Mimari

Bazı Büyük Selçuklu Minarelerinde Süsleme Planları

  • #


Yazı: Prof. İlhan ÖZKEÇECİ**

İslam sonrası Türk sanatlarında önemli rol üstlenen Büyük Selçuklu Dönemi, hem mimari özellikleri hem de koratif süsleme detayları ile gizli bir hazine gibidir. İslam toplumlarının sanatını önemli ölçüde etkilemiş, hayranlık uyandırmış ve onlara yön vermiş olan Selçuklu sanatında minareler, cami ve mescitlerin vazgeçilmez mimari unsurlarındandır. Geometrik bezemeler, bitkisel motifler ve yazı kuşakları ile süslenen Selçuklu tuğla minareleri, adeta her coğrafyada farklı teknik özelliklere sahip birer mimari şaheserdir.

Büyük Selçuklular (1038 – 1157)

Oğuzların Kınık boyundan olan ve Horasan Selçukluları da denilen Büyük Selçuklular, XI. yüzyılın ilk yarısında, Seyhun Irmağı'ndan Akdeniz ve Marmara kıyılarına; Kafkaslardan Mısır ve Yemen sınırlarına kadar uzanan büyük bir devlet kurdular. XI-XII. yüzyıllarda (1038 – 1157) hükümran olmuş bu devlet Türklerin İslamiyet sonrasında kurduğu ve ünü İslam dünyası sınırlarını aşan bir şöhrete sahip büyük imparatorluklardandır. Devlete adını veren ve ilk kurucusu olan Selçuk Bey’in yerine oğlu Arslan Bey geçti. Gazneli Mahmud Arslan Bey'i yakalayıp hapsedince Selçuk Bey'in oğlu Mikail Bey'in çocukları Çağrı ve Tuğrul Beyler devletin başına geçtiler. Bu iki kardeş yönetiminde Selçuklular 1035 yılında Horasan’a inerek Gaznelilerle mücadeleye başladılar.  Nişabur’u ele geçiren Tuğrul Bey burada bağımsızlığını ilan etti.


Sultan Tuğrul Bey’le (1040 - 1063) başlayıp, Sultan Alp Aslan’la (1063-1072) zirveye ulaşan Büyük Selçuklu Devleti'nin bu yükselişi Sultan Melikşah’la (1072-1092) devam etmiştir. Tabii bu safhada başarılı vezir Nizamülmülk’ün de önemli hizmetleri olmuştur. Melikşah’ın vefatından sonra Selçuklu Devleti eski istikrarını koruyamamış, hanedan üyeleri arasında taht mücadeleleri başlamıştır. Berkyaruk ve Muhammed Tapar’dan sonra tahta geçen ve 1117-1157 yılları arasında hükümran olan Sultan Sencer Selçukluların son büyük hükümdarı olmuştur. Karahanlılarla, Gaznelilerle, Karahitaylarla mücadele eden Sultan Sencer’in 1157’de vefatından sonra Büyük Selçuklu devleti tamamen dağılmıştır.

Türk mimarlık tarihinde Büyük Selçuklular dönemi önemli eserlerin ortaya konduğu bir safhadır. Zor şartlarda var olma mücadelesi veren ve büyük gayretlerle askeri, politik, stratejik alanlarda gösterdiği başarıları kültürel ve estetik alanlarla da perçinlemiş bir devletin konumuna dikkat etmek gerekir. Bu derece zorlu bir coğrafyanın ve stratejik şartların mevcut oluşu Selçukluyu yıldırmamış aksine gerçekleştirdiği başarılarla hakikaten yüksek seviyede bir devlet olmak vasfını kazanmıştır. Bu sebeple Selçuklu, kaliteyi hayata geçirmiş ender rastlanan dünya devletlerinden birisi olmuştur. Günümüzde hala istifade edilen birçok kültür varlığı, tarihi eser ve sosyal gelişimin temeli de bu dönemde atılmıştır. Devlet yönetimi, saray teşkilatı, sosyal yapının oluşması, şehirleşme, Hilafetin korunması, İslam dünyasına yapılan hizmetler, bütün coğrafyanın birliğinin sağlanması, büyük ölçüde Büyük Selçuklu geleneği ile gerçekleştirilmiştir. Selçuklu kültürü ve sanatı üzerine pek çok araştırma ve yayın yapılmışsa da daha pek çoğunun titizlikle yapılması gerekmektedir.


İslâmiyet'ten sonraki Asya-Türk sanatının iki önemli dönemini oluşturan Karahanlı ve Gazneli sanatı sonrasında, Horasan'da Selçuklular güçlü bir sanat ortamı geliştirmiş ve muhteşem eserler ortaya koymuşlardır. Kendi kültür değerlerinin taşa, toprağa, mekâna, yansıması ve cisimleşmesi ile vücut bulan Selçuklu Sanatı, pek çok hususiyetiyle Türk tarihinin olduğu kadar insanlık tarihinin de övünç kaynaklarındandır.

Bir yandan Uygurların, diğer yandan Müslümanların bilim ve sanat faaliyetlerinin tam ortasında yer alan ve XI. yüzyılın başlarında bugünkü İran bölgesine gelen Büyük Selçuklular bölgeyi abidevi yapılarla donatmıştır. Günümüzde İran’ın övündüğü mimari eserlerin hemen tamamı bölgeye uzun süre hâkim olan Türkler tarafından yapılmıştır.

Zarif minareler, ihtişamlı kubbeler, büyüleyici kemerlerle bin yıl öteden gelen bir dinamizm ve haşmetin ruhu, Büyük Selçuklu sanat eserlerinde ve mimarisinde saklıdır. Abidevi duvarların çevirdiği ribatlar, kervansaraylar, ihtişamlı taç kapılı cepheleri, görkemli, eyvanları zarif işçilikli süslemeleri ile medreseler; göz kamaştıran mescid-i cumalar, mücevher taşı gibi, geometrisiyle, insicamı ve ruhaniyeti ile hâkim bir unsur olan türbe ve kümbetler Büyük Selçuklu'nun eşsiz kültür mirasıdır.

Büyük Selçuklular, Çin yandan sınırlarından Akdeniz’e, Oğuz bozkırlarından Hindistan ortalarına ve Mısır’a kadar uzanan geniş coğrafya üzerinde var olan şehirleri mamur ederken diğer yandan yeni şehirler kurdular. Merv, Rey, Isfahan, Hemedan, Bağdat ve Nişabur gibi ülkenin pek çok yerinde geliştirdikleri yeni kurumların işlevine uygun olarak muhteşem yeni yapılar inşa ettiler. Bu eserlerin kapıları, pencereleri kubbeleri birbirinden güzel çiniler, alçı, taş ve ahşap oymalar, kabartma yazılar ve nakışlarla süslenmiştir. Batınîler, Moğollar ve asırların tahribatına rağmen kalabilenleri uzmanlarınca hâlâ hayranlıkla incelenmektedir.


Selçuklu Mimarisinde Tuğla Dekorlu Süsleme Planları

Her bölgenin kendisine has yapı malzemesi vardır. Türkistan, Horasan, İran gibi taşın çok zor bulunduğu coğrafyalarda ana malzeme pişmiş tuğladır. Büyük Selçuklu mimarisinde önemli bir yapı malzemesi olan tuğla, yapıları temelden tavana meydana getirirken alçı-stuko malzemesi de dekorlarda, muhtelif süslemede kullanılan unsurlardan birisi olmuştur. Zaman zaman iç ve dış dekorlarda mozaik tarzı (parçalı) çiniler de kullanılmıştır.

Tuğla inşaat İran mimarisine İslam fethinden sonra hâkim olmuştur. Sasani devrinde de Tâk-ı Kisrâ, Kasr-ı Şîrîn gibi tuğladan binalar yapılmıştı, fakat inşaatın çoğu taştandı. Tuğla hem bir konstrüksiyon elemanı ve hem de bir süsleme unsuru olarak kullanılmıştır. Stuko (alçı), tuğlanın ara verdiği alanlarda devreye girmiş ve kendine özgü aksiyonu gerçekleştirmiştir. Bu malzeme hem organik çizgi ve formlar halinde geometrik ve bitkisel süslemeye zemin hazırlamış hem de tuğla destekli kufi yazı alanlarının daha başarılı görünmesine imkân tanımıştır.


İslam dünyasının tam abidevi mimarisi olan İran -Büyük Selçuklu- mimarlığının ilk yükseliş devresinde iki amilin yardımı olmuştur: Birincisi Batı Asya’nın kudretli mimarisinin devam ettirilmesi; ikincisi de inşaat malzemesi olarak tuğlanın kullanılmasıdır. İran ve Mezopotamya mimarları tuğla tekniğini çok inkişaf ettirmişlerdir. İran mimarisi gelişmesinin mühim bir kısmını bu tuğlanın mükemmelliğine borçludur. Ne ahşap malzemenin, ne de çok pahalıya mal olan taştan binaların veremeyecekleri abidevi tesiri uzun tecrübelerle mükemmel bir şekle sokulan tuğla ile kolayca temin edildi.

Selçuklu Minareleri

Minareler İslam sanatında cami ve mescidlerin vazgeçilmez mimari unsurlarıdır. Namaz vakitlerinin müminlere en etkin bir şekilde duyurulması amacıyla kendine yer bulan ve zamanla estetik ve mimari açılardan da gelişerek her coğrafyada farklı teknik hususiyetlere sahip olan minareler İslam kültürünün temel değerlerindendir. Minarelerde malzeme olarak taş ve tuğla kullanılmıştır.


Mimaride yapıların yüzeylerinde süsleme amaçlı kullanılan tuğlalar genellikle kare veya dikdörtgen plakalar halinde üretilir. Bunların yan yana dar yüzeylerinin gösterilerek dizilmesi ile süsleme motifleri oluşur. Ayrıca, kuşaklarda yer yer kavisli dairevi parçalar halinde üretilmiş tuğlalar da kullanılmışlardır. İran binaları kütle kompozisyonundaki sadeliği aynı surette tuğlaya borçludurlar. Zira tuğla yapısı üç cins hattı ihtiva eder: Dikey hatlar, yatay hatlar ve sivri kemerin hatları. Büyük binalardaki bu esas hatların çizilmesi bütünlüğü ve sadeliği temin eder.

Ekseriya birçok binanın temel ve temel duvarlarında kumlu kireç harcının kullanıldığını buna rağmen bunların tuğladan birer yapı olmak vasfını koruduğunu belirten Diez’e göre; sanat bakımından en mühim olan nokta İran’da ve Irak’ta dış satıhtaki tuğlaların örülüş şeklidir: Bu tuğlaların değişik şekilleri, daha doğrusu süsleri, minarelerin dış tezyinatını meydana getirmektedir; bir yatay, bir dikey tabaka örerek ve bunları nöbetleşe kabartma halinde tertipleyerek, bir zemin meydana getirilmektedir ki, bunun üzerine, hususi şekilde hazırlanmış olan yine tuğladan kitabe ve tezyinat şeritleri tespit olunmuştur. Bu minareler ayrıca çinilerle süslüdür. Minarenin şerefe kaideleri de çıkıntılar (mukarnas) raflar veya küçük hücrelerden müteşekkildir. Tuğla malzemesi mimari mekânlarda kufi yazıyı tanımlamak amacıyla da kullanılmıştır. Burada da yazının okunabilirlik imkânlarını arttırmak amacıyla tuğla parçaları çeşitli formlarda kesilerek kullanılmıştır.

Minarelerin Süsleme Planları

Yazımıza konu olan minarelerin bugünkü durumu hakkında bilgi vermek gerekecektir. Birinci örneğimiz Damgan-Simnan minaresi ile dördüncü Bistam minaresi kısmen de olsa bütünlüğünü muhafaza edebilmiştir. İkinci örneğimiz Save minaresi muhtemelen yarısından fazlası yıkılmış durumdadır, üçüncü numunemiz olan Sebzvar-Husrevgird minaresinin ise üstteki şerefe kısmı hariç büyük bir kısmının korunmuş vaziyette olduğu söylenebilir. Söz konusu bir ve dördüncü minarelerin aynı dönemlerde inşa edilmemekle birlikte oldukça benzer karakterleri yansıttığı dikkati çekmektedir. İkinci ve üçüncü örneklerimiz birbiri ile hiçbir benzerliği olmayan farklı karakterlerdedir.


Minareler konik bir şekilde gelişerek kaideden tepeye doğru hafifçe incelir. Kaide, bazı örneklerde görüldüğü gibi dairevi olmayıp kare veya çokgen planlıdır. Bu örnekler çerçevesinde Türkistan ve Selçuklu minarelerini tarif edilecek olursak tamamen pişmiş tuğladan yapılmış, tabandan yukarı doğru incelen silindir formunda, bazılarının şerefesi kalmış olan yapılardır denilebilir.

Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Mağrip ve İspanya minareleri kare planlı olup bir kısmı taş, bir kısmı tuğladan inşa edilmiştir. Oldukça geniş bir kaideye oturan bu minareler adeta günümüzdeki yüksek binaları andırır. Tabii şerefe ve külah kısımları ayrı bir güzellik göstermektedir. Minareye basamak veya rampalarla çıkılır. Minare gövdesinde küçük odalar bulunur. Asya-Türkistan minareleri ise daha hafif etkili ve zarif görünümlü yapılardır. Bina bünyesinde olduğu gibi dış cephede de tuğla kullanılmıştır. Burada süsleme amacı öne çıkar. Hem geometrik desenler ve hem kufi yazı kuşakları bu malzeme ile yapılmıştır. Tuğlalar aynı zamanda mozaik tarzı çinilerle süslenmiştir.
Damgan-Simnan Minaresi ilk inşa tarihi 1026/417 H.

Simnan Mescid-i Cuması, İran’da inşa edilen en eski camilerdendir. Caminin en eski bölümlerinden biri olan minaresi,  Selçuklu komutanlarından Ebu Harb Bahtiyar tarafından yaptırılmıştır (1026/417 H.).  Cami daha sonra İlhanlılar (1256-1353) ve müteakiben Timuriler döneminde (1370-1506) çeşitli onarımlar geçirmiştir. Minare daha sonraları Safeviler devrinde restore edilmiştir. Bu geçmiş itibariyle birtakım değişiklere sahip olması mümkündür. Selçuklu döneminin diğer minareleri gibi bu da camiden müstakil olarak inşa edilmiştir.

Minarenin tepesinde sekizgen planlı, trabzanlı bir şerefe bulunmaktadır. Tuğla geometrik tasarımlar ve kalınca kufi yazılarla daha süslüdür. Renkli çinilerden oluşan mukarnaslı kornişe doğru daralan minare tuğladan mamuldür. Minare gövdesi, kaideden itibaren farklı genişlikte altı süsleme alanına bölünmüş olup bunların arasında iki adet kufi yazı kuşağı bulunmaktadır. 1, 2 ve 3. bölümlerin desenlerine birbirine çok benzer bir şekildedir. Baklava dilimli paftaların böldüğü süsleme alanları, zikzaklı tuğlalar birbiri ile geçmeler oluşturacak şekilde organize olmuştur.


Alttaki birinci desen alanından sonra geniş bir kufi yazı kuşağı gövdeyi dolanır. Bundan daha ince olan ikinci yazı kuşağı ise şerefe mukarnaslarının altındaki ince bezeme kuşağının hemen altına yerleştirilmiştir. Bu yazı kuşağının altında daha farklı geometrik bölmeleri ihtiva eden 4 ve 5. süsleme alanları bulunur. 6. süsleme alanı da yukarıda bahsedildiği gibi şerefenin hemen altındadır. Bütün bu süsleme ve yazı kuşaklarının arasında ince tuğla bordürler görülür. Yaklaşık bin yıllık bir geçmişe sahip bulunan Simnan Mescid-i Cumasının minaresi çeşitli zamanlarda muhtelif tamirler görmüş olsa da asıl karakterinden önemli çizgileri yansıtmaktadır. Save Minaresi 1110/504 H.

XII. yüzyılın başlarında inşa edilmiş olan Save minaresinin günümüze -tahminen-  alttaki 1/3’lük kısmı kalmıştır. Gövdede geometrik süslemelerle birlikte üç adet kufi yazı kuşağı bulunmaktadır. Bunların en alttaki ilki daha irice, damalı biçimde ve farklı şekilde yazılmış, diğer ikisi ise birbirine benzeyen ve daha sık görülen boyut ve karakterde tanzim edilmiştir.

Birinci desen alanı ¼ simetri esasına göre düzenlenmiş geçmeli kareler ve paralel çapraz hatlardan meydana gelmiş bir desen tekrarıdır. İkinci alan sekiz kollu yıldızların birbirine geçmesiyle oluşur. Minarenin en uç kısmında da aynı tarzda bir miktar süsleme fark edilmektedir.Yazıları kuşatan süsleme bantları irili ufaklı geçme-zencerek tarzında kenar sularından oluşur.

III. Sebzvar Husrevgird Minaresi 1111/505 H.

Yüksekliği 38 m. olarak kaydedilen bu minare tuğladan yapılmış bir kare kaide üzerine bina edilmiştir. Bu kaide üzerinde bir giriş kapısı ile minareye çıkılır. Şerefesi mevcut değildir. Bu hali ile orijinal uzunluğunun ne kadar olduğu bilinmiyor.


Minarenin süslemesinde ana bölümler ve ara kuşaklar rol oynar. Farklı boyutlardaki ana desen bölümleri alt kısımdan itibaren bir süsleme bandı+iki kufi yazı kuşağından meydana gelir. Muhtemelen şerefenin alt kısmına yakın bulunan bölümde de dar bir parça desen kuşağı yer alır.

Kaideden itibaren; 1 no.'lu desen alanı çift çizgili çapraz şekilde baklavalı bölümlerden meydana gelir. Ana ızgarayı meydana getiren tuğlalar yatay, içteki kare bölmelerdeki tuğlalar ise dikey olarak yerleştirilmiştir. Bir sonraki desen alanına ortası kalın, iki kenarı ince bordürden oluşan kenar suyu ile bağlanır.

2 no.'lu desen alanı tek sıralı, çapraz formda baklavalı çizgilerden meydana gelir. Alttakinden daha dar bir alan oluşturan bu desen ızgarası yine yatay tuğlalarla bezelidir.  Aralardaki kare bölmelerde tuğlalar dikey olarak kullanılmıştır. Bunu takip eden 1 no.'lu  kufi yazı kuşağını alt ve üstten birkaç sıralı bordürler süsler.

3 no.'lu desen de simetri ekseninde birbirine ters-düz olarak bağlanmış svastika (gamalı haç) tekrarlanması ile gelişir.

4 no.'lu bölüm, 1 no.'lu desen alanı ile aynı espride ve daha küçük ölçülerdeki çift çizgili çapraz organizasyon şemasında, 5 no.'lu desen alanı ve sonrakiler çok tahrip olduğundan detayları kesin anlaşılamamaktadır. Bistam Minaresi 1120-21/514 H.

Bayezid el-Bistami’ye ait olan (ö.874 - 877) türbe onun vefatından kısa bir süre sonra yapılmıştır.1120 tarihli minare diğer örneklerimizden oldukça küçüktür. Bu haliyle adeta bir biblo gibidir. Bu küçük forma göre; kaideden itibaren 3 temel süsleme alanına sahiptir. 2. bölümle 3. bölüm arasında bir kufi yazı kuşağı bulunur. Minare üç sıralı mukarnasa istinat eden bir şerefeye sahiptir. Külahı herhangi bir özellik taşımayan basit bir koni şeklindedir, sanki rastgele konulmuş hissini verir.


Ancak bu minarenin diğerlerinden açıkça ayrılan bir özelliği; üst kısımdaki kufi yazı kuşağının alt ve üstünde yer alan bordürlerin süslemesidir. Tuğla süslemelerde ender görülen bir şekilde bu desenler kıvrımlı çizgilere sahip rumi motiflerinden oluşur.

Tuğla malzeme kübik hatlardan oluştuğu için yumuşak hareketlere izin vermez. Buna mukabil Bistam minaresinde mimar ve dekoratör büyük bir cesaretle tuğla malzemeye müdahale ederek ondan harika işler elde etmiştir.

Desen hareketleri; 1. bölümde yatay tuğlaların düz sıralar halinde dizilmesiyle gelişir. 2. kısımda; yatay konulan tuğlalardan baklava dilimi çapraz ızgaralar oluşmuş, bunların meydana getirdiği kare alanlar dikey konulan tuğlalarla dekore edilmiştir.

Minare gövdesinin ortalarına rastlayan bölümde tuğlalar yüzeyden oldukça fazla çıkıntılı kabartma şeklinde kullanılmıştır. Muhtemelen daha ince tuğlanın kullanıldığı bu bölümde desenler çapraz diyagonal çizgi hareketindeki tekrarlarla oluşmuş zikzaklar ve diyagonal hatlarla hareketlendirilmiştir. 3. bölümdeki desen kurgusu çok az bir farkla Damgan-Simnan minaresine   benzerlik göstermektedir.


Değerlendirme

Bu yazıda ele alınan minarelerin süsleme planları silindirik form üzerine enine kalın ve ince bordürlere ayrılarak düzenlenmiştir. Bu alanlarda ağırlıklı olarak geometrik kompozisyonlar ve yazı kuşakları yer alır. Geniş süsleme ve yazı kuşaklarının arasında dolaşan daha ince bordürler, süsleme alanlarının bölünmesini netleştirir ve zenginleştirir.

Tuğla malzeme kullanılarak yapılan tasarımlar genelde baklava dilimi şeklinde bölünmüş paftaların diyagonal olarak dizilmesiyle meydana gelir. Bunlar kaideden itibaren Simnan’da üç bölüm, Husrevgird’de iki ve Bistam’da bir bölümde uygulanmıştır. Yine diyagonal olarak tasarlansa da dikey, yatay ve açılı çizgiler ve karelerin geçmelerin oluşturduğu kompozisyonlar Simnan’da iki, Bistam’da bir uygulama olarak görülür. Bunların dışında sadece Save minaresinde görülen ve genel uygulamalardan farklı bir geometrik dizilim, zengin kurgu ile gerçekleştirilmiştir. Düz ve diyagonal raportlardan oluşan adeta münferit rozetler oluşturur.


Sade kübik bir yapısı olan bir tuğlanın hem minarelerin silindirik yüzeylerinde hem mimari eserlerin yüzeylerinde ne kadar sıcak ve kıvrak bir biçimde kullanıldığı açıktır. Yalnızca dört minare formu üzerindeki süslemeleri ile ele alındığı bu çalışmada görüldüğü gibi tuğla çok basit gibi görünen bu bezeme tarzı aslında önemli matematik hesaplamaları da gerektirmektedir. Başlangıçta nispeten daha sade ve basit kurgular kullanılmışken giderek daha karmaşık, daha detaylı ve çok daha ileri bir matematik ve geometri bilgisi gerektiren tasarımlar geliştirilmiştir.

Geometrik şekillere ait nazari ve uygulamalı bilgileri veren İslam bilginleri, matematikçi, astronom ve felsefeciler arasından çıktığını  düşünürsek daha sonra çok gelişmiş şekilleriyle çok kollu yıldızlar veya yıldız sistemleri olarak adlandırdığımız girift geometrik kompozisyonların tasarlanması sadece estetik boyutla sınırlı olmadığını ve farklı disiplinlerin işbirliği ile geliştiğini görürüz. Geometrik hesaplamalarla tasarlanan geometrik bezemeler ve onlarla birlikte kullanılan bitkisel süslemeler ve yazılar estetik birer unsur olmakla birlikte hiç şüphesiz bir inanç sisteminden de beslenerek gelişmiştir.


Günümüzde İran coğrafyasında meydana getirilmiş olan Selçuklu tuğla minareleri bu devrenin şaheserlerindendir. Sadece minareleri ile değil cami, ribât, hânikâh, tekke, medrese gibi üstün nitelikli abidevi eserler vermişlerdir. İslâmî toplum hayatının ayrıntılı olarak örgütlendiği bu süreçte, ortaya konulan bu eserlerle her sosyal müessese için ayrı bir yapı türü ortaya çıkarılmış ve estetik mükemmel formlara ulaşılmıştır. Dolayısıyla İslam sonrası Türk mimarisinde ve sanatında çok önemli bir merhale olan Büyük Selçuklu dönemi hem mimari özellikleri hem dekoratif süsleme detayları ile bir gizli hazine gibidir. Günümüzde Büyük Selçuklu sanatının yeterince tanınmadığını ve gündemde yer almadığını söylemek mümkündür. Sanat tarihi literatüründe bir dönem incelenen bu kültürün bugün hak ettiği ilgiyi göremediğini söyleyebiliriz. Hem genel olarak Selçuklu mimarisi ve sanatı hem de geometrik tasarımlarıyla alakalı olarak teknik ve estetik düzeyin nasıl bir değişim, dönüşüm geçirdiği, öncesinde var olan İslam öncesi ve sonrası Türk devletleri ile devamında gelişen İslam ülkelerinde ve diğer medeniyet çevrelerinden nasıl etkilendiği vb konular hala araştırılması gereken önemli hususlardır. Kendinden sonra gelen Anadolu Selçuklu, Osmanlı, Endülüs ve diğer İslam toplumlarının sanatını önemli ölçüde etkilemiş, hayranlık uyandırmış ve onlara yön vermiş olan Büyük Selçuklu sanatını tanımanın ve yorumlamanın günümüz mimarisine ve sanat dünyasına katacağı çok değerli birikimler olacaktır.

* Bu makale 29-31 Ağustos 2012 tarihlerinde Moğolistan Ulanbatoor’da National University of Mongolia tarafından düzenlenen “Conference of Asian Philosphical Assocation” adlı toplantıda İngilizce bildiri olarak sunulmuştur. Türkçe olarak ilk defa dergimizde yayımlanmaktadır. ** Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı

DİPNOTLAR: 1) Ülken, H. Ziya, İslam Sanatı, İstanbul Teknik Übiversitesi Yayını, Baskı: İ.T.Ü. Matbaası, İstanbul 1948, s. 324. 2) Özkeçeci, İ.“An Overview of Brick Decors in Great Seljuk Art”, ICAPA 2011 Fifth International Conference Of The Asian Philosophical Association “Purality And Self-Identity Of The Asian Community In History December 07-09, Chikushi Jogakuen University & Seinan Gakuin University, Fukuoka, Japan. 3) Ülken, H. Ziya, a.g.e., s. 323. Pişmemiş tuğlaların yapılışı esas bakımından bugünkü gibidir. Bunlar çamur, balçık, saman ve çöp parçalarının karışması ile yapılırdı. Fakat cesametleri bugünkülerden farklıydı.  İslamiyet’ten evvelki devirlerde 30-50 cm. eninde, boyları biraz fazla yükseklikleri ise çoğu kere 9-12 cm. olurdu. Khargird ve Horasan eyvanlarında kullanılanlar 22 cm.lik kareler olup yükseklikleri 5 cm.dir. Üçüncü yüzyıldan bugüne kadar İran ve Mezopotamya tuğlaları kare şeklinde kalmışsa da buutları küçülmüştür: Mesela Babil’deki tuğlalar 10 cm. yüksekliğinde ve her kenarı 40 cm. olan kareler iken bugün bu civarda kullanılanlar 3.5 kalınlıkta ve 20.5 cm. kenarlı karelerdir. Ülken, H. Ziya, a.g.e., s. 324. 4) Ülken, H. Ziya, a.g.e., s. 323. 5) Diez, E. “Minare”  Maddesi, İslam Ansiklopedisi, C. 8, M.E.B. Yayını, Milli Eğitim Basımevi, İkinci Basılış,  İstanbul 1971, S. 323’ten sadeleştirerek. 6) Minarenin inşası ile ilgili kitabe mevcuttur  (http://archnet.org/library/sites/one-site.jsp?site_id=10329, 08.06.2012. 7) http://archnet.org/library/sites/one-site.jsp?site_id=10329, 08.06.2012. 8) Dizer, M., “El-Biruni”, Bilim ve Teknik, S. 120 (Kasım), Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu Yayını, Ankara 1977, s. 14-16

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 2567 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK