Resim

Fantastik Realizmin Dâhi Ama Küskün Fırçası

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Resim sanatının dejenere olduğunu düşünen Avusturyalı bir grup ressamın 1950’li yıllarda başlattığı fantastik realizm akımının Türkiye’deki ilk temsilcisi Erol Deneç. Bu akımın dehası kabul edilen ve ünlü ressam Dali’nin ‘elverdiği’ Ernst Fuchs’un daveti üzerine, kendisinin deyimiyle ‘paltosuz ve beş kuruşsuz’ gittiği Viyana’da ilk sergisinin ardından adını sanat çevrelerine duyurdu, Viyana sokaklarında imza verir hale geldi. Eserleri halen Viyana’nın en önemli sanat müzelerinden biri olan Albertina Müzesi’nde Leonardo’nun ve Michelangelo’nun eserleriyle birlikte sergileniyor. Fakat memleket hasreti yüzünden 25 yıl aradan sonra döndüğü Türkiye’de hak ettiği ilgiyi göremedi Deneç. Sanatçı, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ Türk insanı tarafından anlaşılmayı umut ettiğini söylüyor.

Bir yıl olmuştu neredeyse, Viyana’dan beklediği mektup bir türlü gelmemişti. Yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden, iyi dereceyle kabul edildiği sanat okulunda derslere girmiyor, fakülteye arada sırada arkadaşlarını görmek için uğruyordu. Gününü gün eden bir zengin aile çocuğu da değildi hani; zar zor geçinen, dar gelirli bir aileye mensuptu. Evinin bulunduğu Kadırga’dan, Beşiktaş’taki Tatbiki Güzel Sanatlar’a yaya olarak, tabanı açık ayakkabılarla yürüdüğü günler olurdu. Her buluşmada, arkadaşlarının “Viyana’ya ne zaman gidiyorsun?” soruları karşısında ne diyeceğini bilemez, umudu her seferinde biraz daha kırılırdı. Belli ki Viyana’dan gelen hocası, İstanbul’daki sanatçı olma hayalleri kuran genci de, ona verdiği sözü de unutmuştu.
İnsanların kaderlerinde kırılma noktaları vardır hani. Bir gün, hiç tanımadığınız birinin vesilesiyle hayatınızın akışı değişiverir ya; hayatını değiştireceğini bildiği o davet mektubunu bekliyordu bir yıldır ama hocasından tek satırlık bir cevap gelmemişti. Fakat işte o gün, Viyana’dan gelen bir mektup vardı elinde. Üstelik mektup onun beklediği hocasından değil, fantastik resmin dahası olarak bilinen Ernst Fuchs’tan!.. Hayatına yön verecek o kırılma noktasının ta kendisiydi bu…

Sözünü ettiğimiz genç, fantastik resmin Türkiye’deki ilk temsilcisi olan Erol Deneç’ten başkası değil. Sanat hayatı ve dünyada önemli temsilcilerinden biri sayıldığı ‘fantastik realizm’ resim akımı hakkında konuşmak için usta ressamı, Kadıköy-Moda’daki atölyesinde ziyaret ettik.

Erol Deneç, tam bir İstanbul beyefendisi tavrıyla ve büyük bir nezaketle içeriye buyur ediyor bizi. Antrenin hemen bitiminde oldukça büyük ebatlı pek çok tablo ile karşılaşıyoruz. Bir ressamın atölyesinde olduğumuz anlaşılıyor, başımızı nereye çevirsek usta ressamın fırçasından çıkmış bir tabloya takılıyor gözlerimiz. Renklerin büyüsünden güçlükle sıyrılıp söyleşimize geçiyoruz. Erol Deneç’ten resim serüvenini ta en başından anlatmasını istiyoruz.


Portakal Kâğıtlarından Tuvaller

Erol Deneç, 1941 İstanbul Kadırga doğumlu. Küçük yaşlardan itibaren, babasının marangoz atölyesinde ona yardım etmeye başlar. Atölyede mobilya kaplamaları üzerindeki desenlere dalar, bu desenler onu başka dünyalara götürür. “Ne garip bir çocuksun sen.” der babası onun bu hallerini görünce. Adam olacak çocuk yedisinde belli olur derler ya, Erol Deneç’in de ressam olacağı daha 4 yaşındayken anlaşılır.

Deneç, bugün hatırlarken hicap duyuyor belki; ama çocuk saflığıyla işlenen o “suç”, küçük Erol’un kaderini belirleyen önemli bir adım olur. Anlattığına göre, bir gün yakın bir ahbaplarının evine ailecek misafirliğe gittiklerinde, evin küçük kızına alınan renkli boya kalemlerini görür ve o anda kalemlere sahip olmak için şiddetli bir istek duyar. Çocuk aklıyla o kalemleri nasıl elde edeceğini kurar ve sonunda başarır. Babası, olayı öğrendiğinde duyduğu mahcubiyet bir yana, küçük oğlunun böyle bir davranış sergilemesine oldukça öfkelenir. Diğer yandan, kalemleri küçük kıza geri de veremez mahcubiyetinden. Öfkeyle elini oğluna kaldırır ama kıyamaz ve hızla cama vurur. İşte o an, babasının kadere teslim olduğu andır, oğlu ressam olacaktır. Usta ressam, resim tutkusunun babası tarafından kabul görmesini şu sözlerle anlatıyor: “Babam ertesi gün sokaktan geçen bir portakal arabasını durdurdu ve portakalların sarıldığı kâğıtlardan bir tomar satın aldı. Kâğıtları bir kovaya doldurdu, bir de kalem verdi elime, ‘Al, ne yapacaksan yap’ dedi.”
Çocukluk dönemini anlatırken, tüm eğitim hayatı boyunca pek parlak bir öğrenci olmadığını söylüyor Erol Deneç. İlkokulu Kadırga İlköğretim Okulu’nda okuduktan sonra, ortaokulu Gedikpaşa Ortaokulu’nda tamamlar. Derslerle arası iyi olmadığından lisede kolay bitireceği bir okul seçer ve matbaacılık okumaya başlar. Liseden sonra hayalinde yedek subaylık vardır. Bitirme imtihanlarını verir; ancak bir de ne görsün… Adı, devamsızlıktan kalanlar listesindedir. Bu sebeple bir yıl geç mezun olur liseden. O yıl da lise muadili okullardan yedek subaylık hakkı geri alınır. Ama her işte bir hayır vardır. Matbaacılıktan mezun olanları alan tek okul olan Tatbiki Güzel Sanatlar’a birincilikle kaydolur.

Fakat bu arada, küçük bir çocukken tutkuyla bağlı olduğu  resimle arasına, ergenlik döneminden başlayarak bir mesafe girmiştir. Ta ki Güzel Sanatlar’daki hocalarından biri olan Anton Lehmden ile tanışıncaya kadar. Şimdilerde Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde profesör olan Lehmden, haftada iki saat dersine girdiği bu yetenekli gencin çizimlerini görür görmez etkilenir, onu teşvik eder. Deneç, diğer öğrencilerinden farklıdır çünkü. Ekmek çizilmesi istendiğinde herkes dilimlerken o, ekmeği eliyle böler. Arkadaşları balığı bir tabakta çizerken o, balığın karnını yarar öyle çizer. Böylelikle resimde istediği derinliğe ulaşacağına inanır çünkü…
Dönemin sonunda hocası Lehmden’in, kendisini Viyana’ya davet edişini şu sözlerle anlatıyor Erol Deneç: “Beyefendi ile tercüman vasıtasıyla konuştuk. Kendisi hiç Türkçe bilmiyordu, benim de Almancam yoktu. Bana dedi ki, ‘Sen farkında olmadan bizim gibi resimler yapıyorsun. Bizim bir grubumuz var. Viyana’ya gelip, katılmak ister misin?’ O günden sonra hep hocamdan haber bekledim.” Erol Deneç, hocası Lehmden’in bahsettiği grubun, resim sanatındaki “fantastik realizm” ekolünün kurucuları olduğunu ifade ediyor. Söylediğine göre, 1950’li yıllarda resim sanatının dejenere olduğunu düşünen ve kendilerine ‘Wiener Schule’ diyen bu ressam grup, ‘Bu böyle gitmez.’ diyerek Rönesans tekniklerini yeniden incelemiş ve geçmişten kopmadan, o güne hitap eden, geleceğe yönelik çalışmalar üretecekleri bu yeni ekolü kurmuş.

Viyana’da İmkânsızlıklar İçin Gelen Şöhret

Aradan bir yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ hocasından bir haber çıkmadığı gibi, Viyana’ya gideceğini okulda duymayan kalmadığından, sürekli olarak “Ne zaman gidiyorsun?” sorularıyla karşı karşıya kalmış Erol Deneç. “Ne üstümde palto, ne ayağımda ayakkabı ne de cebimde metelik vardı. Bir tek sürekli desen çizdiğim kalemim vardı.” diyen Deneç, bir gün Ernst Fuchs imzalı bir mektup almış Viyana’dan. Bu mektup, Deneç’in hayatının akışını değiştiren şeyin ta kendisidir. İçinde bir tren bileti ve bir miktar harçlık bulunan mektupta şöyle der, sonradan dünyanın en ünlü fantastik resim ustası olduğunu öğrendiği bu şahıs: “Arkadaşım Anton Lehmden’in evinde, sizin çizimlerinizi gördüm ve çok etkilendim. Özellikle bizim Wiener Schule ile olan benzerlikten ötürü mutlaka Viyana’ya gelmelisiniz.”
Deneç, Ernst Fuchs için şu hatırlatmada bulunmadan edemiyor; “Salvador Dali kendi zamanında neyse, günümüzde de Fuchs odur. Çok gençken, parasız olduğu için kahvehanelerde resim çizermiş. Dali destek olmuş ona da. Dehası 33 yaşında keşfedilmiş ve ünlü olmuş. Şu anda Rolls Royce’un ortaklarından biri.” Bu arada, bir yandan da Ernest Fuchs’un, Salvador Dali ile çekilmiş bir resmini gösteriyor bize Deneç.

“Yaradan, hepsini çok iyi ayarlıyor. Bizim istediğimiz zamanda değil belki, ama vakti geldiğinde muhakkak oluyor arzu ettiğimiz şey. Bana da öyle oldu ve mektup üzerine kalktım Viyana’ya gittim.” diyen Deneç, 21 yaşında çıktığı bu yolculukla hayatındaki en önemli virajını alır deyim yerindeyse. Dil bilmeden, sınırlı imkânlarla Viyana’ya giden Deneç, burada 5 ay süreyle Fuchs’un evinde misafir olur. Türkiye’den bavuluna doldurup götürdüğü eskizlerle Viyana’daki ilk sergisini açan Deneç, yine imkânsızlıklar yüzünden kendi sergisinin açılışına gidemez. Usta ressamı dinledikçe, bir yandan da tarihteki başarılı pek çok ressamın, söz gelimi Van Gogh’un, Fikret Mualla’nın hatıralarından okuduğumuz, parasızlık içinde geçen zor dönemleri geçiyor zihnimizin bir köşesinden. Deneç’in kendi sergisinin açılışına gidemeyişinin sebebi, paltosunun olmayışıdır. Ancak gece saat 11 sularında ziyaretçiler dağıldıktan sonra sergi salonuna gelebilmiş. “Yerlerdeki sigara izmaritlerinden sergiye ne kadar çok insan geldiğini anladım.” diyen Deneç, ertesi gün Viyana’da imza verdiğini anlatıyor gururla. Sanatına gösterilen ilgi ve teşvik, Erol Deneç’i, 25 yıl boyunca Viyana’ya bağlar. O, artık Avusturya başkentinde gezerken imzası alınan, tanınmış bir ressamdır. Sergilerde resimleri luplarla ilgiyle incelenen, resimleri üzerinde uzun uzun konuşulan bir sanatçıdır. Ve en önemlisi de fantastik resim onun fırçasıyla farklı bir boyut kazanmıştır. Ünlü ressam Salvador Dali’nin, sanatını takdir ettiği Ernst Fuchs, onun çizdiklerini hayranlıkla izler ve Deneç’i Viyana’da kaldığı seneler boyunca hep bir deha olarak tanıtır.
Deneç, 25 yıl aradan sonra ülkesine döndüğünde ise Fuchs, “Ne yaptın Erol? O harika sanatına yazık ettin. Seni orda kim anlar?” diye sitem etmiştir. Tatbiki Güzel Sanatlar’dan hocası olan Profesör Anton Lehmden ise seneler sonra kendisini Türkiye’de ziyaret ettiğinde Deneç’e, “Erol, biz fantastik resmi başlattık, sen, Viyana’ya ekspresif fantastik sanatı getirdin.” der. Erol Deneç, derin bir iç çekişten sonra, “Bunu söyleyen bir profesör. Benim hocam.. Sanatımda bir öncülük yapmışım ama Türkiye’de pek insanın haberi yok tabii.” diyor, bu durumdan şikâyetçi olduğunu sezdiren bir tonla.

Türk Sanatseverlere İnce Bir Sitem

Erol Deneç, fantastik resim ekolünün Türkiye’deki ilk temsilcisi. Yahudi soykırımı ile tarihe adını kazıyan Hitler’in, vaktiyle girmek istediği ama kabul edilmediği Viyana Sanat Akademisi’nden master derecesine sahip. Eserleri, bugün dünyanın pek çok müzesinde ve özel koleksiyonlarda bulunuyor. Viyana’nın en önemli sanat müzelerinden biri olan Albertina Müzesi’nde de Leonardo’nun, Michelangelo’nun eserleriyle birlikte çalışmaları bulunuyor.

Fakat Viyana’da şöhret içinde geçirdiği çeyrek asırdan sonra memleket özlemine dayanamayarak döndüğü Türkiye’de beklediği ilgiyi göremez Erol Deneç. Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul, Ankara, İzmir’de arka arkaya sergiler açmış, ancak sergilerde gördüğü ortak tablo “Eyvah, ne yaptım ben!” dedirtmeye yetmiştir. “Viyana’daki sergilerimde, ziyaretçiler ellerinde luplarla dolaşıyorlardı. Burada ise koşar adım, neredeyse resimlere hiç bakmadan geçiyordu sözde sanatseverler.” diye sitem ediyor Deneç. Ardından da ekliyor, “Vatan sevgisi imandandır.”
Sanatını Türkiye’de kabul ettirmek konusuna değindiğimizde, Erol Deneç’e -deyim yerindeyse- bir dokunuyoruz, bin ah işitiyoruz. “Yurt dışında nerede sergi açtıysam en iyi sanatçıların iltifatını gördüm. Övünmek için söylemiyorum, durum tespiti bu. Türkiye’de ise fantastik sanatın ne olduğu doğru dürüst bilinmediği gibi, bilinse de tercih edilmiyor. Orda sanatçıyı aralarlar sorarlar. Viyana’da politikacısı bile gelirdi evime, buradaysa mahalle muhtarı arayıp sormaz.” diyen Deneç, bu durumun bir an evvel değişeceğini umut ediyor. Eleştirilerinde kişileri değil, zihniyeti hedef aldığını söyleyen sanatçı, özellikle genç kuşakta, her alanda olduğu gibi sanatta da bir an evvel köşeyi dönme düşüncesinin hâkim olduğunu söylüyor. “Türk insanının seveceği bir şey buluyor, onu yapıp satıyorlar. Biri, bir ömür boyu çiçek yapıyor mesela. Oysa sanatçı kendini kopya etmeye başladığı zaman ölmüş demektir. Çünkü insan tekâmül için yaratılmıştır, devamlı tekâmül etmelidir.” diyerek Deneç, “İki günü eşit olan bizden değildir.” mealindeki Hz. Peygamber’in hadisini hatırlatıyor.

Temsil ettiği ekole yönelişini anlatırken de, “Fantastik realizm, insanın manevi tekâmülüyle ilgili bir şey. Madde boyutu bazılarını tatmin etmiyor ve onun ötesinde, varlığını hissettiği bazı güzellikleri arıyor. İşte ben de bu aksettirmeye çalışıyorum. Hep derine dalmak, derin görüp, göstermek çabasında oldum.” diyor Deneç ve Leonardo da Vince’nin, “Sanat, görüleni yinelemek değildir. Hayal gücünün aracılık ettiği bir uğraşıdır.” Sözüne atıfta bulunuyor.
Sanat anlayışını, sanatını Türk insanına kabul ettirmede zorlanan Erol Deneç’e, “Peki, Türkiye’de karşı karşıya kaldığınız bu anlaşılmama durumuyla nasıl baş ettiniz?” diye sormadan edemiyoruz. “Bu ekolde dünyanın en ünlü sanatçılarının takdir ettiği bir ressamım, ama Türkiye’de bunu bilen pek yok. Burada 50 yıl boyunca hep anlaşılmayı ümit ettim. Bunun için çalıştım. Gönül anlaşılmak ve paylaşmak istiyor. Oysa sanatımla ilgili övgüler hâlâ Batı’dan geliyor. Anlaşılmak benim için paradan daha mühim. Bazen sabrımın tükendiği oluyor ama yine de yılmıyorum.” diyen Deneç, geniş kitlelerle iletişim kurabilmek için sosyal medyaya da başvurmuş. Oradan Türkiye’deki ve dünyadaki fantastik resim meraklılarına ulaşıyor.

Gerçeküstücülük, Gerçeğin Ta Kendisidir

Viyana’daki evinde beş ay misafir ettiği öğrencisi Erol Deneç için, Ernts Fuchs, “Resim yapan sufi. Doğu’dan bize ulaşan bir ışık.” dermiş. Biz de kendisine, “Hikâyenizde tasavvufi bakış ve birikimden elde ettiğiniz şey eserlerinize nasıl yansıdı?” diye soruyoruz. “Fuchs’un yanına Viyana’ya gittiğimde çok gençtim. Tasavvufla filan ilgim yoktu, bu alanda bilgi sahibi de değildim. Fakat bende bir ‘hal’ sezmiş olmalı ki, çalışmalarımı destekledi. Bu ‘hal’, bir şekilde çalışmalarıma yansıyor. 32 yaşından sonra tasavvufa merak sardım ve halen öğrenmeye çalışıyorum.” diyen sanatçı, sözü, “Sanat kimin içindir?” konusuna getiriyor. Ona göre sanat, elbette sanat için, fakat dolaylı olarak halkı da ilgilendiriyor. Zira sanat, sanat için yapıldığında ortaya gerçek anlamda bir sanat eseri çıkar, öteki türlüsü zanaat olur.
Fantastik resim algısını anlatırken, fantastik realizmin, insanın manevi tekâmülüyle ilgili bir şey olduğunu yineleyen Deneç, fantastik realizmi kast ederek, “Gerçeküstücülük, gerçeğin ta kendisidir. Onun ne üstünde, ne de dışındadır. Gerçeküstücülük, gidilmesi gereken esas noktadır.” diyor.

Deneç ayrıca fantastik resmin aşk, erotizm, mistizm, düşler, masallar, mitolojik unsurlar ile daha da gizemli hale gelen bir tür olduğunu da ifade ediyor. Fantastik resim denince akla ilk gelen ve fantastik resim örneklerinde cesurca kullanılan erotizm imgesi, Deneç’in çalışmalarında farklı bir boyuta taşınıyor. Temsil ettiği akımın örnekleri ile karşılaştırıldığında Deneç’in tablolarındaki kadın figürlerinin naifliği gözden kaçmıyor. O da bu konuya değinirken, “Cinselliği, öyle insanın gözüne sokar gibi kullanmak istemiyorum. Kadın, benim için çok latif, çok rahmani bir varlık çünkü.” diyor.

Sanatçılar Arasındaki Ruhsal Akrabalık

Sanatçı ile söyleşimiz devam ederken, resim atölyesindeki birbirinden güzel tablolara da kayıtsız kalamıyoruz. Bu tablolardan birinde Deneç’in, kendisini resmetmiş olduğunu görüyoruz. Bir eliyle karşısındaki canavara ‘Dur!’ ikazı yapıyor. Resimlerinde genellikle neyi merkezi aldığını, en sık kullandığı imgenin ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Arketipsel imgeleri sıklıkla kullandığını belirten Deneç, insan, kartal ve yılan imgelerini sıklıkla kullandığını söylüyor.

Kartalın, arketipsel olarak yüce şeyleri, yılan imgesinin de tasavvuftaki nefs-i emmareyi temsil ettiğini öğreniyoruz sanatçıdan. Kendisini resmettiği tablo üzerinden şunları söylüyor Deneç; “Kartal ve yılan bazı resimlerimde harp ederler. Bazen de karşıma, bu resimde olduğu gibi canavarı koyarım ki, o benim egomdur aslında. Resme başlarken ufak bir fikir vardır kafamda genellikle. Başladıktan sonra ise artık âdeta ben değilimdir o resmi yapan. Resim beni kendisine hizmet ettiriyor, alıyor götürüyor bir yerlere. Ve diyorum ki, ben yapmış olsam ancak böyle yapabilirdim. Yunus Emre der ya, ‘Bir ben vardır benden içeri’ diye… İşte öyle bir şey sanırım bendeki hal de.”

Kendi kulağını kesen ressam olarak hafızalara kazınan Van Gogh’un sarı renge olan tutkusunu hatırlatarak, Deneç’e en çok hangi renkleri kullanmayı sevdiğini soruyoruz. Resme ilk başladığı dönemlerde mor rengi çok sevdiğini ama daha sonra gönlünün maviye kaydığını belirtiyor sanatçı ve ekliyor, “Mavi ve mor, uhrevi renklerdir. Bundan 40 sene kadar evvel maviye döndüm ama moru hep özlerim.”

Anlattıklarından cevabı tahmin etmek zor olmasa da fantastik resim akımında en çok etkilendiği sanatçıları soruyoruz Erol Deneç’e, o da hiç düşünmeden yanıtlıyor, “Ernest Fuchs. Evinde kaldığım günlerde, çalışmalarının toplandığı albüme bakarken içim sızlardı. Kendimi bulurdum o resimlerde. Daha 13-14 yaşlarındayken bile yaptığı desenler harikadır. Her biri teknik bakımından muazzamdır. Kendim çizmişim gibi severdim resimleri. O da derdi ki, ‘Erol, sanatçılar arasında ruhsal akrabalık vardır.’ Kısacası kendimi en çok yakın bulduğun deha Fuchs’tan başkası değil diyebilirim. En güzel yanı da bu duyguların karşılıklı olması.”


Müzik İkinci Tutkusu

Viyana’daki Albertina ve Belveder müzelerinin yanı sıra Viyana Şehir Koleksiyonu ile Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya ve Türkiye’deki bazı özel koleksiyonlarda eserleri bulunan ressam Erol Deneç, bugüne kadar Viyana başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye’de 150’yi aşkın sergi açmış. Sanat hayatına hâlihazırda bulunan binin üzerindeki eserlerine yenilerini ekleyerek devam eden Deneç, Türkiye’deki ilk temsilcisi olduğu fantastik realist akımı geleceğe taşıyacak yeni ressamlar yetiştirerek devam ediyor. Deneç’in, en büyük hayali ise eserlerinin Türkiye’de müzelerde sergilenmesi…

Erol Deneç ile sanat hayatını ve fantastik resmi konuşurken, sanatçının resim yaparken kullandığı gereçlerin yanı sıra atölyenin bir köşesinde, bir keman gözümüze ilişiyor. Resim sanatındaki dehasının yanı sıra müzikte de yeteneği olduğunu, bizim için çaldığı, içimize işleyen hicaz peşrevden anlıyoruz. Müzik yeteneğini babasından almış Erol Deneç. O da ud çalarmış. Ergenlik dönemine rastlayan yıllarda resme ara verdiğinde kendi kendine ud ve keman çalmayı öğrenen Deneç, yurt dışı serüveninin ardından Türkiye’ye döndükten sonra Klasik Türk Müziği çalışmalarına başlamış. Uzun yıllar Emin Ongan Klasik Türk Musikisi Derneği’nde keman çalan Deneç, Alman asıllı olduğunu söylediği eşinin vefatından sonra müzik çalışmalarına ara vermiş.

Erol Deneç, söyleşimizin sonunda kemanı eline alıyor ve hicaz peşrevin ardından bizim için Klasik TürkMüziği'nden bir eser daha icra ediyor. Bir yandan Deneç’in insanı büyülü, hayaller alemine sürükleyen birbirinden güzel resimleri, diğer yandan icra ettiği eserlerin içli ve zarif motifleri hem gözümüz hem kulağımız doymuş ve pasları silinmiş bir hale ulaşarak ayrılıyoruz Deneç’ten.

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1565 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK