Hat Sanatında Meşk ve İcâzet

  • #
Yazı: Prof. Dr. Abdülhamit TÜFEKÇİOĞLU* Hüsn-i hat öğrencisinin bir hafta boyunca çalışarak hocasına gösterdiği dersin adıdır meşk… İcazet ise, uzun ve meşakkatli bir eğitimin sonunda hocanın öğrencisine dua cümleleri eşliğinde eser vermeye ve bu sanatı öğretmeye izin verdiğini belirten bir tür diplomadır. Hüsn-i hat öğrencisini yüzlerce yıllık bir silsilenin parçası kılan bu belgeler, hüsn-i hat sanatının iki ana kurumudur. Sanatın kendini tekâmül ettirerek korumasına ve devamlılığını sağlamasına imkân veren icazet ve meşk geleneği, usul ve esasların bozulmadan günümüze ulaşmasını sağlar.


Arap alfabesi, İslâm medeniyeti sayesinde sıradan bir yazı olmanın ilerisine geçerek, hem gözleri hem de gönülleri aydınlatan ve hüsn-i hat terimiyle bilinen bir sanat dalı özelliğine yükselmiştir. Öncelikle bu yükselişte hüsn-i hattın menbaı olan Kur’an-ı Kerim ve Hadîs-i Şerifler rol oynamakla beraber, sanatkârların seleflerine, üstadlarına ve “ilm-i hatta ta’zimle düstûru’l-amel (yani üstâdına saygı ve mesleğinin ilkelerine sıkıca bağlılık)” düşüncesi etkili olmuştur. Hat sanatı dünyasında bu süreç “meşk ve icâzet” geleneği olarak adlandırılmaktadır.

Hüsn-i hat eğitiminin temeli meşk ve icâzet geleneğine dayanmaktadır. Bir bakıma günümüzde “birebir eğitim-öğretim” anlamında üstattan talebeye husûsî öğretim yöntemi ya da kişiye özel meşk yoluyla eğitim de denilebilecek bir sistemdir. Meşk sistemi, başka bir bakış açısıyla, harflerin her öğrenciye ölçü ve orantılarıyla birlikte tek tek resmedilmesi işlemidir. Terminoloji açısından “meşk etmek” ifadesi, hüsn-i hattı öğretmek amacıyla üstadın talebesine yazdığı örnek yazı verme yöntemi demektir. Hat üstadının öğrencisi için hazırladığı örnek yazıya “meşk vermek”; talebenin de hocasından bu örneği alıp ona bakarak aynen yazmaya çalışmasına da “meşk almak” denilmektedir.


Meşk verip alma yöntemiyle sürdürülen hat eğitim-öğretimi, Osmanlı döneminde sıbyan mektepleri, şehzâdegân mektepleri, camilerin ya da külliyelerin meşkhâneleri, tekkeler, dergâhlar, medreseler ve nihâyet Enderun Mektebi gibi kurumlar da dâhil olmak üzere usta-çırak ilişkisi ile sıkı bir disiplinle birebir öğretme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla hazırlanmış meşkler, bazen hat üstatları tarafından “murakkaa (albüm)” seviyesine dahi çıkartılmıştır. Böylece tarih boyunca elde edilen usûl ve kaideler korunarak bedîî tecrübenin kaybolması önlenmiştir.

Talebenin öğrenmek istediği yazı türüne göre meşk mecmuaları da rik’a meşkleri (fotoğraf 1), sülüs-nesih meşkleri (fotoğraf 2-3), nesta’lik ve dîvânî meşkleri şeklinde çeşitlenmiştir. Mehmet Şevki Efendi (ö.1887) (fotoğraf 2-3), Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Hulûsi Efendi ve Halim Özyazıcı (fotoğraf 1) gibi üstatların meşk mecmuaları meşhur olup neşredilmişlerdir. Hatta İsmail Zühdi Efendi (ö.1806) gibi bazı üstatların meşk murakkaaları, vefatından çok sonraki dönemde Sami Efendi'nin (ö.1912)’nin yeni bir tarz geliştirmesine yol açmıştır. Fakat hat talebesinin, meşk aldığı üstadının üslubunu takip etmesi, ondan alabileceği dersleri tamamladıktan sonra yine onun izni ve rızasıyla diğer üstatların meşklerine yönelmesinin esas olduğu unutulmamalıdır.


Yaratılış itibarıyla insanda var olan sanat gücünün tespit edilip geliştirilmesi ve disiplin altına alınması, ancak üstadın eğitimi sayesinde gerçekleştirilebilir. “Güzel yazı, üstadın öğretim yönteminde gizlidir; bu yazının olgunlaşması çok yazarak, sürekliliğini sağlamak ise İslâm dini üzerine bulunmakla mümkün olur” cümlesi, meşk yönteminin özünü ifade eden veciz bir sözdür.


Kabiliyetli ve azimli bir talebe, üstadından meşke başladığında ilk merhalede “Rabbi yessir…” duasını içeren cümleyi yazmakla ve Eliften Yâ harfine kadar harfleri tek tek oran ve ölçülerine göre meşketmekle işe başlar. Belki altı ay – bir sene boyunca devam eden bir satırlık dua cümlesini yazabilme süreci, ya öğrencinin azmini ve sabrını artırır, ya da bırakıp ayrılmasını sağlar. Sonra Be harfinin Elife, bâ harfinin bâ’ya, bâ harfinin cîm’e bağlanması ile… devam eden harflerin birbirine katılımlarını ve şekil değişikliklerini öğrenir (fotoğraf 1-2). Bu safhaya müfredat ya da hurufât meşki denir.

Üstat, meşkleri öğrencisinin huzurunda kendi el ve kalem hareketlerini görmesine imkân verecek şekilde yazar. Öğrenci, bir satırlık meşki hafta boyunca defalarca bakarak aynen yazmaya çalışır. Haftada bir kez hazırladığı yazısını üstadına kontrol ettirir. Üstadı öğrencisinin düzeltmesini istediği harfleri satır altına “çıkartma” yaparak gösterir. Güzel olan ve beğendiği harfleri ise parantez içine alır gibi kenarlarını çevirerek belirginleştirir ki, buna “kaftan giydirmek” tâbiri kullanılır. Böylece meşklerde hat sanatının eğitim ve öğretimine dair anlam yönü zengin bir dil de meydana gelmiştir.


Harflerde sağladığı başarı sonrası meşkin ikinci safhası olan mürekkebât meşki kısmına geçilir. (fotoğraf 3) Bu dönem, öğrencinin kelime ve cümle yazabilme, harflerin satıra dizilişini satır nizamını ve tertibini öğrenme safhasıdır. Sülüs-nesih meşki yazan öğrenciler Kasîde-i Bürde metnini, ta’lik meşkiyle uğraşanlar ise Besmele Kasidesi’ni yazarlar. Bu dönem âyet, hadis, dua ve bazı güzel sözler içeren metinlerle taçlandırılır. Her iki dönemin başarılı sürmesi halinde talebenin icâzet alabilme zamanına ulaşılır ki, bu süreç yaklaşık beş yılı bulabilmektedir.

Meşk safhalarını başarıyla tamamlayan ve artık üstadı nezdinde icâzet alabilme kanaati oluşturan talebe, hocasının rızası ve işaretiyle üstatlardan birisinin yazısını taklid ederek bir levha hazırlar. Hilye-i şerif, kıt’a (fotoğraf 5-6-7-8), murakkaa, serlevha ya da risâle (fotoğraf 9-10) tarzında hazırlanan icâzet örnekleri yaygın olarak görülmektedir.


Günümüzde “diploma” anlamında ifade edilebilen icâzet, ilim ve sanat erbâbından eğitim ve öğretimlerini başarıyla tamamlayan talebelere, hocasının artık kendi imzasını kullanabilme yetkisini verdiği yazılı belgeye denilmiştir. Böylece talebenin üstadına bağlı kalarak yazının usûl ve kaidelerini meşkedip mezun olma, hat sanatını uygulayıp kendi imzasını atabilme yetkisi, yani icâzet alma gerçekleşmiş olur. Hocanın izin cümleleri sülüs ve nesih icâzetnamelerinde rikaa’ (hatt-ı icâze), ta’lik icâzetnamelerinde ise hurde ta’lik yazı türü ile yazılması da usûlden sayılmıştır. “Bu güzel kıt’ayı yazan öğrenciye, yazılarının altına ketebesini koyması için ben hocası olarak icâzet verdim” şeklinde özetlenebilecek icâzet cümlesi çoğu zaman Arapça olarak kaydedilmiştir. (fotoğraf 4-5-6-7-8-9).


İcâzetler genellikle dönemin meşhur üstatları nezaretinde camilerde icra edilmekte ve cemiyete katılan bu üstatların da icâzetnamede “tasdik kayıtları” bulunmaktadır. İcâzetname alan öğrenci, artık hattat unvanını ve ketebe koyma yetkisini taşımaktadır. Uzun yıllar yazı ile uğraşmasına rağmen icâzet alamayan talebe, manevi sorumluluk gereği kendiliğinden imza koyma imkânına sahip olamaz.

Bir hat talebesi, bu kadar uzun süreç ve uğraşlardan sonra imza yetkisini elde etse bile, henüz bu sanatın inceliklerine nüfuz edebilmesi, mesleğine karşı ta’zim ve vakur davranabilmesi düşüncesiyle hocasına bağlılığını sürdürür. İmza cümlelerinde kibir ve üstünlük ifadeleri yerine “Allah’ın fakir ve günahkâr kulu” manasındaki mahviyet ve teslimiyet duygularını yansıtan cümleleri kullanır. Bu duygu ve düşünceler gerçekte onu küçültmeyip aksine hem sanatında, hem toplum nezdinde ve hem de bu sanatı ona bahşeden Allah Teâlâ’nın katında yücelmesine yol açar.


Özetle, hüsn-i hat eğitim ve öğretiminde uygulanan meşk ve icâzet geleneği, yazı sanatındaki usûl ve esasların bozulmadan günümüze ulaşmasının teminatı olmuştur.

Not: Fotoğraf 1-2-3 S. Berk, İSMEK Hat Sanatı kitabından, Fotoğraf 5-6-7-8 Bitlis Etnografya Müzesi'nden, Fotoğraf 9–10 S. Bakırcı - S. Çöğenli arşivinden alınmıştır.

 * Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi


KAYNAKÇA 1) Bakırcı, Selami – Çöğenli, M. Sadi, “Erzurumlu İki Hattata Ait Hat İcazeti”, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, s.24, Erzurum, 2010, s.1-22. 2) Berk, Süleyman, “Hat Sanatının Öğretiminde Meşk Murakkaaları”, Tarih ve Düşünce, s, 6, İstanbul,2001, s. 64-68. 3) Derman, M. Uğur, “Türk Yazı Sanatında İcâzetnâmeler ve Taklid Yazılar”, VII. Türk Tarih Kongresi, Ankara, 1973, s. 716-728. 4) Serin, Muhittin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul, 2003. 5) ... Hulûsi Efendi’nin Ta’lik Meşk Murakkaı, İstanbul 1999. 6) ... Şevki Efendi’nin Sülüs-Nesih Meşk Murakkaı, İstanbul 1996. 7) Sezer, Bilal, “Erzurum’da Ahmet Vefik Efendi’ye Verilen Hat İcazetnamesi”, Sanat, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, s.16, Erzurum, 2009, s. 9-12. 8) Subaşı, M. Hüsrev, “Hattat Osmanlı Padişahları”, Osmanlı, c.XI, Ankara, 1999, s. 52-60.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 3090 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK