Minyatür

Minyatür Sanatının "Yenilikçisi" Ülker Erke'nin 68 Yıllık Serüveni

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Fatma YAVUZ


Ülker Erke, Türk minyatür sanatını hocası Süheyl Ünver’den öğrenen, onun öğreti ve değerleriyle aydınlattığı yolundan hiçbir zaman ayrılmayan şahsına münhasır bir sanatkâr. Yeniliklere açık, meraklı ve araştırmacı ruh yapısıyla yaşadığı ve gördüğü sahnelerden, okuduğu metinlerden esinlenerek resmettiği eserlerinden oluşan 9 ayrı kitabı Türk minyatür dünyasına armağan eden Erke, her ne kadar ‘tekaüdüm’ dese de çalışmalarına ara vermeden devam ediyor. 17 yaşında bindiği gemiden 68 yıldır inmeyen ve yaptığı hiçbir minyatürü satmaya kıyamadığı için evini adeta bir sanat galerisine dönüştüren Ülker Erke ile sanatını, minyatüre uyarladığı farklı konu içeriklerini, araştırmalarını, kitapları ve tabii ki hocası Süheyl Ünver'i konuştuk.

“Kalem kılıçtan keskindir” sözünü kendisine yaşam tarzı olarak belirleyen, minyatürde imza attığı işlerle duayen bir isim haline gelen, gözleriyle gördüğü ve yüreğinde hissettiği her anı çerçeveleyip ölümsüzleştiren Ülker Erke ile söyleşimizde, “Aşk olmayınca meşk olmuyor” sözünün ne kadarda gerçeği yansıttığına bir kez daha tanıklık ettik.
İstanbul’un güzide semtlerinden biri olan Kadıköy’ün sessiz sakin sokaklarından ilerleyerek kırılgan, naif ve bir o kadar güzel bir İstanbul hanımefendisiyle görüşme niyetiyle düşük yollara. Minyatür sanatına 17 yaşında başlamış, şimdi arkasında baktığında yüzlerce özgün eseri bulunan, fırçası, yorumu bir o kadar kuvvetli ve keskin minyatür ustası Ülker Erke’nin ismi heyecanlandırıyor bizleri. Kendisini tanıdığımızda hiç de yersiz olmayan bir duyguya kapıldığımızı anlamamız hiç uzun sürmüyor.

Minyatür sanatının önemli isimlerinden Ülker Erke, Türk-İslam sanatlarının Ordinaryüs Profesörü Süheyl Ünver’in öğrencisi. Henüz gençlik yıllarında Ünver tarafından resme olan yeteneği fark edilen Ülker Erke, sanat yaşamına Topkapı Sarayı Nakışhanesi’nde tezhip öğrenerek başlar. 1948- 1986 yılları arasında Ünver Hoca ile birlikte çalışmalar yürüten sanatçı ayrıca ressamlar Ali Sami Boyar ve Ercüment Kalmık’tan desen ve anatomi öğrenir.

“Ancak resme olan merakım beni minyatürlü resme yöneltti.” diyen Erke, icazetini de yine Süheyl Ünver’den 1958 yılında alır. “Hocamın ölümüne kadar hep beraberdik.” diyen sanatçı, yürüttüğü kişisel çalışmaların yanı sıra 1998’e kadar Cerrahpaşa Tıp Tarihi ve Deontoloji kürsüsündeki Türk Süsleme Semineri’nde öğretimini sürdürür.


Süheyl Hoca'nın İzinden Gidiyor

Prof. Dr. Süheyl Ünver ile çok uzun yıllar geçiren aynı zamanda akrabalık bağı da bulunan Erke’ye, Süheyl Hoca'yı sormamak olmaz diye düşünüyoruz. Süheyl Ünver ile çalışmanın verdiği hissiyatı anlatmasını dileyerek, sanatçıyı biraz geçmişe götürmek istiyoruz.

“Öncelikle Türk minyatür sanatında 18. yüzyıldan Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar neredeyse hiçbir sanatsal üretim yapılmadı. Süheyl Hoca ise Topkapı Sarayı’nda yaptığıyla Enderun ruhunu tekrar canlandırdı. O ateş, bir avuç insanla tekrar yandı.” diyen Erke düşüncelerini şu sözlerle aktarıyor: “Bizlerin ilk hedefi, gelenekli sanatları işin doğrusuyla öğrenmekti. Hiçbir zaman para pul ön planda olmadı. Hocamız bir öğretmenden çok yaşam danışmanı gibiydi; her şeyimizle ilgilenirdi. Ona o kadar çok şey borçluyum ki; o insanların hamurunu görür ve şekil almasına yardımcı olan bir şahsiyetti. 66 yıldır Süheyl Hoca'ya olan sadakatim ve inancımla onun yolundan gidiyor, fikirlerini beraberimde yaşatıyorum.”

Hocası, Ünver’in derslerde sık sık "Not tutun" ikazlarını dikkate alarak kayıt altına aldığı bilgilerin yoluna ışık olduğunu söyleyen sanatçı, eskinin hoca-talebe ilişkisinde en önemli değer yargılarından birinin edep olduğunu belirterek küçük bir bilgi paylaşıyor: “Eğitimlerimiz Türk-İslam sanatlarının vermiş olduğu muhafazakârlık içinde sürerdi. Kılık kıyafetimize dikkat eder yaz da olsa kimse derslere çorapsız gelmezdi. Ancak bu Süheyl Ünver’in beklentisi değil, bizim ona ve sanata olan saygımızdan ileri gelirdi. Keza eseri imzalamak bile bir kural, bir edepti. Eğer özgün bir çalışma ise eser sahibi en alt köşeye küçük bir paraf atardı ama röprodüksiyonsa onu imzalamamak edep sayılırdı.”


Minyatür Kitap Resmidir

Yıllarını minyatür sanatına adayan ve bu yolda pek çok badire atlatan, çalışırken kendini ‘kaprisli’ biri olarak değerlendiren sanatçı, “Ben Osmanlı ekolünün temsilcisi olarak sanatımı sürdürüyorum. Çünkü bu toprakları, bu toprakların dokusunu biliyorum.” diyerek, minyatürün, bir konuyu anlatan ve mesaj veren sanatsal çalışmalar olduğunu belirtiyor. Sanatını kitap resmi olarak özetleyen sanatçı, minyatüre sadece manzara veya panorama gözüyle bakılmasının yanlış olduğunu ifade ediyor.

Eserlerin aynı zamanda belli bir araştırmanın sonucunda ortaya konması ve çalışmalarda stilizasyon, ufuk hattı, dikey çizgilerin karşıdan, yatay çizgilerin sanki tepeden bakılıyormuş gibi çizilmesi konularına dikkat edilerek belli başlı kurallara bağlı kalınması gerektiğini anlatan Erke, minyatürde el ve gözün koordineli hareket ettiğini dile getiriyor.

Yazımızda Ülker Erke'nin evi için minyatür müzesi tanımını yaparken abarttığımızı düşünebilir, bizim gibi siz de şaşkınlık yaşayabilirsiniz. Çünkü hibe ve hediye ettiği eserlerinin haricinde yaptığı tüm çalışmaları evinde duruyor. Bunu duyduğumuzda dikkatlice etrafa göz gezdirdiğimizde, dolapların altında üstünde dört bir yana özenle istiflenmiş çerçeveleri görüyoruz. “Neden satmadınız” diye sorduğumuz ise sanatçı gülüyor ve tek bir kelimeyle cevap veriyor: “Kıyamadım.”


Zeytin’in Hikâyesi

Ülker Erke, ikinci kez anne olduğunda sanata bir süre ara vermek zorunda kalır. Çizimlerine fazla zaman ayıramayan ustaya, bir gün neden çalışmadığını soran hocası Süheyl Ünver, yaz tatillerinde olsun faaliyetlerine devam edebileceği söyleyerek, Edremit’in folklorunu minyatüre yansıtma fikrini verir. “Babamın işi gereği bulunduğum, çocukluk ve gençlik yıllarıma dair anıların saklı olduğu zeytin diyarı Edremit’i minyatürleme işi, hocamın bana yenilik anlamında açtığı ilk yoldur.” diyor sanatçı.

Hocasının teşvikiyle kolları sıvayan ve bu yöndeki çalışmalarına ağırlık veren Ülker Erke, bir gayret Edremit yöresi ve folklorunu konu alan zeytin çalışmasına imza atar. Zeytinin meyve haline gelişi, toplanışı, zeytinyağı oluşu ve sofraya gelişini bir seri halinde minyatürleyen sanatkâr, ayrıca yörenin kılık kıyafetinden örf ve adetlerine kadar pek çok olguyu resimler.
“Edremit ve zeytinin hikâyesinde çocukluk anılarımı resmettim.” diyen sanatçı, bu tarz eylemlerin kültürel değerleri aktarmada en güçlü yol olduğu düşüncesini verdiği örnekle açıklıyor: “Bölgede hasadın son gününde tüm yöre halkı bir araya toplanır. Zeytin ağacının altında pişirilen yemekler yenir, sohbet, muhabbetler edilir. Bu olay Edremit ve çevresinde ‘Meci’ olarak adlandırılır. Benim de amacım yeni nesillerin örf ve adetlerimizden bu şekilde haberdar olmasını sağlamak.”.

Erke’nin zeytinin serüvenini minyatürlediği çalışmasını görmeye hocası Ünver’in ömrü yetmez ve bu her zaman içinde bir uhde olarak kalır. Sanatçı, önümüzdeki yıllarda bu çalışmasını kitap olarak bastırıp Edremit halkına ithaf etmeyi düşünüyor.


Her Bir Çalışması Arşiv Niteliği Taşıyor

“Minyatürlerimi satmadım ama ben yaptıklarımın çoğunu kitaplaştırarak meraklılara ulaştım.” şeklinde konuşan sanatkârın, araştırmalarından bir araya getirdiği dokuz kitabı bulunuyor. Her birinin ayrı hikâyesi bulunan ve uzun uğraşlar sonucunda ortaya konan arşiv niteliğinde olan sanatsal çalışmaların üç tanesi 1997 basım tarihli Kültür Bakanlığı yayını.

Çağdaş Türk minyatür ve tezhip sanatı ustası Ülker Erke, 1960’lı başlayan ve yıllarca devam eden sema törenini ve Mevleviliği “Minyatürle Mevlana ve Mevlevilik” adlı eseri ile belgeledi. Erke bu çalışmaya yönelme sebebini “Tüm zamanların en büyük gönül insanı saydığımız Hz. Mevlana’nın hayatı ve menkıbelerinden kesitleri minyatürlerle anlatmak, o muhteşem varlık önünde benim yapabileceğim tek şeydi. Hani, ‘Karıncanın Hz. Süleyman’a armağanı çekirge bacağıdır.’ derler ya, onun gibi…” sözleriyle açıklıyor.
Konu araştırmalarını Eyyub Bahariye Mevlevihanesi’nin son şeyhi Selman Tüzün’ün oğlu Hüseyin Tüzün ile birlikte yapan, Mevlevilik adına ne varsa öğrenerek kapsamlı bir dosya oluşturan sanatçı, yaptığınız iş aslına uygun ve doğru olmalı diyerek ekliyor: “Mevlevilikte tören ve ayinlerin sembolik anlamları vardır. Mevlevi ayini kıyamet gününü tasvir eder. Dervişin başındaki sikke mezar taşı, tennure kefeni, sırtındaki hırkası da kabridir. Semahane kâinatı temsil eder ve sağ tarafı görünen maddi âlem, sol tarafı ise görünmeyen mana âlemidir. Ney insan-ı kâmili, neyin üflenmesi ölümden sonra sur sesiyle dirilmeyi anlatır.”

Eserde, Hz. Mevlana’nın doğumu, ailesi, soy kütüğü, vefatı, evliyalığı, sonsuz aşka olan inanışı ise gazeteci, yazar ve tasavvuf müzisyeni Nezih Uzel tarafından anlatılır. Ayrıca 41 parça halinde sergiye de çıkartılan Ülker Erke'nin, çalışmalarında Mevlevilik dergâhının sema ve şiir toplantıları, zikir meclisleri, semazenlerin semaya açılmaları ve selamlaşmaları, Hz. Mevlana’nın türbesi, Mevlana’nın Tebrizli Şems ile konuşması, Yenikapı Mevlevihanesi’nde ayin gibi pek çok mekân ve olay minyatüre taşınır.

Efsaneler ve Gemiler

“Allah’ın bana verdiği yetenekle eski resim sanatı minyatürün renkli ve şiirsel anlatım gücünü birleştirerek kitaplarımı yayınladım.” diyen Ülker Erke'nin aynı yıl çıkan diğer kitapları ise “Minyatürlerle Anadolu’dan Efsaneler”, “Minyatürlerde Gemiler” isimlerini taşıyor.

Anadolu’nun öz değerleri efsanelerden 41 tanesini ölümsüzleştirerek, “Anadolu’dan Efsaneler”e imza atan sanatçı bu kitap için, “Ülkemizin çoğu yöresinde belki hala yaşayan öyküleri, 21. yüzyılın çocuklarına, torunlarımıza aktarabildiysem ne mutlu bana.” diyerek düşüncelerini paylaşıyor. Anadolu fetih destanlarının ilk yiğidi Seyyit Battal Gazi’nin babası Hüseyin Gazi’ye gönül selamı ile başlayan çalışmada yer verilen eserlerden bazılarının isimleri de şöyle: “Karyağdı Hatun”, “Isparta’nın Gülcü Babası”, “Fatih ve Yılanlı Sütun”, “Pembe İncili Kaftan”, “Amasya’nın Ejderhası”, “Deli Dumrul”.
Sanatçı, “Minyatürlerde Gemiler” serisinin de oğlunun odası için resmettiği bir kalyon minyatüründen hareketle yola çıktığı söylüyor. Erke, “Bir tane çizdim çok hoşuma gitti sonra bir tane daha yapmak istedim. Arkamı döndüm bir baktım ki; Fatih Sultan Mehmed’in kayığı da dâhil Osmanlı tarihinin başından, buharlı gemiye kadar olan ki silsileyi çizmişim. Artık kocaman bir donanmaya sahibim.” diye konuşuyor.

16 Minyatür Ustası Tek Kitapta Buluştu

Sanatçının diğer bir projesi de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji Kürsüsü Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Nakışhanesi’nin 16 minyatür ustasının 76 eserlerinin yer verildiği “Minyatürlerle Atatürk Evleri ve Atatürkle Anıtlaşan Yapılar”. Atatürk’ün konakladığı, çalışmalarını yürüttüğü ve kurtuluş yıllarında karargâh olarak kullandığı binaların minyatüre yansıdığı çalışmada, Erke’ye ait “İstanbul-Pera Palas Bandırma Vapuru”, “Erzurum Vilayet Eski Binası”, “Afyon- Atatürk Karargâh Müzesi (Zafer Müzesi)”, “Balıkesir Türk Ocağı”, “Edremit Atatürk Evi”, “Adana-Atatürk ve Kültür Müzesi”, “Kastamonu-Terzi Mehmet Emin Ağa Konağı, “Kastamonu-Daday Seydibeyzade Abdullah Efendi Konağı”, “İnebolu-Türk Ocağı”, “Savarona Yatı” ile “Dolmabahçe Sarayı” adlı eserler yer alıyor.


Erke’nin Yorumu ve Fırçasıyla Türkiye’deki Hastaneler

Minyatür sanatı ile Türk tıp tarihini bir araya getirerek özgün 48 eser ile tarihe ışık tutan, mimari ve sanat tarih çalışmalarına da katkı sağlayan sanatkâr, 2002 yılında İstanbul’da toplanan 38. Uluslararası Tıp Tarihi Kongresi için ürettiği eserleri, “Ülker Erke’nin Yorumu ve Fırçasıyla Türkiye’de Tarihi Sağlık Kurumları” kitabında yayımlar.

“Süheyl Hoca geleneksel Türk süsleme sanatlarının babası olduğu kadar iyi bir de doktordu. Tıp Tarihi Enstitüsü'nü kurdu. Engin sanat bilgisini tıp ile birleştiren Süheyl Ünver, hastanelerin birçoğunu sağlığında çizmişti. Bana ise sadece bu resimleri minyatüre uyarlamak kaldı.” şeklinde konuşan Erke, “Bu çalışmamla beni yetiştiren aziz hocama olan vefa borcumu belki bir küçük miktar ödeyebilme şansım oldu.” diyor.

Selçuklu ve Osmanlı darüşşifaları dâhil 20. yüzyılın başlarına dek inşa edilen hastane binası minyatürleri için İstanbul’dakileri kendisi fotoğraflayan, İstanbul dışındakileri ise tanıdıklarına haber salarak fotoğraflarını klasörleyen sanatçı bu eser için yaklaşık dört yılı uğraşır.
Eserde, Artuklular döneminde hastalara deva bulan Mardin Necmeddin Ilgazi Maristanı’ndan, Türkiye Selçuklarının Anadolu’da inşa ettiği ilk sağlık kuruluşu Kayseri-Gevher Nesibe Tıp Medresesi ve Maristanı’na, Osmanlı Devleti’nin ilk darüşşifası olan 1399 tarihli Bursa Yıldırım Beyazid Darüşşifası’ndan, Mimar Sinan’ın inşa ettiği İstanbul Haseki Darüşşifası’na kadar farklı hastane binalarının minyatürü bulunuyor. Kitapta ayrıca, İstanbul Atik Valide Bimarhanesi’nin avlusunda akıl hastalarının müzikle tedavisi ile 1834 tarihli Tıphane’de Nişan Takdimi Merasimi gibi kesitler de göze çarpıyor.

Sanatçının Türk tıp tarihi ile ilgili bir başka çalışması da 44'ünü öğrencileriyle birlikte boyadığı 75 parçadan oluşan “Minyatürlerle Türk Tıp Tarihi Sergisi” kitabı. Prof. Dr. Nil Sarı’nın meslek hayatı boyunca biriktirdiği tıpla ile ilgili minyatürlere tekrar hayat veren Erke’nin bu çalışması bir nevi katalog niteliğinde. Düzenlenen sergilerde de boy gösteren sanatçının projesinde beslenme ve günlük sağlık tedbirleri, doğum sahneleri, hasta ve sakatlar, sağlık görevlileri resmedilirken, kitap, “İstanbul’da Süleymaniye ve Köprülü kütüphanelerinde bulunan bazı tıp yazmalarından serlevha ve zahriye örnekler”, “Türk-İslam dünyasını yüzyıllar boyunca etkilemiş olan felsefeci ve hekimler minyatürleri”, “Amasyalı Cerrah Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun Zehravi’nin Tasnif adlı kitabının cerrahi bölümünün çevrisine kendi tecrübelerini de eklediği Cerrahiyetü’l Haniye’sinden alınan örnekler”, “Tarih boyunca Türk sağlık hayatını yansıtan minyatürlerden örnekler” olmak üzere dört bölümden oluşuyor.


Mevlevihaneler, Halk Oyunları ve Anadolu Minyatürleri

Ülker Erke'nin imzasını attığı özel çalışmalarından biri de 2006 tarihli “Minyatürlerle Mevlevihaneler / Âlem Dönüyor” eseri. Mevlevi tarikatına mahsus tekkeleri yani Mevlevihaneleri minyatürleştiren sanatçı çalışmanın hazırlık süreci için “Zor ve uğraş vericiydi. Ama bize daha öğrencilik yıllarında hocamızın aşıladığı araştırma ve arşivcilik ruhu ile iyi bir birikim yaptım.” diyor.

Erke’nin hazırladığı minyatür kitabında, 29’u Türkiye’de, 12 tanesi yurt dışında bulunan, bazıları günümüze kadar ulaşan, bazıları harap olan ve yıkılan, bazıları ise restore edilen Mevlevihaneler yer alıyor.

Ülker Erke, bir sonraki araştırma konusunu ise folklor olarak belirler. Anadolu’da yaşayan yöre insanının kendini ifade ediş biçimi olan halk oyunlarından 35 dans şeklini geleneksel sanat anlayışıyla resmeden sanatçı, “Minyatürlerde Anadolu Halk Dansları” çalışmasını yayınlar. Eserinde halay, zeybek ve efe oyunları, fidayda, barlar ve horonlar, köçekçe, kaşık oyunu, bengi gibi dansları minyatüre uyarlayan sanatçı Erke, oyunlara ifade ettikleri değerler ve anlattıkları hikâyeler eşliğinde yer verir.
Minyatür ustasının 2013 yılında sanat dünyasına kazandırdığı son kitap çalışması da “Anadolu Minyatürleri” ismi ile çıkar. Karacaoğlan Nedim ve Şeyh Galip’in şiirlerinin minyatürleştiği karışık eserler, Mevlana ve Mevlevihaneler, Edremit Körfezi folkloru ve manzaraları, Anadolu masal ve efsaneleri, Anadolu halk dansları ile şifahaneler bölümlerinden oluşan kitapta bir birinden özgün onlarca eser yer alıyor.

Sanat Eseri Üretmede İnce Fırça Kullanmak Yetmiyor

Kendine has çalışmaları ile minyatürün önemli isimlerinden biri olan Ülker Erke, kendi döneminden bu güne gelindiğinde minyatür sanatında büyük değişimler yaşandığına, artık hem okul hem kurumların kaliteli öğretici kadrolarıyla çok güzel eğitimler verdiğini söylüyor. Ancak kreatif çalışmaların neredeyse yok sayılacak kadar az olduğu konusuna değinen Erke, “Sanatçı veya sanatçı adayları işin kolayına kaçarak araştırma yapma zahmetine girmiyor. Dolayısıyla da ortada yenilik adına bir şey göremiyoruz.” şeklinde konuşuyor.

Üretilen eserlere kalite açısından bakıldığında doğru ürünler olduğunun ancak ince fırça kullanabilme becerisinin bir sanat eserini ortaya koymada yeterli bir kriter olmadığına dikkat çeken minyatür sanatçısı, “Öncelikle insanların kendi yarattıkları bir dünyaları olması lazım. ” diyor.
İlk kez bir gazetede okuduğu inci kefalinin hayatta kalma mücadelesini duyunca dehşete kapıldığını ve bunun minyatürünü yaptığını ve aslında daha pek çok konunun minyatür sanatında ele alabileceğini söyleyen sanatçı, “Ama benim yapabildiklerim bu kadar, tekaüdümüm artık.” dese de çalıştığı son eseri “Anka Kuşu’nun Yanışı”nı tamamlamak için günün büyük bölümünü çalışma masasının başında geçiriyor.

Hayata dair yaşadığı kırgınlar yüzünden içine kapanan ve “İyi ki de bu yolu seçmişim yoksa kitaplarımı üretemezdim.” diyen Ülker Erke, “Benden bu kadar desem de fırçayı kırmadım, hiçbir zamanda kıramam.” diyerek, Türk-İslam sanatlarından biri olan minyatürün son demde bile hayatının merkezinde olacağını söyleyerek sözlerine son veriyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 2380 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK