Hakikat Perdesi Dalgalanınca…

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE*

Türk-İslam sanatları arasında rengârenk ve sürprizlere açık yönüyle farklı bir yere sahip olan ebrû sanatının, sanatçıya tanıdığı geniş imkânlar sayesinde ebrû sanatçıları, kıvamlı su üzerinde hayallerini yüzdürmeye devam ediyorlar. İSMEK Üsküdar Bağlarbaşı Türk-İslam Sanatları İhtisas Merkezi ebrû hocalarından Ömer Faruk Dere ile Yasemin Acar Kara ve öğrencilerinin atmış beş eserle Cemal Reşit Rey Sergi Salonu’nda açtıkları “Dalgalandım da Duruldum” adlı ebru sergisi, sanatseverler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. İSMEK’in yıllık sergi programına ek olarak bu yıl açtığı on özel serginin ilki olan “Dalgalandım da Duruldum” şık bir katalogla da taçlandı.

“Kurmuş hakikat perdesin, oynatan üstadı gör” der Karagöz, perde gazelinde. Ebrû hakikatin suya tecellisidir. Âbrûy (su yüzü), hakikat perdesi olur ve yüzü Hakk güneşine dönük hakikatin gölgeleri düşer perdeye... Ve perde dalgalanınca öteler görünecekmiş gibi ışıklanır her yan… Ve ürperir insan…
Ebrû külli ve cüzî iradenin birleştiği tecellîgâhtır. Ebrûcu cüzî iradesiyle boyaları yüzeye serper fakat nasıl bir şekil çıkacağını asla tam olarak bilemez. Sadece tecrübesine istinaden bir tahminde bulunabilir. Sebepleri ortaya koyar ve sonucu büyük bir tevekkülle bekler. Tevekkül ve Hakk’tan gelene razı olma hisleriyle dopdolu olarak, çıkan her ebrûdan sonra Allah’a hamdeder.

“O, her gün (an) bir iştedir” âyetinin hikmetince tecelliyâtta tekrar yoktur. Tecelliyâtta tekrar olmadığından ebrû teknesinde ortaya çıkan nakışların da tekrarı yoktur. Ebrûcu aynı boya ve malzemelerle yaptığı bir ebrûnun tıpkısını bir daha yapamaz. Ancak benzerini yapabilir. Bu sebepten ebrû eserinin her biri, tekrarı üretilemeyen benzersiz bir eserdir.


Ebrûcu boya serpmek için eline aldığı fırçayı diğer elinin içine kalp hizasında birleştirerek vurur. Boyaları adeta gönlünden döker. Fırça yukarıdan aşağıya, semadan tekne yüzeyine tecellî damlaları serperken, bu esnada ebrûcu da gönlünden gelen muhabbeti damlanın içine koyarak zuhurâtı tezyin eder. Türk-İslam Sanatları arasında rengârenk ve sürprizlere açık yönüyle farklı bir yere sahip olan ebrû sanatının, sanatçıya tanıdığı geniş imkânlar sayesinde ebrûcular, kıvamlı su üzerinde hayallerini yüzdürmeye devam ediyorlar.

Üsküdar Bağlarbaşı Türk-İslam Sanatları İhtisas Merkezi ebrû hocalarından Ömer Faruk Dere ile Yasemin Acar Kara ve öğrencilerinin atmış beş eserle Cemal Reşit Rey Sergi Salonu’nda açtıkları “Dalgalandım da Duruldum”  adlı ebru sergisi, sanatseverler tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı. İSMEK’in bu yıl açtığı on prestijli serginin ilki olan sergi, şık bir katalogla da taçlandı.


Bu coğrafyada köklü bir geleneğe sahip olan ebrû sanatımız zaman içinde Batı insanını da etkilemiş ve oralarda da yapılır olmuştur. Sanatta toplumlar arası etkileşim kaçınılmazdır. Yakın tarihlere kadar Batıda “Türk Kâğıdı” olarak bilinen ebrû, günümüzde pek çok ülkede ve farklı diyarlarda yapılmaktadır. Zaman içinde Doğu'dan Batı'ya, Batı'dan Doğu'ya alış verişler olmuş ve bize has desenler (battal, gel-git, taraklı v.b.) oralarda kabul gördüğü gibi oralarda icra edilen desenlerden beğendiğimiz bazı formlar da kendi zevk anlayışımızla buluşarak kullanılmıştır (bülbül yuvası, dalgalı gibi).

Büyük medeniyetler başka kültürlerden etkilenmekten korkmazlar. Başka kültürlerden elde ettikleri farklılıkları kendi potasında eritir ve ona yeni bir anlayış kazandırarak tekrar dünya mirasına sunarlar.

İşte Batı kaynaklı formlardan biri olan ve literatüre “Spanish Marlbling” İspanyol ebrûsu olarak geçen ebrû tarzı, bizim geleneksel formlarımızla ve çoğu zaman klasik renk anlayışımızla buluşmuş ve ortaya özgün “Dalgalı Ebrû” anlayışı çıkmıştır. Son yıllarda sanatseverler tarafından pek rağbet gören dalgalı ebrû, ışık gölge oyunlarıyla derinleşen, dinamik ve ritmik hareketleriyle seyredeni derinden etkileyen bir ebrû tarzıdır. Yapılışı kolay gibi görünen fakat ritmik ve dengelisinin yapılması zor bir ebrû tarzı olan dalgalı ebrû, geleneksel ebrûmuzun renk ve desenleriyle beslenerek üretilmeye devam etmektedir. Teknede hazırlanan ebrûyu almak için kâğıdı yatırırken, kâğıdı ileri geri hareket ettirirsek ebrûnun kâğıda dalgalar yaparak geçtiğini görürüz. Perde kıvrımı, ışık huzmesi gibi görünen bu desenlerin oluşabilmesi, hareketlerin belirli bir ritimde yapılmasıyla mümkün olmaktadır. Dengeli dalgalar oluşturabilmek için çok deneme yapmak gerekir. Sergide keyifle seyredilen her bir ebrunun yapılabilmesi için onlarca deneme yapıldığını düşünürsek bu eserlerin ne büyük bir emek ve sabır sonucu vücuda geldiği daha iyi anlaşılacaktır.
Gerçek sanatkâr Cenab-ı Hakk’tır ve İslâm sanatkârları gerçek sanatkârın izinden giderek onun tabiattaki renk kompozisyonlarını teknesine yansıtmaya çalışır. Klasik sanatlarımızda uygulana gelen renk anlayışımızda renklerin kemâli yani olgunluğu büyük önem taşımaktadır. Ebrûcu renk tüccarıdır, sermayesi renklerdir. Bir ebrû sanatkârı renkleri doğru ve âhenkli kullanabildiği müddetçe muvaffak olur. Hangi renkleri nasıl kullanacağımızı nasıl öğrenebiliriz? Bunun en basit ve kestirme yolu tabiatı gözlemlemektir.

Tabiat her mevsim renkten renge bürünmekte; bakmasını bilenlere, nasibi olanlara âdeta renk dersi vermektedir. İnsan, fıtratına yakın olan şeylerden hoşlanır. Her şeyin yaratıcısı tek olduğuna göre insanoğlu tabii olan şeyleri kendi fıtratına daha yakın görür. Ebrû sanatımızda -diğer bütün klasik sanatlarımızda olduğu gibi- renklerin tabiliği diğer bir ifadeyle fıtrîliği esastır. Aşırı parlak ve gözü yoracak renklerden uzak durulur. İslâm sanatkârı tabiatla iç içe yaşar ve Sâni-i Hakiki’nin renklerini teknesine yansıtır. Yalnızca çiçek renklerinde parlaklık aranır. O da yine tabiatta olduğu kadar. Örneğin bir lâle başı yapılacaksa kadmiyum kırmızı yalın halde kullanılmaz. Onun aşırı parlaklığı, içine çok az aşı kırmızı eklenerek olgunlaştırılır. Dalgalı ebrûlarda da aynı renk anlayışını gözetmek, ortaya çıkan eserleri bize has kılacak ve böylece “özgün dalgalı ebrû” anlayışımız oluşacaktır.
Dalgalı ebrûlarda klasik renk anlayışımızın yanında form olarak da geleneksel ebrû desenlerimizin önemi büyüktür. Ana form olan battal, dalgalı ebrûnun da ana formudur. Fırçadan döküldüğü gibi kalan, müdahale edilmeyen renk damlalarından oluşan battal formunun özellikle tek renkli olanları (monokromatik aynı rengin tonlarından oluşan) dalgalı ebrûda çok tercih edilmektedir. Dalgalandıkça sıkışan kısımlardaki renk, yoğunlaştığından bu tarz ebrûlarda derinlik hissi daha da artmakta ve seyir zevkini de artırmaktadır. Battal formunun yanında tüm geleneksel formlarımız dalgalı ebrûda kullanılmaktadır. Batı'da daha çok gelgit ve taraklı formların dalgalandırıldığını görmekteyiz. Bizde ise battal formunun ağırlık kazandığını söylemek yanlış olmasa gerektir. Çiçekli ebrûlar ise dalgalı ebrûda ya dalgalı ve hafif renkli bir ebrûnun üzerine ikinci kat olarak alınmakta ya da çiçekli ebrûların üzerine yine ikinci kat olarak dalgalı ebrû uygulanmaktadır.

Bu sergi Türk-İslam Sanatları İhtisas Merkezi’nde verdiğimiz eğitimler sonunda yetişen sevgili öğrencilerimizin gayretli çalışmaları sonucunda hazırlandı. Sergide hocalarıyla beraber eseri bulunanlar sırasıyla şu isimlerden oluşmaktaydı: Alper Ünal, Ayse Başkaraca, Aysegül Tunalı, Birsen Sentürk, Ege Sunay, Emel Yuvarlak, Emine Çolak, Esra Teker, Fahriye Gezer, Hediye Çobanoglu, Merve Al, Münevver Yılmaz, Müzeyyen Karaaslan, Nagihan Yılmaz, Nilgün Bayram, Selma Ersoy, Sema Çelık, Semiha A. Çobanoğlu, Sena Ertam Ünsal, Serpil Kaymaz, Serpil Uzun, Sevil Samlıoğlu.

Teknemize nasip olan dalgalı ebrûlarımızı bu sergi vesilesiyle sizlerle buluşturma imkânını bizlere sağlayan İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ve kurumumuz İSMEK’e hepimiz şükran borçluyuz.

*İSMEK Ebrû ve Kaligrafi Zümre Başkanı

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 780 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK