Minyatür

Nusret Çolpan, Cennet’te Sergi Açtı!

  • #


Yazı: Hamza ASLAN

Bazen sanatçı, müntesibi olduğu sanat sayesinde yer eder gönüllere. Bazen, sadece gülen yüzü yeter gönüllere nakşolmasına. Usta minyatürcü Nusret Çolpan, sanatkârlığı ve her daim gülen yüzünün yanı sıra, ağabeyliği ile de kazındı hafızalarımıza. Ömrünü, İstanbul’u İstanbul ile süslemeye ve hocası Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver gibi klasik sanatlarımızın ihyasına adadı. Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde açılan "Sefer-i Irakeyn / Nusret Çolpan Retrospektifi", hem Çolpan’ın yakın arkadaşları ile minyatür sevdalılarını bir araya getirdi, hem de minyatürün gülen yüzünü bir daha anmamıza vesile oldu.


“Her ölüm erken ölümdür.” der şair. Fakat kelâm-ı kibardan mülhem, iyi insanlar ölmezler; iyi atlara binip giderler. Arkalarında, takvim yapraklarına bakıldığında hacimli gibi gözükmese de, hakikatte dolu dolu bir ömür bırakırlar. Kısa addedilen ömürleri, geride kalanları mamur etmeye yeter; elan yetiyor da…

Nusret Çolpan, 2008 senesinde aramızdan ayrıldığında henüz 56 yaşında ve hayatının en renkli yıllarındaydı. Onunla birlikte, biz de hayatımızın en renkli yıllarını yaşıyorduk esasında. Birçoğumuz, mesela Süheyl Ünver Üstad’ı onun sohbetleriyle tanımıştık. Dolayısıyla klasik sanatlarımızla ve Ünver özelinde İstanbulla, kabımız miktarınca dolmamıza Çolpan hoca vesile olmuştu. Fakat yine de “Her ölüm erken ölümdür.” dedirterek, 2008’in Mayıs’ında gitti.
“İstanbul aşığı bir Nusret geçti / Bir geldi, pir gitti /

Yüzünde bir tebessüm vardı, / Eli fırça tutuyordu, giderken.”

Semih İrteş

“Benimle İstanbul’a Geliyorsun!”

Nusret Çolpan’ın resim kabiliyeti, çocukluk yıllarından beri dikkatleri üzerine çeker. O yıllarda, doğduğu şehir olan Balıkesir’de yaşıyordur henüz. Esnaf bir ailenin çocuğudur ve her esnaf çocuğu gibi o da okuldan arta kalan zamanlarda ailesine yardım eder. Fırsat buldukça da resim defterini açar, camiler, çeşmeler, vapurlar yapar. Biriktirdiği kartpostalları inceleyerek, birkaç santimetrekarelik tahta kaşıklara, muazzam İstanbul camilerini, saraylarını, tarihi mekânları fotoğraf netliğinde çizer. Ki henüz yaşı 20 dahi olmamıştır.


Bir gün, dayısı Ali Öztaylan, yeğeni Nusret’in bu kabiliyetinden Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’i bir vesileyle haberdar eder. Ünver, bu gencin resme karşı kabiliyetli olduğunu duyunca, çalışmalarından birkaç örnek görmek ister. Genç Nusret, yaptığı resimleri Ünver’e arz edince şu cevabı alır: “Tamam bırak kalemi, sen benimle İstanbul’a geliyorsun!”

Süheyl Ünver Üstad, hem klasik sanatlarımızın ihyası için, hem de bu sanatları icra eden birçok sanatkâr için ehil bir isimdir. Minyatür, tezhip, ebru ve hat gibi sanatları canlandırması, bunlarla birlikte tıp doktorluğu ve araştırmacılığıyla, bast-ı zaman mefhumunu şahsında somutlaştırmıştır. Ünver, ihyası için çaba harcadığı disiplinlerde sanatçı da yetiştirmiştir. Bu nasipli isimlerden biri de Nusret Çolpan’dır.

Çolpan, İstanbul’a resim öğrenmek için geldiğinde, aslında Ünver ona bambaşka kapılar açmak üzeredir. Evvela, yarım kalan tahsiline devam etmesi gerektiğini belirtir ve 20 yaşından sonra, Azade Akar hocanın da desteğiyle Zincirlikuyu Meslek Lisesi’ne kaydolmasını sağlar. Sayılı gün çabuk geçer demişler, lise biter fakat Ünver’in himmetleri bitmez. Çolpan’ın çizime karşı kabiliyetini bildiği gibi, içinde bulunulan yılların gerekliliklerini de çok iyi bilen Ünver, “Okumalısın. Yoksa senin bu yeteneğini kullanırlar!” diyerek, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne yazdırır. Aynı zamanda Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Süheyl Ünver Nakkaşhanesi’nde de tezyini sanatlarda meşklere devam etmektedirler.


Rüyalarının Şehrini Nakşetti

İstanbul, mübalağasız bir şekilde Nusret Çolpan’ın rüyalarının şehridir. Balıkesir’de ilk gençlik yıllarından itibaren yaptığı İstanbul karalamaları, yolunu Süheyl Ünver ve Nakkaşhane’deki tezyini sanatlar dersleri ile birleştirince, yetkin bir “şehir” minyatürcüsü olmak için ilk adımı atmış olur. Nakkaşhane’de Ünver’in öncülüğünde ve Azade Akar’ın yakın alakası ile tezyini sanatlarda el maharetini geliştiren Çolpan, Balıkesir yıllarından beri içinde büyüttüğü İstanbul sevdası ile mimarlık birikimini, bir fırçanın ucunda mezcetmek üzeredir.

Türkiye’nin 70’li yıllarda geçirdiği buhranlı günler, üniversite eğitimlerinin de aksamasına neden olur. Dersler iptal edilir, sınavlar yapılmaz, öğrenciler okula alınmaz… Nusret Çolpan da soluğu, restorasyonu yapılan Sultanahmet Camii’nin kubbe ve minarelerinde alır. Uzun uzun şehri seyreder yukarıdan. Topkapı Sarayı’nı, Ayasofya’yı ve Boğaz’ı… Hatta dostu Nakkaş Semih İrteş’e, “Rüyalarımda İstanbul’un üzerinde uçuyorum Semih.” dediği ve bu macerayı detaylarıyla anlattığı bile olur.

Bu rüyalar, bir hülyanın gerçekleşmesinin ilk müjdeleriydi belki de… Çolpan, "Fatih’in Öfkesi" isimli klasik minyatür eserini bu yıllarda yapar. Süheyl Ünver tarafından icazet habercisi olan bu minyatür, İstanbul’u, Fatih’i, denizi ve tarihi, bir fırçanın üzerinden mezcetmiştir artık… Tıpkı asırlar öncesinde, meşhur sanatçı Matrakçı Nasuh’un minyatürleri gibi…


Bayrağı, Matrakçı’dan Devraldı

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mimar olarak mezun olan Çolpan, şehirlere ve binalara olan ilgisini, minyatürlerine ustalıkla yansıtmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinin meşhur minyatürcüsü Matrakçı Nasuh’tan çok etkilendiğini ve istifade ettiğini belirten Çolpan, “20. yy’da Matrakçı yaşasaydı ne çizerdi?” sorusunu kendine sorar evvela. Şehirleri ve mimarlığı benimseyen Çolpan, “Onlar, kendi yaşadıkları dönemleri tasvir ettiler. Dolayısıyla ben de yaşadığım dönemi konu edinmeliyim.” der ve yine Matrakçı gibi dünyanın birçok şehrini çizmeye başlar. Katıldığı Ordu-yu Humayun seferlerinde, Doğu’nun ve Batı’nın birçok şehrini çizen ve esasında tarihe kaydeden Matrakçı, bu yönüyle Çolpan’a örnek olur.

Matrakçı, Çolpan’ın sanat hayatında bir kilometre taşıdır. Şehirleri en güzel anlatan yönden bir bakışla resmeden Matrakçı, Çolpan’ın mimar ve şehir sevdalısı yanına etki eder. Gençlik yıllarından beri zaten İstanbul üzerine karalamalar yapan Çolpan, Nasuh’tan aldığı ilhamla ve Mimarlık Fakültesi birikimiyle, şehir tasvirlerinde kendine has yorum ve tasarımlar yapar.

Seyahat ettiği şehirlerin dokümanlarını toplar ve New York, Paris, Venedik, Tokyo gibi şehirlere, fotoğraf sanatının göremeyeceği özellikleri de dikkate alarak minyatürlerinde yer verir. Bu nedenle Çolpan’ın minyatürlerinde, zaman-mekân atlamaları ve minyatür sanatına has, konuyu aynı eserde farklı yönleriyle ele alabilme hüneri vardır. Çolpan’ın minyatürlerinde dünya küçülür ve Topkapı Sarayı ile Beyaz Saray, aynı tuval üzerinde farklı mevsimleri yaşar.


Mesela Çolpan’ın minyatürlerine has spiraller, onun minyatür sanatına bir hediyesi kabilinden değerlendirilebilir. Çok sevdiği ve farklı tasarımlarla defalarca yaptığı Kız Kulesi temalı minyatürlerinde ve diğer tarihi mekânları konu alan eserlerinde bu spiraller dikkat çeker.

İstanbul’u İstanbul ile Süsledi

Çolpan’ın İstanbul sevdası ve minyatürlerinde bu sevgiyi izhar etmesi, İstanbul’un en kalabalık mekânlarının bu eserlerle tezyin edilmesini sağlar. Geniş mekânlarda kullanılabilir halde tasarlanan ve çini pano üzerine yapılan minyatürler, İstanbul’u birçok açıdan ele alır. Her gün binlerce İstanbulluyu ağırlayan Metro istasyonlarının duvarları, Beykoz İskelesi, İstanbul Tramvay durakları gibi mekânlar, bulundukları muhitin tarihi dokusu da dikkate alınarak Çolpan tarafından tezyin edilir. Bunlarla birlikte, Topkapı Sarayı Gülhane Parkı’nın elektrik trafosunu, ciddi bir emek harcayarak minyatürle süsleyen Çolpan, yine Gülhane’de İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi’nin astronomi, tıp, botanik gibi disiplinleri konu edinen 20 metreden fazla uzunlukta panolarının da tasarımını yapar.




İstanbul’un tarihi mekânlarını, minyatürleriyle adeta bir açık hava müzesine dönüştüren Çolpan’ın eserleri, turistler tarafından da büyük ilgi görür. Kendi şehirlerinin klasik Türk İslam sanatı bakış açısıyla tasvir edildiğini gören turistler, Yunanistan’daki Ayvanoz Manastırı, Dubai’deki Zaebel Tekno Parkı, Bankong Türk Bahçesi gibi mekânlarda Çolpan minyatürlerini sergilemeye devam ediyorlar.

Eserleri, Cennet’te de Sergilendi!

İstanbul’da ve dünyanın birçok şehrinde, durakları, parkları, müzeleri, tarihi mekânları minyatürleriyle şenlendiren Nusret Çolpan için, son olarak Küçükçekmece Belediyesi bir sergi düzenlendi. Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde, Çolpan’ın ikinci hocam dediği Matrakçı Nasuh’tan mülhem “Sefer-i Irakeyn Nusret Çolpan Retrospektifi” ismini taşıyan sergide, 68 eser yer aldı. Çolpan’ın sulu boya, yağlı boya ve akrilik çalışmalarıyla birlikte, kurşun kalem ve tükenmez kalem ile yaptığı eskizleri de sanatseverlerle buluşturan Sefer-i  Irakeyn, minyatürün gülen yüzüne bir vefa örneği olarak kabul edilmelidir.


Sadece sanatkârlığıyla değil, aynı zamanda hep mütebessim olan çehresiyle de hatırladığımız Nusret Çolpan hoca, ömrünü minyatür sanatına ve İstanbul’a adamış bir isimdi. Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki sergi vesilesiyle bir daha yâd ettiğimiz Çolpan hocayla, Cennet’te buluşmak dileğiyle, ruhu şad olsun…

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1785 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK