Kitabe

Millî Hafızamız Kitabeler

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Mimari yapıların üzerinde yer alan kitabeler, her biri birer sanat eseri olmasının yanı sıra ait oldukları döneme dair pek çok bilgiyi muhafaza ediyor. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Ali Rıza Özcan, kitabeler için, “Kültürün zaman içerisinde gelecek nesillere taşınmasına yarayan en önemli belgelerden biri… Millî hafızamız.” diyor. Günümüzde kitabe geleneğinin eskisi kadar yaygın olmadığını söyleyen Özcan, millet olarak estetik yönümüzün köreldiğini ve ciddi şekilde erozyona uğradığını düşünüyor. Özcan, kitabelere uygulanan çoğu restorasyon işlemi için de “restorasyon cinayeti” benzetmesinde bulunuyor.

“Kültürün zaman içerisinde gelecek nesillere taşınmasına yarayan en önemli belgelerden biri… Millî hafızamız.” Kitabeler hakkında söylenen bu söz, “İstanbul’un 100 Kitabesi” adlı çalışmanın müellifi Ali Rıza Özcan’a ait. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde hat dersleri veren Yardımcı Doçent Ali Rıza Özcan’ın kitabında, aralarında Süleymaniye Camii, Dikilitaş, Firuzağa Camii kitabeleri ile Sultan III. Ahmed Çeşmesi ve Sebili kitabesinin de bulunduğu İstanbul’daki yüz kitabe hakkında görseller ve bilgi notları yer alıyor.

Yrd. Doç. Ali Rıza Özcan’ı, “İstanbul’un 100 Kitabesi”nden hareketle, tarihe tanıklık eden kitabeler hakkında bilgi almak üzere Mimar Sinan Üniversitesi’nde ziyaret ettik. Hemen her gün çoğumuzun gözümüze çarpan ve her biri birer sanat eseri olan kitabelerle ilgili, nerelerde bulunduğundan yazı biçimine ve diline, kültürel değerinden restorasyonuna kadar merak ettiğimiz pek çok soruyu yanıtladı.


Özcan’ın verdiği bilgiler ışığında ilk olarak kitabenin ne olduğuna değinelim. Arapça “ketebe” kökünden türeyen kitabe, “yazılı belge” anlamına geliyor. Mimari yapılar ve eserler üzerinde yer alan ve bulunduğu yapı veya eser hakkında bilgi veren tarihi kaynaklar olan kitabeler, bulundukları mekâna dair pek çok bilgiyi yüzyıllar sonrasına taşıyor.

Mermer, taş, ahşap yahut çini üzerine kabartma yazı şeklinde uygulanan ve genellikle yapıların kapı üstleri gibi dikkat çeken, görülür yerlerine konulan kitabeler, yüzyıllar sonra bize o yapının kim tarafından, kaç yılında yapıldığını ifade etmesi bakımından âdeta yapıların kimlik kartı görevini üstleniyor. Ali Rıza Özcan’a göre kitabeler, ait oldukları dönemin diliyle ilgili de bize çok önemli bilgiler veriyor. “Sözgelimi bir çeşme kitabesinden, o dönemin diliyle ve yazı sanatıyla alâkalı çok önemli veriler elde edebiliyoruz.” diye konuşuyor usta hattat.

Dil bahsine değinmişken, kitabelerde umumiyetle hangi dilin kullanıldığından söz etmemek olmaz. Özcan’ın anlattığına göre, Osmanlı’nın erken dönemlerine ait eski kitabelerde Arapça umumiyetle tek başına kullanılmış. Bunun yanında mesela Çinili Köşk’ün kitabesinde hem Arapça’nın, hem Farsça’nın bir arada kullanıldığını görmek mümkün. 17. yüzyıldan sonra ise talik yazı işin içine girdikten sonra kitabelerde daha çok Türkçe’nin kullanıldığı görülüyor. “İstanbul’da Farsça kitabe noktasında Vefa Haziresi’nde, Ebu-l Vefa’nın türbesinin üzerinde Farsça bir kitabe gördüm. Birkaç kitabe daha vardır belki, ama Farsça kitabe İstanbul’da yok gibi. Kitabeler umumiyetle Arapça yazılmış. Mezartaşı kitabelerini de sayarsak Türkçe kitabeler öne çıkıyor.” diyor.


Dilin ve Yazının Gelişimine Işık Tutuyorlar

Kitabelerde hangi hat çeşidinin kullanıldığı hususuyla ilgili de bilgi veren Özcan, uygulandığı dönemin yazı anlayışına göre sülüs sülüs, celî sülüs, divanî, kûfî, nadiren de talik yazı kullanıldığını ifade ediyor. Osmanlı’da son dönemde özellikle 18.-19. asırda talik yazının daha çok kullanıldığını belirten Özcan, bunun sebebini, “Sülüs, harekeli bir yazı türü olduğu için kitabelerde bu yazı çeşidini kullanmak oldukça zahmetli bir iş.” sözleriyle açıklıyor.

Belirttiğine göre kitabelere bakarak hat sanatının gelişimini, hangi yüzyılda hangi üslubun rağbet gördüğünü öğrenebiliyoruz. Aynı şekilde şiir ve edebiyattaki gelişimi de kitabeler üzerinden takip edebilmek mümkün. Özcan’dan, bir esere kitabe konulmasının, yazının usta bir hattat tarafından yazılmış olmasının, inşa ettirenlerin o esere verdiği önemi ortaya koyduğunu öğreniyoruz.

Peki, kitabelere ne tür yapılarda yer veriliyordu? Ali Rıza Özcan, her biri birer tarihi vesika olan kitabelerin hemen her yapı türünde kullanıldığını belirtiyor ve ekliyor, “Cami, medrese, han, hamam, saray, köşk, kasır, köprü... Bütün bu yapılarda kitabelere rastlamak mümkün. Hatta mezar taşları da birer kitabedir.”

Yeryüzünün hemen her yerinde rastlayabileceğimiz kitabelerle ilgili bir Doğu-Batı karşılaştırması da yapan Özcan, Avrupa’daki kitabe örneklerinde yazıların, uygulanan zemine oyularak hazırlandığını, bizde ise tersine harflerin kabartma olarak uygulandığını söyleyerek, “Bizde yazı mermere yazılırken zemin indirilir, Batı’da ise harfin içi oyulur. Hangisi daha korumalıdır derseniz, Batı’da uygulanan yöntemin daha korumalı olduğunu söyleyebilirim. Ama estetik açıdan karşılaştırmak gerekirse, kitabedeki harfler yüzeye oyulduğundan bizimkiler daha estetik görünüyor.” diyor.


Her Biri Birer Sanat Eseri

İnşa, tamir ve mezar taşı kitabeleri gibi çeşitleri bulunan kitabelerin, uygulandığı mekânla arasında bir uyum olması gerekiyor. Yapının konumuna, yazıyla muhatap olacak kişinin duruş pozisyonuna ve yazının yazıldığı yüzyıla göre yazı ile yapı arasında bir uyum olması lüzumlu görülüyor. Sözgelimi kitabe yüksekte bir yerde olacaksa, onu yazacak hattat, yazıyı bina ile ilişkisini kurarak yazıyor. İstanbul’un 100 Kitabesi kitabının müellifi Ali Rıza Özcan, usta hattatlardan Mustafa Rakım Efendi’yi örnek gösteriyor bu konuda. Mustafa Rakım Efendi kendisinden yazı talep edildiği vakit, “Nereye yazılacak?” diye sorar, gidip yazının kullanılacağı mekânı görürmüş. Kitabeye uygulanacak metin de önemli. Mesela bir ayet yazılacaksa, o vakit okumada yanlış anlamaya mahal vermemek adına talik yazıyı tercih etmez hattat.

Kitabelerin süslemesi hususuna değinmesini istediğimiz Özcan, inşa kitabelerinde umumiyetle tezyinata çok yer verilmediğini belirtiyor. Söylediğine göre Ancak Anadolu Selçuklularında ve Osmanlı’nın ilk döneminde daha çok kûfî yazı kullanıldığından, yazı harekeler olmadığı için desteğe ihtiyaç duyuyordu. Kûfî yazıda zeminde ciddi boşluklar oluşuyordu. Bu boşlukları kapatmak için süs unsuru olarak hatai ve rumi motifler kullanılmış. 15. yüzyıldan sonra ise yazının gelişimi sebebiyle kitabelerde yazı tezyinata ihtiyaç duyulmadan tek başına kullanılmış. Özcan, bugün hâlâ bazı kitabelerde yazı ile tezyinatın bir arada kullanılmasının bir güzellik, bir zenginlik olduğu düşüncesini dile getiriyor.
Kitabeler kimi zaman manzum, kimi zaman da mensur olarak yazılır. Yazılır diyoruz, zira Osmanlı dönemindeki kadar yaygın olmasa da günümüzde de kitabe geleneği halen devam ediyor.

Manzum olanlarda, kimi zaman eserin inşa tarihi ebced hesabına göre yazılır. Kitabelere yazılan sözlerin sıradan sözler olmadığını ifade eden Yrd. Doç. Ali Rıza Özcan, eskiden kitabelerin umumiyetle varlıklı ve nüfuz sahibi insanların yaptırdıkları cami, medrese, köşk vesaire yapılarda kullanıldığını belirterek, “Bu yapılara sıradan sözler yazılmıyordu. Eseri yaptıran, dönemin o sahada şiir yahut söz sanatı noktasında usta olan kişilerine gidiyor, işi ehline bırakıyordu. Böylece kitabeler söz ve yazı sanatları bakımından bir değer taşıyordu.” diye konuşuyor.

Kitabelerin sanat boyutuna değinen Özcan, kitabenin yapılış aşamasını anlatıyor öncelikle. Söylediğine göre, kitabeyi yazdıracak olan kimse, devrin bu sahada usta olan hattatına gidiyor ve yazı hattat tarafından kâğıda mürekkeple yazılıyor. Yazının daha sonra üzerine bir başka kâğıt konularak kömür tozuyla kalıbı alınıyor. Bu işlemden sonra taş ustası bu kalıbı mermere hak ediyor. Yani bir kitabenin ortaya çıkışında söz ustası, yazı ustası ve taş ustasının ayrı ayrı emekleri geçiyor. Bu sebeple her bir kitabenin birer sanat eseri olduğunu anlatan Özcan, aynı zamanda birer tarihi belge olduklarını, dönemlerini yansıtan birer vesika olduklarını vurguluyor.


Kitabelere ‘Restorasyon Cinayeti’

Yrd. Doç. Ali Rıza Özcan’dan, geleneksel sanatların Kanuni döneminde yaşadığı yükseliş gibi, kitabelerde de bir altın tırlatıyor Ali Rıza Özcan. Sözünü ettiği ve kendisinin deyimiyle ‘restorasyon cinayeti’ne maruz kalan kitabe, İstanbul Fatih’teki Molla Murat Kütüphanesi’ne ait. Bu kitabeyle ilgili olarak, “Kütüphanenin iki kitabesi var; biri sülüs, diğeri talik. Bir rivayete göre talik kitabe, zamanla yıpranmış ve yerinden düşüp kırılmış ve yetkililer de kırıldı diye atmış. Bir rivayette kitabenin çalındığı yönünde. Restore ettik, diye yerine koydukları yazıda harfler seçilmiyor bile.” diyor Özcan. Bu sırada yok olan kitabenin yerine konulan yazının kalıbı ile orijinal yazının kalıbını gösteriyor bize Özcan. Arapça veya eski Türkçe yazıyı bilmeyen biri bile, iki kalıp arasında şekilsel dahi bir benzerlik olmadığını anlayabilir hissine kapılıyoruz. Durumun basına aksetmesi üzerine kitabenin yeniden yazılması gündeme gelmiş ve “Bu hankâh-ı feyz-i penâh, Molla Murad” yazılı kitabeyi yeniden nakşetmek için Özcan’a teklif götürülmüş. Usta hattatın kaleme aldığı kitabenin aslına uygun olarak yerini alması bekleniyor.

Günümüzde yapılara kitabe uygulama geleneğini eskisi kadar yaygın olmasa da kimi yeni yapılara kitabe konuluyor. Esasen günümüzde inşa edilen yapıların pek de öyle kitabe konulacak estetikte olmadığı gerçeğini hatırlattığımız Ali Rıza Özcan şöyle konuşuyor: “Git gide zevksizleştiğimizi, estetik tarafımızın köreldiğini, ciddi şekilde erozyona uğradığını görüyorum üzülerek. Hocam Hüseyin Kutlu’nun ‘Kaybolan Medeniyetimiz’ çığlığına karşılık ben de ‘kaybolan estetik duygularımız ve kaybolan güzelliklerimiz’ diyorum.”

Güzellik ve estetik duygularımızın kaybolmasının, toplumdaki bireyler arasında sosyolojik olarak da etkisini gösterdiğini belirtiyor usta hattat. Usta şair, yazar ve düşünür Necip Fazıl Kısakürek’in “Aynadaki Yalan” adlı romanında geçen “İyi insanlar, iyi atlara binip gittiler.” sözüne atıfta bulunarak, “Estetik yönü güçlü, iyi insanlar artık o gittikleri yerden geri gelsinler istiyorum, öyle umut ediyorum.” diye konuşuyor Ali Rıza Özcan. Usta hattatın umuduna ortak olduğumuzu dile getirerek ayrılıyoruz, bizi misafir ettiği Mimar Sinan Güzel Sanatlar’daki ofisinden.


İstanbul’un İncileri Kitabeler

“İstanbul’un 100 Kitabesi”nin yazarı hattat Ali Rıza Özcan, medeniyetler beşiği İstanbul’daki en önemli bazı kitabelere de değiniyor. Özcan’a göre, Fatih döneminden başlayarak İstanbul’daki kitabelerin her biri hem yazı, hem de estetik açıdan kıymetli birer sanat eseri. Bunların başında, yazı ve taş estetiği ile öne çıkan Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun zikredilebilir. Hattat Ali Sûfi’nin Bâb-ı Hümayun üzerinde bulunan yazısı, harflerinin güzelliği bakımından Osmanlı hat tarihinin en önemli yazıları arasında gösteriliyor. Paris’teki Arc de Triomphe’u (Zafer Takı) andıran bu kapının üst kısmında Besmele ve müsenna (aynalı) olarak Hicr Suresi’nin 45.-48. ayetleri yazılıdır. Yazının dikdörtgen bir formun içine yine kabartma olarak yazılmış dört satırlık inşa kitabesi, kalenin Fatih Sultan Mehmet tarafından hicri 883 (M. 1478) tarihinde inşa ettirildiğini gösteriyor.

Yine Fatih Sultan Mehmet tarafından adına inşa ettirilen Fatih Camii’nin kitabesinin celi sülüs yazısının büyük kısmı Ali Sûfi’ye ait. Caminin inşa kitabeleri, ana giriş kapısının sağında, solunda ve üstünde yer alıyor. Arapça olan kitabeler, mermere kabartma olarak nakşedilmiş. Yazıların zemini nefti yeşil, harfleri ise altın varaklı.

İstanbul’daki selatin camilerinden ve şehrin simgelerinden biri olan Süleymaniye Camii’nin inşa kitabesi ise üç bölümden müteşekkil. Mermer zemin üzerine kabartma olarak celi sülüs yazıyla nakşedilen yazının zemini koyu lacivertle boyanmış ve yazılar altın varakla kaplanmış. Süleymaniye Camii’nin inşa kitabesinin metni, devrin şeyhülislamı Ebussuud Efendi tarafından hazırlanmış.
Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun adı verilen giriş kapısı önünde yer alan Sultan III. Ahmet Çeşmesi ve Sebili, Lale Devri üslubunda yapıldığı ve devrin karakteristik özelliklerini taşıdığı için İstanbul denilince akla gelen ilk eserlerden biri olarak biliniyor. Dört cepheli olan bu meydan çeşmesi; abidevi görünümü, şebekeleri, Tekfur Sarayı imalatı çinileri, üzerini örten geniş saçaklı çatısı, alemleri ve inşa ettiren padişah tarafından hem söylenip, hem de yazılan kitabesiyle sanat tarihinde önemli bir yere sahip. Asıl yüzü Ayasofya tarafına bakan çeşmenin tarih beyti, boydan boya tek satır halinde bakır yeşili bir zemine yazılmış. Celi sülüs stili hakkedilen yazının harfleri altın varakla kaplanmış. Sultan III. Ahmed’e ait manzum tarih beyti şöyle: “Tarihi Sultan Ahmed’in câri zebân-ı lûleden   Aç Besmeleyle iç suyu Han Ahmed’e eyle dua” Ali Rıza Özcan, İstanbul’daki en eski tarihli kitabenin, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Rumeli Hisarı’nda bulunduğunu hatırlatıyor. Zağanos Paşa tarafından yaptırılan iki kulenin duvarları üzerinde, inşa tarihlerini belirten Arapça kitabe yer alıyor. Kitabelerde, kuleyi yaptıran Zağanos Paşa’ınn ismiyle tarih kayıtları yazılı. İstanbul’un kitabelerinden bahsederken, İstanbul’un fethinde büyük rol oynayan Ebu Eyyub El-Ensari’nin sandukasının kitabesini es geçmek olmaz. Eyüb Sultan Hazretlerinin sandukasının etrafında yer alan gümüş şebekenin ayak ucundaki kitabenin şiiri Munib Efendi’ye ait olup, yazı celi talik olarak nakşedilmiş. Harfleri bir arada tutmak ve zemeni bezemek için sarmal dallar ve yaprak motifleri kullanılmış.

İstanbul’un göze çarpan önemli kitabelerinden biri de Galata Kulesi kitabesi. Şehrin önemli sembollerinden olan kule, dünyanın en eski kulelerinden biri olarak gösteriliyor. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında fener kulesi olarak inşa ettirilen kulenin giriş kapısı üzerinde süslemelerle çevrili Sultan II. Mahmud tuğrası işlenmiş kitabede sağ ve sol yanlara işlenmiş ay-yıldız motifler dikkat çekiyor. Maalesef Cumhuriyet döneminde kazınmış olan tuğranın alt bölümünde yer alan kitabe, dört bölüm halinde ve dörder satır olarak nakşedilmiş. Nuri Dede imzalı tamir kitabesi, celi talik hatla, miladi 1832 tarihinde yazılmış. On altı mısralık manzum kitabenin şairi Pertev’dir.




Çinili Köşk kitabesi, Cağaloğlu Hamamı kitabesi, Kılıç Ali Paşa Camii kitabesi, Cumhuriyet Çeşmesi ve Alman Çeşmesi kitabeleri ve İstanbul’un daha nice tarihi eserindeki kitabelerle ilgili görseller ve aydınlatıcı bilgiler, Ali Rıza Özcan’ın “İstanbul’un 100 Kitabesi” adlı çalışmasında tarih meraklılarının ilgisini bekliyor.

Bu yazı 1416 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK