Kaligrafi

Çizgilerle Sesleniş

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE

Kaligrafi ve Hüsn-i hat sanatları ayrı ayrı kuralları ve incelikleri bulunan iki yarı disiplindir. Ülkemizdeki anlamıyla kaligrafi ile hat sanatı birbirlerine karşılıklı iki pencereden bakan iki güzel gibidirler. Bu iki güzelin temelde birleştikleri nokta ise tarih boyunca hep dini sâiklerle ve dini metinleri en iyi biçimde yazabilme endişesiyle gelişmiş olmalarıdır. İslam dünyasında olduğu gibi Batı'da da en iyi yazı sanatçıları genellikle manastırlarda yetişmiş ve yaşamışlardır. Batı'da Orta Çağ’dan kalma en güzel yazı örnekleri kutsal metinlerin yazıldığı kitaplarda görülmektedir.

Nûn, Ve'l-Kalemi ve Mâ Yesturûn

Nun, kaleme ve satır satır dizdiklerine and olsun. (Kalem sûresi 1. âyet)

"Yazıya yemin olsun" diyor bizi Yaradan. Yazıyla kalıcı kılıyoruz her sözü. Yazıda kalp atışları var insanoğlunun. Asla inkâr edilemeyecek bir imzadır insanın yazdığı her harf. Yazmak bir çizgi takibidir; yazmak görünmezi görünür kılma eylemi.  Yazı bir hayal aksidir; yazı çizgilerle sesleniş…

Sanatçı için çok basit üç malzemeyle yapılan, dış dünyaya bağlı olmadan, soyut sanatın zirvesinde eserler üretilebilen bir özgürlük meydanıdır yazı sanatı. Hayatı kaydetmek adına icad edilmiş basit yazılardan ilahi metinleri en güzel yazabilme gayreti ve ibadet şuuruyla sanatların en üst seviyesine çıkarılmış en kadim sanattır.

Çizginin insan iletişiminde kullanıldığı ilk günden bugüne kadar değişik coğrafyalarda değişik alfabelerle pek çok yazı zuhur etmiştir. İnsanoğlu düşüncelerini, hislerini, anlaşmalarını, sevdalarını, destanlarını, tarihlerini, sanatlı sözlerini, dini metinlerini hep bu fiil ile kalıcı kılmıştır.

Yunanca kallos (güzel) ve graphos (çizgi) kelimelerinden bileşik kelime olarak kullanılan kaligrafi, temelde iki malzemeyle kalem-fırça ve boya ile çeşitli zeminlere (taş, deri, kâğıt vb.) güzel yazı yazma sanatının adıdır.

Batı dillerinde kaligrafi, genel bir adlandırma olup Çin kaligrafisi, Latin kaligrafisi, Arap kaligrafisi vb. değişik alfabelerin güzel yazı sanatlarına isim olarak kullanılmaktadır.




Asırlar boyu hat sanatında menendi olmayan güzide hattatlar yetiştiren aziz milletimizin toplumsal hafızasında güzel yazı yazma sanatı olarak hep "Hüsn-ü Hat" kelimesi yaşaya gelmiştir. 1928 yılında yaşadığımız büyük kırılma ve değişim sonucu kabul edilen Latin alfabesiyle birlikte Kur'anî alfabe terk edilmiş asırların birikimiyle olan bağ ne yazık ki, bir anda koparılmıştır. Günümüzde kendi öz alfabelerinin yanında Latin alfabesini de rahatlıkla kullanan pek çok millet varlığını devam ettirmekte ve global dünya ile uyum içinde yaşamaktadırlar. Artık tarihe mal olan bu durumu sorgulamak bir şey kazandırmayacaktır. Kullandığımız bu alfabeyi de kadim yazımız gibi en güzeliyle yazma gayreti içinde olmak yaptığı her işi en güzel biçimde yapmakla mükellef olan bizler için kaçınılmazdır.

Yakın zamana kadar toplumda rahat anlaşılabilmesi için yazı sanatlarının hepsine "hat sanatı", icracılarına da "hattat" denilmekteydi. Ancak birbirlerinden tamamen farklı bu iki yazı disiplinini ifade etmek adına "Kaligrafi" ülkemizde son yıllarda yalnızca Latin alfabesiyle güzel yazı yazma sanatı olarak kullanılarak epeyce yerleşmiştir. Ülkemizdeki anlamıyla kaligrafi ile hat sanatı birbirlerine karşılıklı iki pencereden bakan iki güzel gibidirler. Her ikisinin de ayrı ayrı kuralları ve incelikleri mevcuttur. Bu iki güzelin temelde birleştikleri nokta ise tarih boyunca hep dini sâiklerle ve dini metinleri en iyi biçimde yazabilme endişesiyle gelişmiş olmalarıdır. İslam dünyasında olduğu gibi Batı'da da en iyi yazı sanatçıları genellikle manastırlarda yetişmiş ve yaşamışlardır. Batı'da Orta Çağ’dan kalma en güzel yazı örnekleri kutsal metinlerin yazıldığı kitaplarda görülmektedir.

Yazı dediğimizde günümüzde iki farklı yazı oluşturma biçimi ifade edilmektedir. İlki çeşitli dijital makineler yardımıyla dizilerek baskısı yapılan, ikincisi ise bizzat insan eliyle çeşitli malzemelerle yazılmış el yazılardır. Gutenberg'in 1440 yılında hareketli harflerle yazıyı kâğıda basmayı başardığı matbaanın icadına kadar yazılar hep el ile yazılıyorlardı. Bu tarihten itibaren matbaada basılmak üzere harf tasarımları yapılmaya başlandı ve günümüze kadar binlerce yazı yüzü (font) tasarlandı. Bu tasarlama ve uygulama işleminin adı "Tipografi" olarak kaligrafi sanatından ayrılmaktadır. Ancak ister tipografi olsun ister kaligrafi hepsinin temelinin Latin alfabesinin temel anatomik bilgisini kullandığı unutulmamalıdır.

Matbaanın icadıyla etkisini kısmen yitiren kaligrafi her zaman önemli ve ayrıcalıklı yerini toplum içinde muhafaza etmiştir. El ile yazılan yazılarını "Pratik yazı" ve "Teknik yazı" olarak iki kısıma ayırmak mümkündür. Pratik yazı hepimizin ilkokuldan itibaren öğrendiği gündelik hayatta kullanılan özensiz, rastgele ve estetik kaygı taşımayan aceleyle yazılmış yazılardır. Teknik yazı ise özel alet ve malzemelerle ölçü, denge ve kuralına bağlı olarak özenle, dikkatle yazılan estetik yazılardır. İnsanlık tarihiyle başlayan yazının macerası, mağara resimlerinden resim yazıya (piktogram), resim yazıdan fikirlerin karşılığı olan işaret yazıya (ideogram), oradan hece yazıya (fonogram) ve nihayet seslerin yazımı olan Akrofoni'ye insanlık ulaşmıştır. Akrofonik yazıda Fenikelilerin katkısı yadsınamaz bir gerçektir. Yazı Fenikeliler eliyle deniz aşırı olarak önce Yunanistan'a geçmiş, orada Yunan alfabesini oluşturmuş, akabinde Latinlerin elinde Roma'da bugün bütün Batı dünyasının kullandığı alfabe ortaya çıkarılmıştır.

Olgun örnekleri Milattan Önceki asırlarda görülen Latin alfabesi, tarihi 2000 yıldan fazla zamana dayanan köklü bir yazıdır. Tarihi gelişimi içinde sırasıyla milattan sonra I-IV. asırlarda kullanılan ve genelde taş üzerine oyularak yazılan ve tamamen büyük harflerden oluşan "Romen Kapital"ler alfabenin temelini oluştururlar. Bu yazıyı kare formlar içinde yazılan "Square Kapital"ler takip etmiş, zaman içinde daha seri yazılabilmesi için "Rustic Kapital"ler ortaya çıkmıştır. Bu aşamada yazıda büyük bir devrim olmuştur. Hızlı ve okunaklı yazabilme endişesiyle Roma'da ortaya çıkan "Roman Uncial" yazı oldukça gösterişli bir yazıdır. Okumayı geliştirmek adına arayışlar büyük harflerin aşağı ve yukarı uzantılı hallerinin yorumlanmasıyla devam etmiştir. "Majiskül Cursive" denilen bu yazı da dâhil olmak üzere o devirde yazı hâlâ büyük harflerden oluşmaktaydı. "Roman Half Uncial" yazının ortaya çıkmasıyla küçük harfler de tarih sahnesindeki yerini almaya başlamıştı. Kral Şarlman devrinde ortaya çıkan "Karolenj Minisikül"lerinde ilk kez kalem ucu eğik tutulmuş ve kelime aralarında boşluk bırakılarak çok daha rahat bir okuma sağlanmıştı. Ortaçağın gotik dünyasında ortaya çıkan "Gotik" yazı ise dört ana karakterde toplanmaktadır: Textur, Rotunda, Schwabacher, Fraktur.


"Doku" anlamındaki Textur yazı dik, sıkışık ve lekelerin yoğunlaşıp adeta bir doku oluşturduğu yazılardır. Gutenberg'in matbaasında basılan ilk kitap olan İncil de gotik yazı yüzlerinin temelini oluşturan Textur karakteriyle basılmıştı. Gotik yazı eğitimine Textur'la başlanması diğer gotik yorumları daha rahat kavranabilmesini sağlayacaktır. Textur'dan sonra dönüşleri yuvarlatılmış nispeten daha yumuşak olan Rotunda yazı veya biraz daha hareketli bir gotik olan Schwabacher yazılar öğrenilebilir. Son olarak kemik kırığı anlamındaki Fraktur yazı bugün için en çok yazılan ve yorumlanan gotik karakter olarak görünmektedir. Fraktur yazıda dikey çizgilerdeki kıvrılma ve kırık birleşmeler kreatif yazılar için çok güzel imkanlar sunmaktadır.

1. asrın başlarında İtalyan hümanistleri karolenj miniskülleriyle yazdıkları yazılarla sert karakterli gotik yazıdan uzaklaşmışlar ve zamanla "Hümanistik Miniskül" yazıyı ortaya koymuşlardır. Daha sonraları Latin el yazısının ve kaligrafinin temelini oluşturan bu yazıyı pek çok ülke kullanmış ve kendine has tavırlı yazılar türetmiştir. Bu farklı el yazılarından öne çıkan en önemli yazı İngilizlerin XVIII. asırdan itibaren geliştirdikleri Anglez (coopperplate) yazı cinsidir.

XIX. asırda Batı'da kaligrafiyi canlandıran W. Morris olmuştur. Morris, Edward Johnston'ı etkilemiş, Johnston kendi yaptığı kalemlerle eski yazmaları yazmayı öğrenmiştir. Wiliam Graily Hewitt, Eric Gill, Bruce Rogers, Herman Zapf gibi usta kaligraflar bu sanatı modern dünyaya tanıtan önemli isimlerden birkaçıdır.

Günümüzde yazı eğitimlerinde öğretilen belli başlı yazıları şöyle sıralayabiliriz:

Temel büyük ve küçük alfabe:

Genişi, darı ve italiği sırayla öğretilir ve alfabenin tüm anatomik yapısı burada öğrenilir.

İtalik (Hümanistik-Tırnaklı) Yazı:

En çok tercih edilen yazı cinslerindendir. Kıvrımlı, estetik bir yazıdır. Sanatlı yazı için çok uygundur. Italik oldugu gibi dik de yazılır.

Gotik Yazı:

Tarihten gelen hemen bütün formlarıyla çalışmalar yapılmaktadır. Ancak özellikle Fraktur çok tercih edilmektedir.

Cooperplate (Anglez) Yazı:

Özel esnek tarama uçlarıyla yazılmakta olup İngiliz yazısı olarak bilinir. Cooperplate, Spencarian, Off Hand gibi alt kollara ayrılırlar.

Kapital Yazı:

Kalemin yanında yaygın olarak fırça ile de yazılan yazılardır.

Serbest Yazılar:

Her türlü malzemeyle ve her türlü yazı çeşidiyle yapılabilen kreatif yazı çalışmaları. Buradaki "Serbest" kelimesi rastgele anlamında asla değildir. Aksine serbest yazılar kurallı yazılara göre dengelisinin çok daha zor yapıldığı yazılardır.


Bir yazı sanatçısı yukarıda sayılan bütün yazılarda mahir olabilir veya tek biri ile de eserler verebilir. Ancak temel alfabe anatomisini öğrenmeden hiçbir yazı yazılamaz. O yüzden temel alfabe çalışması yazı eğitiminin en zor ve uzun eğitim sürecidir. 1928 yılından sonra Türkiye'de kaligrafi ihtiyacı dönemin ünlü hattatları eliyle karşılanmaya çalışılmış, Merhum Halim Özyazıcı, merhum Hamid Aytaç gibi büyük hattatlar maharetle yeni yazıyla da eserler vermişlerdir. Zaten bir hattat için kaligrafi yazmanın ne kadar kolay bir iş olduğu, bu zevatın hiç meşk etmediği halde yalnızca bakarak nasıl ustalıkla yazdığı görüldüğünde rahatlıkla anlaşılmaktadır. Merhum Halim Özyazıcı'nın şöyle dediği rivayet edilir: "Ecnebi memleketlerinde bizim yazımızı bizden âlâ yazan bulunmaz diye iftihar ederlermiş. Gelsinler de görsünler onların yazılarını onlardan daha güzel yazdığımızı".

Cumhuriyetin ilk yıllarında Almanya'ya cilt öğrenmek üzere devlet tarafından yollanan merhum Prof. Emin Barın orada cilt sanatı yanında kaligrafiyi de öğrenmiş ve daha sonra hoca olarak vazife yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmiştir. Pek çok yazı sanatçısı ve tasarımcısının yetişmesine vesile olan ve bu anlamda velût bir ömür süren hoca merhumun talebeleri arasında sayısız kaligrafik eser veren, Atatürk'ün meşhur imzasını tasarlayan, Kur'ân-ı Kerim meali, Yunus Emre Divanı, Atatürk'ün Nutuk'u gibi önemli kitapları el ile yazan Etem Çalışkan, Mimar Sinan Üniversitesi öğretim üyelerinden İlhami Turan, dostları tarafından "Yazı yazmak için yaratılmış adam" olarak anılan rahmetli Yılmaz Özbek, cilt sanatımızın duayen ismi İslam Seçen, ürettiği fontlar literatüre geçmiş büyük tipograf ve yazı tasarımcısı Abdullah Taşçı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümü hocalarından fakirin de Kaligrafi Hocası Hattat M. Savaş Çevik en önemlilerindendir.

Akademik çalışmalar devam ederken 1980'li yıllardan itibaren yeni bir yazı akımı doğmaya başlamıştır. Tamamen bu toprakların kendi ihtiyacından doğan bu akımda gelişkin olmayan harflerle bol süslemeli, dekoratif amaçlı yazılar görülmeye başlanmıştır. Sinan Sinangil'in ortaya koyduğu hat sanatına öykünerek eskizsiz, girift ve istifli yazdığı bu yazı kısa zamanda büyük rağbet görmüş ve hızla yayılarak Türkiye'de kaligrafinin geniş kitlelere yayılmasında etkili olmuştur. Bu gün pek çok insanın kaligrafiyle uğraşmasına vesile olan bu akım milletimizin hat sanatına olan özleminden beslenerek devam etmiştir. Türk müziğindeki Arabesk müzik gibi toplumun ihtiyaçlarından doğan bu yazı akımına  "Turkish Kaligrafi" denilse yeridir.

Güzel yazı yazmak bu milletin genlerinde zaten kodludur. İster soldan sağa, ister sağdan sola. Dün sağdan sola bugün hem sağdan sola, hem de soldan sağa. Hangi yönde olursa olsun yazının her türlüsü kutsaldır.  Yeter ki, düzgün örnekler görüp doğru kaligrafiyi öğrenebilecek imkânlar oluşsun.


Tüm sanatların temelinde var olan kuralları yalın ve en güçlü bir şekilde kullanan yazı sanatı, toplumlarda canlılığını en fazla muhafaza eden sanat dalıdır. Ülkemizde de yazı sanatına olan ilgi son yıllarda inanılmaz bir hızla yükselmektedir. İSMEK olarak geniş branş yelpazemize yedi yıl önce küçük iki sınıf olarak ilave ettiğimiz kaligrafi, İstanbulluların gönlündeki güzel yazma aşkını gerçeğe dönüştürecekleri bir eğitim kurumu olarak muazzam ilgi görmüş ve bugün yüzlerce müracaatın olduğu, temel, tekamül, ihtisas sınıflarıyla akademik bir yazı eğitiminin verildiği ve tüm ülkeye model oluşturan bir güzel yazı öğrenme merkezi hüviyetine kavuşmuştur.

Son yıllarda gerek belediye kursları gerekse özel dersler sayesinde doğru kaligrafi eğitimi hızla yayılmaktadır. Ayrıca Türkiye'de yazı sanatıyla meşgul olanlar kaligrafi adına tüm dünyada olup bitenleri anında takip edebilmekte ve bol görsel kaynağa da ulaşabilmektedirler.

Büyük bir medeniyetin varisleri olarak bizler sanatın temel kuralları içinde, kaligrafinin anatomik yapısından taviz vermeden kendimize has yeni kaligrafik yorumlar yapabilecek her türlü kabiliyete ve birikime sahip bir milletin evlatlarıyız. Kaligrafide henüz emeklediğimiz düşünülebilir. Ancak sahip olduğumuz yazı mirasımızla kısa zamanda çok önemli mesafeler kat edeceğimiz ümidini hep taşıyoruz. Su akacak ve yatağını elbet bulacaktır.

*İSMEK Kaligrafi Zümre Başkanı  

İSMEK El Sanatları Dergisi 21 İNDİR

Bu yazı 2632 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK