Tezhip

Gelenekli Sanatların ‘İnci’ Müzehhibesi İnci Ayan Birol

  • #


Yazı: Fatma YAVUZ

İnci Ayan Birol, henüz 15 yaşında gelenekli sanatlarla tanışma fırsatını yakalamış ve 55 yıllık sanat hayatına pek çok başarıyı sığdırabilmiş günümüzün saygın müzehhibelerinden. Tezyini sanatların üç büyük üstadı olan Süheyl Ünver, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt’un rahle-i tedrisinden geçmiş, iki icazet sahibi olmuş, yurt içinde ve yurt dışında pek çok sergiye katılmış tam bir sanat aşığı…  Müzehhibe Yrd. Doç. Dr. İnci Ayan Birol ile dolu dolu geçmiş yarım asrı aşkın sanat hayatını konuştuk.


Sevinç, heyecan, endişe, telaş, merak… Hemen hepsi bir aradaydı o gün.  Kendisini bambaşka bir dünyanın kapılarını aralayacağını düşündüğü kişinin karşısındaydı. Henüz 15 yaşında olmasına rağmen tahsil hayatı boyunca kabına sığmayan, heyecanlı fakat akıl ve mantığı hiçbir zaman göz ardı etmeyen lise son sınıf öğrencisi için bu bulunmaz bir fırsat olabilirdi. Karşısında hürmetle durduğu kişi, nihayet onu sevince boğan teklifi yapıverdi: “Liseden mezun olduktan sonra seni cuma günleri İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü’ndeki çalışmalara bekliyorum.”

Günümüz müzehhibelerinden Yrd. Doç. Dr. F. İnci Ayan Birol, hocası Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ile tanışıp gelenekli sanatların hayatına nasıl girdiğini anlatırken, aynı heyecanı hala yaşadığını sesinin tonundan ve gözlerinin ışıltısından seçebiliyoruz.  Süheyl Ünver ile tanışmasına vesile olan süreci anlatırken, tezyini sanatlara duyduğu ilginin ve sahip olduğu yeteneğin etrafındakiler tarafından genç yaşlarında fark edilmiş olduğunu anlıyoruz. Henüz lise son sınıf talebesi olduğu günlerde yaşadığı o süreci kısaca şöyle anlatıyor İnci Ayan Birol:  “Okulda Süleymaniye Camii’nin yapılışının 400. yılı münasebetiyle Mimar Sinan günü tertiplenecekti. Ben de bir arkadaşım ile birlikte Süleymaniye Camii’ne gittik. Kanuni’nin türbesi restore ediliyordu. Açık bulduğumuz kapısından içeri girdiğimizde sanki başka bir âlemde gibiydik. Rengârenk çinilerle bezeli türbenin ortasında tüm azametiyle Kanuni’nin sandukası duruyordu. Muhteşem bir manzara… Hemen oracıkta türbenin yetişebildiğimiz çinilerinden örnekler topladık ve bunları temize çekerek bir dosya düzenledik.”


İyi Bir Hoca, Allah’ın Lütfudur

Birol, “Konuşma yapmak üzere dâvet edilen Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, günün şeref misafiriydi. Herkesi etkisi altına alan sohbetini dinledikten sonra sıra çay ikramına geldi. Bu arada müdiremiz Faika Hanım,  çok beğendiği bizim dosyayı Süheyl Beye gösterirken beni de hocayla tanıştırdı. Ordinaryüs Profesör unvanına rağmen, zarif ve mütevazı bir İstanbul Beyefendisi ile karşı karşıya idim.  Âdeta büyülenmiştim. Heyecandan neler söylediğini tam hatırlayamıyorum. Ancak hayal meyal liseden mezun olduktan sonra benim, İstanbul Üniversitesi, Tıp Tarihi Enstitüsü’nde cuma günleri yapılan atölye çalışmalarına katılmamı istediğini hatırlıyorum.  Beklemediğim bu davet karşısında duyduğum heyecan ve şaşkınlıkla, sanki ayaklarım yerden kesilmişti. İşte bu olay, benim gelenekli sanatlarla da ilk tanışmam oldu. Artık hayatımda yeni bir sayfa açılmıştı.” diyerek hayatının değiştiği günü özetliyor.


İnci Ayan Birol, eğitimi sırasında çok sevdiği birbirinden kıymetli hocalarının olduğunu bundan dolayı da meslek seçiminde hocalığın kendisi için bir ideal haline geldiğini söylüyor. Çalışma hayatı boyunca da bu hedefe ulaşabilmek için büyük gayretler sarf ettiğini belirten Birol, “Süheyl hocamdan duymuştum, 'Bir çocuk daha doğmadan anne ve babasını seçmekte bahtlı olmalıdır.' diye bir Alman atasözü varmış.  Ben bu sözü hep “İnsan hayatta anası, babası kadar hocasını da seçmekte bahtlı olmalıdır.” şeklinde düşünmüşümdür. Şüphesiz iyi hocalara sâhip olmak Allah’ın bizlere en büyük lütuflarındandır.” diyor.

O dönemlerde tezyini sanatların devlet üniversitelerinde okutulmuyor olması ve Birol’un fen bilimlerine olan ilgisi onun meslek seçimini fizik öğretmenliğinden yana kullanmasını sağlamış. İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olur olmaz İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ni kazanarak fizik-matematik bölümüne kaydını yaptıran Birol, aynı zamanda Süheyl hocanın tezhip çalışmalarına da devam etmiş. Üniversite yıllarında sanat dünyasından kopmayan müzehhibe, aksine gelenekli sanatların anlam ve fikriyatına daha çok merak salarak başarılı bir sanatkâr olmanın temellerini sağlam bir şekilde atmış ve bu yıllarını fakülte ve sanat dersleriyle dolu dolu geçirmiş.

Yıllar geçtikçe müzehhibenin hocasıyla olan diyalogu hoca-talebe ilişkisinden çok baba-kız ilişkisine dönmüş. Süheyl hoca ile olan çalışmalarına devam ederek 1970’de icazetini alan İnci Ayan Birol, “Vefatından sonra da hocamla gönül bağım hiçbir zaman kopmadı.” diyerek hocasını hayırla yâd ediyor.


Rikkat Hoca’mın Dersleri Bana Terapi oldu

Tezhip sanatındaki çalışmalarını bir hayli ilerletmiş olan Birol, 1965 yılında, eşinin işi gereği bulundukları Viyana’da “Islamicshe Kunst aus Der Türkei” isimli ilk kişisel sergisini açmış.  8 yıl kadar yurt dışında farklı ülkelerde yaşayan Birol, bu süreçte milli kütüphanelerde ve çeşitli müzelerde bulunan Türk eserleri üzerinde çalışmalarını sürdürmüş, yurda döndükten bir sene sonra da Ekrem Hakkı Ayverdi Beyefendi’nin aracılığı ile Muhsin Demironat ile tanışmış. 21 Mayıs 1974’te Emin Barın cild atölyesinde başlayan ve bir yıl kadar devam eden derslerde Birol, Demironat’ın kalp rahatsızlığı nedeniyle elinde hiç fırça görmediğini ancak hocasının kurşun kaleminden dökülen kıvrak çizgilerle kendisine hayran bırakan bir üstat olduğunu söylüyor. Müzehhibe, Muhsin hoca sayesinde gelenekli sanatların bilmediği yeni güzellikleri ile tanıştığını ifade ediyor.


Birol, sanatındaki ikinci icazeti ise tezhip sanatında ayrı bir değer olan Rikkat Kunt’tan almış. 9 yıl boyunca hocanın feyzinden ve tecrübelerinden faydalanmaya çalıştığını belirten sanatkâr, “Eğitimde usta çırak usulü çalışmanın ne kadar önemli olduğunu ben yaşayarak öğrenenlerdenim.” diyor.

Müzehhibe, Rikkat hoca ile derslerinin çok keyifli geçtiğini özellikle de Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’nda fizik öğretmenliği yaptığı dönemde ihtilal yıllarında yaşanan sıkıntıları bir nebze olsun unutturabilen ve kendisine terapi sağlayan tek şeyin o sıralar aldığı dersler olduğunu belirtiyor. Bu derslerin kendisine sağladığı bir diğer kazanç ise tezhip sanatının son basamağı olan hilye tezhibi.

Usta müzehhibe, evinin en güzel köşesinde asılı olan hilyenin hikâyesini ise şöyle anlatıyor: “Bir hayli ilerlemiş olan derslerden birinde Rikkat hocam bana icazet vermek istediğini ve icazet yazısını yazdırmamı söyledi. Dünyalar benim olmuştu. Hemen harekete geçtim. Ancak bu iş için geniş muhitim yoktu. Velhasıl o günlerde bana yardım elini uzatan da olmadı. Hocam üzgün olduğumu görerek ‘Ben size icazet yapma iznini verdim. Yazıyı temin edince tezhibini de yaparsınız.’ dedi. Ben de hocamın dediği gibi yaptım. Fakat icazetimin bitişi hocamın vefatından sonra oldu. Burada benim için önemli olan sözlü de olsa hocamdan icazet iznini almış ve hattat Hüseyin Kutlu hocanın kalemiyle yazılan bir hilyeyi tezhip etmiş olmamdır.”

Birol, Rikkat hocasıyla yaşadığı bir hatırasını da bizimle paylaşıyor: “Bir seferinde derse giderken tezhip edilmeyi bekleyen hattat Necmeddin Okyay hocanın “Besmele"sini de yanıma aldım. Hocamın fırçası ile bezenmesini murat etmiştim. Memnuniyetle kabul eden hocam, kendi tâbiri ile ara pervazına, gözü açık zencerek işlediği levhamı; “Kiminin parası, kiminin duası, cicim.” diyerek maddi karşılık beklemeden bana verdiğinde bu cömertlik karşısında duyduğum mahcubiyeti anlatamam.”


 “İkinci Üniversite İkinci Mesleğimin İkramiyesidir”

Müzehhibe Birol, usta bir sanatkâr olmasının yanı sıra kendini talebelerine adamış bir öğretmen… Mezun olduğu lise başta olmak üzere farklı okullarda 16 yıl boyunca fizik öğretmenliği görevini severek yürütmüş. Ardından 12 yıl Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür ana sanat dalında öğretim üyesi olarak hizmet etmiş. Emekli olduktan sonra 12 yıl da Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde kurucu öğretim görevlisi olarak yine tezhip ve minyatür dallarında lisans ve yüksek lisans derslerini vermiş.

Ustalarından öğrendiği gelenekli sanatlardaki engin bilgi ve tecrübelerini talebeleriyle uzun yıllar paylaşan Birol, “Emekli olduktan sonra Selçuk Üniversitesi’ndeki hizmetim ikinci mesleğimin ikramiyesi olmuştur.  Sebep olanlardan Allah razı olsun.” diyor. Yaşanan tüm bu süreçte kendisine en büyük desteği veren annesine ve eşine karşı çok şey borçlu olduğunu dile getiren sanatkâr, “Ailem bu kadar yoğunluğun arasında tek bir gün dahi şikâyet etmediler. Benim kadar onlar da kendi hayatlarından fedakârlık yapmak zorunda kaldılar.” diyerek onların haklarını ödeyemeyeceğini belirtiyor.

Hoca-Öğrenci İlişkisi Ebediyete Kadar Sürer

Usta müzehhibe Birol,  öğrencilerinden yana kendini her zaman şanslı bir hoca olarak gördüğünü de söylemeden geçemiyor. Bu süreçte, birbirinden yetenekli, sözünün eri ve çalışkan gençler tanıdığını söyleyen Birol, “Onları evlat gibi gördüm ve çok kere mezun olduktan sonra da alışverişimiz devam etti. Çok şükür bu dostlukların sonunda halisane ekilen tohumlar güzel eserlerin yeşermesine sebep oldu.” diyor ve ekliyor: “Çünkü bizim geleneğimizde hoca- öğrenci ilişkisi ancak ölüm ile son bulur.   Biz de hocalarımızla böyle bir beraberlik yaşamıştık.”


Türklerde Tezyinat, Milliyetin En Hâkim Olduğu Daldır 

Birol, ilhamını yaradılıştan alan Türk nakkaşlarının deseninde kullanacağı motifleri çizerken modelini aynen kopya etmediğini sâdece kimliğini belirleyen ana çizgileri koruyarak onu görmek istediği şekilde resmederek eserlerini ortaya koyduklarını dile getiriyor. Çizimde model ile birlikte, sanatkârın tahayyül gücü ve yaradana duyduğu saygı ile hayranlığın birlikte seyredildiğini ifade eden müzehhibe, “İslâm inanışında “gerçek güzellik” nesnenin değişen niteliklerinde değil, değişmeyen özündedir. Aynı zamanda İslâm’da sanatın ana gayesi, görünenlerin ardındaki görünmeyene ulaşmak, dış gayesi ise dünyayı güzelleştirmektir. Sanat dünyasındaki bu bakış, inancın estetik ile buluşarak eserlere nasıl yansıdığını gözler önüne serer. Diğer yönü ile sanatkârın bu davranışında, realizmden sembolizme, nasıl bir ahenk ve uyum içinde geçtiği seyredilir.” diyerek İslamiyet ve sanat konusuna değiniyor.

İslamiyet’te kitaba verilen değerin bir kitap medeniyetinin doğmasına sebebiyet verdiğinden söz eden Birol, içinde tezhibin de bulunduğu kitap sanatlarının bu medeniyetin önemli bir kolunu oluşturduğunu aktarıyor. Birol, “Tezhip ismini, en kıymetli malzemesi olan altından alır.  Geçmişi Uygurlara kadar dayanan bu sanat, tezyinatın kâğıt üstündeki görünüşü veya kâğıda yansımasıdır. İslâmiyet’in kabulü ile yeni bir ruh ve heyecan kazanan bu kitap sanatı, levhalarda da hüsn-i hat ile yazılmış manayı bezeyerek câzibe merkezi yapar.” diyor.


Tezhibin en mükemmel örneklerinin altın pırıltıları içinde birbirinden güzel desenlerle bezenmiş Kuran-ı Kerim’de seyredildiğini aktaran İnci Hanım, kelimetullahın manevi gücünden ilham alınarak yapılan bu müstesna bezemelerin her devirde, ait olduğu ülkenin sanatta ulaştığı seviyeyi ve döneminin sanat üslûbunu tanıtan en sağlam belgeler olduğunu söylüyor.

İnci Hanım, Türk ulusunun aslında hayatı bir sanat eseri gibi kabul edip bizzat yaşamalarının en basit örneklerinin göçebe dönemlerde kullanılan eşyalardaki zevkli bezemelerde görüldüğünü anlatıyor. Tezyini sanatların da pek çok sanat ve zanaat dalını şemsiyesi altında toplayarak nesneleri, mekânları bezemek, güzelleştirmek, daha cazip hâle getirerek dikkatleri üzerine çekmek gibi hedefleri olduğunu belirten Birol, sarf edilen emeğin, o nesneye, dolayısıyla hayata verilen önemin bir göstergesi olarak kabul gördüğünü belirtiyor.Tezyinatta, eserlerin sanat değerini ve sanatkârın yeteneğini belirleyen mihenk taşının desen, estetiği sağlayan en önemli unsurun ise çizgi olduğunu ifade eden müzehhibe, “Sanatkâr, ahenkli ve kıvrak çizgilerle eserlerine sanki ruh üfleyerek hayat verir. Altın ve renk, deseni dile getiren bu sihirli çizgilere yardımcıdır.” diyerek sanatın inceliklerini dile getiriyor.

Sanatkârın Tezyini Sanatların Hemen Her Dalında Çalışması Var

İnci Ayan Birol, 55 yıldır emek verdiği sanatında pek çok eser verip çok sayıda başarıya imza atmış. “Artık yoruldum, fırça ile çalışamıyorum.” dese de, eserlerini bizlere gösterirkenki heyecanını hissetmek hiçte zor değil. İnsanın ruhunu dinlendiren ses tonu ve kullandığı zarif Türkçesi ile eserlerini yaptığı tarihleri, hikâyelerini, o an neler hissettiklerini otursanız size saatlerce anlatabilir siz de sıkılmadan dinleyebilirsiniz.


Usta müzehhibe yola tezhiple çıksa da, o, geçen zamanda tezyini sanatların hemen her dalına merak salmış ve her dalda en az bir çalışmaya imzasını atmış. “Dopdolu geçen ömrüme baktığımda, yapılması gerenleri düşündükçe, yaptıklarımın ne kadar az olduğunu görüyorum ve içimi bir hüzün kaplıyor. Fakat sonra, arkamızdan gelen kıymetli gençleri düşünerek rahatlıyorum. Çünkü onların bu sanatları,  daha ileri seviyelere ulaştıracaklarına inanarak şükrediyorum.” diyor.

Tezhip Sanatı Gibi İnce ve Uzun Bir Yoldayız

Ardında yarım asırlık bir tecrübe bulunan sanatkâr, bu sanatlara merakı olanların yaptıkları işlerden tatmin olmadıkları takdirde sanatta ilerleyebileceklerini belirtiyor. Bütün klasik sanatlarda olduğu gibi temel değerlerin çok iyi bilinmesi gerektiğinin altını çizen Birol, “Lakin burada takılıp kalmamak esas olmalı.  Çünkü tekrar ve taklitlerle 21’inci yüzyılın yeni üslûpları çıkamaz.” görüşünde.

“Tevazu zırhını kuşanarak, daha güzeli, daha mükemmeli bulmak için çalışmalıyız.” diyen müzehhibe, “Unutmamalıyız ki, başarıyı yakalamak ne kadar zor ise de, onu hakkıyla taşıyabilmek çok daha zordur. Evet, Âşık Veysel’in dediği gibi bizler uzun ve ince bir yolun yolcusuyuz. Fakat bizim için takdir edilen zaman, göz açıp kapama süresi kadar kısa. Onun için telafisi mümkün olmayan bu zamanı israf etmeden iyi kullanmalıyız.” diyerek gelecek kuşaklara da nasihat küpesini konduruyor.


İnci Ayan BİROL Kimdir?

1942’de İstanbul’da doğdu. İÜ Fen Fakültesi Fizik-Matematik bölümünden mezun oldu ve 16 sene, orta ve yükseköğretimde fizik hocalığı görevini yürüttü. Sanat eğitimini, Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt ile usta-çırak usulü sürdürdü. 1988’de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne,  Tezhip-Minyatür dalında öğretim görevlisi atandı ve 1991’de, “tezhip” dalında doktora karşılığı olan “Sanatta Yeterlik” belgesini aldı. 1992’de Yrd. Doç. oldu.Viyana’da, milli kütüphane ve müzelerde, Türk eserleri üzerinde çalıştı ve ilk sergisini, 1965’de TC. Viyana Kültür Ataşeliği'nde açtı.1992’de Paul  Renner  ve Hikmet Barutcugil ile birlikte Avusturya’da, Oberlech’da, ve 1993’ de VIC’de  (Viyana International Center) kişisel sergi açtı. 2000’ de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden emekli oldu. 2001-2013 yılları arasında, Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde, Tezhip-Minyatür dallarının kuruluşunda, uzman öğretim görevlisi olarak görevlendirildi, lisans ve yüksek lisans derslerine girdi. 1999’da özel öğrencileri ile  "Grup Nokta" yı kurdu ve yurt dışında 2002’de Almanya Berlin’de ve 2004’de Stuttgart’da, 2003’de Slovenya Lendeva’da ve Japonya Tokyo’da,  Danimarka Roskilde’de, 2005’de Pakistan, İslâmâbâd’da ve Saraybosna’da,  yurt içinde ise, Kütahya, Konya, Manisa, Ankara’da konferanslı grup sergisi açtılar. Ayrıca Edirne, Bursa, Erzurum, İstanbul’da pek çok sergiye katıldı. 2002’de, Kazakistan, Almaty’de, II. Avrasya Nükleer Bilimler Sempozyumu’nun davetlisi olarak, Tezyinî Türk Sanatı üzerine seminer verdi. Özel olarak Kubbealtı Misalli Büyük Türkçe Sözlük çalışmalarında Sanat Danışmanlığı (2005), Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde Sanat-Yayım Danışmanlığı (2002-2006), Kubbealtı Vakfı (1975-1999) ve Ankara TKKD (1994-1996) tezhip kursu hocalığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, Yaygın Kültür Eğitim Komisyonu üyeliği (2004-2005) ve Türk İslâm Ansiklopedisi yazı grubu içinde görev yaptı. Bu arada pek çok bildiri ve makalesi yanında, 1991’de "Türk Tezyini Sanatlarında Motifler” (Çiçek Derman ile) ve 2008’de “Klasik Devir, Tezyinî Türk Sanatlarında Desen Tasarımı, Çizim tekniği ve Çeşitleri” isimli kitapları yayınlandı.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 1551 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK