Müzik Aleti Yapımı

Dededen Toruna Gramofoncu

  • #


Yazı: Ömer BURHAN

Her ne kadar eskiler “söz uçar yazı kalır” demişlerse de sesi kaydetmek insanoğlunun çok eski bir hayali idi. Ses kaydı ile ilgili daha önceden alınmış başka patentler de mevcut. Ancak ticari başarıyı yakalayan ilk isimlerden biri elektriği evlerimize kadar getiren Edison oldu. Edison kendi okuduğu “Mary Had a Little Lamb” (Mary’nin küçük kuzusu) isimli çocuk şarkısını 12 Ağustos 1877 tarihinde fonografa kaydederek ses kayıt tarihinin başlangıcını yaptı. 26 Eylül 1887’de Emil Berliner, Edison’un fonograf patentini almasından 10 yıl sonra buluşunu “GRAMOPHONE” (Gramofon) adıyla tescil ettirdi. Berliner’in ilk gramofonu, döner bir tabla üzerine konulmuş ve lamba isiyle karatılmış plak üzerine izler kazıyarak çalışıyordu. Böylece nostalji deyince akla ilk gelen imajlardan biri olan gramofon hayatımızın bir parçası haline gelmiş oldu. Ancak gramofonun asıl özelliği bir dekor olması değil, sesi aslına çok daha sadık kalarak taşımasıdır. Eski bir gramofon markasının Türkiye’deki mottosu olan “Sahibinin Sesi” mübalağa değil tam da gramofonun sonraki “dijital” teknolojilerden ayırt eden özelliğidir.


Gramofon sevdalıları bugün de analog sesin “vefalı” kayıtlarını dinlemeye devam ediyorlar. Kendisi de bir gramofon sevdalısı olan Mustafa Özkan, çeyrek asrı aşan bir zaman diliminde gramofon ve taş plak koleksiyonu yapmakla yetinmemiş koleksiyonerlere yardımcı olmuş, gramofonları tamir etmiş ve ulaşabildiği eski gramofon parçalarını bir araya getirerek onları tekrar kullanılabilir hale getirmiş. Mustafa Özkan’ın gramofon koleksiyonuna ve tamirine başlamasının hikâyesi dedesinin Gramofon Yusuf olmasıyla başlıyor. Yıl 1947. Erzurumlu Hacı Mustafa Yusuf, büyükbaş hayvan ticareti yapmak için Erzurum’dan Muşa gider. Ancak dede, müşterisinin parası çıkışmayınca bir gramofonla döner evine. Erzurum’a dönünce düğünlerde bu gramofonu çalmaya başlayınca Mustafa Özkan’ın dedesine Gramofon Yusuf denmeye başlar. Rahmetli Hacı Yusuf bey, cami saatlerini tamir edebildiği için gramofon konusunda zorluk çekmez. Çünkü saat ve gramofonun mekanizmaları birbirine benzemektedir. Gramofon lakabı sadece Hacı Mustafa Yusuf’un değil ailenin lakabı olur zamanla. Gramofon Yusuf lakabı ileride torunu Mustafa Özkan’ın hayatını şekillendiren tutkuya dönüşür.  

Koleksiyonculuktan Gramofonculuğa

Mustafa Özkan’ın gramofonculuğu koleksiyon yaparak başlamış. Özkan o günleri “Ben küçükken babamın Almanya’dan gönderdiği mektupların pullarından koleksiyonculuğa başladım. Ben bu koleksiyonculuğu geliştirerek zamanla bit pazarlarına gitmeye başladım. 30 yıl önce İzmit eski belediye başkanı Leyla Atakan’ın gramofonunu aldım. Gramofona karşı bir merak var ama bu daha çok lakabımızın gramofon olmasından kaynaklanıyordu. Gramofonu aldım çalmaya başladım. Bizi tanıyanlar ‘Lakabınız gramofondu şimdi tam gramofoncu oldunuz’ dediler.  Ben de gramofon parçalarını toplayıp gramofon yapmaya başladım.”
 

Yaptığı gramofon koleksiyonu Mustafa Özkan’ı bir meslek sahibi kılar. “Çanta gramofon alıp borulu gramofon yapıyordum. Zamanla koleksiyon yapmaya başladım. 60 tane gramofon topladım. Bir kısmını sattım. Bir kısmı duruyor.” Mustafa Özkan gramofonla yetinmez. Sonrasını Özkan’dan dinleyelim: “Taş plak toplamaya başladım. Koleksiyonumda 1920'den 1940'lı yıllara ait birçok gramofon bulunuyor. Şu anda elimde 2 bin 800 taş plak var. Çok nadir taş plaklar var. Deneme plaklar var. Deneme için üretilmiş tek plaklar var. Osmanlı döneminden kalma sabun kâğıtları ve Cumhuriyet döneminden kalan gramofon iğne kutuları ve en eski radyolar koleksiyonumda mevcut. Ayrıca evde ya da piknikte çanta gramofonla çekilmiş eski fotoğraflarda koleksiyonumda yer alıyor. Bence önemli olan sadece koleksiyonu yapmak değil bunu halkla buluştumak.” Dünyada Edison tarafından üretilen ilk taş plağa sahip olan Özkan, bu plak türüne taş plak denmesini ise şu sözlerle anlatıyor: “Taş plak sıkıştırılmış kömür tozu ve ziftten yapılır. Taş plak kırıldığı zaman taş parçaları gibi olduğu için o ismi alır.”

 

Gönül Vermeden Yapılmaz

Önce yaşadığı İzmit’te ve Sapanca’da iki dükkan açarak gramofon severlere hizmet götüren Mustafa Özkan, 17 Ağustos 1999 depreminden sonra bu dükkanları kapatmak zorunda kalmış. Kadıköy’deki Salı Pazarı’nda altı sene tezgah açan Özkan, İzmit’ten her hafta minibüsle gelip geceleri minibüste uyuyormuş. Sonra da Kadıköy’de bulunan dükkana geçmiş Mustafa Özkan. Her gün İzmit’teki evinden Kadıköy’deki dükkanına gelen Özkan, “Bu sevilmedikçe, gönül vermedikçe yapılamaz. Şu an Anadolu yakasındaki tek gramofon tamircisi benim. Karşı tarafta da Mehmet Usta var.” diyor. Gramofonlara altı yedi ayda bir bakım yapmak gerektiğini ifade eden Özkan, aksi takdirde gramofonun zamanla arıza yaptığını vurguluyor. Özkan, gramofon sahiplerini “Kışın oda sıcaklığında değilse gramofonu aniden kurmamak lazım yoksa soğukta sertleşen zemberek kırılır.” sözleriyle uyarıyor. Kendisinden gramofon alanların zamanla taş plak koleksiyoneri de olduğunu ifade eden Özkan, çizilmiş taş plakları dekoratif amaçlı alanların da olduğunu söylüyor. Mustafa Özkan ayrıca kimi dizi filmlere de gramofonlarıyla nostaljik bir atmosfer katmış.


Erbabına Danışmak

Zaman zaman müzik dinlentileri de düzenleyen Mustafa Özkan geçtiğimiz aylarda ikinci sergisini açtı. Gerek dükkanına gerekse de sergilerine gelen kişilerin gramofona olan ilgisinden çok memnun olan Özkan, “Gramofon sesini duyan hemen geçmişe gidiyor ve hüzünleniyor. Yaşanmış eski günlere, hatırlara dönüyor. Gramofonun analog ses çıkarması onu daha sahici kılıyor.” diyor. Gramofonun türüne ve borusuna göre farklı farklı sesleri olduğunu vurgulayan Özkan, bu farkı “iyi bir kulağı” olanın ayırt edebileceğini söylüyor.  

Özkan, gramofonu tanımak isteyenlerin öncelikle bir erbabına danışması gerektiğini hatırlatıyor. Hindistan ve Çin'de üretilen özel yöntemlerle üretilerek eskitilmiş gramofonların satıldığını hem gramofon hem de taş plak alırken insanların dinlemeden karar vermemesi gerektiğini söylüyor. Kadıköy'de işlettiği dükkanında ünlü isimlerden turistlere, gencinden yaşlısına birçok kişiyi ağırlayan Özkan, son zamanlarda gençlerin de gramofona merak sardığını söylüyor ve ekliyor: "En son Cumhurbaşkanımızın eşine aldığı bir gramofonu tamir ettim. Bilal Erdoğan da bu dükkanın müdavimlerinden.”

 


Yeni Kuşaklar Daha Duyarlı

Özkan'ın koleksiyonunda 1890'lı yıllara ait Edison'un yapmış olduğu silindir plaklı fonograf da bulunuyor. Bit Pazarı’nda gezinirken fonografı gören Özkan, "O an inanılmaz mutlu oldum. Hemen bunu satın almalıyım diye düşündüm." diyor. Elindeki en eski gramofonun bir Osmanlı subayına ait olan çanta gramofon olduğunu vurgulayan Özkan, "O gramofonu satın aldığımda çok hüzünlendim. Ben olsam atamın gramofonunu asla satmazdım. O gramofon bozuktu ama onu tamir etmeye kıyamadım. İlk günkü haliyle, tozuyla, fotoğrafıyla kalsın istedim." ifadesinde bulunuyor. Yaklaşık 18 sene önce İzmir'de gördüğü paramparça bir gramofonu sahibi elinden çıkartmak için satışa çıkarınca hemen harekete geçen Özkan, 5 gün boyunca bunun tamirini yapıp koleksiyonuna eklemiş. Özkan’ın koleksiyonunun nadide parçalarından biri de 1700’lü yıllara ait bir laterna.



  Özkan çocuklarının da mesleğine ısındığı müjdesini veriyor bize. "Çocuklarım da gramofonu çok sevdi. Onlar da yavaş yavaş tamir işini öğrenmeye başladı. Benim bırakacağım eserleri çocuklar kaldığı yerden devam ettirecek. Bu yüzden gözüm arkada değil."  


Özkan, insanların son yıllarda gramofonu eskisi gibi kıymetsiz görmediklerini vurgulayarak bir de uyarıda bulunuyor: "Gramofon tamiri düşünüldüğü kadar kolay bir iş değil. İçindeki zemberek kırıldığı zaman ciddi kesiklere ve yaralanmalalara sebebiyet verebilir. Çünkü zemberek bıçaktan daha keskindir. Fırladığı anda önüne gelen her şeyi kırıp atabilir." Yeni başlayan koleksiyonerlere yardımcı da olan Özkan, son zamanlarda genç kuşakların gramofona merak sardığını, koleksiyonerliğe başladığını söylüyor. Müzeyyen Senar’dan tutun da, Zeki Müren’e, Malaytalı Fahri’den, Safiye Ayla’ya kadar birçok sanatçının plağını koleksiyonunda bulunduran Özkan, misafirlerinin en çok Müzeyyen Senar’ın; Fikrimin İnce Gül’ünü, Nebahat Bayram’ın ise Erzurum Dağları’nı dinlemek istediklerini vurguluyor.  

Mustafa Özkan’ın yanından ayrılırken bir zaman yolculuğundan dönmüş gibi oluyoruz. Gramofonlar ise “sahibinin sesini” zamana rağmen aslına en yakın haliyle taşımaya devam ediyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 1321 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK