Mimari

Anıtlaşmış Kitaba Kitap Formatında Anıt

  • #


Yazı: Suavi Kemal YAZGIÇ

Türkçenin en eski klasikleri arasında sayılan Kitab-ı Dede Korkut’un kahramanlarının değil bizzat kitap halinin anıtlaştığı “Dede Korkut Anıt Duvarı”, pek çok sanatın bir araya geldiği farklı bir çalışma. Prof. Dr. Fuat Köprülü’nün “Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut Destanı’nı öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar” sözleriyle övdüğü kitap, böylece hak ettiği abideye kavuşmuş oldu.


Tam adı “Kitab-ı Dedem Korkut alâ Lisan-ı Tâife-i Oğuzan”. Yani Oğuz Boyları Dilince Yazılmış Dede Korkut Kitabı. Bir iddiaya göre “Oğuzname” adlı büyük bir kitabın günümüze ulaşan kısmıdır Dede Korkut Kitabı. İlk defa Alman bilim insanı Heinrich Friedrich von Diez’in (1751-1817) bundan tam 200 yıl önce 1815’te yayımladığı bir makale ile bilim dünyasına tanıtıldı. Bir giriş ve on iki hikâyeden oluşan kitabın ata diyarına kavuşması ise bu makaleden 101 yıl sonra 1916’da Kilisli Muallim Rıfat Bey’in (Bilge) emeği ile mümkün oldu. Her ne kadar 1936’da Azeri Profesör Bekir Çobanzade’nin, Leningrad Şarkiyat Enstitüsü yazmaları arasında Dede Korkut’un on üçüncü hikâyesini bulduğunu haberi çıksa da metin gün yüzü görmedi. 1950’de Vatikan’da bir giriş ve altı hikâyeden oluşan bir başka yazmaya ulaşıldı.

Bir Umberto Eco romanının özeti gibi duran bu giriş paragrafı kültürümüzün temel klasiklerinden biri olan Kitab-ı Dede Korkut’un “anlattıkları” kadar ilginç bir de kitabi macerası olduğu hakkında ipuçları sunabilir. Kuşaktan kuşağa anlatıldıktan sonra yazılı hale gelen ve bugüne 12 hikâyesi ulaşan Kitab-ı Dede Korkut’tun arka planında Türklerin İslam ile müşerref oldukları dönem anlatılır. Dede Korkut Hikâyeleri’nde aile birliği, sevgi, dürüstlük, saygı, estetik, cesaret değerlerinin yanı sıra onurlu olma, dayanışma, vatanseverlik, cömertlik, merhamet, toplumsal ve dini değerlerin kıymeti ve anlamı konu edinilir.


Her ne kadar “anlatıcı” Dede Korkut olsa da Orhan Şaik Gökyay, Kitab-ı Dede Korkut’un anonim bir eser olduğunu vurgular: “Dede Korkut Hikâyeleri’ni bir yazarın eseri saymak mümkün görülmüyor. Bu hikâyeler yüzyıllar boyunca ozanlar tarafından işlenmiş ve bir kuşaktan ötekine devredilmiş bir gelenek mahsulüdür. Her hikâyenin sonunda menkıbenin Dede Korkut’un dilinden söylenmiş olarak gösterilmesi, başında Han’ın bulunduğu bir toplulukta anlatıldığını gösteren “Hanum” hitabıyla başlaması ve benzeri sebeplerden dolayı tek bir sanatkâra ait olmaktan ziyade, bir toplumun ortak malı vasfını taşıması ve daha başka sebepler dolayısıyla, bir bölük araştırıcıların, biraz da tereddütle ileri sürdüğü gibi destanları bir “sanatkâr müellifin” eseri olarak kabul etmemize engeldir. Olsa, olsa bunları bu soy halk hikâyelerini merakla dinleyen birinin, benzerlerinde olduğu gibi tespit edip sıraya koyduğunu düşünebiliriz.”

Uzmanlar, Dede Korkut Hikâyeleri’nin 15. veya 16. yüzyıllarda Doğu Anadolu’da sözlü kültürden yazılı kültüre geçtiğini tahmin ediyor. Epik bir kahramanlık destanı olan kitap, başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere pek çok hikâyeye, şiire, tiyatro oyununa, filme ve çizgi filme ilham kaynağı oldu. Murathan Mungan’ın Dumrul ile Azrail adlı hikâyesi, Gizli Dede Korkut adlı çalışmasıyla da tanınan Azeri yazar Kamal Abdulla’nın Eksik El Yazması adlı romanı, edebiyatçıların Dede Korkut’tan devşirdiği ilhamın iki meyvesidir. Ziya Gökalp ve Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu şiirlerinde Dede Korkut’a yer veren şairlerden sadece ikisi.


Pek çok abideye de ilham kaynağı oldu Dede Korkut. Bayburt’ta, Aşkabat’ta (Türkmenistan), Öskemen’de (Özbekistan), Şirvan’da (Azerbaycan) birer Dede Korkut anıtı da yapıldı. Ancak Türk Dünyası Kültür Başkenti olduğu yıl olan 2013’te alınan kararla Eskişehir’de yapılan “Dede Korkut Anıt Duvarı” hepsinden farklı bir özelliğe sahip. Çünkü bu anıtla Dede Korkut yahut bir hikâye kahramanı değil bir kitabın anıtlaşması söz konusu.

Dede Korkut’un Anlattıkları

12 Dede Korkut hikâyesinden sekizinde Oğuzların iç ve dış çatışmaları, hayat kavgaları anlatılır. Kalan dört hikâyeden ikisi aşk, ikisi de kahramanlık teması etrafında şekillenir. Boğaç Han’ın bir boğayı yeni nam alması, Salur Kazan’ın evinin yağmalanması, Bamsı Beyrek’in Banı Çiçek ile evlenmesi, Kazan Bey oğlu Uruz’un esir düşmesi ve kurtulması, Basat’ın Oğuz’un başına bela olan tepegözü yenmesi, Deli Dumrul’un, Kan Turalı’nın, Kazılık Koca Oğlu’nun, Begil oğlu Emre’nin, Uşun Koca Oğlu Seyrek’in ve Beyrek’in maceralarıdır anlatılan. Hikâyelerde, Oğuz Türkleri’nin yaşamları, düşmanlarıyla ve kendi iç meseleleriyle mücadeleleri ve bireysel kahramanlıklar anlatılır. Tüm hikâyelerde Dede Korkut adlı bir Türk büyüğü ortaya çıkarak deyişler söyler, “Oğuzname” olarak da adlandırılan hikâyeler düzer. Bu anlatılanları yaşayan Dede Korkut değildir. Olaylar yaşanır, Dede Korkut olan biteni öğrenir ve hikâyeleştirir. Sonra da bunlar halkın dilinde dolaşır. Dede Korkut, hikâyelerde veli bir kişi olarak görünür. Hanlar ve beyler ona akıl danışırlar, sözünü dinlerler. Bir Türk hanı, sadece iki kişi geldiğinde ayağa kalkar. Biri karısı, diğeri de Dede Korkut. Devlet işlerinde, çözümü zor meselelerde, anlaşmazlıklarda Dede Korkut’un sözüne güvenilir. Kopuz çalar, şiir söyler. Kahramanlık yapıp hak edenlere kahramanlıklarına uygun ad verir.




Ekip Çalışmasının Ürünü

Proje müellifliğini ve tasarımını Bekir Sıddık Soysal’ın yaptığı çalışmaya, oluşturulan bir genel tasarım üzerinden detaylandırılarak başlandı. Projede yer alacak sanat alanları ve sanatçılar tespit edildi. Hikâye metinleri; duvardaki yere göre, üslubu, edası, vaka sayısı, bütünlüğü ile yeniden düzenlendi. Mermer levhalara nakşedilen bilgi kitabeleri ve hikâyeler; şair, denemeci, akademisyen Mehmet Can Doğan tarafından hazırlandı. Metinler, grafiker Enis Aksoy tarafından duvardaki yer ölçeğinde tanzim edildi.


Anıt için seçilen noktada beton kısmının inşaatı yapılırken, İstanbul’daki atölyelerde mermer blokları ve el işi mermer unsurlar hazırlatılarak, montaj ve uygulama için kamyonlarla Eskişehir’e nakledildi. Anıtın bazı mermer unsurları Afyonkarahisar’da yaptırıldı. Bu esnada İstanbul’da kurulan stüdyoda hikâye tasvirlerinin (minyatür) tasarım ve çizimleri yapılıp çiniye uyarlanmak üzere İznik’teki atölyelere gönderildi.

İstanbul’da oluşturulan stüdyoda Bekir Sıddık Soysal’ın sanat yönetmenliğinde; Özbek usta Şahmahmut Muhammedcanov ve talebeleri Cihangir Aşurov ile  Azad Aşurov, minyatürlerin tasarım ve çizimlerini gerçekleştirdiler. Özbek sanatçıların konuya intibaklarını sağlamak amacıyla Dede Korkut Kitabı ülkemizdeki üniversitelerde görev yapan Özbek uyruklu akademisyenler tarafından Özbekçeye tercüme edildi. Klasik minyatür geleneğine ait tipoloji hikâyelerin yapısıyla uymayınca öncelikle yeni bir tipoloji çalışması yapıldı ve hikâyelere özgü Oğuz tipolojisi oluşturuldu. Tasarımlar, hikâyelerle senkronize tasviri bir akışla biçimlendirildi. Olaylar ve dramatik örgüye uygun sinematografik kurgu oluşturuldu.




Minyatürler, Türk çini sanatının ibda edildiği vasatta, İznik’te Mavi Çini atölyelerinde, değerli minyatür sanatçılarımız Gülçin Anmaç ve Tülin Gönültaş’ın nezaretinde ve 26 zanaat erbabının yoğun el emeği ile çiniye uyarlandı. Her levhada 75 ile 180 arası insan figürü ve bir o kadar bitki ve hayvan figüründen oluşan 12 levha ve sebil çinileri ile toplamda 100 metrekarelik orijinal bir koleksiyon kazanılmış oldu.

Anıtın Özellikleri

Anıtın toplam uzunluğu 40, genişliği 2, yüksekliği ise 5 metre. İki taraflı yüzey üzerinde silmelerle çerçevelenmiş iki resim ve iki yazı bandından oluşuyor. Destanların tasvir edildiği İznik Çinisi üzerine 100 metrekare minyatür ve 68 metrekare destan metinleri ile bilgi kitabelerinin yer aldığı mermer üzerine hak edilmiş yazı alanları bulunuyor. Anıt duvar, 20x100 santimetre ölçeğinde 2 basamaktan oluşan bir kaide üzerinde yükseltilmiş. Duvarda yeknesaklığı önlemek, anlam katmanları oluşturmak, anıtsal ağırlık sağlamak için baş tarafında sekizgen formlu, 8 metre çapında, 8 metre yüksekliğinde, kubbesinin tamamı blok mermerler ile biçimlendirilmiş bir sebile yer veriliyor.

“Türk yıldızı”ndan mülhem, sekizgen formlu sebilin 3 yüzeyine el işi yalaklarla tamamlanan çeşme konulmuş, çeşme aynalarının çevresinde, Dede Korkut Destanlarında öne çıkan üç kahramanın (Boğaç Han, Deli Dumrul ve Kanturalı) çini üzerine işlenmiş minyatürlerine yer veriliyor. Sebilin dört yüzeyinde ise alınlık bölümlerinde Dede Korkut ile birlikte destanların en önemli şahsiyetlerinden olan hanların (Bayındır Han, Kazan Han ve Dirse Han) portreleri yer almış, hemen bu portrelerin altına da su perdeleri bulunuyor.

Anıt duvarın diğer uç tarafına el işi; beş çanak, bir yalak ve iki orijinal tasarım büngüldekten oluşan selsebil yerleştirilmiş. Çanaklardan zarif süzülüşlerle toplama yalağına inen su estetiği, yatay akışta zencerek ve yılankavî bir döngü ile su oyununa dönüşüyor.


Duvarın sebille bağlantısı kademeli tasarlanarak anıta mimarî hareketlilik sağlanıyor ve bu kademeli kısma, çok fonksiyonlu kemerli bir geçit uygulanıyor. Sebilin kemer içinde kalan yüzeyine; kumanda ve makine dairesine giriş sağlayan, klasik minyatür sanatımızın tabiat unsurlarıyla işlenmiş (su atmosferi, sevimli hayvan figürleri, yeniliği simgeleyen bahar dalı ile hâkimiyet, diriliş ve yücelik simgesi Anka figürünün yer aldığı) bir çini kapı uygulaması yapılmış. Çini kapının tam karşısında, duvar içine doğru yerleştirilen niş içinde ise şehir şebeke suyundan arıtılarak elde edilen içme suyu için özel bir musluğa yer verilmiş.

Anıt duvarda dünyanın en iyi iki mermerinden biri olarak kabul edilen “Marmara Mermeri” kullanılmış. Yaklaşık 400 ton mermer, çoğunlukla el işçiliğiyle şekillendirilerek Anıt Duvar’daki yerini almış. Anıt, radye temel ve iç beton unsurlarıyla toplam 600 tonluk bir kütlesel ağırlıkta.
Dede Korkut daha pek çok sanat eserine ilham kaynağı olacak ve akademik çalışmaya ipuçları sunacak. “Dede Korkut Anıt Duvarı” işte tam da bu yüzden “geçmişin” değil “geleceğin” habercisi olarak sadece Eskişehir'e ve Eskişehirlilere değil, bütün  Türk dünyasına kazandırılmış bir eser.

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 1452 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK