Gölge Tiyatrosu

Karagöz ve Hacivat Sevdasıyla 55 Yıldır Açılan Hayal Perdesi

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Fatma YAVUZ


Ünver Oral, gelenekli tiyatronun başkahramanları “Karagöz ve Hacivat” tiplemelerini 55 yıldır yaptığı gösterilerle yaşatmaya çalışıyor. Eskinin Ramazan gecelerinin vazgeçilmez eğlencesi olarak hafızalarımızda yer eden gölge oyunları ve halk tiyatrosu üzerine çeşitli araştırmalar yaparak 70’e yakın kitap yazan sanatçının, sanata kazandırdığı önemli yenilikler de bulunuyor. Evinin alt katını atölye olarak kullanan ve tüm vaktini burada geçiren Hayali Oral, Karagöz ve Hacivat tasvirlerinin, halk resminin temsilcileri kabul edildiğini ve dünyadaki ilk karikatür çizimleri olduğunu söylüyor.  Artık sahip olduğumuz kültürel zenginliğin farkına varmamız gerektiğini belirten sanatkâr, “79 yaşındayım. Hâlâ ayda iki kez sahneye çıkıyorum. Tek amacım 14. yüzyıldan bu yana bizimle özdeşleşen ‘Karagöz ve Hacivat’ı doğru bilgilerle miras bırakabilmek.” diyor.

Rivayete göre; Orhan Gazi’nin Bursa’yı fethinden sonra Selçuklu Türklerinden Ahmed Bali Çelebi, Bursa’ya yerleşir. Burada kısa bir zaman sonra birbirlerini çok seven iki yakın arkadaş olacağı Hacı İvaz ile tanışır. İyi bir demirci ustası olan Bali Çelebi karakaşlı, kara gözlü, kara sakallı, hafif kambur biridir. Aynı zamanda okumamış, biraz patavatsız, söyleneni çoğu zaman yanlış anlayarak nükteli cevaplar veren Çelebi’ye halk “Karagöz” lakabını verir. Mimarbaşı veya mimar yardımcısı olduğu söylenen Hacı İvaz yani bizlerin bildik adıyla “Hacivat” ise Karagöz’ün tam tersi okumuş, bilgili ve çoğunlukla etrafına tavsiyelerde bulunan bir zattır.


Dönemin padişahı Orhan Gazi, babası Osman Gazi’nin vasiyeti üzerine Bursa’da İslam âlemine yakışan bir cami yapılmasını emreder. Bu iş için dört bir yana haber salınır, en iyi ustalar getirtilerek inşaata başlanır. Çalışmak için başvuruları kabul edilen Hacivat ve Karagöz de cami yapımında görev alır. Hoş sohbet ve neşeli halleri ile çevredekilerin ilgisini üzerlerinde toplayan ‘Karagöz ve Hacivat’ın sevilen bir ikili olması da fazla zaman almaz. Aralarındaki tatlı atışmalara kulak kabartan inşaattın diğer işçileri işi gücü bırakır, bunları izleyerek eğlenmeye başlar.

Caminin bir an önce tamamlanması arzusu içinde olan Orhan Gazi ise yardımcılarından her gün inşaat hakkında malumat ister. Ancak bir gün inşaatta yavaşlama olduğunu ve caminin bir türlü yükselmediği bilgisini alan padişah; konunun derhal araştırılarak sorumlularının bulunması için talimat verir. Orhan Gazi aldığı izahat karşısında daha çok sinirlenir. Ona, Karagöz ve Hacivat denen iki işçinin güldürü yaparak inşaata engel oldukları söylenir. Bunun üzerine padişah, geleneksel Türk tiyatrosunun başkahramanları sayılan ‘Karagöz ve Hacivat’ın kellelerinin alınmasını buyurur.

Yaşanılanlar tüm halka huzursuzluk verir, her yerde bu olay konuşulur. Söylentiler Orhan Gazi’nin de kulağına gider. İdam fermanını verdiği bu iki zat hakkında detaylı bilgi toplanmasını emreder. Padişaha, Karagöz ve Hacivat’ın aslında kendi aralarında tatlı sert atışmalar yapan iyi kalpli insanlar oldukları, tekkesini sık sık ziyaret ettikleri Şeyh Mehmed Küşterî isimli bir âlimin de onları yakından tanıdığından bahsederler.

Padişah, İran’ın Şüşter ya da Küşter kasabasında doğarak Sultan Orhan zamanında Bursa’ya yerleşen bu âlim ile görüşmek isteyerek Karagöz ve Hacivat’ın hallerini kendisine anlatmasını diler. Şeyh Küşterî, Orhan Gazi'nin gözlerindeki pişmanlığı görüp biraz düşündükten sonra “Müsaade edin, ben size onların hayallerini bir ata oyunuyla canlandırayım.” diyerek kısa bir temsil sergiler.


Perdedeki İlk Yansıma

Bir çanak, biraz kül, zeytinyağı ve bir de beyaz tülbent isteyen Şeyh Küşterî, kül ile zeytinyağını karıştırır. Çanağa koyarak bir meşale yapar ve yakarak beyaz tülbentin arkasına geçer. Sonra ayağındaki sivri uçlu pabuçlarını çıkararak, sağ pabucunu Karagöz, sol pabucunu da Hacivat’ın yerine koyar. Oyunda ilk sırayı Hacivat alır: “Huzûr-u hâzirûn, cemiyet-i irfan, vakt-i sefa-yı merdan, bîdindir, münafıktır şeytan, şeytanın dinsizliğine, rahmanın birliğine, temaşaya tenezzül buyuran devletlü hünkârım Orhan Gazi Hazretlerinin sağlığına” dedikten sonra yeri öperek şöyle devam eder: “Efendim ben, bendeniz, ben âcizleri, eli yüzü yummuş, elfâzı düzgün, hoş sohbet, fasihü'l-lisan, musâhabeti tatlı!”

Karagöz perdenin köşesinden çıkarak: “Hoş geldin muşmula suratlı!” diyerek devam eden temsil Sultan Orhan’ın çok hoşuna gider. Kısacası, ‘Hacivat ve Karagöz’ü hayal perdesinde ilk canlandıran kişi olan Küşterî daha sonra deri üzerine tasvirler çizer. O gün bugündür de İranlı Şeyh Mehmed Küşterî gölge oyununun kurucusu ve mesleğin piri olarak kabul görür. Günümüzde de Karagöz perdesine “Şeyh Küşterî Meydanı” denmesinin sebebi budur. Ayrıca hayalinin oyun başında okuduğu perde gazellerinin hemen hepsinde ve son beyitte pirin adını da anması bir anane haline gelir: “Hazret-i Sultan-i Orhan Rahmetullah’tan beri / Yadigar-ı Şeyh Küşterî becadır perdemiz” gibi…

Dünyanın en eski, en zengin ve en güzel halk tiyatrosu olan Karagöz oyununa gönül veren Karagöz kukla sanatçısı, araştırmacı, yazar Ünver Oral’ı Beykoz’daki “gönüllü cezaevim” dediği atölyesinde ziyaret ettik. 55 yıldır Türk gelenek tiyatrosu ile ilgili araştırmalar yapan, tiyatro metinleri, film senaryoları ve şiirlerin yanı sıra 70’e yakın kitaba imza atan usta sanatkâr ile kulaktan kulağa yayılan ancak rivayetten öteye gidemeyen “Karagöz ve Hacivat” efsanesi ile geleneksel tiyatromuzu konuştuk.

Küllenen Ateş 1961 Yılında Harlandı

1937 doğumlu Ünver Oral, Allah vergisi yeteneğini gönlünde yatan sevda ile yoğuran sanat aşığı bir insan olarak tanımlıyor kendini. Çocukluğundan bu yana resim ve sinemanın çeşitli dalları ile ilgilenen günümüzün önemli isimlerinden Hayali Ünver Oral’ın Karagöz ve Hacivat merakı da çocukluk yıllarına dayanıyor. Ankara radyosunda Karagöz’ün son ustalarından biri olan Hayali Küçük Ali’nin seslendirmelerini can kulağı ile dinleyen, hiçbir temsili kaçırmayan sanatkâr; tasvirlere ise ilk kez Kızılay’ın yayınladığı çocuk dergisi rast geldiğini, karikatür gibi sevimli görünüşleriyle dikkatini çektiğini söylüyor.
“Konu ilgimi çekmişti bunun üzerine araştırmalara başladım, her yerde Karagöz’e dair kitaplar aradım. Ancak herhangi bir bilgiye denk gelemedim.” diyen Hayali Oral, “Bu sebeple de Karagöz’e olan ilgim ve sevgim o yıllarda küllenmek zorunda kaldı.” şeklinde konuşuyor.

Ünver Usta’nın hayatının dönüm noktası saydığı yıl ise 1961. Sanatçı, İstanbul Kuklacılar ve Karagözcüler Derneği’nin bir gazeteye verdiği kurs ilanıyla her şeyin yeni baştan başladığını ve yarım kalan hayalleri için bir umut ışığı belirdiğini söylüyor. Hayali Oral,  “Kursta o yaşıma kadar hiç elime almadığım Karagöz sopalarına ilk kez dokunsam da, kulağımda hep Ankara radyosunda dinlediğim Hayali Küçük Ali’nin sesi vardı. Hatta o kadar ki; farkında olmadan replikleri hafızama kazımışım. Bu da benim avantajım oldu tabii. Sunduğum gösterilerde hiçbir sıkıntı yaşamadım, hocalarım hem metin hem de hareket kabiliyetimi beğendi. Bu da beni motive etti.” diye anlatıyor.

Eğitimi başarı ile tamamlayan Ünver Oral için artık bambaşka bir hayat başlar. Gölge oyunu, geleneksel Türk tiyatrosu hakkında daha da profesyonel olmak için kolları sıvar. İçindeki araştırma ve okuma isteğini durduramayan sanatçı, Cağaloğlu’nda bir yayınevinde bulduğu bir dizi Karagöz kitabı satın alır. Okudukça ufku da genişler. Oral, “Olayın içine girdikçe Karagöz’ün bağımsız bir sanat olmayıp gelenek tiyatromuzun bir parçası olduğunu anladım. Para kazanma amacıyla bu sanata başlamadığım için önce gelenek tiyatromuzu öğrenmenin gerekliliğine inandım. Meddahlık, orta oyunu gibi diğer dallara merak saldım. Gazeteleri takip ettim, ilgili kupürleri kestim. Bir süre sonra da bilgi birikimimi gazete ve dergilerde yazılar yazarak değerlendirdim. Ardından da gösterilere başladım.” diyor.


Üç Temel Özellik 

Peki, bu iki karakter gerçekten yaşadı mı? Haklarında pek çok rivayet dolaşan “Karagöz ve Hacivat” ikilisi gerçek miydi? Tartışmalı olan bu konu ile ilgili sanatkârın yorumu şu oluyor: “Karagöz ve Hacivat hakkında elimizde kesin bir bilgi yok. Haklarında pek çok söylenti dolaşmasına rağmen gerçekte bu iki şahsiyet yaşadı diyemiyoruz.”

Hayali Oral, beraberinde pek çok soruyu getirmesine rağmen Karagöz ve Hacivat ikilisinin halk tarafından benimsenmesinin nedenini ise geleneksel tiyatronun özelliklerine bağlıyor. Geleneksel tiyatronun üç ana özelliğinden bahseden Oral ve bunlardan ilkini; gösterilerin ana gayesi seyircileri güldürmek ve eğlendirmek olarak açıklıyor. Diğer bir özelliğinse açık tiyatro geleneği olduğunu söyleyen sanatkâr, “Bu tarz gösterilerde gösteriyi yapan ile seyirci arasında bir bağ kurulur. Yani oyunda karşılıklı atışmalar söz konusudur.” diye konuşuyor. Sanatçı son madde ile ilgili ise şunları kaydediyor: “Tuluat özelliği yani doğaçlama. Gösteriyi yapan metin ezberlemez. Birkaç defa okuduğu oyun üzerinde kendi kültür ve mizah yeteneğine göre eklemeler veya çıkarmalar yapar.”

Asya Kökenli Bir Sanat 

Orhan Gazi döneminde oynatıldığı bilinen Karagöz ve Hacivat, yavaş yavaş tüm Anadolu’ya yayılarak halkın bir dönemdeki yegâne eğlencesi hâline geldi. Gölge oyunu tekniğinin Anadolu’ya gelişi hakkında bir soru yönelttiğimiz Hayali Oral, bu konuda da net bir şey söyleyemediklerini ifade ediyor. Ancak dünya geneline bakıldığında gölge oyunları denince akla Asya ülkelerinin geldiğini, Avrupalıların ise bu sanatla çok sonraları tanıştığını anlatıyor. “Orta Asya mezarlarında yapılan kazı çalışmalarında elde edilen 5 bin yıllık eklemli kuklalar ise bu tezi doğrular nitelikte.” diyen Ünver Usta, Orta Asya topraklarında el ve ipli kukla ile gölge tiyatrosu olmak üzere iki gösteri şekli olduğunu belirtiyor.




“Türkler zengin Çinlilerin eğlencelerinde gelir, gölgelerle gösteriler yapar, seyircileri eğlendirirlerdi.” şeklinde Çin kaynaklarında geçen bir bilgiyi de bizimle paylaşan sanatçı, “Geleneksel halk tiyatrosu içinde Türklerin gölge oyunları ile ilgili münasebetleri çok eski ancak bizler Karagöz’e sahip çıkmada geç kaldık.” diyor ve şunları söylüyor: “Osmanlıda gölge oyunları günah mıdır, değil midir tartışmaları çok olmuştur. Öyle ki Şeyhülislam Ebusuud Efendi bile gelen şikâyetler üzerine; “İbret gözüyle seyretmek şartıyla karagöz oyununun meşruluğuna” dair fetva yayınlar.  O zamanlarda özellikle Avrupa’dan ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinden pek çok şarkiyatçının gölge oyunları için İstanbul’a gelerek para ile gösteri izleyip, yine para karşılığı sanatçılara oyunlar yazdırdıklarını, yazılı olanları ise satın aldıklarını biliyoruz. Ülkelerine döndüklerinde ise topladıkları tüm bu bilgileri kitap dizisi olarak yayınladılar. Biz de ise Karagöz’e dair tek bir kaynak bile bulunmadığı gerçeği ile yüzleşmek insanın içini acıtıyor.” şeklinde konuşuyor.

Karagöz’ün geliştiği ülkeler arasında özellikle Yunanistan’ın bulunduğunu söyleyen Ünver Usta, bunun sebebini de yine Osmanlı Devleti zamanında İstanbul’un her bir köşesinde oynatılan gölge oyunları olduğu görüşünde. İstanbul’un gelenek tiyatromuzun Karagöz dâhil tüm dalları için merkez olduğunu belirten sanatkâr, Rumların tarih kaynaklı Karagöz’ü tanıdıklarını ve bu geleneğini ülkelerine taşıdıklarını söylüyor. “Bizim geri plana attığımız Karagöz’ü onlar millileştirmeye isminden başlayarak Karagöz’e Karagiozis, Hacivat’a ise Hacivatis adını verdiler.” diyen Oral, Karagöz’ün Yunanistan’da devlet tarafından korunduğunun ve desteklendiğinin de altını çiziyor.

İlk Karikatür

Tasvirleri kendi çizen, gösteriler yapan ve geleneksel halk tiyatrosuna yarım asırdan fazla bir zamandır emek harcayarak bu konuda pek çok kitap yayınlayan Hayali Oral, Türk gölge oyununun tek temsilcisi olarak kabul edilen Karagöz oyunlarının günümüzde yok olmaya mahkûm sanatlar içerisinde değerlendiriyor. Bunu Karagöz ve Hacivat’ın ülkemizde tam anlamıyla tanınmamasına bağlayan Oral Usta, “Onlara bir kültür, eğitim, öğretim, sanat hazinesi gözüyle bakmak lazım. Karagöz ve Hacivat tasvirleri el sanatları dalında halk resminin temsilcisi kabul edilir. Dünyada ilk karikatür çizimleridir onlar. Biz bu zenginliğin farkına varamadığımız için gölge oyunlarına gerekli özen ve alaka gösterilmiyor.” diyor.


Geçmişte olduğu gibi bugün de pek çok Karagöz oynatıcısının Karagöz’ün değerini düşürmemek için hassas davranmadığını belirten sanatkâr, gölge oyunları ile ilgili bilinen en yaygın yanlışın argo kullanımlar olduğunu söylüyor. “Karagöz'de argo, müstehcenlik yoktur varsa da perdenin arkasına geçenin elinde ve dilindedir her şey.” şeklinde konuşan Oral, doğru bilinen yanlışlar yüzünden halkın Karagöz’e olan ilgisinin azaldığını ifade ediyor.

Seyretmesi Kolay Oynatması Zor

“Karagöz'ü perdeden seyretmek kolay ama oynatmak zor, önce gönül vermek lazım. Ben yıllarımı verdim hâlâ tam biliyorum diyemem.” ifadelerini kullanan Ünver Usta’dan bizimle iyi bir hayali olmanın sırlarını paylaşması istediğimizde “Her eline sopasını alan hayali değildir.” diyor. Ünver Oral, Karagöz oyunlarında gösteri ve tasvir olmak üzere iki aşama bulunduğunu, her bir alanın da kendi içinde farklı özellikler taşıdığına değiniyor. Gölge oyunlarının dışarıdan bakıldığında kolay görünen ancak işin içine girince hiç de öyle olmadığı anlaşılan bir dal olduğunun altını çizen Ünver Oral, “Öncelikle iyi bir hayali Türk halk tiyatrosunun tamamını bilmeli.” diyerek konuya şu sözleriyle açıklık getiriyor: “Karagöz'de, orta oyunu, mizah, Türk mizah edebiyatı,  şiir ve müzik vardır. Hatta şiirle örülmüş gösteriler bulunur. Dolayısıyla hayali, ‘Ben Karagöz oynatıyorum gerisi beni ilgilendirmez diyemez.”

Taşlar zamanla yerine oturacağı için hayalinin de sahne tecrübesinin olması gerektiğini vurgulayan Oral, “Mesela deneyimli bir hayali yaptığı bir espriyi tekrarlamayı bilir. Aksi halde yapacağı bir sonraki espri gürültüden dolayı duyulmayacaktır.” şeklinde konuşuyor. Tasvir ustasının ise bilgisinin yanı sıra resim kabiliyeti olması gerektiğini vurgulayan Hayali Oral, tasvir yapımcısına deri levhaların saydamlaştırılmış olarak geldiğini ve o levhalar üzerinde resim çalışmalarının yapıldığını söylüyor. Sanatkâr, her ne kadar tiplemeler kalıp üzerinde çalışılsa da resim ve boya yapmayı bilmeyen birinin tasviri bozabileceğini dile getiriyor.


Karagöz oyunlarındaki usta-çırak ilişkisinin önemine de değinen Ünver Oral, “Hayali; temsili seslendiren ve oynatandır ancak gösteri akışını sağlayan çıraktır.” diyor. Oral, “Oyunlarda muhakkak tef ve nareke ismi verilen düdükle efekt ve müzik verilir. Hayali zaten gösteri yaptığı için bu görev çırağa kalır. Ayrıca gösteri sırasına göre perde arkasına sıralanan tasvirlerin çırak tarafından oynatıcının eline tutuşturulması gerekir. Aksi halde hem oyunda aksamalar meydana gelir, hem de yeni ustalar yetişmez.”

Karagöz’e Yenilikler Kazandıran Bir İsim

Hayali Ünver Oral, gölge oyunlarına bir dizi yenilik kazandıran bir isim. “Karagöz ve kuklada değişiklikler yapmak istedim. Ancak acele etmedim neler yapabilirim diye düşündüm. Çünkü zaman ve mekânlar bunu gerekli kıldı.” diyen sanatçı hem tasvirlerde ve hem de perdede değişikliğe gitmiş.

Tasvirlerin orijinallerinde deri kullandığını belirten sanatkâr, bunun beraberinde birtakım dezavantajlar yarattığı çünkü deride hareketlerin kısıtladığını söylüyor. “Günümüzde büyük-küçük herkesin seyrettiği çizgi filmler çok hareketli. Eğer ben Karagöz ve Hacivat’ı sevdirmek ve yaşatmak gibi bir gaye içindeysem benim oyunlarımda da aynı hareket olmalı.” diyen sanatçı, “Bir fabrikanın deposunda bulduğum plastik levhalar üzerinde yaptığım çalışmalardan daha başarılı sonuç aldım. Tasvirleri kestim, boyadım böylece deride karşılaştığım problemleri çözmüş oldum.” diye anlatıyor.

Usta,  perde konusuna ise şöyle açıklık getiriyor. Eskiden daha küçük sahnelerde oyunlar sergilendiği için perde ve tasvir ebatlarının standart boylarda olduğunu, bugünse çok büyük salonlarda gösterilere çıktıklarını, dolayısıyla en arkada oturan kişinin sahneyi göremediğini söylüyor. Perde ve figürlerin sahne ebatına göre ayarlanması gerektiğini belirten Hayali Ünver Oral, ayrıca hem İngilizce hem de Türkçe perdeye ilk jeneriği yansıtan ismin kendisi olduğunu aktarıyor. Son olarak, perdeye güneş, bulut, çimen ve toprak gibi unsurlar da eklediğini ifade eden Ünver Oral, Karagöz’ü bozuyorsun diye eleştiriler aldığını ancak kendisinin bunlara kulak tıkadığını dile getiriyor.

Karagöz’ün Sağlık Üzerinde Etkisi Var

Sanatkâr, halk kültürünün en doğal halinin sahneye yansıması olan gölge oyunlarının bilmediğimiz bir yönünden daha bahsediyor bizlere: Karagöz ve kuklanın sağlık üzerinde etkisi. Oyunların doğaçlama olmasından dolayı beyindeki akışın insanın konuşma kabiliyetindeki eksiklikleri tamamladığını söyleyen Oral, bunun özellikle konuşma güçlüğü çeken kişilerde etkili olduğunu ifade ediyor. Ünver Oral, Ankaralı konuşma zorluğu çeken bir çocuğun Karagöz oynatırken normal konuşmasına şahitlik ettiğini anlatıyor.


“Karagöz’ün içinde dersler var, gerçek hayat var.” diyen usta sanatçı, geleceğin hayalilerinin bugünün çocukları arasından çıkacağının unutulmaması gerektiğini, onlara gereken imkânının tanınmasını diliyor. Okullardaki eğitimlerin de gölge oyunlarına ilgiyi arttıracağı düşüncesinde olan sanatçı, “Karagöz’e sahip çıkarsak öz benliğimizin en iyi örneklerinden biri olan gölge oyunları yok olmayacaktır.” diyor.

“Ben Bir Gün Gideceğim, Kitaplarım Hizmete Devam Edecek”

Hayali Ünver Oral hakkında yazının başında atölyesi için “gönüllü cezaevim” tabirini kullandığını yazmıştık. Elinde sayısız tasvir ve kuklanın yanı sıra çok değerli bir de kütüphane bulunduran Ünver Usta, tüm vaktini burada geçirdiğini söylüyor. “Ben buradan çıkarsam dikkatim dağılır, kafamı toplayamam.” diyen sanatkârın, “Cin İkizler, Küçük Kuklacılar, Karagöz Perde Gazelleri, Madalyalı Kuklacımız Talat Dumanlı” gibi geleneksel Türk tiyatrosuna armağan ettiği 70’e yakın kitabı bulunuyor.

“Ben bir gün gideceğim, ama arkamda kitaplarım kalacak ve onlar hizmete devam edecek.” diyen Ünver Usta, gösteri metinlerinde de edebi yönünü kullanarak oyunlarını kendi yazıyor. Hem büyükler hem de çocuklar için tiyatro oyunları ile sinema senaryoları da yazan usta sanatçı, hazır olan ancak yayınlanmayı bekleyen eserleri hakkında da bilgi veriyor: “Yunan Karagözü”, “Engelliler, Yaşlılar, Hastalar ve Gelenek Tiyatromuz”, “Resim Karikatür ve Gelenek Tiyatromuz”, “Karagöz Kukla ve Şiirleri”.

Sanatkâr, ilerleyen yaşına rağmen hâlâ ayda iki kez sahneye çıktığını belirtiyor. Çoğu zaman bu işi bırakmak istediğini ama her defasında çocukların kahkahalarının aklına geldiğini duygu dolu bakan gözleriyle dillendiren Ünver Oral,  “Sevgi ve ilgi olmadan bu işler yürür mü sanıyorsunuz.” diyerek çocukluk hayaline ve 55 yıllık mesleğine olan sadakatini ifade ediyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 1735 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK