Resim

Boğaziçi Ressamları ve Oryantalizm

  • #


Yazı: Mukadder ÖZDEMİR*

17 ve 18'inci yüzyılda Batı’da Osmanlı’nın tanınmasında, görevleri vesilesi ile İstanbul’a gelirken beraberlerinde ressamları da getiren elçilerin rolü büyüktür. Bu dönem elçileri politikanın ve ticaretin yanı sıra Batı’da sanatı da yönlendirdiler. Hemen her milletten insanın yaşadığı, renkli ve dinamik bir hayatın sürdüğü, arkeoloji ve sanat tarihi bakımından sayısız eserin yükseldiği Osmanlı İstanbul’u, Batılı seyyah ressamlar için bir cazibe merkeziydi. Resimleri ve desenleri ile İstanbul’u Avrupa’ya taşıyan ‘Boğaziçi Ressamları’, Batı’da o dönemin sosyal yaşamını etkilemesinin yanı sıra, resim tarihine de sayısız İstanbul manzarası bıraktı.

"Tanınıp unutulan değerlerinde, bizden çok önce ilerlemiş medeniyetlerinde insan ilişkilerini ve geleneklerini haksızca değerlendirdiğimiz bu insanlar, bize göre bugün geride kalmış olmalarına rağmen, medeniyetimizin atılım malzemelerinin çoğunu bize verdi." Sir David Wilkie

Batılıların Doğu’ya İlgisi ve Egzotik İstanbul Ortamı 

18. yüzyılda Avrupa’da Yakın ve Orta Doğu’ya karşı yeni bir ilgi başlamıştı. Bilinmeyen dünyalara ve egzotik ülkelere duyulan merak ile pek çok Avrupalı gezgin ve ibadet amacıyla gelen hacılar Osmanlı topraklarını ziyaret etmiştir. Bu ilgi gerek coğrafi konumu, gerekse Batı ile olan diplomatik ve kültürel ilişkilerin güçlenmesi dolayısıyla daha çok İstanbul’a odaklanmış ve Avrupa sanatçılarının en çok geldikleri ve resimledikleri Doğu kenti olmuştur. Dönemin Osmanlı sanat ortamına etkileri olan bu sanatçılar zamanla "Boğaziçi Ressamları" olarak anılmışlardır.




Batı’nın sömürgeci anlayışında Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli bir yeri vardır; sahip olmayı istediği Doğu’nun zenginliklerinin büyük bölümü hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’nun elindedir. Bu nedenle, Doğu ile Osmanlı İmparatorluğu büyük ölçüde aynı şeydir. Osmanlı İmparatorluğu 18. yüzyıl sonundan, 19. yüzyıl ortalarına kadar Doğu’nun politik, askeri ve ekonomik simgesi olmayı sürdürmüştür. İlginin yoğunlaştığı bu dönem İmparatorluk üzerinde de yenileşmelerin ve batılılaşmanın başladığı bir dönemdir. Yani bu dönemde Avrupa ülkeleri ile Osmanlı arasında karşılıklı bir ilgi yaşanmıştır diyebiliriz. İnsanı büyüleyen güzellikler bir yana İstanbul aynı zamanda cıvıl cıvıl kaynayan çok renkli kozmopolit bir şehirdir. İçinde Türkler, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıklar ile hemen hemen her milletten insan yaşamaktadır. Bu insanlar, değişik tipler ve kıyafetleri ile İstanbul’a eşsiz bir hava verirler.

Ayrıca üzerinde yaşadığımız toprakların, arkeoloji ve sanat tarihi bakımından zengin olması, Osmanlı ülkesinin alanının bu zenginlikleri barındırması, ülkemizi bir eski eser deposu haline getirmişti. Bu depo devletin pek çok derin sebeplere dayanan büyük ilgisizliği yüzünden yabancılar tarafından yağmalanmaya müsait ayrı bir cazibe oluşturuyordu. Osmanlı devrinde hükümdar iradeleri ile yabancılara hediye edilen veya kayıtsızlık yüzünden kaçırılan eserler bugün Batı müzelerinde belli başlı kıvanç kaynaklarıdır. Bu ortam Osmanlı ülkesinin cazibesini arttırıyor, yalnız sanatçılar için değil Batılı biraz varsıl her insanın ilgi alanı oluyordu.

Avrupalı Sanatçıların İstanbul Hayranlığı

Bu yıllarda İstanbul’un Avrupa bölgesi Galata’dan başlayarak Beyoğlu sırtlarına kadar uzanmaya başlıyor ve alternatif kent merkezinin ilk nüvesi oluşuyordu. Pera, Avrupalı nüfusun ve sanatçıların da yaşadığı bir merkez olmuştu. Batılının Osmanlı’yı tanımasında görevle İstanbul’a gelirken beraberlerinde ressamları da getiren elçilerin rolü büyüktür. Bu dönem elçileri politikanın ve ticaretin yanı sıra sanatı da yönlendirdiler. Doğu’ya olan bu yoğun ilgi Fransa’dan başlasa da en fazla sayıda seyyah ressamın İngiltere’den gelmiş olması muhtemeldir. İngiliz ekolü oryantalistlerinde kırk üçü tanınmış, yüz otuz yedi sanatçının adı geçmektedir.

İstanbul’da çalışan ressamların ve buraya gelen gezginlerin gezi anılarını resimlemek için çizdikleri desenler ülkelerinde baskı yoluyla çoğaltılmıştır. Hazırlanan albümler, “a la Turque” (Türk gibi) kıyafetlere ve göz kamaştıran Oryantal mimariye karşı bir tutku başlatmıştır. Bu dönemde İstanbul’da elçilikte ücretli sanatçılardan Van Mour, Liotard, Hilair, Carrey, Antoine de Favray ve Melling İstanbul’a gelip yerleşen “Boğaziçi Ressamları” olarak anılan güçlü sanatçılardır.

Boğaziçi Ressamları İstanbul’la Ölümsüzleştiler

Osmanlı İmparatorluğunun son yüzyıllarında gerçekleşmiş olan sanat hareketlerini incelemek söz konusu olduğunda Müslüman Doğu’nun, Hristiyan Batı karşısındaki yılgın halini ve 19. yüzyıl Osmanlı kültür hayatındaki temel dinamizmin Batılılaşma olarak cereyan ettiğini görüyoruz. Çeşitli bakış açılarına göre çok farklı anlamlar yüklenebilecek olsa da, yapılan resimler Osmanlı’nın bu dönemlerinin tek betimleri olması dolayısıyla da önem arz ederler. Günümüzde üretilen tarihsel filmlerin mekanlarını oluşturan bu resimler İstanbul aşığı bu sanatçıların elinden çıkmıştır. Yazımızın amacı biyografik bilgi vermek olmasa da, İstanbul sevdalısı olan, yaşamlarının önemli bir bölümünü İstanbul’da geçiren hatta hayatını bu şehirde tamamlayan sanatçılara ve önemli eserlerine değinerek onları analım.




Jean Baptiste van Mour

1699’da geldiği İstanbul’da resmi tabloların yanı sıra yaptığı çok sayıdaki portre ve İstanbul görünümleri ile ünlenmiş oryantalist bir ressamdır. Fransa Elçisi Comte de Ferriol tarafından İstanbul’a getirilen sanatçı başlangıçta, İstanbul’u ziyaret eden Avrupalılar’ın ülkelerine götürdükleri giysi resimleri yapmış; daha sonra elçi Ferriol’ün isteği üzerine Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en ilginç giysileri betimlediği 100 baskılık albümü hazırlamıştır. Bu albümü Paris’te büyük ilgi toplamış; yapıt Almanya, Fransa ve İtalya’da da yayımlanmış; Watteauve, Guardi gibi ünlü ressamlar albümden esinlenerek yapıtlar gerçekleştirmişlerdir.

Van Mour Boğaziçi ve İstanbul görünümleri de yapmıştır. Yüksek düzeyde Osmanlılar’la ilişki kuran ve Osmanlı yaşamına katılan sanatçının ünü giderek artmış; atölyesi saray adamlarının, elçilerin, memurların, seyyahların uğrak yeri olmuştur.

Zamanının büyük bölümünü kendi zevkine göre Boğaziçi, Marmara, Sarayburnu ve Adalar’ın görünümlerini yapmaya ayırmıştır. En ilginç tabloları saray törenlerini, elçilerin huzura kabul törenlerini ve ziyafetleri ayrıntılı biçimde belgeleyen resimlerdir. 1726’da “Kralın Akdeniz Ülkelerindeki Sürekli Ressamı” unvanını alan sanatçı 1737’de, İstanbul’da ölmüştür. Van Mour Patrona Halil İsyanı’na da tanık oldu. Patrona Halil’i arkadaşlarıyla betimlediği resim 18. yüzyıl Osmanlı tarihinin en ilginç belgelerinden biridir. Sanatçının İstanbul’la ilgili eserlerinden bazıları “Sarraf, Rum Düğünü, Açık Havada Eğlenen Rumlar, Arnavut Askerlerinin Portresi, Patrona Halil, Padişah, Türk Düğünü, Mevlevi Dervişlerin Yemeği ve Bentler” olarak sayılabilir.




Antoine-Ignace Melling

1795-1813 arasında İstanbul’da gerçekleştirdiği kent görünümleriyle ünlüdür. İstanbul resimleriyle ölümsüzleşen ressam Alman asıllıdır. 1795’te İstanbul’a yerleşerek 18 yıl boyunca Sultan III. Selim’in kız kardeşi Hatice Sultan’ın ressamı ve mimarı olarak çalışmış, İstanbul haritalarının yanı sıra kentin panoramik görünümlerini yapmıştır. Hatice Sultan’la fırtınalı bir aşk yaşadığı da söylenen Melling, İstanbul’da bulunduğu süre içinde kentin yüzlerce suluboya ve guvaş resmini yapmıştır. Doğu’ya karşı duyulan ilginin çok etkin olduğu bu dönemde Paris’e giden Melling, İstanbul resimleriyle ün kazanmış, bir süre sonra XVIII. Louis’nin resmi ressamı olmuştur. Sanatçının İstanbul’a ilişkin yapıtları “İstanbul’da ve Boğaziçi Kıyılarında Resimlerle Bir Gezi” (1969) adlı kitapta yayımlanmıştır. Döneminde efsane olan bu kitap, bir metin cildiyle 48 oymabaskıdan oluşan bir albümü kapsamakta, bu gün de önemli eserler arasında yer almaktadır. Sağlam bir gözlemci olan Melling’in ayrıntıcı üslubu resimlerinin belgesel yönünü güçlendirmiştir.

Jean-Etienne Liotard, I. Mahmut dönemi İstanbul’una gelmiş 1742’de ayrılmıştır. Başkentte kaldığı dört yıl boyunca pek çok portre çalışmasına karşılık İstanbul ile ilgili bir tek manzara resmi vardır. Liotart’ın Doğu ‘da geçirdiği yıllar sanatını derinden etkilemiş ve Avrupa’ya dönüşünde Avrupalı kadınları Osmanlı giysileriyle betimlemiştir. Egzotizmin büyük ölçüde düş gücüne dayandığı yıllarda o, çoğunluğun tersine, gerçek Türkler’i otantik giysileri ile betimlemiştir. Uzun yıllar İstanbul’da yaşadığı için, resimlerine yansıyan doğu yüzeysel değildir. O sadece İstanbul’da yaşamakla kalmamış, Osmanlı sanatını incelemiş ve minyatürlere ilgi duymuştur. Ayrıca kocaman sakalından ve Doğu giysilerinden vazgeçemediği için “peintre Turc” adıyla anılmıştır.

Antoine de Favray, kaçırılan Osmanlı kadırgasının iadesi sırasında bu gemiyle İstanbul’a gelmiştir. Dönemin Fransız elçisi sanatçıyı himayesine almış ve elçi için bu olayın anısını yaşatacak bir İstanbul panoroması ve büyükelçinin Sultan III. Osman tarafından kabul edilişini resimlemiş; elçinin eşinin Türk giysileri içinde portrelerini yapmıştır. Resimler, giysi ve aksesuarlarının işlenişindeki incelikle dikkati çeker. İstanbul’dan ayrılırken kendinden sonra gelen Fransız elçisine emanet etmiştir.

Oryantalizm Rüzgarları

Oryantalizm genel olarak doğu dünyasını konu alan resim türü olduğundan içinde İstanbul ve Boğaziçi konularını işleyen ve bu geleneği sürdüren pek çok sanatçı barındırmış birlikte anılmaları kaçınılmaz olmuştur. Bu akım gerçekte Batı ülkelerinde doğup gelişen bir akım olup, özellikle başlangıçta bir bilim dalı olmaktan çok, Avrupa’nın Doğu’ya dönük ilgilerinin tümünü kapsayan bir düşünüş ve davranış biçimidir. Aynı zamanda doğu dünyasını konu alan resim türü Oryantalizm olarak adlandırılmış, bu tür resimler hem batıda hem doğuda bu adla anılmış ve anılmaktadır.

18. yüzyıldaki egzotizm merakı ile bütün Avrupa’ya yayılmış olan ilgi 19. yüzyılda yaşanan siyasi olaylar, ekonomik ilişkiler, bilimsel ve arkeolojik araştırmalar (daha çok yağma amaçlı) ve romantizmin de etkisiyle Avrupa’da bir oryantalizm modasının doğmasına yol açmıştır. Ancak "Boğaziçi Ressamları’’ olarak tanınan ve 18. yüzyılda İstanbul’a yerleşen bir grup sanatçının dışında Oryantalizm dekoratif bir nitelikten öteye gitmiyordu.



Oryantalizm’in Siyasi ve İdeolojik Amaçları


Bazı kaynaklar oryantalist heyecan ve isteklerin 18. yüzyıldan itibaren Batılıların İslam dünyasının yaşam biçimine duyduğu ilgi ile hızla endüstrileşen batı devletlerinin gerek pazar, gerekse ham madde gereksinimi için açılımlar aramalarından kaynaklandığını yazar. Fransız ve İngilizlerin siyasi ve ticari amaçları onların Mısır ve Kuzey Afrika’da sömürgelere sahip olmasına, Yunan bağımsızlık savaşının son bulmasına, Mısır’da İngiliz desteği altında yarı özerk bir devlet kurulmasına, Osmanlı İmparatorluğu içinde gerçekleştirilen bazı reformlara, Bağdat Demiryolu ve Süveyş Kanalı gibi büyük yatırımlara yol açmıştır. Bütün bu siyasi olaylarda başrolü oynayan Fransa ve İngiltere anlamlı bir biçimde oryantalist resimlerin de başlıca üreticisi olmuştur.

Oryantalizm her ne kadar bir sanat hareketi olarak önem taşıyor olsa da batının doğuya bakış açısının önemli verilerini içinde barındırır. Bu konuda oldukça incelemesi bulunan Edward Said, oryantalizmi Avrupa’nın sömürgeciliğini haklı göstermeye ve sürdürmeye yarayan mekanizmanın bir parçası olarak görür. Gerçekten de bu ilgi yalnızca Doğu’nun büyüsüne kapılan edebiyatçıların, ressamların, gezginlerin yarattığı bir düş dünyası olmamalıdır. Amerikalı sanat tarihçisi Prof. Linda Nochlin de oryantalist sanatın siyasi ve ideolojik amaçları hesaba katılmadan doğru anlaşılmayacağı kanısındadır. Noclin’e göre oryantalist sanat birincisi, erkeğin kadına, ikincisi beyaz ırkın koyu ırka, kıyasla üstün olduğu varsayımına dayanan ideolojik bir temele oturur. Yazara göre bu ideolojinin en karekteristik temsilcisi Gérome ve onun “Yılan Oynatıcısı” adlı tablosudur.

Oryantalist ressamlar peyzajlar, portreler, hamamlar, harem gibi konuları resimlemişlerdir. Ancak mimari betimlemelerinde sıvası dökülmüş duvarlara, kırık çinilere kadar ayrıntıya girdikleri halde, hiçbir zaman yaşanan güncel olan gerçeği, çalışan işçileri, köylüleri, Kahire ve İstanbul’un sanayileşmiş kesimlerini tablolarına almamışlardır. Çünkü bunun nedeni, “Oryantalistlere göre Şark, tembel insanların yeridir, onlar kendi kültür zenginliklerine bile sahip çıkamazlar, bu nedenle bu pitoresk manzaranın güzelliğini belgeleyen batılı, onu takdir ettiği için bir kez daha Doğu'dan üstün duruma geçer ve onu tüketmeye hak kazanır.

Kendi başına geniş bir alanı olan oryantalizminin bölümlerine girmek derginin ve bu yazının sınırlarının ötesindedir. Ancak ansiklopedik ve bibliyografik bilgiler ile yetinmek de bize fikir vermekten uzaktır. Bazı konuları satırbaşları olarak ele almamız oryantalizmin farklı yönlerinden kaynaklanmaktadır. Örneğin Türk sanatı çalışmalarının bizdeki gelişiminde ve bilim alanında bağımsız bir sanat tarihi disiplini oluşumunda oryantalizm ve Türkoloji etkili olmuştur.



Oryantalist Ressamlar

Oryantalizm her şeyden önce bir Fransız resim türü olmakla birlikte, önce İngilizler, daha sonra da öbür Avrupalılar bu konuya yönelmiş, 1870’lere kadar Fransız ve İngilizler’in tekelinde bulunan oryantalist resim sanatı başka Avrupa ülkelerinin ve Rus sanatçıların da ilgi alanına girmiştir.


Fransa ve İngiltere gibi büyük sömürge imparatorlukları olmayan ülkelerde az sayıda oryantalist ressam yetişmiştir. Bunlardan İtalyan Bello, Zonaro ve Valeri en ünlü sanatçılardır. Ayrıca Maltalı Preziosi, Rus Ayazovski en ünlülerindendir. Bu ressamlar arasında bazıları İstanbul’a olan tutkuları ve Türk resmine sağladıkları katkılarla diğerlerinden ayrılır. Özellikle Preziosi ve Leonardo de Mango, İstanbul’a yerleşip hayatının sonuna kadar bu kentte yaşamışlardır. Aivazovsky resimlerinde büyük bir tutkuyla sevdiği İstanbul’u defalarca kez ele almış, şehre birçok kez gelmiştir. Guillemet İstanbul’da özel desen ve resim akademisi kurması ile önem kazanır. İtalyan ressam Zonaro 1874 yılında İstanbul’da çok sayıda resim üretmiştir. Günümüzde bile onun İstanbul sokak ve satıcılarını betimleyen resimlerinin baskıları, tecimsel dükkanlarda alıcısını beklemektedir. Türkiye’de ise Osman Hamdi Bey, Osmanlı yaşantısını ve tiplerini betimlediği tabloları ve hocası Gerome’un etkisini yansıtan üslubuyla oryantilizmin önde gelen temsilcisidir. Ayvazovski, Chelebovski, Zonaro, Guillemet gibi ressamların çalışma yöntemleri ve resimleri yeni sanat ortamının temel taşlarını oluşturmuş.



Gezgin Oryantalist Ressamların Birkaçı



William Bartlet

(Londra 1809, Mort Enmer 1854) Arap yarımadasında kutsal topraklarda bol bol resim ve deseni olan ilk İngiliz sanatçıdır. 1837 yılında Ortadoğu’dan İstanbul’ a geldiğinde, şehir coşku ile doluydu. Kendi yazdığı mektuplarından birinde duygularını “Şehir o kadar güzeldi ki, orada rüyada olduğumu düşünüyordum” şeklinde ifade etmektedir.



Sir Frank Brangwyn

( Bruges 1867- Sussex 1956); Ömer Hayyam’ın bir baskısı (yayın) için illüstrasyon bir seri gerçekleştirdi. Edvard Lear (Holloway 1812-İtalie 1888) Yakın doğudaki yolculuğunda yedi binden fazla kurşunkalemle eskiz ve suluboyalar gerçekleştirdi, atölyesinde iki bin suluboya tamamladı, değişik formatlarda eskizlerinden üç yüz yağlıboya, yüzden fazla taşbaskı gerçekleştirdi. Kurşunkalemle yaptığı eskizlerden yaptığı peyzajlarda dağlar ve kayalar suluboya da yağlıboya da olsa gerçek şaheserlerdir. İstanbul’dan ve gittiği her yerden pek çok eskiz ve resim yaptı. 1858’de İstanbul’a geldiğini Eyüp’ten yaptığı resimden de anlıyoruz.



John Frederick Lewis

(Londres 1805- Walton 1876); Lewis’in resimleri konusunda John Ruskin “Sanat tarihinde asla bulunmayan tamamen bağımsız bir eser” diye yazdı. Babası on üç yaşından beri oğluyla gravür çalıştı. Sonra İstanbul’u izledi ve orada da bir yıl kadar kaldı. Resimleri kozmopolit şehrin insan çeşitliliğini ve camilerin büyüsünü gösteren çağın resimleridir. Kahire’ye gitti ve orada da soylu bir Osmanlı gibi yaşadı. 1850’de Kahire’de son yılını geçirdi. Bugün bile geçerli görünen trasparan bir teknikle harem resimleri gerçekleştirdi. 1851’de büyük bir başarı ve ün ile anıldı.




Arthur Melveille East Linton

1855- Witley, Sussex 1904); suluboya tekniğinde açık havada Empresyonist resimler yaptı. Uzun bir doğu seyahatinden sonra Diyarbakır’danİstanbul’a doğru yola çıktı. Diyarbakır’a ulaşana kadar başından geçen tehlikeli olayları anlatır.1990’de her yerde çağının ünlüsü olmuştu. Tuval üzerine yağlıboya enteriyör çalışmalar ve açık havada empresyonist suluboyalar çalıştı.



Sir David Wilkie

(1785-Denizde ölüm 1841); “Cami Avlusunda İki Türk Kadına Mektup Okuyan Yazar” gibi yağlı boya resimleri günlük hayattan gerçekleştirdi. Yazık ki İstanbul’a kötü bir dönemde Ekim 1840’da vardı.... Wilkie askeri harekat boyunca birçok ay İstanbul’da beklemek zorunda kaldı, çünkü kutsal topraklar erişilmezdi. Mükemmel olduğu düşünülen bazı eserleri bu günlerde boyadı. İstanbul’dan yazdığı ”Tanınıp unutulan değerlerlerinde, bizden çok önce ilerlemiş medeniyetlerinde insan ilişkilerini ve geleneklerini haksızca değerlendirdiğimiz bu insanlar, bize göre bugün geride kalmış olmalarına rağmen, medeniyetimizin atılım malzemelerinin çoğunu bize verdi.” ifadesinden Batı'nın Doğu'ya yaklaşımını eleştirdiği anlaşılmaktadır. Savaşın sonu Wilkie’nin Kudüs’e yolculuğuna devam etmesine izin verdi, dönüş yolculuğunda, Wilkie hastalanıp öldü ve cesedi denize bırakıldı. İstanbul’un birçok desen ve eskizleri ölümünden sonra yayımlandı.



Oryantalizm’in Sonu

1798’de Napoleon’un Mısır seferiyle başlayan ve 1914’te I. Dünya Savaşı ile son bulan Oryantalist resim akımı, aslında belli bir okul oluşturmaz; çünkü bu resimler birbirlerine üslup yönünden çok, tematik bakımdan bağlıdır. Oryantalist konulu resimler 19. yüzyıl boyunca Paris’teki resmi salon sergileri, Londra’daki Kraliyet Akademisi gibi resmi kurumları ve bazı özel galeri sahiplerinin çabalarıyla, uluslar arası sergilerin ve baskı albümlerinin yaygınlaşmasıyla bütün Avrupa ve ABD’de, hatta Yakındoğu ülkelerinde aranmaya başlanmıştır. Endüstri Devrimi’yle ortaya çıkan sanayiciler ve bankerler, oryantalist resimlerin başlıca alıcısı olmuş ve böylece antik koleksiyonlar yeni bir boyuta taşınmıştır; ilk özel koleksiyonculuk da böylece başlamıştır.

Bu resimlerde bir üslup birliğinden söz edilmese de, oryantalist ressamların pek çoğu genelde dönemlerinin akademik tarzında çalışmaktaydı; dolayısıyla bu resimlerin büyük bir bölümü akademizm gözden düşünce önemini yitirmiş ve ancak 1970’lerden bu yana yeniden ilgi odağı olmuştur. Oryantilizmin son bulmasındaki son etkenlerden biri, turizm ve fotoğrafçılığın yaygınlaşması, öbürü ise Doğu ülkelerindeki Batılılaşma hareketlerinin yavaş yavaş p itoresk y aşamı b ozmaya başlamasıydı. Bu iki olgu Doğu’nun Avrupalılar için gizemini yitirmesine neden olmuştur.

Osmanlı topraklarında eser veren bu büyük ustaların teknikleri ve oluşturdukları sanat talebi, çağdaş Türk resminin ilk kuşağının yolunu açmakta etkili olmuştur. Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyit, Halil Paşa ve Hoca Ali Rıza; ortaya koydukları büyük performansa fırsat sağlayan saray desteğini, kısmen de olsa bu sanatçıların çalışmalarına borçludur.

Bu yüzyılda Osmanlı sanatının yeni bir evreye girdiği açıktır. Sanatın kendinden çok sanatçı yeni bir dünyaya adım atmıştır. Artık Osmanlı sanatkarı güçlü veya zayıf olsun, Avrupa sanatının içinde mütalaa edilecektir.



*Sanat Eğitimi Uzmanı Emekli Öğr. Gör.

DİPNOTLAR 1) Necla Aslan, Gravür ve Seyahatnamelerde İstanbul, İstanbul, 1992, 20, 2) Ahmet Mumcu, Eski Eserler Hukuku ve Türkiye, AÜHFD, XXVI, Ankara, 1969, 46, 3) Gerald M. Ackerman, Les Orientalistes de L’ecole Britannıque, Paris, 1991, 12 4) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z. İnankur, YEM yay. İstanbul, 1997, 1300 5) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z. İnankur, YEM yay. İstanbul, 1997, 1196 6) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z. İnankur, YEM yay. İstanbul, 1997, 1112 7) Selçuk Mülayim, Sanat Tarihi Metodu, Bilim Teknik Yay. İstanbul, 1994,.120 8) S. Başkan , Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Resim,Ankara, 1997, 16 9) S. Germener- Zeynep İnankur,Oryantalizm ve Türkiye 1989,18,19 10) S. Başkan, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Resim,Ankara 1997 , 18 11) İ. Aksüğür Osman Hamdi’ye Çağının Zihniyeti ve Estetik Değerleri Açısından Eleştirel Bir Bakış Yeni Boyut s.21 Mart 1984, 13 12) Z. İnankur Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi C.3, 1390 13) Pelin Şahin Tekinalp Batılılaşma Dönemi Duvar Resmi, Türkler Ans. C15, 449- Z. İnankur,XIX. Yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’a gelen yabancı sanatçılar 1993, 75 14) 1799’da Fransızların Mısır’ı işgal girişiminin İngiliz donanmasının yardımıyla engellenmiş olmasının coşkusu 15) Gerald M. Ackerman, a, g, e, 40 16) Gerald M. Ackerman, Les Orientalistes de L’ecole Britannıque, Paris, 1991 , 48 17) Gerald M. Ackerman , a,g,e,169 18) Gerald M. Ackerman, a,g, e, 186 19) Gerald M. Ackerman a, g, e,216 20) Gerald M. Ackerman a, g, e,304 21) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi Cilt 2 Koleksiyonculuk, Zeynep Rona YEM yayınları, 1997, s. 1034 22) Z. İnankur Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi C.3 s. 1390 23) İlber Ortaylı, Aslında En Kötü Oryantalistler Bizleriz, Sanat Dünyamız sayı 73, 1999 s.7 KAYNAKLAR 1) AHMET, Mumcu Eski Eserler Hukuku ve Türkiye, AÜHFD XXVI, Ankara, 1969 2) AKSÜĞÜR, İpek, ‘’Osman Hamdi’ye Çağının Zihniyeti veEstetik Değerleri Açısından Eleştirel Bir Bakış’’ Yeni Boyut , Sayı 21, Mart 1984 3) ASLAN, Necla Gravür ve Seyahatnamelerde İstanbul, 1992 4) BAŞKAN, Seyfi, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Resim, Ankara, 1997 5) Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Z.İnankur YEM Yay. İstanbul, 1997 6) GERALD, M.Ackerman, Les Orientalistes de L’ecole Britanique, Paris,1991 7) GERMENER, S.- İNANKUR, Oryantalizm ve Türkiye, 1989 8) MÜLAYİM, Selçuk, Sanat Tsrihi Metodu,Bilim Sanat Yay. İstanbul ,1994 9) TEKİNALP ŞAHİN, Pelin , Batılılaşma Dönemi Duvar Resmi, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 15


İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 2067 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK