Takı

Mücevherde Kültürleri Buluşturan Özgün Tasarımlar

  • #


Yazı: Ayşe ÇAL

Viktor Öcal, dünyaca ünlü bir mücevher sanatçısı, eski adıyla bir sâdekâr… İlk atölyesini henüz yirmili yaşlarda açan ve kalfalık eserini, ustalarından öğrendiği gelenek üzerine annesine hediye eden Öcal, “Özgün bir sanatçı olabilmek için işin ehli ustalardan eğitim almanın yanı sıra derin bir kültür bilgisine sahip olmalı.” diyor. Onu özgün bir sanatçı kılan ise, ustasından devraldığı birikimin üzerine geliştirdiği farklı tekniği… Çünkü 300 yıl öncesinin mücevher ustalarının kullandığı pozitif heykel tekniğinde ezberleri bozup kendi deyimiyle tasarımlarını, ‘negatif heykel tekniği’ ile üreterek kültürleri buluşturuyor.

İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Samatya’da fakir bir ailenin ferdi olarak 1971 yılında dünyaya gelen Ermeni asıllı Viktor Öcal, o dönemdeki çoğu Ermeni çocuk gibi çok küçük yaşlarda çalışmaya başlar. Henüz ilkokula gitmekte olan Öcal, bir yandan da kendi harçlığını çıkarmak için oturdukları mahallede bulunan bir diş protez imalat laboratuarında çıraklık yapar.




O yıllarda elektroniğe ilgi duyan o günün çocuk, bugününse dünyaca kabul gören usta mücevher sanatçısı Viktor Öcal’ın mesleki hayatı, yaşıtı bir arkadaşının “Fissür almam gerek” demesiyle başlamış. Günlerce fissürün ne olduğuna ve ne için kullanıldığına kafa yoran küçük Viktor, henüz yedi-sekiz yaşlarındayken soluğu Kapalıçarşı’da almış ve böylece kendisini bugüne ulaştıran sürecin ilk adımını atmış. Viktor Öcal, başarılarla dolu sadekârlık, diğer bir deyimle mücevher sanatçılığına başlama hikâyesinin kalanını şu sözlerle aktarıyor bize: “Diş teknisyeninin yanında çıraklık yapmaya başladıktan bir süre sonra sarı torna tesviye atölyesine geçtim. Kuyumculukla uğraşan bir arkadaşımdan bu alanda kullanılan bir alet olan fissür üduyup merak etmemle de kuyumculuğa adım atmak istedim. Fakat ustalar, matematikte yetersiz olduğumu ve bu alanda başarılı olamayacağımı söyleyerek beni yanlarına almak istemediler. En sonunda galvano teknik uygulamaların yapıldığı bir yaldızcılık atölyesine girmeyi becerdim. Burada, Varujan ustadan tombak tekniğinin devamı olan yaldızcılığı öğrendim. Fakat bu bana yetmiyordu. Ben tamamıyla bana ait olan bir şeyler yapmak yani sıfırdan bir obje oluşturmak istiyordum.”

O dönemde Kapalıçarşı’da birçok ustanın kapısını defalarca aşındıran, gerekirse parasız çalışıp o ortamı solumak, ustaları izleyerek bir şeyler öğrenmek isteyen Öcal, hep reddedilir ve küçücük yüreği hayal kırıklıklarıyla dolar. Fakat o vazgeçme niyetinde değildir ve bir gün Papken usta kendisini çıraklığa kabul eder. O an yaşadığı mutluluk bugün bile gözlerinden okunan Öcal, “Ustam Papken Özüz’ün çıraklığına kabul edilmek benim için hayatımın en önemli olaylarından biridir. Çünkü kişi ismiyle değil ustasının ismiyle anılır. Papken ustanın yanında çıraklık etmek, sonrasında başka büyük ustaların da bana kapılarını açmasında en büyük vesile oldu. Papken ustadan Fransız stilinin teknikerini öğrendikten sonra sırasıyla Onno ustadan anturaj, Civan Ustadan ardeco, Osgiyan Ustadan Alaturka, Herman Ustadan ise modern stilde mücevher yapımı üzerine eğitim aldım. Edmon Ustanın desteleriyle de platin kullanarak farklı çalışmalar yaptım. Böylece farklı sanat disiplinlerine sahip, alanlarında efsane kabul edilebilecek isimleri kendi bünyemde toplayıp harmanlayabildim. Aslına bakarsanız Kapalıçarşı da Ahilik sistemi işler ve böyle düşündüğümüzde 3 bin yıllık bir öğretinin temsilcisiyim” diyor.


İlk atölyesini henüz yirmili yaşlarda vatani vazifesini tamamladıktan hemen sonra açtığını dile getiren Öcal, kalfalık eserini ise ustalarından öğrendiği gelenek üzerine annesine hediye etmiş. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kıymetli taş ve metal sanatları sanatçısı olarak kabul gören Öcal, mücevher sanatı üzerine bu kadar yoğunlaşmış olmasına rağmen çocukluk hayali olan elektronikten de vazgeçmemiştir aslında. Günü yirmi saat yaşadığını dile getiren Öcal, gündüz Kapalıçarşı’da mücevhercilik sanatını öğrenirken akşamları ise elektronik alanında eğitimler almaya devam eder ve bu alanda da çeşitli sertifikaların sahibi olur.

Konuştukça ne kadar renkli ve çok yönlü bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılan Öcal, öyle ki elektronik alanında kendisini, ilk bilgisayarını kendisi yapacak derecede geliştirir. Öcal, bu azim ve başarısını, “Benim için elektronik alanında bir şeyler yapmak gerçekten de bir çocukluk hayaliydi. Aslında ben bir rüyayı gerçekleştirdim.” sözleriyle ifade ediyor.

Atölyesi Tüm Öğrencilerine Açık

İçinde sürekli olarak öğrenme arzusu taşıyan ve hala İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji eğitimi alan Öcal, bir yandan öğrenci yetiştirmeyi de ihmal etmiyor. On yılı aşkın süredir çeşitli fakülte, meslek yüksekokulları ve endüstri meslek liselerinde mum modelleme, taş ve metal sanatları, kişiye özel tasarım gibi çeşitli dersler verdiğini ifade eden Öcal, mesleki eğitim alanındaki düşünce ve deneyimlerini şu sözlerle aktarıyor: “Zaman zaman bazı şeylerin yanlış ya da eksik aktarıldığını fark ediyordum. Özgün bir sanatçı kimliği kazanabilmek için çok uzun yıllar işin ehli ustalardan eğitim almanın yanı sıra sürekli öğrenmeye açık ve derin bir genel kültür bilgisine sahip olunması gerekli. Günümüzde gençler, iki yıllık bir eğitimin ardından sektöre atılıyor ve yetersizliklerini fark ettiklerinde ise büyük hayal kırıklıkları yaşıyorlar. Bunu fark ettiğimde kendimde müdahale etme ihtiyacı duydum. Zaten çeşitli kurumlardan eğitmenlik için teklifler de geliyordu. Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sibel Kılıç’ın ricalarıyla burada dersler vermeye başladım. Burada öğrencilerle birlikte “Dinler Mitler İdeolojiler” başlıklı bir proje hazırladık. Yine Ankara Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak derslere girdim. Afyon Kocatepe Üniversitesi Gemoloji Bölümü’nde dersler düzenledim. Çeşitli okullarda workshop'lar başlattım. Ülkemin farklı üniversitelerine giderek heykel, tasarım takı ve mozaik alanlarında eğitimler verdim.


Üniversitelerin atölyeleri bizlere yeterli gelmeyince kendi atölyemin kapılarını da öğrencilere açtım. 42 öğrencim bitirme tezlerini benim atölyemde tamamladılar ve şu anda hepsi de alanlarında çok iyi yerlerdeler. Çoğu kendi firmasını açtı. Hala atölyemde pek çok öğrencime destek vermekteyim. Hatta atölyeme gelenler arasında İSMEK’te eğitim vermekte olan usta öğreticilerden çok başarılı olan öğrencilerim de bulunuyor. Aslına bakarsanız hedefim sektöre öğrenci yetiştirmekten ziyade sektörü geliştirecek öğrenciye malzeme işleme bilgisi ve fon bilgisi vermeye çalışmak. Zaten bundan sonrası öğrencilerin kendi kabiliyet ve çabaları ile oluşabilecek bir şey…”

Pozitifin Yerini Negatif Aldı

Öcal, pozitif heykel tekniği denilen ve günümüzden 300 yıl önce dönemin mücevher ustaları tarafından uygulanan 2 boyutlu tasarımlar yerine değerli taşların içine 3 boyutlu figürler işleyerek farklı bir teknik geliştirdiğini ve pozitif heykel tekniğinin tam tersi bir uygulama olduğu için de bu tekniği 'negatif heykel tekniği' olarak adlandırdığını ifade ediyor. Öcal, Negatif heykel tekniği'ni uygulamaya 12 yıl önce başladığını dile getirerek, “İnsanlara evladiyelik diye tabir edilen türden uzun yıllar boyunca zevkle ve beğenerek kullanabilecekleri ve hatta nesilden nesile aktarabilecekleri bir şeyler vermek istedim. İlk deneme olarak bir taşın içerisine cami figürü işledim. Zamanla geliştirdiğim bu yeni teknik sayesinde şeffaf ve 9 sertliğe kadar her türlü değerli taşın içerisin dilediğim figürü yerleştirebiliyorum. Ağırlıklı olarak ise pırlanta kullanıyorum” şeklinde konuşuyor.

Negatif heykel sanatını uygulamanın birçok zorluğu da beraberinde getirdiğini ifade eden sanatçı, kendisinin bu zorluklarla baş edebilmesini ise 30 yılı aşkın deneyimine ve farklı sanat öğretilerinden gelen ustalardan aldığı eğitimleri aynı potada eritmiş olmasına bağlıyor.


Öcal, negatif heykel sanatı adını verdiği tekniğini uygularken yaşadığı zorlukları ise şöyle dile getiriyor: “Öncelikle üzerinde çalıştığınız taşı sürekli olarak soğuk tutmanız ve içerisinde barındırdığı suyu dışarı tahliye etmeniz gerekiyor. Bunun için sıvı solüsyonlardan istifade ediyorum. Ayrıca taş içerisinde bulunan mikro çatlaklarla, ısıyla ve kullandığınız araç gereçlerin oluşturduğu titreşimle de mücadele etmeniz gerekiyor. Buna bir de sizin taşa uyguladığınız baskı eklendiğinde taşın kırılması ya da taştan ufak parçaların kopmaması neredeyse imkânsız bir hal alıyor. Yılların verdiği deneyimle bunun üstesinden gelmeyi başarıyorum. Tabii bir de uyguladığınız figürü tersten çalışmanız gerekiyor. Bu da zaten çok küçük ölçeklerde çalıştığınız figürün uygulanmasını bir kat daha zorlaştırıyor. Normalde herhangi bir kütleyi yontarak heykeli meydana getirmek mümkünken bu teknikte kütle üzerinde içeriden dışarı doğru çalışmanız gerekiyor. Diyelim ki, çalıştığınız figürde burnu biraz fazla oydunuz, böyle bir durumda geri kalan herşeyi de aynı oranda büyütmeniz şart. Bunun üstesinden de ancak oran ve açı bilgisiyle gelmek mümkün.”

Kuyumculuğun, 21 sanat ve meslek dalını içinde barındıran çok zengin bir alan olduğunu söyleyen Öcal, ''Herhangi bir tasarıma başlamadan önce ilk olarak kullanacağım renkleri belirliyorum. Özellikle transparan renkleri daha sıklıkla kullanıyorum. Daha sonra seçtiğim renklere hangi metal alaşım ya da taşın uygun olduğuna karar veriyorum ve hangi sanat dallarından istifade edeceğime kadar her aşamayı ayrı ayrı planlıyorum. Bazen tasarımımın dayanıklılığını artırmak için farklı metalleri belli oranlarda karıştırarak alaşım metaller oluşturuyorum. Önceliğim bazen sertlik, bazen renk, bazen de dayanım oranı oluyor. Negatif heykel tekniği sayesinde taşın içini oyarak, 3 boyutun da ötesinde mikro ölçekte ve mikron hassasiyetinde figürleri tasarımlarımda kullanabiliyorum” diyor.

Özel Tasarımlarda Seçicilik Önemli

Kendisini ‘sınırları olmayan bir sanatçı’ olarak nitelendiren Öcal, buna bağlı olarak da çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tüm mücevher sanatçıları gibi kolye, yüzük, küpe, toka, saat, bilezik, broşür gibi objeler tasarlamanın yanı sıra içerisine sanat ve tasarımı dahil edebileceğimiz her türlü malzemeden ve materyalden yararlanarak eser ortaya çıkarabilirim. Tasarımlarımda yaşamın içerisinde yer alan her şeyden yararlanıyorum. 'Sevgiliye', ‘Savaş Koleksiyonu’, ‘Selçuklular’, ‘Mevleviler’, ‘Bizans’, ‘Tapınak Şövalyeleri’, ‘Yunan mitolojisi’, ‘Hristiyan Mitolojisi’ gibi konulardan esinlenmenin yanı sıra Anadolu motiflerini, Mevlana’yı, Atatürk’ü, tarihi yapıları, camileri, kiliseleri, fantastik figürleri, peri kızlarını ve daha pek çok objeyi negatif heykel tekniği sayesinde değerli ve yarı değerli taşların içerisine yerleştiriyorum. Bu teknik tamamen el işçiliğine dayandığı için bir eserin ikinci kez birebir aynısını yapmaksa mümkün olmuyor. Bu da eseri daha değerli kılıyor.”


Viktor Öcal, kişiye özel bir tasarım yapacaksa, işe önce o kişiyle uzun uzun sohbet ederek başladığını belirtiyor. Düşünce yapısından tutun da yaşam tarzına kadar pek çok konuda küçük notlar aldığını anlatan Öcal, “Benden tam olarak ne istediğini anladıktan sonra beklentilerine cevap verecek tasarım yavaş yavaş önce beynimde şekilleniyor. Sonuç olarak hem sanatkâr olarak benim hem de emeğime değer veren müşterimin son derece memnun kaldığımız işler ortaya çıkmış oluyor. Bu kimi zaman bir tespih kimi zamansa insan ömründe çok özel anlardan birini simgeleyen nişan yüzüğü olabiliyor. Ancak kişiye özel tasarım istendiğinde bunu talep eden kişinin bir tarzı, bir duruşu olmasına dikkat ediyorum. Anlayacağınız kişiye özel tasarım yapacağımda karşı tarafın da sanatıma gereken değeri verebilmesi adına bazı kriterlere sahip olmasına dikkat ediyorum.” diyor.  Mücevher sanatçısı, tasarım yaparkenki seçiciliğini, “Nasıl ki bir resmin ve heykelin alıcısı olan sanatsever sanat bilgisine ve beğenisine sahipse mücevher için de durum aynıdır. Aksi halde gelen talepleri nazik bir dille geri çeviriyorum.” şeklinde anlatıyor.

Kişiye özel tasarım yapmadığında ise bu kez de işe çalışacağı konuyla ilgili kitaplar okuyarak başlıyor Viktor Öcal. Tasarımında kullanacağı konu, günümüzde var olan ve ulaşılabilir bir coğrafyada ise mutlaka oraya gidiyor ve oradaki atmosferi özümsemeye çalışıyor. Öcal şöyle devam ediyor:  “O coğrafyanın müzik ve mimarisinden de esinlenerek yavaş yavaş düşüncelerin beynimde şekillenmesini bekliyorum. Tasarımımı zenginleştireceğine inandığım yan öğeleri de mutlaka çalışmama dahil ederek hangi sanat dalında kendimi ifade edeceksem onu maddeye dönüştürmeye başlıyorum.” Tasarımlarından bazılarını yalnızca kendisi için yaptığını dile getiren Öcal, “Ortaya çıkardığım her eserim benim için elbette çok özel. Her birini meydana getirirken kendimden de bir şeyler katıyorum ve benim birer parçam haline geliyorlar. O nedenle onlardan ayrılmak kimi zaman benim için oldukça güç oluyor. Tamamladığım bir tasarımımı bazen aylarca sahibine vermediğim oluyor. Bu durum tasarımlarıma sahip olanlar açısından da çoğu zaman böyle oluyor. Onlar da eserle aralarında duygusal bir bağ kuruyor ve tasarımlarımı çocukları gibi koruyor. Bu bir sanatçı olarak beni fazlasıyla mutlu eden bir durum” diye konuşuyor.

İki Tuğra Bir Yüzükte

Kendisinden istenilen özel tasarımlar arasında Osmanlı padişahlarına ait tuğraların önemli bir yer tuttuğunu ifade eden mücevher sanatçısı Viktor Öcal, en büyük ilginin ise Fatih Sultan Mehmet’e ait tuğraya olduğunu söylüyor. Bunda öncelikle İstanbul'u fethetmiş olmasının büyük payı olduğunu dile getiren Öcal, Fatih Sultan Mehmet'in insan ilişkilerinde başarılı ve ilerici bir sultan olmasının da etkisi olduğunu sözlerine ekliyor. Ancak Öcal, burada da çok seçici davrandığını belirterek, “Bir cihan padişahının tuğrasını taşımak isteyen kişi, o sultanı gerçekten tanımalı ve tarihi bir birikime sahip olmalı. Bir sanatçı olarak eserlerimin anlamlı ve özel olması biraz da buna bağlı. Aksi halde piyasada yüzlerce tuğralı yüzük mevcut” diyor.


Fatih Sultan Mehmet ile Abdülhamit Han’ın tuğralarını aynı yüzükte buluşturduğu bir çalışmasının da olduğunu anlatan sanatçı, “Sultanın karalama defterlerinde bulduğum tuğra denemelerinden biriyle bu defteri daha sonraları ciltleterek hazinede saklanmasını sağlayan Sultan Abdulhamit Han’ın tuğrasını aynı yüzükte bir araya getirdim. Fatih'in tuğrasını çevreleyen muhafazaya, defne yaprağı motiflerini kalem işiyle nakşettim. Yüzüğün taşıyıcı kolunu ise stilize edilmiş Selçuklu ejderleriyle süsledim. Abdülhamit Han’ın tuğrasını, Fatih'in fermanlarını simgeleyen altın çerçeve içerisindeki sedef formun üzerine yerleştirdim. Yüzüğün diğer yüzüne Türk bayrağını, rubellite taşı kesip işleyerek yerleştirdim. Orijinal Türk bayrağına hassasiyet göstererek uçkurunu temsil eden eki bayrağı çerçeveleyen muhafazaya iliştirdim. Yüzüğün alt kolunda, çifti temsilen iki garneti yan yana yerleştirdim. Yüzüğün ancak taşıyanın görebileceği kısmına Osmanlı'da kullanılan süsleme sanatlarından esinlenerek, merkezinde Latin harfleriyle ‘hiç’ yazan kapağını, yine kalem işiyle süsledim” diyerek eserinin inceliklerini bizlerle paylaşıyor.

Sanatının tüm detaylarını bir kitapta topladığını fakat bu kitabın basımını bir süreliğine ertelediğini de sözlerine ekleyen Öcal’ın özgün eserleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kayıt altına alınarak arşivleniyor. Tasarımları, aralarında Paris Hilton ve Bülent Ersoy’un da bulunduğu pek çok ünlü ismin mücevher kutusunda yer alıyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 1241 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK