motifler de bir sembolik anlam zenginliğinin ifadesidir. Söz gelimi Hereke halısında kullanılan yedi dağ çiçeği motifi, yedi tepeden oluşan İstanbul’un çiçeklerini anlatmış. Eli belinde motifi, bereketi; kartal, gücü; kuş, mutluluğu; akrep, kahramanlığı; yıldız, üretkenliği; suyolu, suyun önemini; hayat ağacı ise sonsuzluğu ifade etmiş. Ejderha motifinin bereketli bahar yağmurlarını getirdiğine inanılırken, saç bağı ve küpe motifleri evlenmeye olan isteğin dolaylı yoldan anlatımı olarak kullanılmış.

Yün halıların tarihi yüzlerce yıl öncesine dayanmasına rağmen, ilk Türk ipek halı örneklerine 18. yüzyılda rastlanır. Özellikle sarayların ihtiyaçlarının karşılamak için Osmanlı sanayisinin ilk modern fabrikalarından biri olarak kabul edilen Hereke Fabrika-i Hümayun’un kurulması Türk halıcılık tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. 1844’te Sultan Abdülmecit’in emriyle kurulan fabrika, 1891’de Sultan II. Abdülhamit döneminde atölye sayılarının artırılmasıyla halı dokumacılığı çeşitlilik kazanmıştır. Halı üretiminde ilk ürünler, Manisa ve Gördes çevrelerinden getirilen ustaların önderliğinde dokunurken, Hereke halılarının Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk ihraç ürünü olmasının yanı sıra Avrupa saraylarında özellikle tercih edildiği görülür.

Yün yerine ipek ipliğin kullanıldığı halılar hem desen hem de düğüm sayısı bakımından farklılıklar gösterir. Yün bir halının santimetrekaresinde ortalama dokuz ilmek bulunurken, bu sayı ipek halıda 1100 ilmeğe kadar çıkabilir. Bu özelliğinin yanı sıra, bugün dünyanın en ünlü müzayedelerinde yüksek fiyatlardan alıcı bulan antika halıları değerli kılan en önemli özelliklerden biri de doğanın insanlığa sunduğu mucizevî kök boyalarının kullanılmasıdır.
Anadolu’da 11. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar ulaşan el dokuması Zara, Yörük, Hereke gibi isimlerle anılan Türk halıları, dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Olağanüstü incelikte ve hayal gücünün sınırlarını zorlayan motiflerle ortaya çıkan bu sanat eserlerinin imalatı, günümüzde maalesef yok denecek kadar azdır. Bu sanatın içinde olan uzmanlar ve ustalar, el yapımı halıların üretiminin azalmasını piyasa şartlarına; yani maliyetlerin yükselip talebin düşmesine bağlıyor. İşin ehli, halı dokuma sanatının devam ettirilmesinin Türk kültür ve el sanatlarına sahip çıkma anlamı taşıdığına inanıyor.

Malzemesinden motiflerine, dokunma biçiminden renklerine, zaman içinde çeşitlenip zenginleşen halı dokumacılığı sanatı kadar, geçmiş yüzyıllarda dokunmuş bu tarihi eserlerin restore edilip korunması ve geleceğe taşınması bakımından halı tamiri ve bunu bin bir zahmet, sabır ve özenle yapacak kişilerin olması da önemli.

İstanbul Cağaloğlu Bab-ı Ali Çarşısı’nda bulunan 72 halı tamiratölyesi, hasarlanmış tarihi halı ve kilimlerin restore edilip bu değerlerin geleceği taşınmasında büyük bir misyon üstleniyor. Çarşıya girdiğinizde, duvarları ve vitrinleri süsleyen halılar, kilimler, tablalar karşılıyor sizi. Gözün gördüğü her yere serilmiş dünyanın çeşitli yörelerine ait olan, birçoğu da antika özelliği taşıyan bu dokumaların bazıları onarılmış ve yerine gitmeyi, bazıları ise onarılmak için sıralarının gelmesini bekliyor. Biz de bu mesleğin inceliklerini ve bu kültürel mirası geleceğe nasıl taşıdıklarını konuşmak için antika ipek halı tamircisi Ahmet Bayraktar ile antika yün halı tamiri yapan Hacı Hasan Yumuşak’ın atölyelerine misafir oluyoruz.

Halılar Bebek Bakımı Kadar Özen İster

İlk olarak ziyaret ettiğimiz Hacı Hasan Yumuşak, işe İç Anadolu’nun dokumalarıyla ünlü Aksaray’da halı dokuyarak başladığını söylüyor. Hem ailesinin hem de kültürel özelliklerin etkisiyle merak saldığı mesleğinde tarihi halı tamiri üzerine yoğunlaşarak İstanbul’a gelmiş ve 25 yıldır da profesyonel olarak halı tamiri yapıyor. Hasan Usta, yıpranmış, parçalanmış, rengi solmuş el dokuması bütün halılara bir annenin bebeğine gösterdiği şefkatle yaklaştığını söyleyerek işine olan sevgisini dile getiriyor.
Gelen halının öncelikle temizliğini yapıyor, halının deforme olan yerlerini saptadıktan sonra ellerine iğne ve ipliği alarak geçiyorlarmış tezgâhın başına. Halıya orijinal halini kazandırabilmek için aynı döneme ait, aynı yaşta ve aynı yörenin özelliklerini taşıyan halı ve kilimleri söküp elde ettikleri iplikleri kullanıyorlarmış. Eğer bu özellikte iplik yoksa elde ettikleri kök boyalarla uygun ipliği üretiyorlarmış.

Her Eski Halı Antika Değildir

Yıllardır geçimini bu işten sağlayan Hasan Usta bir noktaya dikkatleri çekiyor. Her eski halının antika değer taşımadığını söyleyerek, “Halının antika olabilmesi için örneğinden birkaç tane olması gerekir. Antika halı ile tarihi eski halıyı birbirine karıştırmamak lazım. Ama kullanıcılar her eski halıyı antika zannediyorlar. Antika halılar şu an müzelerde sergileniyor.” diyor.

Yün halının değerinin düğüm sayısıyla değil, dokunduğu yöreyle ve gerçek kökboyasıyla belirlendiğini, bir halının yaşının da tam olarak saptamanın mümkün olmadığını anlatıyor. Kimyasal boya kullanılmayan bir dokumanın 150 yaşını devirmiş olduğunu, belli modellerin de belli çağda yaşayan insan toplulukları tarafından kullanıldığını beliren Hasan Usta, yörelere göre kullanılan renk tonlarının değiştiğine değiniyor. İç Anadolu Bölgesi’nde genelde, kırmızı, sarı, mavi, yeşil renkler tercih edilirken, Doğu Anadolu illerinde daha çok lacivert, mor, kahverengi gibi koyu renkler kullanılmış. Anadolu halılarında kullanılan modellere genelde, “hayat ağacı”, “yedi dağ çiçeği”, “eli belinde”, “üç hisar” gibi isimlerin verildiğini belirten usta, bunları kültür incileri olarak nitelendiriyor.

"Bu Sanat Bize Allah’ın Bağışladığı Bir Lütuf"

Hasan Usta, bu el sanatımızın kıymeti ile ilgili düşüncelerini, yıllardır işin içinde olmanın da verdiği tecrübe ile bir çırpıda özetleyiveriyor: “Anadolu’da dokunan her halı elbette çok kıymetlidir. Bir Konya, Sivas Zara, Lâdik, Sivrihisar, Kırşehir Mucur, Kumkapı halıları… Bu halıların kıymetini gösteren tek şey, hiçbir ticari amaç gütmeden üretilmiş olmaları. Annelerimiz ve ninelerimiz, kimi evi için, kimi de evlenecek çocuğunun çeyizi için dokumuş.

Şimdi kim kirmanla yün eğirecek, hangi sabır, hangi göz, hangi merak onları türlü işlemlerden geçirip renklendirecek ve dokuyacak… İran, Afganistan, Romanya, Bulgaristan gibi ülkelerde de halı dokuma sanatı yaygın; ancak hiçbir dönemde bu toplumların ürettiği dokumalar, Anadolu halılarındaki tekniğe, estetiğe, değere, sanata ulaşamamışlar. İçimizdeki bu yetenek ve bu yeteneğin sanata ulaşması Allah’ın bize bağışladığı bir lütuftur.”

Her Halı Tamir Edilemez

Ustanın yaptığı işten ilk başta kendisinin keyif alması gerekiyor ki müşteri de memnun kalsın. Neticede bir halının milyonlarca düğümün birleşmesinden oluştuğunu ve yıllara yenik düştüğünü söyleyen Hasan Usta, “Antika halı tamirinde tek amaç, ‘tamiratla eski görünüm nasıl kazandırılır, halının uzun ömrü nasıl muhafaza edilebilir?’ soruları üzerine kafa yormak olmalı.” diyor. Bazı meslektaşlarına göre tamiri yapılamayacak halı olmadığını, bu noktada maddi gelirin ön plana çıktığını söyleyen Hasan Usta, “Bana göre ise tamiri yapılamayacak halı vardır. Çünkü bazı halılar o kadar yaşlanmıştır ki iğneyi dokundurduğunuzda bile dağılıverir.”
Dokumalarda yörelere göre farklı teknikler kullanıldığını söyleyen; Anadolu halılarında kravat tekniğinin, İran halılarında Fars düğümünün, Avrupa halılarında İspanyol düğümünün tercih edildiğini hatırlatan Hasan Usta, bazı halıların neden tamirinin yapılamadığını şu sözlerle noktalıyor: “Tamiri bakımından teknikler arasında en kullanışlı ve en sağlam olanı kravat düğümüdür. Bir de el dokuması halılar, alttan yukarı doğru düğüm tekniğiyle dokunur, makine halılarının ise enlemesine takma tekniğiyle dokunduğu için tamiratı pek mümkün olmaz.” Dokumaların türlü işlemlerden geçerek eski ruhlarına kavuşmalarını sağladıklarını belirten Hasan Usta, bu işlemleri tel atma, hasır yapma, düğüm atma, kesme, yakma, fırçalama, ütüleme ve tıraşlama olarak sıralıyor ve bu işlemlerin halının deformasyonuna göre değiştiğini söylüyor.

İşin zor, üstelik uzun zaman ve sabır istediği bir gerçek… Bu sebeple birçok halı tamir ustası haklı olarak sanattan fazla elde edecekleri maddi kazancı birinci planda tutuyor. Hasan Usta, her meslekte olduğu gibi bu meslekte çalışanların da emeğinin karşılığını almak istediğini, bunu da kendi deyimiyle ‘kadayıfın kaymaklı kısmı’na benzetiyor ve ekliyor: “Ama ben kaymak olmasa da o kadayıfı çok büyük bir keyifle yiyebilirim.”

Halı imalat piyasasının son yıllarda sıkıntılı bir süreçten geçtiği için var olan iş gücünün farklı sektörlere yöneldiğini, bunun da mesleği bir duraklama dönemine soktuğunu ve meslekte kalanlarının sayısının çok azaldığını ifade eden Hasan Usta, sözlerini şu cümlelerle tamamlıyor: “Bundan yıllar sonra da antika diyebileceğimiz halılar elbette olacak. Ancak şimdikilerin güzelliğinde olacağını sanmıyorum. Bu el sanatının, antika ya da tarihi halıların kıymeti bilinmezse, bir süre sonra tarihi değerden bu sektör öksüz kalacak.”

"Öğrenmek İçin Sabır Taşı Olmalısınız"

Bab-ı Ali Çarşısı'nda Hasan Usta’nın yanından ayrılıp bir başka ustanın yanına, Ahmet Bayraktar’ın antika ipek halı tamiri atölyesine… 1987’de hobi olarak başladığı antika ipek halı tamirciliği zamanla Bayraktar'ın mesleği olmuş. Henüz konuşmamızın başında söylediği bir cümle onun mesleğine bakışını özetliyor: “İnsan bir işi mecbur kaldığı için değil de sevdiği için yapıyorsa iş yorucu değil, keyif verici oluyor.”

1994 yılına kadar çıraklık ve kalfalık dönemlerinden geçerek usta olan ve daha sonra kendi atölyesini açan Ahmet Usta, 1998’de de mesleği ile ilgili olarak ilk yurt dışı tecrübesini edinmiş. Çin, Japonya, Kore gibi Uzakdoğu ülkelerinin yanı sıra pek çok Avrupa ülkesinde de fuar ve sergilere katılan Bayraktar, bu ülkelerde tezgâh başında halı dokumanın inceliklerini ve tecrübelerini meraklılarıyla paylaşarak, geleneksel Türk el sanatını sınır ötesine yaymanın mutluluğunu yaşadığını söylüyor. Ahmet Usta, “Bir halıyı dokumak ne kadar meşakkatli ise tamiri de o kadar meşakkatlidir.” diyor ve ekliyor: “Çünkü çok ince ve çok zahmetli bir iş. Çıraklığınızdan bu işten ekmek kazanmaya başladığınız zamana kadar işi öğrenim süresi yaklaşık 7-8 sene. İşin öğretildiği bir okul yok ve öğrenmek için sabır taşı olmalısınız.”


Az Daha Gözünü Kaybediyormuş

Bütün dünya halılarının tamirini yapabildiğini ancak en zor olanın da ipek halıların tamiri olduğunu söyleyen Ahmet Usta, bunu ipek halının yün halıdan düğüm ve dokuma teknikleri bakımından farklı olmasının yanı sıra kumaş parçası kadar çok incelebilmesi olarak gösteriyor. Ahmet Usta’nın iğne ile kuyu kazmaya benzettiği ipek halı tamirinde bir santimetrekareye yeri geldiğinde bin kadar ilmeğin atıldığını düşündüğünüzde, ona bu benzetmesinde hak veriyorsunuz. Dünyanın en ince halısı olan ve santimetrekaresinde 1024 ilmek bulunan halının tamiratının yapılmasının da kendisine nasip olduğunu belirten usta, bu halının tamiratını ancak mercek yardımıyla 20 günde yapabilmiş ve işin bitiminde görme yetisini yüzde 40 kaybetmiş. Uzun bir tedavinin ardından iyileştiğini belirten Ahmet Usta, “Yine de benim için dünyanın en zor ve en zevkli işiydi.” diye de ekliyor.

Gözü yormasından dolayı bu iş diğer mesleklerde olduğu gibi çok uzun süre yapılamıyormuş. Ahmet Usta’yı yetiştiren ustaları işi çoktan bırakmış mesela. “Zaten siz işi bırakmazsanız bile iş sizi bırakır. Çünkü bizim meslek en fazla deformasyonu göze verir. Bu yüzden de erken emeklilik söz konusu.” diyor. Tabii bu olumsuzluğun yanında mesleğin olumlu yanları da çok ona göre: “Milyonlarca düğüm atılarak tek tek dokunmuş el emeği göz nuru dokuma tamiratının bir tür terapi özelliği de vardır.”

Halı Tamirinin Diğer Sanat Dallarıyla da İlişkisi Var

Birçok geleneksel el sanatının problemi olan çırak yetiştirme sorunun bu meslekte de başat rol oynadığını ve bunun da mesleği baltaladığını belirten antika ipek halı tamircisi, kalifiye eleman ihtiyaçlarını İran ve Afganistan uyruklu vatandaşlardan sağladıklarını söylüyor. Genellikle Feshane’de dokunan Osmanlı saray halıları üzerine çalıştıkları için ve bunların da üzerlerinde Farsça şiirler ve methiyeler bulunmasından dolayı Farsça bilen İran, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerden gelen çalışanlara ihtiyaç duyduklarının belirten Ahmet Usta, “Bizim meslek hat sanatı gibi diğer sanat dallarıyla da yakından ilgilidir. Atölyemizde hangi ülkenin halısını işliyorsak ya da tamir ediyorsak mutlaka o ülkeden birkaç sanatkârı yanımızda bulunduruyoruz. Bu da halıya eski ruhunu kazandırmamızda, ilk günkü gibi canlı renk ve dokuya kavuşmasını sağlamamızda önemli rol oynuyor.”

Ahmet Usta, halıya antika özelliğini kazandıran şeyin küçük ayrıntılarda gizlendiğini söylüyor. Öncelikle dokuma ipliklerinin gerçek kökboyasıyla boyanması gerekirmiş. Halı tamiratında da gerçek kökboyasını tercih ettiklerini söyleyen usta, bu sayede halının orijinal haline zarar vermediklerini ve değerinin azalmasını önlediklerini belirtiyor.

İyi Bir Tamir İnsanın Ruh Haline Bağlı

Günümüzde halı imalat sektörü yatırımcılarının maliyetleri düşürmek için Uzakdoğu ülkelerine kaydıklarını, Çin’de imal edilen Türk halılarının Türkiye’ye kontrolsüz girişiyle rekabet edebilme şanslarının azaldığını ifade eden Ahmet Usta, bunun da Türk halı imalat sektörünün gerilemesine sebep olduğunu belirtiyor. Bugün Sivas cezaevi halısı veya Hereke Sümerbank halısının dokunmadığından söz eden Ahmet Usta, fiyatların yüksek olmasından dolayı alıcıların ucuz halıları tercih ettiklerini; oysa hem sağlık hem de kalite açısından Türk halısının tercih edilmesi gerektiğini anlatıyor.

İpek halı tamir ustası, “İyi bir tamir insanın ruh halini gösterir. Halının tamiratında bütün her şeyi unutup halıya odaklanmalısınız ki onun sesini duymalısınız.” diyor. Antika halı tamirinde Türkiye’nin otorite konumunda olduğunu söyleyen Ahmet Usta, iyi bir halı tamirinin halının değerini katlayabildiğini, kötü bir tamir de değerinin çok altına düşürebildiğini de sözlerine ekliyor.

Bugün kıymetlerinin pek de farkına varılmayan, yaptıkları işin değeri yıllar sonra anlaşılabilecek antika halı tamiri ustalarını dinlediğimizde anlıyoruz ki, mesleğin ağır külfetine ve zahmetine, maddi kazanç beklentisi ile değil, sevgiyle bağlı olanlar katlanabiliyor. Ve anlıyoruz ki, bir halının tamirini yapmak onu dokumak kadar önemli. Antika ve tarihi halılara, maharetli elleri ile yeniden hayat veren tamir ustalarının beklentisi de bu zaten; bu durumun farkına varılması ve emeklerine saygı gösterilmesi…

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 2052 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK