Müzik Aleti Yapımı

"Arşe"den Gelen Sesler

  • #


Yazı: Neva POLAT

Bugün keman yapımında, birkaç istisna haricinde, 500 sene önceki teknik ve usuller kullanılıyor. Özellikle yay kısmındaki el işçiliği, sesin hangi kalitede çıkacağını belirliyor. Türkiye’deki ilk ve tek arşe yapımcısı olduğunu söyleyen ve Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğretim görevlisi olan Murat Ufuk Güler ile keman yayı, diğer ismiyle arşe yapımı üzerine konuştuk.

Bugünün kemanlarına benzeyen ilk yaylı sazların 1530’dan itibaren İtalya’da ortaya çıktığı kabul ediliyor. İtalyan yazılı belgelerinde kullanılan “violino” kelimesi İngilizce’ye “violin” olarak yansımış. Türkçede kullandığımız “keman” ise kavis, kıvrım anlamına geliyor.

Kemanın başta İtalya ve daha sonra Fransa olmak üzere tüm Avrupa ülkelerine yayılması 16. yüzyıla dayanıyor. Ülkemize ne zaman geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte Batı kültürüne karşı artan ilgi, Batı müziğine karşı olan ilgiyi de beraberinde getiriyor diyebiliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu döneminde zaman zaman Avrupa’dan gelen çeşitli çalgı gruplarının sarayda konserler verdiği biliniyor. Örneğin 1543’te imzalanan Osmanlı-Fransız anlaşmasından sonra I. François, Kanuni Sultan Süleyman’a bir orkestra yolluyor ve bu orkestranın sarayda üç konser verdiği söyleniyor.

Keman, birçok parçadan oluşan ve yapımı işçilik gerektiren bir enstrüman. Yaklaşık beş yüz yıllık geçmişi bulunan keman üzerindeki el işçiliği, sesin hangi kalitede çıkacağının yegâne belirleyicisi. Yay ile kemanın ayrı ellerden çıkması ise 1800’lerin Fransa’sına kadar gidiyor. Ahşap gövde bölümü yaklaşık bir ayda tamamlanabiliyor. Sonra düğme (topuğu germeye yarayan parça) yapılıyor. En son çubuğun yapımına geçiliyor. Bütün işlemler bittikten sonra cila yapılıyor ve kıllar takılıyor. Cila aşaması ise cila türüne göre bir ile üç hafta arasında değişebiliyor. Yay kısmı ise iyi bir ustanın elinden ortalama iki hafta gibi bir sürede çıkıyor. Müzisyen kıllara reçinesini sürüp yayı çalmaya işte bütün bu işlemlerden sonra başlıyor.


Komşudan Gelen Flüt Sesi Beni Buraya Getirdi

Yüzyıllardır ruhumuza şifa kaynağı olan kemanın ülkemizdeki ilk ve tek yay yapımcısı olduğunu söyleyen Murat Ufuk Güler ile tüm bu detayları konuşabildiğimiz keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İzmir doğumlu Güler, ilkokul ikinci sınıfta yan komşularından gelen sesi merak etmiş. Flüt olduğunu öğrenince de ilk iş harçlığını biriktirip koşa koşa kırtasiyeden bir flüt almış. Ortaokulda ise yine bağlama çalan bir esnaf komşusundan duyduğu sesin çok hoşuna gitmesiyle harçlık biriktirerek bağlama almış. Zamanla bu ilgi, onu üniversitede müziğe yönlendiren şey olmuş.  “Ben yeteneğin doğuştan geldiğine inanmıyorum. Hepimiz aynı yeteneklere sahip olarak doğuyoruz. Çevresel etkenler yeteneğimize yoğunlaşmamıza neden oluyor.” diyor Güler. Nitekim komşularının söylediği şarkıları beğenmesinin onu zaman içinde müziğe kendisini yakın hissetmesine yol açtığını söylüyor.

Ege Üniversitesi Devlet Türk Mûsıkîsi Konservatuvarı Çalgı Yapım Bölümü'nden mezun olan Güler, yaylı çalgılar ana sanat dalındaki eğitimi boyunca kemanın yanında çeşitli Türk müziği çalgıları ve gitar yapmış. İtalya’daki keman yapım okulundan Massimo Negroni isimli bir keman yapımcısı, Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndaki bir sergi için 2000 yılında İzmir’e gelmiş. Buradaki tanışıklıktan sonra samimiyeti ilerletip Massimo Negroni'den bir müddet keman yapımı üzerine yardım almış. Daha sonra üniversitedeki hocalarından biri Türkiye’de yay yapımıyla ilgilenen kimse olmadığını söyleyerek kendisini bu alana yönlendirmiş. Massimo Negroni’nin önerdiği iki isimden biri olan ünlü yay yapımcısı, Emilio Slaviero’nun atölyesinde çalışmak üzere 2005 yılında İtalya’ya gitmiş. O tarihten 2013 yılına kadar her yıl mutlaka kendine zaman ayırıp birkaç aylık süre boyunca Slaviero ile birlikte İtalya’daki bu atölyede kalmış. Yurt dışı macerasının ne vesile ile başladığını sorunca; başlarda herhangi bir burs almadan tamamen kendi imkânlarıyla başladığını, daha sonra oradaki masrafları için iki sefer kredi çektiğini öğreniyoruz Güler’in.

Mesleğe başladığı ilk yıllarda hedefinin sadece akademisyenlik olduğunu dile getiren Güler, kısa süre sonra bunların birbirinden pek bağımsız olmadığını düşünmüş ve atölyeyi daha ön plana almış. Asıl branşı keman yapımıymış ve birkaç keman da yapmış. Daha sonra ise hocalarının yönlendirmesiyle yay yapımına merak salmış. Altı yedi senedir sadece yay yapımı, onarımı ve restorasyonu ile uğraşıyormuş.

İyi Bir Arşe Bütün Havayı Değiştirebilir

Arşe yapımcısı Murat Ufuk Güler, yayın sadece metal bölümünün bile bir kuyumculuk hassasiyeti gerektirdiğini söylüyor. “Peki, arşe kalitesinin keman için önemi nedir?“ diye soruyoruz. “İyi bir yay hem müzisyene hissettirdiği hem de enstrümanın sesine etkisiyle çok şey değiştirebilir.” şeklinde yanıtlıyor. Yayın ana malzemeleri pernambuk ve abanoz ağacından üretiliyor. Metal kısmı altın veya gümüşten, kıllar ise atların kuyruk kıllarından yapılıyor. Pernambuk ağacı sadece Brezilya’nın Pernambouco eyaletinde yetişen bir ağaç. İsmi de buradan geliyor. At kılı ise genellikle Orta Asya’da yetişen atlardan, Moğol ve Sibirya atlarından sağlanıyor. Bunun nedeni bu bölgenin iklimiyle ilgili olarak kılların yeterli dirence sahip olmaları. Bütün bu malzemelerin ham hallerini temin ettikten sonra tamamen el emeği ile bütün parçalar üretilip bir araya getiriliyor.


Güler’in söylediğine göre iyi bir yayın ömrü yüzlerce yıl sürebiliyor. Ancak ağacın özelliğinden dolayı 50 yıl sonra direncinden bir şeyler kaybetmeye başlıyor. “Kemanın eskisi makbulken yayın yenisi daha makbuldür.” diyor Güler. İyi haber ki, tamiri mümkün olmayan hiçbir şey yokmuş kemanın yapısında. Ancak elinizdeki malzeme tamire değer mi yoksa yenisini yaptırmak daha mı makul buna müzisyenin kendi karar veriyor elbette. Bunun dışında bazı periyodik bakımlarının olması gerekiyor. Kıl değişimi de bunun en başında geliyor. Her gün 2-3 saat çalışan bir müzisyenin, 3-4 ayda bir kıl değiştirmesi gerekiyor. Fakat yine de bu düstura riayet edenlerin sayısı çok değilmiş öğrendiğimize göre.

El yapımı ile piyasadaki nispeten daha uygun fiyata satılan arşelerin farkını konuşuyoruz. El yazması bir hat ile fotokopi ürünü bir hat yazısındaki ayrıma benzetiyor bu durumu. Ürün kalitesi ve el işçiliğiyle ilişkilendiriyor. Ardından şöyle devam ediyor: “Sanat eserini değerli kılan sadece estetik değil. Bununla birlikte sanat eserinizin kendine has bir karakter, bir üslup taşımasıdır. Ancak kendi renginiz ve mesleki birikiminizi yansıttığınız eser onu diğerlerinden ayırır, değerli kılar.”

Sadece Ekonomiye Değil Kültürümüze de Yatırım Yapmalıyız

Murat Ufuk Güler’in ürettiği yayları daha çok Batı müziği konservatuarı öğrencileri ve profesyonel Batı müziği sanatçıları kullanıyormuş. “Türk müziği icracıları maalesef hâlâ anlık çözümlerle sanat icra etmeye devam ediyorlar.” şeklinde ufak bir serzenişte bulunuyor. Türk müziğiyle ilgilenen müzisyenlerden yayını kullanan sadece bir müzisyen varmış. Bununla birlikte yurt dışından yaptığı yaylara talebin her geçen sene biraz daha arttığını söylüyor. Bu ülkelerin başında ise Yunanistan, İsrail, Almanya, İspanya, İsviçre, Hong Kong ve özellikle Tayvan’ın geldiğini ifade ediyor.
Çalgı yapımında çok iyi bir yerde olmadığımızı savunan Güler, “Bugün dünya standartlarında keman yapanların sayısı iki elin parmaklarını geçemiyor maalesef. Bu sadece keman gibi Batı sazları için değil üstelik kendi kültürümüzün parçası çalgılar için de geçerli.” diyor. Bu durumun ise kültürel zenginlikle doğru orantılı olduğunu düşünüyor. Ona göre toplumun müziğe olan ilgisi doğrultusunda müzisyenlerin sayısı artacak ve müzisyen de kaliteli çalgı arayacak ki yapımcı seviyeyi yükseltsin. Güler dünyada genelinde ise sergilerin, fuarların ve workshopların rekabeti tetiklediğini; bugün hiç olmadığı kadar kaliteli ürünler üretildiğini ifade ediyor. “Kalite talebi konusunda Çin, Japonya ve Kore gibi ülkeler bizimle benzer zamanlarda yola çıkmış olsalar da maalesef bizim ülkemizin ilerisinde.” diye konuşuyor..

İki Yaydan Fazlası Koleksiyonculuktur

Bizim ülkemizde pek sık rastlanmasa da nitelikli çalgı ve yaylardan koleksiyon oluşturanlar hayli çokmuş. Üstelik gelişmiş ülkelerde sadece bireyler değil, yatırım kuruluşları da bunu kazanca dönüştürmek amacıyla bu alandaki kolleksiyonculukla ilgilenebiliyor. Güler, koleksiyonculuğun hem prestij hem de ekonomik getirisinden pek çok yatırım kuruluşunun ve vakfın faydalandığını söylüyor.

Bir Fransız yay yapımcısının şu sözlerini aktarıyor: “Bir müzisyenin, biri her zaman kullandığı diğeri yedek olmak üzere iki yayı olması gerekiyor, fazlası koleksiyonculuktur.” Bugün pek çok müzisyen bu sayıyı çaldığı eserin dönemine, niteliğine göre dört olarak kabul etse de her bir müzisyenin aynı zamanda bir koleksiyoncu olduğunu ifade ediyor.

Bununla birlikte hakiki anlamda değer kazandıran koleksiyonculuğun ancak el yapımı, kaliteli ürünlerle olabileceğini söylüyor. Kimin elinden çıktığı belli olmayan, yarı fabrikasyon ürünler değer kazanmayacağı gibi, zamanla değer de kaybediyor.
Bu mesleğe ilgisi olanları nelerin beklediğini soruyoruz arşe yapımcısı Güler’e. Zor şartları olan, uzun bir yoldan söz ettiğimizi belirterek şunları söylüyor: “Bilgi ve malzeme biriktirmek, bununla birlikte çevre edinmek. Bunun için de sabır gerekiyor. Bütün bunları doğru standartlarda yaparsanız en büyük getirisi tarihe imzanızı bırakıyor olmanız. Biz yaptığımız yayların üstüne ismimizi mühürleriz. Bu sayede kimliğiniz 200-300 yıl sonra bile anılıyor. En büyük getirisi bu.”

  Çalgı yapım sanatında isim yapmanın, söz sahibi olmanın sadece bizim ülkemizde değil, bütün dünyada zaman gerektirdiğini söylüyor. Bu nedenle çalgı yapımının çok para kazanırım, diyerek yapılacak bir iş olmadığını ifade ediyor. “Bir akademisyen olarak maaşım olmasaydı bu işle uğraşarak hayatımı idame ettirmek en azından başlangıçta zor olurdu.” diye ekliyor. Güler, bu alanla ilgilenen pek kimsenin olmayışını da buna bağlıyor.

  Sohbetin sonunda öğrenciliğiyle birlikte yirmi yıldır bu meslek ile ilgilenen biri olarak, kıymetli eserler verebilmek için sabır göstererek kompleks ve korkulardan uzak durmak gerektiğinin altını çiziyor Güler. Bununla birlikte yapılan işin dünyada nasıl yürütüldüğüne bakmak ve araştırmak yol alabilmenin diğer şartlarından...

 


MURAT UFUK GÜLER KİMDİR?

1976 yılında İzmir’de doğan Murat Ufuk Güler, 1995 yılında girdiği Ege Üniversitesi DTMK Çalgı Yapım Bölümü'nden 2001 yılında mezun oldu. Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı’ndaki eğitimi boyunca keman ve viyolanın yanında çeşitli Türk Müziği çalgıları ve gitar yaptı.

  2005 yılında İtalya’da ünlü keman yapımcısı Emilio Slaviero atölyesinde yay yapımına başlamış. Slaviero ile 2013 yılına kadar aralıklarla yay yapımı ve restorasyonu üzerine çalışmalarını sürdürmüş, sonra 2013 ve 2015 yıllarında Fransa’da Gilles Duhaut atölyesine devam etmiş. Bugün Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda Öğretim Görevlisi ve E.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde doktora öğrencisi olan Güler, akademik çalışmaların yanında yay yapımına devam ediyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 1239 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK