Müze

Sadberk Hanım’ın Büyüleyen Koleksiyonu

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Türkiye’nin ilk özel müzesi olarak 1980 yılında kapılarını ziyarete açan Sadberk Hanım Müzesi, merhum Vehbi Koç’un eşi Sadberk Hanım’ın Osmanlı dönemi işlemelerinden oluşan koleksiyonunu “El Emeği Göz Nuru” adlı sergide sanatseverlerin beğenisine sundu. Müzenin koleksiyonunda yer alan Osmanlı dönemine ait yaklaşık 2 bin işleme örneğinden 300 kadarının yer aldığı sergiyi, bu el sanatının tarihi örneklerini ve seyrini bugüne taşıyan serginin küratörlüğünü üstlenen müze müdiresi Hülya Bilgi ile konuştuk.

Takvimler 19 Eylül 1973’ü gösteriyordu. Londra’da bir hastane odasında kaleme alınmış iki sayfalık bir mektup ulaştı Vehbi Koç’un eline. Mektubun altında, bir ömrü birlikte geçirdiği sevgili eşi Sadberk Hanım’ın imzası vardı. Tedavi için gittiği İngiltere’den yazıyordu ve bu satırlar, Sadberk Hanım’ın hayat yoldaşı ‘Vehbiciği’ne son mektubuydu. Bir bakıma vasiyetini kaleme aldığı bu mektupta Sadberk Hanım, acısıyla, tatlısıyla birlikte geçirdikleri seneler için Vehbi Bey’e duyduğu minneti dile getiriyor, ona evlatlarını emanet edip helallik veriyor, kendince miras taksiminde bulunuyordu. Vehbi Bey’in içi titreyerek, belki de gözleri buğulanarak okuduğu mektubun son bölümünde bir vasiyette daha bulunuyordu Sadberk Hanım.


Nicedir hayal ettiği müzenin kurulmasını istiyor, “Müzemi yapın, Koç Holding’de kalsın, orada devam etsin.” diyordu. Zira gelenek ve göreneklere bağlılığıyla tanınan Sadberk Hanım’ın en büyük hayali, binbir emek ve özenle topladığı Osmanlı dönemine ait işleme ve kıyafetleri, kendi adını taşıyan bir müzede sergilemekti. Türk ekonomisinin lokomotiflerinden Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç, 1973 senesinde vefat eden eşi Sadberk Hanım’ın vasiyetini kaleme aldığı son mektubundaki bu dileğini tam 7 sene sonra yerine getirdi.

Sadberk Hanım’ın Özel Koleksiyonu

Vehbi Koç’un, neredeyse yarım asrı birlikte geçirdiği eşinin anısına kurduğu Sadberk Hanım Müzesi, Türkiye’nin ilk özel müzesi olarak 14 Ekim 1980 tarihinde kapılarını ziyarete açtı. Müze, Sarıyer-Büyükdere’de Azaryan Yalısı olarak adlandırılan yapıda, Sadberk Hanım’ın kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere kuruldu. Kurulduğu günden bu yana Osmanlı dönemi işlemelerinin en seçkin örneklerini titizlikle bünyesinde toplamaya özen gösteren Sadberk Hanım Müzesi, zengin bir işleme koleksiyonuna sahip. Sadberk Hanım’ın, müzenin nüvesini teşkil eden koleksiyonunu daha gençlik yıllarından itibaren oluşturmaya başladığını hatırlatalım. Ağırlıklı olarak Osmanlı dönemi kıyafet, işleme, tuğralı gümüş ve porselen gibi eserlerden oluşan bu koleksiyon, zaman içinde hibe ve satın alma yoluyla daha da zenginleştirilmiş. Sadberk Koç’un o çok değerli ve özel koleksiyonu, vasiyeti üzere kurulan Sadberk Hanım Müzesi’nde “El Emeği Göz Nuru” adlı bir sergide sanatseverlerle buluştu. Sarıyer’deki müzede, serginin küratörlüğünü yapan Hülya Bilgi ile koleksiyon hakkında konuştuk. Aynı zamanda Sadberk Hanım Müzesi’nin müdiresi olan Hülya Bilgi, koleksiyonda Osmanlı dönemine ait yaklaşık 2 bin işleme örneği bulunduğunu belirtiyor. Sergide ise bu 2 bin parçanın 300’e yakını ziyaretçilerin beğenisine sunulmuş.


El Emeği Göz Nuru Kataloğu

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde düzenlenen “El Emeği Göz Nuru” adlı sergi vesilesiyle bir de katalog hazırlanmış. Katalogda, Hülya Bilgi ile birlikte serginin küratörlüğünü üstelenen İdil Zanbak’ın imzası var. Bilgi, hazırladıkları katalogda, sergideki 300’e yakın eser içerisinden işleme sanatının en seçkin 167 örneğine yer verdiklerini söylüyor. Sanatseverler, müze koleksiyonundan seçilerek yayımlanan bu eserler sayesinde, Osmanlı dönemi işlemelerinin 17. yy ile 20. yy'lar arasını kapsayan yaklaşık 300 yıllık serüvenini takip etme imkânı bulabiliyor.

Yaklaşık 400 sayfa olarak hazırlanan katalogda; ipek iplik, altın ve gümüş tellerle işli binbir renk ve desene sahip yorgan yüzü, ayna örtüsü, bohça, kavuk örtüsü, yatak takımı, sedir eteği, perde, kadın çantası, mektup çantası, kese, matara, okluk, eyer takımı, yastık yüzü ve oyadan oluşan eserlere yer verilmiş. Tümü Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’na ait olan bu seçme eserler sayesinde Osmanlı dönemi işlemeleri üzerinde 17. yy ile 20. yy. arasında görülen üslup değişimleri ile teknik ve malzeme kullanımı gözler önüne seriliyor. Her eserin ayrıntılı olarak incelendiği katalogda, teknik malzeme ve kompozisyon özelliklerinin yanı sıra işlemelerde kullanılan iplik renkleri, uygun pantone kodları ile birlikte verilmiş. Bunun yanı sıra katalogda, günümüze ulaşan bazı belgeler, yazılı kaynaklar, minyatürler ile yerli ve yabancı sanatçıların yapmış olduğu resimler de ele alınmış. Osmanlı döneminde işlemeli eşyaların kimler tarafından, nerede ve ne amaçla kullanıldıkları anlatılmış.


Aynı zamanda bir sanat tarihçisi olan Hülya Bilgi, Sadberk Hanım Müzesi’nin, kurulduğu günden itibaren Türk ve Osmanlı yaşamını yansıtan etnografik malzemelerin en seçkin örneklerini bünyesinde toplamaya özen gösterdiğini hatırlatıyor. Bunlar içerisinde yer alan işlemeli eser koleksiyonundaki örneklerde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul etkisinin baskın olduğunu söyleyen Bilgi’ye göre, işlemelerin üst kalite bir işçiliğe sahip olması, büyük çoğunluğunun Osmanlı döneminde saraya yakın yüksek zümreler tarafından kullanıldığını akla getiriyor.

Metrelerce Kumaş İşleme ile Bezenirmiş

Katalog hakkında bilgi aldıktan sonra Hülya Bilgi’nin refakatinde, katalogla birlikte hazırlık süresi iki yılı bulan “El Emeği Göz Nuru” sergisini geziyoruz. Dolaşırken yüzyıllar öncesine gidiyoruz âdeta. Sadberk Hanım’ın binbir emekle biriktirdiği işlemeli eserler arasında neler yok ki... Sedir örtüsü, perde, yorgan yüzü, yatak örtüsü, seccade, bohça, havlu, çevre, kuşak, peşkir, yağlık denilen peçeteler, kahve örtüsü, gelinlik kızların damatlar için hazırladıkları el emeği göz nuru tıraş önlükleri, ayna örtüsü ve işlemelerle bezenmiş, günlük hayata dair daha pek çok obje… Müze sorumlusu Hülya Bilgi’nin, sergiyle ilgili bilgi verirken bize gösterdiği katalogdaki onca eseri yakından görüp de etkilenmemek mümkün değil. İşlemeli eserlerin her biri derin bir sabrın, emeğin ve pek tabii ki göz nurunun ürünleri.


Sergiyi gezerken Hülya Bilgi’nin dikkat çektiği bir konu karşısında âdeta ağzımız açık kalıyor. Yolu Eminönü’nde Mahmutpaşa’ya düşenlerin hafızasının bir köşesinde, manifaturacılardaki top top kumaşlar vardır. Bir vesile ile de Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş olan -özellikle de kadın kıyafetlerinde- işleme desenlerini görmüşüzdür. Osmanlı döneminde, kıyafetlerin en etkin aksesuarı olan işlemeler top top kumaşlara uygulanırmış. Elbiselik metrelerce kumaşın, el emeği göz nuru dökülerek işlemelerle bezendiğini öğrenmek ziyadesiyle şaşırtıyor bizi.


Sergide ayrıca işlemelerin yoğun olarak kullanıldığı Osmanlı evinde günlük hayat ve kahve ikramı, gelin odasında çeyiz sergilemesi, hamam ve berber tıraşı gibi mizansenlere de yer verildiğini görüyoruz. Berber tıraşının anlatıldığı bölümde, deriden ustura kılıflarının bile işlemelerle bezendiği dikkatimizi çekiyor.

Sergiyi gezerken bir yandan da bize refakat eden Hülya Bilgi’nin anlattıklarına kulak veriyoruz. Bilgi, Osmanlı döneminde yaşamın hemen her anında kullanılan zarif işçilikli işlemelerin, giyecek ve kullanılacak eşyadan askeri malzemeye kadar çok geniş bir yelpazede uygulama alanı bulduğunu belirtiyor. Ayrıca işlemenin, Osmanlı dönemi süsleme sanatları içerisinde özel bir yer edindiğini de ifade ediyor. Söylediğine göre, bunda Türklerin gelenek ve görenekleri ile göçebe yaşam tarzının etkisi büyük.


Çok Fonksiyonlu Odaların Süsü

Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre ister saray, ister konak, isterse sıradan bir ev olsun, Osmanlı ev yaşamında yatak odası, yemek odası, oturma odası gibi farklı kullanıma göre ayrılmış mekânlar yoktu. Genellikle bir oda; yemek zamanı sini ve sofra nihalesi ile yemek odası, yatma zamanı ise dolaptan çıkarılan yatak ve yorganlarla da yatak odası oluyordu. Aynı zamanda Osmanlı saray ve evlerinde Batı tarzı mobilya bulunmayışı ve ev eşyalarının oldukça sade oluşu, dekorasyonda dokumalara ve yüksek kalitede işlemelere daha çok yer verme gerekliliğini ortaya koymuş. Böylece az ve sade olan ev eşyalarının döşemelerinde dönemin modasını yansıtan, yüksek kalitede işlemeli örtüler kullanılarak zengin bir görünüm elde edilirdi.

Osmanlı döneminde, işlemelerin doğumdan ölüme hemen her alanda insana eşlik etmeleri nedeniyle gerek sarayda gerekse halk arasında genç kızlara erken yaşlardan itibaren el işi yapımının öğretildiğini söyleyen Hülya Bilgi’ye göre bu beceri, genç kızların yetiştirilmesinin önemli bir parçası olarak görülüyordu. Bilgi, sarayda padişah kadınları ve kızlarının  da işleme yaptığını ve bunlar arasında Kanuni Sultan Süleyman’ın hasekisi Hürrem Sultan ve IV. Murad’ın kızı Kaya Sultan’ın ün saldığını hatırlatıyor. Sadberk Hanım Müzesi’nin sanat tarihçisi müdiresine, “Sergilenen eserler arasında, saraydan günümüze ulaşmış olanlar var mı?” diye soruyoruz. O da, “Yüksek kalitede işlemeler var sergide. Hidiv ailesine ait işlememiz, saraydan çıkan bir de yatak örtümüz mevcut.” şeklinde cevaplıyor sorumuzu. Sergilenen işleme örnekleri arasında, geleneksel el işlerine önem veren Sadberk Hanım’ın bizzat kullandığı işleme örnekleri olup olmadığını merak ediyoruz. Koleksiyonda Sadberk Hanım’ın severek kullandığı ve özenle kullanıp muhafaza ettiği pek çok işleme örneği bulunduğunu söyleyen Hülya Bilgi, “Hatta bazılarında V.K. (Vehbi Koç’un kısaltması) işlenmiş. Bundan da işlemeli bu örtünün, bir sünnet yatağı için ödünç verildiğini ve iade ederken karışmaması için bir ucuna V.K. işlenmiş olduğunu anlıyoruz.” diyor. Sergilenen işlemeli eserler üzerinde çini motifler göze çarpıyor. Bunu dile getirdiğimizde Hülya Bilgi, Osmanlı’da 17. yy'da üslup birliği olduğunu ifade ederek şu bilgileri veriyor: “Nakkaşhanede desenler çıkıyor ve daha sonra bütün sanat kollarına dağılıyordu; çiniye, tezhibe, halıya, dokumaya… Aynı şekilde işlemelerde de kendisini göstermiş bu üslup birliği. Takkeci İbrahim Ağa Camii’ndeki kompozisyonu aynı şekilde bir yorgan yüzünde de görmek mümkün. Koleksiyondaki yorgan yüzü, Takkeci İbrahim Ağa Camii ve Bursa’daki bir mezar taşı üzerinde aynı formdaki kompozisyonu görmek mümkün.”


İşleme Kalitesi Yüksek Eserler Hibe Alınıyor

Söyleşimizin başında müze müdiresi Hülya Bilgi, müze koleksiyonunun hibe ve satın alma yoluyla gün geçtikçe zenginleştiğini söylemişti. Satın almalar bir yana, hibe alınan eserleri sormak istiyoruz. Bilgi, “Hibe edilmek istenen her parçayı kabul ediyor musunuz?” sorumuzu, “Maalesef her parçayı kabul edemiyoruz. Koleksiyonumuzun konseptine uygun olması gerekiyor bir kere. Daha çok 19. yüzyıla ait olan ve işleme kalitesi olarak bizimkilere yakın eserleri tercih ediyoruz. Çünkü sergileyebileceğimiz, tamiratını yapabileceğimiz ve gelecek kuşaklara aktarabileceğimiz eserleri seçiyoruz. Bu kriter, bütün eserler için söz konusu.”

Hülya Bilgi, yeri gelmişken, müze bünyesinde restorasyonla ilgili sürekli çalışan bir ekibin mevcut olduğunu ifade ediyor. “Eserler burada çok iyi muhafaza ediliyor. Fakat takdir edersiniz ki, tekstil türü eserleri muhafaza etmek çok zor. Yerçekiminin yıpratıcı etkisi sebebiyle sürekli sergilenmemesi, yıprananların ise işin ehli kişiler tarafından restore edilmesi gerekiyor.” diyen Bilgi, müzedeki eserler için bir konservasyon laboratuvarı olduğunu ve burada iki uzmanın çalıştığını söylüyor. Müzenin, deyim yerindeyse mutfağı, hayli kalabalık belli ki...


Tekstil restorasyonu ile uğraşan iki uzman görevlinin yanı sıra, eserlerin envanterlerini, katalog çalışmalarını yürüten sanat tarihçileri de müzede görev yapıyor. Sergiyi gezdikten sonra, müze binasının arka bahçesinde yer alan bir başka yapıya geçiyoruz yine Hülya Bilgi’nin refakatinde. Müzenin deposu olarak kullanılan bu yapıda restorasyon işleri de gerçekleştiriliyor.

Binanın her katındaki odalarda metal dolaplar ve çekmeceler görüyoruz. Sergilenmeyen eserler, bu çekmecelerde özenle korunuyor. Odaların her birinde ayrıca ısı ve nemölçer cihazlar olduğunu da belirtelim. Çekmeceleri tek tek açıp eserlerin nasıl korunduğunu anlatırken Hülya Bilgi’nin gözlerindeki, yaptığı işin heyecanını yıllardır koruduğunu gösteren o ışıltıyı fark ediyoruz. 1988 yılından bu yana Sadberk Hanım Müzesi’nde çalıştığını anlatan Bilgi, eserlerle bire bir çalışmanın hayli keyif verici olduğunu belirtiyor. Bilgi’nin geçen 25 yıla rağmen yitirmediği heyecanı, işine olan bağlılığı ve sevgisi gözlerindeki ışıltıdan okunuyor âdeta.


Depo bölümünü de gezdikten sonra Sadberk Hanım Müzesi’ne veda vakti geliyor. Son olarak Hülya Bilgi’ye yakınlarda başka bir sergi hazırlığında olup olmadıklarını soruyoruz. Kasım ayında arkeolojik eserlerle bir sergi açmayı planladıklarını söyleyen Bilgi, “Müzedeki önemli 100 arkeolojik eserle bir sergi açmak istiyoruz. Eserleri ayrıca bu sergide olduğu gibi bir katalog ile tanıtmak niyetindeyiz.” diyor.

Bilgi, müzedeki arkeolojik eserlerin, ünlü bir koleksiyoner olan Hüseyin Kocabaş’a ait olduğu bilgisini de vermeyi ihmal etmiyor. Söylediğine göre, vefatından sonra Kocabaş’ın koleksiyonu, varisleri tarafından satışa çıkarıldı ve Kültür Bakanlığı’nın da onayı ile koleksiyon müzeye intikal ettirildi. Ayrıca arkeoloji bölümünde tutulan Kocabaş koleksiyonuna ait eserlerin yanı sıra yurt dışındaki müzayedelerden alınan birkaç eser daha olduğunu öğreniyoruz.

Sergiyi gezip, söyleşimizi tamamladıktan sonra, geleneksel değerlerimizin emin ellerde olduğunu bilmenin huzuruyla Hülya Bilgi’nin yanından ayrılıyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 16 İNDİR

Bu yazı 1378 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK