Resim

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Yadigârı Kalamış Yazmaları

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Pınar YAZKAÇ    Fotoğraflar: Ömer Faruk ÇİFTÇİ

Türk resim sanatının önemli isimlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1950’li yıllarda, sessiz sedasız bir şekilde yok olmaya yüz tutan halk el sanatlarımızdan yazmacılığın elinden tutup özgün yorumlarıyla onu görkemli bir kimliğe kavuşturur. Geleneğin yorumlanarak ve yeniden üretilerek bugüne nasıl taşınacağı ve evrensel hale nasıl getirileceğinin cevabı olur aynı zamanda Bedri Rahmi’nin bastığı bu yazmalar. Eşinin, oğlunun ve gelinin devraldığı, torun Eyüboğlu tarafından da halen Kalamış’ta Bedri Rahmi’den kalan atölyede sürdürülen Kalamış yazmalarının yarım asrı geçkin hikâyesine göz attık.

Bedri Rahmi’nin sanatının nereden beslendiği sorusunun cevabı, yaşamı boyunca tutkunu olduğu ve diyar diyar gezdiği Anadolu, onun sanatının ilk ve en önemli kaynağı olmalıdır. 1938'de yurt gezileriyle başlar bu süreç. İlk yurt gezisinde Edirne’ye, ardından 1945’te Çorum’a gönderilir. Arada kısa süreliğine Çankırı’ya gitmiştir. Bu seyahatler, Bedri Rahmi’nin Anadolu’yu yeniden keşfetmesini sağlar. Bu yurt gezilerinin Bedri Rahmi’nin Anadolu’yu keşfetmesinde büyük rolü olduğu muhakkaktır.




Özellikle 1940’lı yıllardan sonraki işlerinde Anadolu’nun yerel olanın, duyarlılığına sağladığı katkı hemen hissedilmektedir. Evrensel ile yerel olanı kendi potasında eriterek özgün bir senteze ulaşmasındaki samimiyet, kendine özgü böylesine güçlü bir anlatım geliştirmesindeki olağanlık, ancak sanatçının ‘artistik gücü ile açıklanabilir. Ressam, ozan, yazar, kabına sığmaz coşkulu bir kişilik olan Bedri Rahmi, Türk resim sanatı tarihinde derin izler bırakmış güçlü bir sanatçıdır. (2)

Bedri Rahmi, Anadolu’nun kilimi, motifleri, taşı, böceği, ateşi, çiçeği yani her şeyine vurulur. O yaşına kadar edindiği, Batı'dan aldığı argümanlarla harmanlayarak kendine özgü bir Anadolu mitolojisi, Anadolu ikonografisi kurgulamaya başlar ve bunu modern resmin imkânlarıyla bir tuvale aktarmaya, bir resme dönüştürmeye çalışır. Zaten sevdiğini öylesine içselleştiren bir aşk adamıdır ki, bir taşa bakar, yavaş yavaş o taşa hayran olur, yüreğinde eritir o taşı ve üç gün sonra o taş ya bir sanat eserine dönüşür ya da eserin bir parçası olur… Anadolu’dan derlediği temel figürleri resmin başköşesine koyarak, soyut aramaları daha doğrusu Anadolu mitolojisini soyutlama çabaları söz konusudur uzun süre. (3)

Onun amacı, Anadolu kültürünün biçim ve renk zenginliğini; çağdaş teknikleri kullanarak yeni bir ifade yakalamaktır. Anadolu insanının tema olarak resmine girmesi 1941 yılında IV.Yurt gezisi ile gittiği Çorum’dan sonra olmuştur. Çorum ve ilçelerinde üç ay dolaşmış, İskilip’ten özellikle çok etkilenmiştir.

Anadolu gerçeği ile yüz yüze gelmek sanatçının ufkunu genişletmiş, konu dağarcığını zenginleştirmiştir. ‘Çorumlu Gelin’, ‘Halay’, ‘Horon’, ‘İğdeli Gelin Halayı’, konuları bu gezinin ardından resmine girer. (2)

1950 yılında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde açtığı 150 resimden oluşan ‘Retrospektif’  sergisi ve bir kaç aylığına gittiği Paris’te gördüğü, yeryüzünün her yerinden insanların el işlerinin sergilendiği İnsan Müzesi (Muse de Le Home) onu yazmacılığa götüren yolun diğer köşe taşları arasındadır.


İlk Yazma Sergisi

Bedri Rahmi sahip olduğu ‘Güzel yararlı olmalıdır’ düşüncesi ile yöneldiği ve özgün tasarımları ile yeni bir soluk getirdiği yazmacılıkta ilk eserlerini vermeden önce, geleneksel baskı sanatlarımızdan biri olan bu el sanatını incelemeye yönelir. Bir grup öğrencisi ile birlikte Çengelköy’deki yazma atölyelerinde bu sanatın inceliklerini öğrenmiş, yazma kalıpları hazırlayarak Kalamış’taki evlerinde Eren Hanım’la beraber kendi ürettikleri motifleri de katarak uygulamalar yapmaya başlar. Kısa sürede büyük mesafeler kat eder ve 1951’de ilk ‘Yazma’ sergisini açar.  Adalet Cimcoz’un Maya Galerisi’nde açılan sergi büyük ilgi görür. İlgi ve talep büyük olunca serginin tekrarı aynı yılın haziran ayında Ankara’da yapılır.

Arkasında zengin bir birikimi barındıran bu yeni süreçte adımları sıklaşır ve bu alandaki etkinlikleri birbirini kovalar Bedri Rahmi’nin. 1953’te yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club’ta sergilenir. Aynı yılın 14 Eylül tarihli nüshasında Times Dergisi iki renkli sayfa ayırır Bedri Rahmi’ye. 1954 yılında ‘Türk Tepsisi’ adlı motifi ile  Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazanır ve motif kristale oyularak teşhir edilir. Sao Paulo Bienali’nde onur ödülü aldığı 1956 yılında ‘Canım Anadolu’ adlı kitabı da yayınlanır. 1957 yılı ise Tokyo Özgün Baskı Bienali’ne katıldığı ve ‘Üçü Birden ’ adlı kitabının yayınlandığı yıldır. Aynı yıl içinde dokuma, kilim, yazma ve nakış gibi halk sanatlarındaki motifleri özgün bir sitil ile kaynaştırarak mozaik çalışmalarına yönelir. Yazma motifleri üzerinden yaptığı araştırmalar ve bu yolda giriştiği denemeler Bedri Rahmi’ye her iki bakımdan da yeni bir ilerleme kaydetme fırsatını vermiştir. Yani bu sayede hem Türk halk sanatına büsbütün yaklaşma imkânını bulmuş, hem de bugün dünya ressamlarının birçoğunu ilgilendiren ‘renk ve çizgide azami sadelik’ konusunda yeni denemelerde bulunma fırsatını elde etmiştir.

“Darısı Resmin Başına!”

Bu sergide teşhir edilen eserlerin hepsi satılık olduğu gibi, Maya Galerisi istenilen motiflerden istenilen boyda bastırmak üzere yazma siparişleri de alır. Bu sergiden alınan bazı yazmalar yaz aylarında bir sayfiye evinin penceresinde rüzgardan uçuşurken görülür, bazı yazmalar bahçede kurulmuş bir yaz sofrasını süslerken… Serginin davetiyesinde de şöyle der zaten Eyüboğlu: “Yazma halkın malıdır. Yazma az ve öz değerlerle yapılır. Yazma renkleri ve biçimleri hayata karıştırır. Yazma cömerttir, ele avuca sığar, işe yarar. Yazma insana ferahlık, sevinç verir.” Yazmaya methiye diyebileceğimiz bu davetiye metninin dikkat çekici bir özelliği de, “Darısı resmin başına!” temennisiyle bitirilmesidir. (4)


Ressam Sabri Berkel’in Bedri Rahmi’nin ilk yazma sergisi ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: “Binbir  gece masallarını andıran sanatın ağır ve güç taraflarını unuttum. Bedri’nin elleri bir nefes olmuş ve bir üfleyişte bu cenneti yaratıvermiş… Sanatın yalnız bir kültür işi olmadığını  pekiyi anlayan arkadaşımız en derin ve güzel kaynağı bulmakta da gecikmedi: Halk sanatı…

Halk sanatkarlarının, gözleriyle değil, ruhlarıyla gördüklerini sezen Bedri için bu büyük ve tükenmez kaynaktan nasibini kana kana almamak mümkün mü? Bedri Rahmi, Anadolu seyahatleriyle Anadolu’ya, çoktan beri özlediği nakış dünyasına kavuşmuştur. Bedri Rahmi artık Anadolu’nun manevi varlıklarının tadını çıkarıyor. O, meydanları, pazarları, hanları dolduran köylülerin dostudur. Ellerini arkasına sımsıkı dolduran erkekler, sımsıkı çarşaflı kadınlar, yaylı arabalar, eşekler, nakışlı çoraplar ve heybeler, hepsi onun. Bütün Anadolu sanki 1944’te yaptığı köy kahvehanelerine toplanmış…” (5)

Bedri Rahmi’nin Sanatının Temel Dinamikleri

Orta Asya’dan Anadolu’ya geçmişten bugüne gelene kadar, kilim, halı, yazma gibi tekstil ürünlerinde ve diğer el sanatlarında kullanılan ve pek çok anlam ifade eden ve adeta gizli bir dili olan bu motifleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu da eserlerinde kullanmış ve onları yansıtmaya çalışmıştır. Masal, destan ve diğer anlatı türlerindeki mitolojik karakterleri ve ebabil kuşu, geyik, balık, ağaç gibi figürleri Anadolu kilim ve yazmalarından esinlenerek kendi plastik diliyle birleştirerek denemeler yapmıştır.

Bedri Rahmi, sanatının temel direklerini; renk, leke, çizgi, benek olarak belirlemiştir. “Dört küheylan çeker arabamızı” dediği bu dört unsuru vurgulamasının yanı sıra, sanatın temel elemanlarından olan biçimin, rengin önüne geçtiğini, renklerle düşünmenin zorluklarından dem vurmuştur. Onun renkler ile ilgili düşüncesini, yazmacılık deneyimini de örnek olarak verdiği şu cümlelerinde özet olarak okumak mümkündür:

“En ufak bir çizgi, bir leke, bir benek zerresinden yoksun bir çini tabağı veya İznik çinisini düşünün. Dikkatle bakıldığı zaman çini mavisinin içinde bazen mora, bazen yeşile çalan maviler belirir. Bu renklerin, iç içe erimesinde tezgâhın, sırların, fırının büyük ölçüde payı vardır. Niçin çizgi, kendi başına buyruk bir kudret olduğunu kaligrafi sanatında, halıda, kilimde, yazmada çeşitli nakışlarda ve resimlerde ispat ediyor da, renk kendi başına buyruk olamıyor? Mesela çizgi, ressamın olduğu kadar, heykeltıraşın, mimarın, çini ustasının, nakış erbabının, karikatürcünün biricik ifade aracı kesilebiliyor. Renge biz ressamlar sahip çıkmaz, onun her halinden biz sorumlu olmazsak, kimin üstüne kalacak! Ben dört-beş yıl bez üstünde baskı işleriyle uğraştım. Pamuk, yün, keten, ipek, suni ipek, boya çeşitlerini gördüğüm zaman ressamlığımdan utandım...” (3)


1961-1963 yılları arası kısa bir süre Paris, ardından Amerika dönemi sonrasında özellikle resimde rengin önemi üzerinde kafa yorar Bedri Rahmi Eyüboğlu. Denenmemiş renkler bulma, tek rengin yakın tonlarının bir arada kullanıldığı etkileri yakalama gayreti içindedir. Amerika’da tanıdığı akrilik boyaların kullanma kolaylığı denemelerine katkı sağlar. Farklı ifade arayışlarına, farklı malzemeleri sokmaktan geri kalmaz.

Bedri Rahmi'nin yaşam tarzı da son derece sanatkâranedir. Sanatla nefes alır sanatla düşünür, hayata adeta renkle çizgiyle dokunur ve üretir. Sanat onun için bir yaşam biçimidir. Bedri Rahmi kişiliğiyle sanatı bir bütündür. Onun coşkulu yaşamı; içinde taşıdığı insan ve doğa sevgisi havada uçan kuşa, sardunyanın alına menekşenin moruna deli olan, daldaki eriğin yeşiline, kirazın kırmızısına göz kırpan Yaradan’ın yarattıklarını övgüyle seyredip aşkla resmeden tutkuyla yazan uzun soluklu bir masaldır.

Bedri Rahmi, sanatçının iyi bir gözlemci olmasını, kendi geleneğini çağı içinde izleyip yorumlayabilmesi gerektiğini söyler ve şöyle der: “Ben kilimde, her şeyden önce görülmemiş nakışların bir araya geldiğini gördüm. Onlar dört beş renk ile senfoni denilecek şeyler yarattılar. Mektep medrese görmemiş biri, yapacağı kilimi son ilmiğine kadar kafasında taşıyabiliyor, imrenilecek bir şey bu. Ben bunu kıskanıyorum ve diyorum ki: Yapacağım, işleyeceğim konuyu bu kadar düzenli taşıyabilmeliyim.”

Teorisini kurduğu ve etkili biçimde anlattığı bu sanatsal bakışını aynı zamanda güçlü eserler ile ortaya koyar. Özellikle 1940’lı yıllardan sonraki eserlerinde Anadolu’nun, yani yerel olanın, duyarlılığına sağladığı katkı hemen hissedilmektedir. Evrensel ile yerel olanı kendi potasında eriterek özgün bir senteze ulaşmasındaki samimiyet, kendine özgü böylesine güçlü bir anlatım geliştirmesindeki olağanlık, ancak sanatçının ‘artistik gücü’ ile açıklanabilir. Ressam, ozan, yazar olan Bedri Rahmi, Türk resim sanatı tarihinde derin izler bırakmış güçlü bir sanatçıdır.(2)

Yazmacılık Oğul Eyüboğlu ile Sürdü

Bedri Rahmi’nin özgün tasarımlarla yeniden soluk verdiği yazmacılığı, oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu sürdürdü. Yazmacılığa gönül veren oğul Eyüboğlu, bu işe sadece emeğini değil, sevgisini ve göz nurunu da katıyordu. En büyük gayesi, babasının da felsefesi olan ‘güzeli çoğaltmak’ düşüncesini diri kılmaktı. O, güzeli çoğaltmak ve geniş kitlelere yaymak için yazmacılık geleneğini yaşatmaya çalışıyordu. Onun yazmacılıkla ilgili şu duygu ve düşünceleri bu arzuyu açıkça ortaya koymaktaydı: “Motiflerimizin gönüllere girme, akılda kalma, insanları mutlu etme, onlara neşe, yaşama sevinci verme özellikleri, evrensellikleri var. Bizim motiflerin yayılma özellikleri var. İşte ben buna inandığım için yazmacı oldum. Buna ikna olduğum için çok özen gösteriyorum tezgâhıma... Bugün buradaysa diyorum bizim yazmalar, yarın Çin’dedir. Ve benim yediveren ustalarım, annem babam yüreğimin ta içindedir. Onlara olan sonsuz sevgim, saygım, mesleğe olan aşkım, beni ayakta tutuyor. Ustalarıma olan sevgi ile eriyip yok olasım geliyor. ‘Erimek belirsizce her şeyde / Karışmak sulara, yazmalara / Sinmek, kokusuna mor menekşenin / Yaşamak, damar damar, nefes nefes / Yaşamak, tükene tükene…’ diyor ya Bedri Rahmi. İşte ben de böyle, damar damar, nefes nefes eriyorum yazmalarımda. Benim yazmamı eline alan Bedri Rahmi’nin yüreğini tutuyordur elinde… Eren Hanım ağacının dalındadır, yaprak yaprak… Onları yaşatmaktı dileğim. Kalıplarımı gözyaşlarımla oyuyorum. İçlerine de canımı katıyorum.”

Kalamış’taki babadan kalma atölyesinde babası Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan öğrendiği yazmacılık sanatını sürdüren, bu sahada öğrenciler yetiştirerek bu sanatın silinip gitmesini önleyen Mehmet Hamdi Eyüboğlu doğrusu yaşadıkça güzel işlere imza attı. O, çok zor şartlar altında olsa da sanat değeri tartışılamayacak eserler üretti. Çalıştı, didindi ve başardı. Bedri Rahmi’nin yazmaya yönelmesinin asıl nedeninin ‘güzeli çoğaltmak’ olduğunu söyleyen oğul Eyüboğlu, kendisini de “Ben bir yazma emekçisiyim. Boyasından fırçasına, bezinden kalıbına...” sözleriyle tanımlıyordu. (6)


Mehmet Hamdi Eyüboğlu, yazma sanatının yaşayan en büyük isimlerinden biriydi. O, annesinin ve babasının tahta kalıplarını bulup onları bir anlamda yeniden diriltti. O, Kalamış’ta anne-babasından miras kalan evde kendi halinde mütevazı bir hayat yaşıyordu. ‘Onun hayatı kalıplar, boyalar ve kumaşlardan ibaretti’ dersek abartmış olmayız.(7)

Bedri Rahmi’nin atölyesinde onunla beraber çalışan ve yazma basan kim kalmış diye araştırdığımızda; hayatta olan gelini Hughette Eyüboğlu, Akademiden öğrencileri Teoman Südor, Gülseren Südor ve Hale Sontaş isimleriyle karşılaştık. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi Eren Hanım’ın destek ve katkılarıyla başlattığı ve Eren Hanım’dan oğul Mehmet Hamdi’ye geçen yazmacılık sevdası daha kalıcı devamlı üretken ve yenilikçi yaklaşımlarla Eyüboğlu ailesinde gelenekli bir şekilde tüm aile bireylerine sirayet eder. Şimdi ise oğlu rahmetli Mehmet Hamdi Eyüboğlu’nun izinden giderek ama yeni motif, renk ve tasarımlarıyla  yazmanın kullanım alanlarını genişleten Kanadalı gelin Hughette Eyüboğlu ve gelini Sibel Eyüboğlu halen Kalamış’taki Mavi Kaplumbağa Bahçesi'nde tarihi yazma atölyesinde, Bedri Rahmi’nin tarihi yazma kalıplarıyla yazma basmaya aile boyu devam etmekteler. Bu arada Bedri Rahmi’nin torunu S.Rahmi Eyüboğlu’nun organizasyonuyla geleneksel olarak her yıl haziran ayının ilk cumartesi günü düzenlenen Yazma Şenlikleri, tüm yazma sevenlere açık olarak devam etmektedir.

Bugün Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kalamış yazmalarından söz edebiliyor olmamız, 2009’da kaybettiğimiz rahmetli Mehmet Hamdi Eyüboğlu sayesindedir. Bu aile geleneğini babadan oğula, gelinlerden torunlara aktaran ve  imece usulü gelenekli bir sanatımız olan yazmaya yenilikler de katarak sevgiyle, tutkuyla, disiplinle, sabırla, emekle bugünlere ulaştıran tüm Eyüboğlu ailesine teşekkürün az geleceğine inanıyoruz.

Bedri Rahmi’nin Kalamış Yazmalarında Ne Var?

Anadolu motifleri öteden beri sanatçılarımıza hep ilham kaynağı olmuştur. Renk renk, nakış nakış halı, kilim, heybe, çorap, yazmalar ve bunları bezeyen figürler... Anadolu folklor ve görsel Anadolu kültürü, gerek resimlerinde gerek edebiyatta önemli bir kaynak teşkil eder.

Bedri Rahmi de mütevazi sessiz sedasız yok olmaya yüz tutan halk el sanatlarımızdan yazmacılık sanatımızın elinden tutup onu görkemli bir şekilde yeniden, yeni renk ve motiflerle hem özgürleştirmiş hem de layık olduğu ilgiyi alakayı göstermiştir. Onun bu çabası atölye dışına da taşmıştır. 1955’te Nazilli Basma Fabrikası’na davet edilir. Oradaki basma desenleri, hep Avrupai motiflerin kopya ya da taklitleriyle üretilen desenlerdir. Müthiş bir heyecanla, motiflerin, desenlerin yüzlerce, binlerce kumaşa basılması ve bunların Anadolu evlerine girebileceği fikri Bedri Rahmi’yi mutluluktan uçurur. Bütün yabancı desenlerin atılarak tamamen yerli desenlerle üretim yapılmasını talep eder. (1)

Türk dokumalarında hayvansal, bitkisel, geometrik, sembolik karışık motif türleri yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bedri Rahmi’de bunların neredeyse hepsinden yararlanmıştır. Bunun yanı sıra Bedri Rahmi motiflerden yararlanırken bir yenilik bir değişim söz konusudur. Anadolu motiflerini birebir alıp taklit etmek yerine kendisi yeni yorumlar ve sentezler üretmiştir.

Günümüze kadar gelen yazma kalıpları ve yazmaları incelendiğinde en çok kullandığı motiflerin; balık, nar, Karagöz’ün gemisi, Ayşe gelin, horon, tepsili, köylüler, ebabil kuşu, ağaç, geyikli, denizkızı, Çorumlu gelin, İstanbul motifleri olduğunu görmekteyiz. Yazma motiflerini bir arada kullanırken değişik kompozisyon ve renk arayışlarını kumaş üzerinde uyguladığını; yeni biçim ve form arayışına girdiğini görüyoruz. Ressam olarak renk, çizgi, leke, benek unsurlarını stilize ederek, yer yer soyutlamalara gitmiş; böylece çağdaş bir anlayışla Türk motiflerini grafiksel bir tarzda dizayn etmiş ve kullanmıştır. Tıpkı resimde kullanılan sanatın ilke ve elemanlarını yani renk, çizgi, doku, kompozisyon, ahenk, ritm, denge gibi unsurları yazmalarında da başarıyla kullandığını görüyoruz.


Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Kalamış yazmalarında; kalem, kalıp-kalem ve kalıp olmak üzere üç ana yöntem kullanılmıştır. Bu alandaki uygulamalara önce kalemle  başlanmış, daha sonra kalıpla baskıya geçilmiş. Yazmacılıkta kalem olarak adlandırılan araç, yazma ustasının sanki yazı yazıyormuş gibi büyük bir ustalıkla kullandığı fırçasıdır. Kalem işi yazmaların üretimine, kağıt üzerine çizilen desenlerin ayaklı çerçeveler üzerine gerilen kumaşa aktarılmasıyla başlanmaktadır. Sadece fırçanın kullanımı ile önce konturların, daha sonra da renk alanlarının resim yaparcasına boyanmasıyla renklendirme işlemi tamamlanmaktadır. Bu tür yazmalar ‘el yazmaları’ olarak da bilinir.

Kalıp-kalem tekniğinde ise, kontur kısımlar kumaşa tahta bir kalıpla basıldıktan sonra, renkli kısımlar fırçayla boyanmıştır. Kalıpla baskı yönteminde ise hem siyah kontur kısımlar hem de diğer renk alanları, uygun kalıplar vasıtasıyla kumaşa geçirilir. Yazma desenleri tahta kalıplara kalıp ustaları tarafından, özel bıçaklar vasıtasıyla oyularak aktarılır. Günümüze kadar gelebilen eski kalıp örneklerindeki incelik ve güzellik, kalıp oyma sanatının o devirde ne kadar yüksek bir ustalık düzeyine ulaştığını gösterir.

Geleneksel Motifleri  Çağdaş Tekniklerle Yorumladı

Geleneksel yöntemlerle ve doğal boyalarla renklendirilen yazmalardaki motifler ve kompozisyon özellikleri bölgelere göre farklılıklar gösterse de, Türk sanatının diğer dallarındaki doğa hakimiyeti bu alanda da kendini göstermiştir. Türk yazmacılık sanatındaki desenlerin, kompozisyon özelliklerinin veya renklerin bölgesel farklılığına rağmen anlatımlardaki akıcılık ve rahatlık, yazmacıların bu el sanatındaki ustalığına ve Anadolu kültürünün, motiflerimizin ortak bir dili olduğuna işaret ediyor.

Yazma, gravür, resim, seramik, mozaik, hat, heykel, vitray, serigrafi, litografi gibi bir çok formda eser üreten sanatçı, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarımızdan seçtiği, ortak bir dile sahip olan bu motifleri, Batının çağdaş tekniğiyle birleştirerek yeniden yorumlayarak yapıtlarında kullanmıştır.


Edebiyat ile resmi birleştirerek yeni bir iletişim ve anlatım yolu bulmuştur sanat eserlerinde. Böylece, eserlerinde iletişimi; söz sanatını resimle beraber harmanlamış adeta duygu ve düşüncelerinin kaçınılmaz ifade aracı olmuştur. Batılı anlamda resim sanatı ve geleneksel halk sanatlarımızdan yazmayı, yeni motif, renk, biçim leke ile hem tasarım hem de iletişim aracı olarak kullanmıştır.

Bedri Rahmi’nin gelini Hughette Eyüboğlu, Bedri Rahmi’yi yedi veren bir güle benzeterek şöyle anlatır onun yazmacılığa yönelme nedenini: “Bedri Rahmi Bey şiir yazdı, resim yaptı, mozaik yaptı, yazma bastı, her şeyi denedi. Picasso’yu andırıyor bu noktada. Malzeme ve ifade etme denemeleri… ‘Niye benim motiflerim bir perdede olmasın?’ diyor, motiflerine güveniyor ve evrensel olduğunu düşünüyordu. Resim pahalı bir sanat ve bir resim almak isterseniz beş, on bin lira vermek durumundasınız. Ama kumaş üzerine motifle oluşan bir perde daha ucuza geliyor. Burada amaç sanatı yaygınlaştırmaktır. Resimde bir ressamın renklerini çözebilmemiz imkânsızdır ancak motifle bu daha anlaşılır kılınıyor’ (3)

Yerel Olanı Yorumlayarak Evrensele Ulaştı

Araştırmacı yazar Ömer Faruk Şerifoğlu’nun ifade ettiği gibi, Bedri Rahmi’ye dair söylenecek çok söz var; ancak onun asıl yapmaya çalıştığının, Anadolu mitolojisini ve ikonografisini kurmaya çalışmak ve bunu modern sanat eserlerine dönüştürmek olarak özetleyebiliriz. Bedri Rahmi Anadolu'nun kültürünün zengin kültürünü, renkliliğini ele almaya çalışmış ve başarılı olmuş önemli bir sanatçı olarak yaşayacaktır. (1)


Bedri Rahmi, bu sanatçının eserlerinin tüm dünyanın malı olabilmesi için evrenselliğe ulaşmak gerektiğini buna geçişin anahtarının da yerel olan kültürü iyi gözlemleyip özümsemekte olduğunu kendi örneğinde göstermiştir. İfade biçimi bakımından diğer milletlerden geri kalmadan kendi rengi dokusu ve motifini bozmadan onları yeniden yorumlayabilmenin ve evrensel olana ulaşmanın mümkün olduğunu ispat etmiştir.

Anadolu’dan aldığı zengin kültürü, Batıdan aldığı argümanlarla harmanlayarak kendine özgü bir Anadolu İkonografisi kurgulamış, bunu modern resmin imkânlarıyla bir tuvale aktarmaya bir resme dönüştürmeye çalışmıştır. Anadolu’dan temel figürleri resmin başköşesine koyarak, soyut aramaları daha doğrusu Anadolu mitolojisini soyutlama çabaları söz konusudur.

Yazma başta olmak üzere, resim, gravür, seramik, heykel, mozaik, serigrafi, litografi, vitray gibi birçok formda eser üreten sanatçı, geleneksel Türk halk sanatlarımızdan seçtiği motifleri Batı'nın çağdaş teknikleriyle birleştirerek yeni biçim arayışlarına yönelmiştir. Aynı zamanda bir şair olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, sevincini, coşkusunu, hislerini, Anadolu’ya olan bağlılığını, insan ve doğa sevgisini, yazmayla ve şiirle adeta bütünleştirmiştir. Bedri Rahmi’nin Kalamış yazmalarını anlatma niyetini taşıyan bu mütevazı yazı, meramını daha iyi anlatabilmek için sözü, onun kendi yazmalarını anlattığı  “Yazma Destanı” adlı şiirinin son dizelerine bırakarak bitiyor:

“Sonra yazmalar serilir çimene kandil kandil / Işıktan, renkten, nakıştan bir bayram kurulur / Davul zurna sesleri gelir uzaktan / İnsan eliyle tabiat gücü başa güreşirler / Daha sonra Bağlarbaşı’ndan denize inilir / Yazma dediğin balık misali akar suya, diri suya bayılır / Boğazın suları kütür kütür / Has olmayan ne var söker götürür / En sonunda yazmalar havalanır öbek öbek / İstanbul’dan deniz kokan, yosun kokan bir merhaba! / Yurdun her yanına uçup gidecek / Yazmalar uçun, yayladan geçin / İyiyi, güzeli, temizi seçin yazmalar!” 13


Sanatla İç İçe Bir Ömrün Özeti

Trabzon´un Görele ilçesinde (bugün Giresun iline bağlı), 1911 yılında doğdu. Beş çocuklu ailenin ikinci erkek çocuğuydu. Çocukluğu, kaymakam olan babası Rahmi Bey´in görevi gereği Anadolu’nun pek çok şehrini gezerek geçti. 1927 yılında Zeki Kocamemi Trabzon Lisesi´ne resim öğretmeni olarak atandı. Bu dönemden sonra, Bedri Rahmi´de resim aşkı başladı. 1929 yılında, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Resim Bölümü´ne girdi. Nazmi Güran ve İbrahim Çallı´nın öğrencisi oldu.

1931 yılında, diplomasını almadan Paris´e gitti. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlıyan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı. 1933 yılında, Londra´ya gitti. Yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü. 1934 yılında, Yeni Adam´da ressam olarak çalışmaya başladı.

Akademi Diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü oldu. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi'ne katıldı. 1 Ocak 1935 tarihinde, ilk kişisel sergisi Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde Ernestine Letoni tarafından açıldı. 1936 yılında “Eren” adını verdiği Ernestine Letoni ile evlendi. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci oldu.

Sovyetler Birliği´ne götürülen Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı. 1937 yılında, akademide Leopold Levy´in asistanı oldu. 1938 tarihinde çıkan “Ses” dergisi yazarları arasında yer aldı. 31 Ekim 1939 tarihinde Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı.  1939 tarihinde, Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.

Askerlik görevini tamamladığı 1941 yılında ilk şiir kitabı “Yaradana Mektuplar” yayınlandı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programı içinde bu kez Çorum´a gitti. 31 Ekim 1942 tarihinde, açılan Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı. 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti. 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. 1948 Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.


1950 yılında, Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi. Birkaç aylığına gittiği Paris´ te, İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. 1950 yılında, Kariye Camii düzenlemesini yaptı. Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. 1951 yılına kadar boya ile mozaik dokusunda resimler yaptı. 21 Mart 1951 tarihinde, ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Times Dergisi iki renkli sayfa ayırdı. 1955 yılında, TBMM yapısına konulacak resimleri seçecek kurulun başına getirildi. 1956 yılında, Sao Paulo Bienali´nde onur ödülü aldı. Aynı yıl “Canım Anadolu” adlı kitabı yayınlandı. Bedri Rahmi 1957 yılında Tokyo Özgün Baskı Bienali’ne katıldı ve “Üçü Birden” adlı kitabını yayınladı. Ve aynı yıl içinde “Dokuma, kilim, yazma ve nakış gibi Halk El Sanatları´ndaki motifleri özgün bir stil ile kaynaştırarak, mozaik çalışmalarına yöneldi. 1958 yılında Uluslararası Brüksel Sergisi´ndeki Türk pavyonuna yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.

1960-1970 yılları arasında yazarlığa ara verdi. 1961 yılında Amerika´ya gitti. University of California at Berkley´da iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´da Unicef çoçuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın”motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Art Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı. 1963-1964 yıllarında Vakko fabrikası , Karaköy tatlıcılar, manifaturacılar çarşısı panolarını yaptı. Son panosu Etap Oteli girişindeki “Güvercinler”dir. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında, 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı. 21 Eylül 1975 tarihinde yaşama veda etti.

KAYNAKÇA 1)Yaşasın Renk Bedri Rahmi Eyüboğlu, Editör:Ömer Faruk Şerifoğlu,Türkiye İş Bankası Yayınları, 2008. 2) ‘Bedri Rahmi Eyüboğlu 100 Yaşında’ , Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, Ömer Faruk Şerifoğlu, 2011 3) Bedri Rahmi 100 Yıla Doğru, Metin: Sema Olcay ,Artium  Sanatevi yayınları, 2009) 4) Tunç Yalman ,Vatan, 28 mart 1951 5) Sabri Berkel,’Bedri’nin Sergisi’,Yeditepe,1950 6) Sanat Çevresi Dergisi–1989. 7) ‘Yazmalar Yetim Kaldı’ M.Nihat Malkoç İlk Yayın: Mortaka Dergisi/Bahar 2009/12. Sayı 8) Reyhan Kaya, Türk Yazmacılık Sanatı, Türkiye İş bankası Kültür  Yayınları, 1988  10) Turan Erol; Günümüz Türk Resminin Oluşum Sürecinde Bedri Rahmi Eyüboğlu, İstanbul 1984 *Esin Dal; “Bedri Rahmi Eyüboğlu”, Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, C. I,. **Nurullah Berk; “Bedri Rahmi’nin Resmi”, Milliyet Sanat, S.151, 1975, s.8-11 13-Bedri Rahmi EYÜBOĞLU,  ‘Dol Karabakır Dol, Bütün Şiirleri’, Türkiye İş bankası Kültür  Yayınları,13.baskı  2012.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 2614 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK