Resim

Mavi Rengin Ressamı Devrim Erbil: Aldığım En Büyük Ödül Ben Yaşarken Sanatımın Anlaşılması

  • #


Fotoğraf: Mücahit PAMUKOĞLU
Yazı: Semra ÜNLÜ


Resmin şairi Devrim Erbil, Türk resim sanatında soyut anlatımın en güçlü isimlerinden biri. Onun çalışmalarında mavi rengin ve çizginin yoğunluğu kendisini hemen belli eder. Ve bir de İstanbul… Geleneksel Türk ve Doğu sanatları ile Batı resim geleneğini ustaca harmanlayan sanatçının resimlerinde İstanbul özel bir yer tutuyor. Çok sayıda ödülü bulunan Erbil, bugüne kadar aldığı en büyük ödülün, bir ressam olarak yaşıyorken anlaşılmak olduğunu ifade ediyor.


Tuvale şiir yazılır mı? İnsan hem şair, hem de ressam olursa ne olur? Ortaya koyduğu birbirinden güzel eserlerle Devrim Erbil, resim sanatında bu iki sorunun cevabını oluşturan az sayıdaki sanatçıdan biri. O, soyut resmin dili ile çizginin dilini birleştiriyor ve âdeta tuvale şiir yazıyor.

Türk resim sanatında soyut anlatımın en güçlü isimlerinden olan Devrim Erbil ile sanatını konuşmak, eserlerini görmek için Suadiye’deki atölyesinde ziyaret ettik. Bir apartmanın iki katındaki dört daireye kurulmuş atölyesi bir sanat galerisinden farksız… Dairelerdeki her bir oda, Devrim Erbil imzalı birbirinden güzel tablolarla tıka basa dolu. Usta sanatçı, söyleşimize başlamadan önce atölyeyi gezmemizi öneriyor, biz de öyle yapıyoruz. Erbil’in asistanı eşliğinde atölyeyi gezerken onun renkler ve çizgilerle örülmüş hayatının zaman tünelinde yolculuk yapıyormuşuz hissine kapılıyoruz. Resme başladığı ilk yıllarda tuvale aktardıklarından, günümüzdeki eserlerine kadar Devrim Erbil’in pek çok çalışmasını görebiliyoruz.


Erbil’in sanatı sadece tablolarla sınırlı kalmamış. Atölyenin pencere camları, mutfağı, hatta banyosu da usta ressamın sanatından nasibini almış. Pencere camlarına kendi yaptığı vitray desenleriyle farklı bir boyut kazandıran Devrim Erbil, banyoda duş bölümüne kendi eserlerinden birini uygulatmış. Erbil’in özel bir malzemeyle kaplatılmış çalışması, banyoya âdeta bir sanat galerisi havası katmış. Söyleşimiz sırasında bu konuya dair soracağımız soruyu aklımızın bir köşesine not edip, mini sanat turumuza devam ediyoruz.

Duvarlarda asılı bazı tabloların hemen altında zemine serili, tablo ile aynı desene sahip halılar dikkatimizi çekiyor. Hepsinin de el dokuması olduğunu öğreniyoruz. Erbil’in tablolarından birinin önünde duruyoruz. Resimdeki en küçük bir detayın bile yerdeki halıda vücut bulduğunu fark ettiğimiz sırada, yan cepheden gelen kırmızı ışık dağıtıyor ilgimizi bir anda. Pencerenin vitray desenleri, güneş vurdukça bir ışık cümbüşüne dönüyor. Duvarlardaki tablolar, aynı desenli halılar, sanatçının elinden çıkma vitraylarla bezeli pencereler… Tüm bunlar, bize ‘Sanat, Devrim Erbil’in algısıyla pratik hayatın ayrılmaz bir parçası olmuş’ diye düşündürüyor.


Atölyedeki mini sanat turumuzu tamamlayıp onu biraz daha yakından tanıdıktan sonra söyleşi için usta sanatçının yanına geliyoruz. Çağdaş Türk resminin en özgün yorumcularından biri olan Erbil, resimde gelenek ile çağdaşı nasıl bütünleştirdiğinden genel sanat algısına, mavi renge olan tutkusundan Türkiye’de resim sanatına gösterilen ilgiye kadar pek çok konuya değiniyor söyleşide.

Tuvallerin Şiirini Yazacağım

Açtığı sergilerle Türkiye’yi yurt dışında en iyi şekilde temsil eden usta ressamdan, “Devrim Erbil” oluncaya kadarki yaşam serüveninden kısaca bahsetmesini de istiyoruz. 1937 Uşak doğumlu olan Erbil, ilköğrenimini Balıkesir’de bir ilkokulda tamamlamış. O yıllarda sanata olan ilgisinin edebiyattan yana olduğunu anlatıyor. Şiirler, öyküler kaleme alırmış kendi çapında. Kompozisyon, şiir dallarında yapılan yarışmalarda ödüller bile aldığı olmuş. Ortaokul yıllarına geldiğinde resim sanatıyla tanışmış. Resme olan ilgisini ve yeteneğini sonradan fark edişini anlatırken, “Görsel sanatların, Anadolu’nun küçük bir kentine ulaşması kolay değildi, edebiyatın ulaşması kolaydı." diyor.


Eli fırça tutmaya başladıktan sonra Erbil’in hayatından şiirin bütünüyle çıkıp çıkmadığını merak etmemek mümkün değil. Söylediğine göre artık şiir yazmıyor belki ama şiir ile resim arasında her zaman bir ilişki olduğuna inanıyor usta sanatçı. Erbil, “Şiir de, resim de belli bir duyarlılığa sahip olmayı gerektirir. İnsanın içinde çiçekler açmıyorsa, ondan ne şiir, ne de resim bekleyebilirsin. Şiirle uğraşan resimle uğraşmaz diye bir şey yok.” diyor. “Bir gün tuvallerin şiirini yazacağım” diyerek şiir bahsini kapatıyor sanatçı.

Erbil’in edebiyattan resim sanatına meyletmesinde resim öğretmenleri de etkili olmuş. Resmi iyi bilen öğretmenlerden eğitim aldığını söylüyor. Ortaokul ve lise yıllarında derslerinde oldukça başarılı olmasına rağmen, eğitimini sanat alanında sürdürmeyi tercih etmiş Erbil. Hem de çevresinden gelen “Bu çocuk mimar olmalı, diplomat olmalı” gibi manevi baskılara rağmen. Lise öğrenimini Balıkesir Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1955 yılında, o dönem adı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin resim bölümüne yetenek sınavını kazanarak girmiş. Ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan da ders aldığı fakülteden 1959 yılında mezun olmuş. Mezuniyetinden üç yıl sonra da akademiye asistan olarak geri dönmüş.


Hocası Bedri Rahmi ile bağını koparmayan Erbil, o yıllarda Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tullu ve Cevat Dereli’nin atölyelerinde görev almış. 1962 yılında akademiye asistan olarak döndükten sonra 1963 yılında da Altan Gürman, Adnan Çoker, Sarkis ve Tülay Tura ile birlikte Mavi Grup’u kurmuş. Erbil, Mavi Grup için, “İstanbul’un ışıklı mavi göğünden, Sultanahmet’in mavisinden, bu topraklara çok yakışan turkuaz renginin varlığından gücünü alan bir topluluktu.” şeklinde konuşuyor. Mavi renkten bu kadar söz edince, resimlere mavi rengin hâkimiyetine de değinmesini istiyoruz. Ünlü ressam, maviyi, sanatının temel rengi olarak gördüğünü belirtiyor, “Mavi, iç zenginliğin ve derinliğin, duyarlılığın rengidir. Ona baktığınız zaman hayatı daha derin kavrarsınız.” diyor.

Mavi Grup’tan önce, Devrim Erbil ve arkadaşları, ‘Soyutçu 7’ler diye bir grup kurmuş. Erbil, bir süre birlikte çalıştıktan sonra gruptan ayrılanlar olduğu gibi vazgeçmeyip devam edenler de olduğunu belirterek, “Sanat zaten direnmeyi gerektirir. Her şeye rağmen, tüm olumsuzluklara rağmen azmedeceksin, direneceksin.” diye konuşuyor. Erbil, bu sözleriyle, başarmaya giden yolun bıkmadan çalışmak olduğuna dikkat çekiyor.

İstanbul’a Uzaktan Bakış

Devrim Erbil’in soyutlamacı anlayışı, en belirgin şekilde İstanbul resimlerinde kendisini gösteriyor. Geleneksel Türk ve Doğu sanatları ile Batı resim geleneğini ustaca harmanlayan sanatçının resimlerinde İstanbul ayrı bir yer tutuyor. Çoğunlukla tek rengin hâkim olduğu tablolarında Erbil, İstanbul’un dingin bir panoramasını çıkarıyor. Erbil’in İstanbullarında genellikle uzaktan bir bakış söz konusu. Fazla detay vermekten kaçınıyor sanatçı. Nedenini merak ediyoruz. O da, ünlü ressam Picasso’nun şu sözünü hatırlatıyor bize, “Karanlıkta bütün kadınlar güzeldir.” Ve devam ediyor; “Uzaktan baktığınız zaman çirkinlikleri görmezsiniz. İstanbul da böyle işte; uzaktan bakınca daha güzel.”


İstanbul’un yanı sıra Anadolu, ağaçlar, kuşlar ve su, Devrim Erbil’in en çok kullandığı temalar. Kuşlar için “Onlar aslında bir ritimdir, hayatın ritmidir. Günler değişiyor, mevsimler, insanlar değişiyor. İşte o devinimin kanat sesleri kuşlar, diye düşünüyorum.” diyor. Erbil’in her çalışmasında farklı bir heyecan, farklı bir enerji sarıp sarmalıyor insanı. Belli ki çok yüksek bir enerji ve heyecanla meydana getirmiş eserlerini. “Bu bitmeyen enerjinin kaynağı nedir?” diye soruyoruz. Gözlerinde yine o enerjiyle şöyle yanıtlıyor sorumuzu; “Resimlerime bakanların bakışlarındaki enerji beni besliyor. Eğer bir şey üretiyorsam ve karşılığını buluyorsa, yani resimlerimin, bakanın içinde bir ses, bir ışık, bir renk olarak yaşadığını hissediyorsam işte bu duygu benim enerjimi besliyor, bana heyecan veriyor. Sanatçı olmanın güzel yanı bu.”

Devrim Erbil’in resminden bahsedilirken genellikle taklit edilmeyecek kadar modern, geleneksel sanatlarla özellikle de minyatürle Batı resim geleneğini en iyi şekilde sentezlediğine dikkat çekilir. Kendisine resimlerinde hissedilen minyatür etkisini hatırlattığımızda, kültürün izlerini süren bir sanatçı olduğunu ifade ediyor Erbil. İzlerini sürdüğü kültürün bu topraklara ait olduğuna işaret eden Erbil, “Sadece Osmanlı’nın değil, Selçuklu’nun, Antik Yunan’ın, Roma’nın, Lidya’nın, Urartu’nun, Sümer’in, Hititler’in, bütün uygurlıkların… Çünkü bunlar benim kültürel mirasım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir coğrafya yok. Bütün kültürler üst üste ve birbirlerini besliyorlar, birbirlerine karşı oluyorlar yer yer. Kimi zaman da birleştirici oluyorlar. Kültür zaten böyle canlı bir şeydir.” diye konuşuyor.


Bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip topraklarda, çok özel bir kültürün, sanatın doğması lazım geldiğini anlatan Devrim Erbil, Türk sanatının bugün bulunduğu yerden pek memnun olmadığını hissettiriyor. Çağdaşlaşma modelinin Türkiye’de farklı algılanmış olabileceğini söyleyen Erbil, Batı’daki akımların aktarmacı zihniyetle direkt getirildiğini, bunun da bu topraklara has bir kültürün oluşmasına zarar verdiğini ifade ediyor. “Peki Türk sanatında çağdaşlaşma nasıl olmalıydı?” diye sormadan edemiyoruz. Bakın nasıl cevaplıyor sorumuzu ressam Erbil: “Kimi sanatçı empresyonizmi getirdi, kimi fütürizmi, kimi de kavramsal sanatı getirdi. Ama önemli olan kendi kültürünün izlerini taşımaktır. Ben kültürün de genlerle taşındığına inanıyorum. Tıpkı fiziksel özelliklerin nesillere aktarılması gibi kültür de genler vasıtasıyla sonraki nesillere aktarılıyor. O nedenle siz kendi toprağınızın bereketini içinizde hissedip, o bereketin tohumların, iyi muhafaza etmelisiniz. Böylece açan o çiçekleri görürsünüz. O çiçekler kimi zaman Divriği Ulu Camii’deki rölyeflerdir, kimi zaman mezar taşlarındaki resimlerdir yahut bir İznik çinisinin motifidir. Biz işte bu kültürle geldik. Bizim içimizi Batı’nın kiliselerindeki vitraylar mı ısıtır, yoksa Edirne Selimiye Camii’nin vitrayları mı? Konuya işte bu açıdan bakmak lazımdır.”

Ünlü ressam, bu sözlerinin ardından, Türkiye’de sanatın çağdaşlaşırken bu toprağın kültüründen, o kültürün etkilerinden uzaklaşmaması gerektiğine vurgu yapıyor. Devrim Erbil, 1999 yılında Kırgızistan’da Askar Akayev’in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine “Bilim ve Sanat Akademisi Şeref Üyeliği” verildiğini belirtmeden geçmiyor. Ödül vesilesiyle Bişkek’e giden sanatçı, “Atalarımızın geldiği ta Altay Dağları eteklerine kadar gittim o zaman.” diyerek, Türk kültürünün izlerini oturduğu yerden sürmediğine de dikkat çekiyor.

Sanat Beyazıt’a İnmeli

Her daim tartışılan ancak bir türlü kesin bir sonuca vardırılamayan konudur, sanatın sanat için mi yoksa toplum için mi olduğu. Bırakalım, tarafları, bu tartışmayı sürdüredursun, biz de başka bir tartışma konusuna mercek tutalım. “Sanat halk için mi, elit sınıf için mi?” Muhatabını bulmuşken çağdaş resmin usta ressamına bu soruyu yöneltiyoruz.


Sanatın, sadece elit bir zümre içinde hapsolmasının benimsenecek bir durum olmadığını savunan ressam Devrim Erbil, sanatın yaşama dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Erbil, şunları söylüyor: “Bir sanat eserini ne kadar çok kimse paylaşırsa o kadar iyi. Belli bir zümre ile sınırlı kalınmamalı. Sanat, elit bir kesimin sadece kendi seçkinliğini kanıtlamak için evinde bulundurduğunda pek bir anlam taşımıyor. Sanat, paylaşılmalı, yaşamla iç içe olmalı. Mesela ben banyoya bile sanatı taşıdım. Gördüğünüz gibi yerde halı, duvarda gravür var. İnsanlar hayatının her alanında sanatla karşılaşsın, sanat her eve girsin istiyorum. Sanatın temel amaçlarından biri bu bence.” Erbil ayrıca, hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şu cümlesini de hatırlatıyor; “Sanat Beyoğlu’ndan Beyazıt’a inmedikçe varlığından söz etmemek gerekir.”

Söz Bedri Rahmi Eyüboğlu’na gelmişken, Erbil’in ünlü ressamla yaşadığı ve unutamadığı bir anısı olup olmadığını merak ediyoruz. Elbette usta ressamla iyisiyle, kötüsüyle pek çok anısı bulunduğunu anlatan sanatçı, “1955 yılından itibaren Bedri Rahmi’nin öğrencisi oldum, sonra asistanlığını yaptım. Ardından aynı kurumda hoca olduk, eşit koşullarda çalıştık. İyisiyle kötüsüyle pek çok anım var kendisiyle. Ama Bedri Rahmi deyince benim aklıma önce halk sanatına, kültürüne önem vermesi gelir.” diye konuşuyor.

“Akademideki diğer hocalar Batı tarzı eğitimi tercih edip Antik Roma, Antik Yunan, Rönesans ile ilgilenirken, Bedri Rahmi, bizi halkla bütünlük kurmaya yönlendirirdi. Karabaş’ta, Tophane’nin yakınında, Eminönü’nde halkın içinde kahvehanelerde, camilerde resimler çizerdik. Bize ‘İki ay uğramayın atölyeye’ derdi.” diyen Devrim Erbil, o iki aylık sürenin sonunda, hocaları Bedri Rahmi’ye bir albüm getirdiklerini ve sunum yaptıklarını ifade ediyor.

Erbil, bu sözleriyle Bedri Rahmi’nin, halk sanatına değer veren bir sanatçı olduğuna dikkat çekerek, hocasının haklılığını şu sözlerle destekliyor; “Batılılar, Türk sanatını, Anadolu uygarlığını tanımazlar çünkü işlerine gelmez. Bugün Süleymaniye Kütüphanesi’nde 10 bin cilt minyatür var. Bunlar ortaya çıktığında, işte o zaman Türk Rönesans’ı doğacak. Sanat tarihçilerinin bu konuya önem vermesi ve bu alanda çalışması lazım. Biz çok özel bir coğrafyada çok özel bir ırkın insanlarıyız. Bunu anlatmalıyız herkese.”


Bu yüzyılda yetişen sanatçıların da geçmişteki büyük uygarlığın torunları olarak, günümüzdeki temsilcileri olarak eskiye sahip çıkıp, üzerine yeni şeyler ekleyerek bir şeyler yapması gerektiğinin altını çiziyor ünlü ressam. Erbil’in eserlerinin halıya uygulanması da bu düşünceyle yapılmış olsa gerek diye düşünüyoruz. Büyük bir halı koleksiyonu olduğunu söyleyen sanatçı, resimlerinin, Balıkesir’de, Kütahya’da, Uşak’ta maharetli ellerle dokunan halılarda başka bir formda yorumlandığını ifade ederek, destekliyor bizim bu düşüncemizi. Halı sanatının biz Türklere özgü bir sanat olduğunu söyleyen Devrim Erbil, “Halı, Türklerin insanlığa armağan ettiği bir teknik. Cennet gibi şeyler yapılmış. Ben bundan neden yararlanmayayım, ben bir sanatçı olarak işimi halıda neden görmeyeyim, dedim.” şeklinde belirtiyor resimlerinin ilmeklerde yeniden hayat bulmasını.

Erbil’in eserlerinin Balıkesir’de, Uşak’ta el dokuması halılara uyarlandığını söylemişken, sanatçı adına 2004 yılında, Balıkesir Belediyesi tarafından “Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi” açıldığını hatırlatmakta yarar var. Bu müzede sanatçının eserleri ve eserlerinden uyarlanan el dokumaları yer alıyor. Türkiye’nin ilk halı müzesinin de Erbil’in gayretiyle kurulduğunu söylemeden geçmek olmaz. Baba memleketi Uşak’ta Eylül 2013’te kurulan Halı-Kilim Müzesi ve Dokur Evi’nin açılışına katıldığını anlatan Devrim Erbil, çok değerli Uşak halıları ve ödül almış Uşak kilimlerinin sergilendiği müzeye bir eserini hediye ettiğini söylüyor.

Çağdaşın İçinde Gelenekselin Ruhu Var

Çağdaş Türk resmine farklı bir boyut kazandıran Devrim Erbil’in resimlerine baktığınızda çizgilerin hâkim olduğunu görmemek mümkün değil. Ustalıkla hükmettiği, bir araya geldiklerinde birbirinden güzel kompozisyonlar ortaya çıkaran incecik çizgilerin oluşturduğu sayısız eser ortaya koyan sanatçıyla, bugün artık bir marka olan Devrim Erbil ismini oluşturmanın zorluğunu konuşalım istiyoruz.


“Her başarının ardında büyük bir özveri, fedakârlık vardır. Hiç kimse durup dururken bir Van Gogh olmaz, bir Picasso olmaz.” diyerek söze başlayan Erbil, kendisinin de bugünlere gelirken çetin dönemlerden geçtiğini belirtiyor. Memur çocuğu olduğunu söyleyen Devrim Erbil, “Üç kardeştik biz. Ben üniversitede okurken, aynı zamanda hayatımı kazanmak zorundaydım. O yıllarda hocanın atölyesinde gece saat üçlere kadar çalışır, o saatten sonra Cağaloğlu’ndaki öğrenci yurduna yürüyerek giderdim. Sözün kısası sanat; bir ısrar, bir sebat meselesi.” diye konuşuyor. Akademide 50 yıl hocalık yapmış, Batı sanatını, dünya sanatını bilen biri olarak sanatı tanımlarken, “Sanat ilericiliktir, yeniliktir, yaratıcılıktır.” diye konuşan Erbil, her alanda yaratıcı olan bir toplumda yetişen çocukların, bilimde, sosyal bilimlerde, kültürde kısacası her alanda başarılı olmasının kaçınılmaz olduğuna vurgu yapıyor.

Geleneksel olan ile çağdaş olanın birbirlerine zıt gibi göründüğüne de değinen Erbil, ancak bu ikisinin birbirinden bıçakla kesilmiş gibi ayrılamayacağını ifade ederek, “Çağdaşlığın içinde geleneğin izleri, ruhu saklıdır. Kişisel olarak söylemek gerekirse benim sanatım bunun üzerine temellendi.” diyor.

Çağdaşın gelenek ile -deyim yerindeyse- kardeş olduğu resimlerinden örnekler eşliğinde yaptığımız söyleşinin sonuna gelirken, Devrim Erbil, özellikle Anadolu şehirlerinde yetişen sanatçılara bir çağrıda bulunmak istediğini dile getiriyor. Erbil, “Sanatçılar, doğup büyüdükleri kente sahip çıkmalı. Sanatçı, büyük şehre gidince kendi kentini unutuyor, kent de sanatçısını… Böyle olmamalı.” diyor.

Sanat yaşamı, ulusal ve uluslararası çok sayıda ödüller ile sayısız kişisel ve karma sergilerle dopdolu olan ressam Devrim Erbil, bugüne kadar aldığı en büyük ödülün, bir ressam olarak yaşıyorken anlaşılmak olduğunu ifade ediyor. Söyleşimizin sonunda Erbil, bugüne kadar hayalini kurduğu vakıf ve müzeye de değinmek istiyor. Vakfın kurulması için çalışmaların sürdüğünü anlatan sanatçı, Kadıköy’de yeni satın aldıkları iki binanın da müze olarak hizmet vermesi için çalıştıklarını ifade ediyor. Hayallerini en kısa zamanda gerçekleştirmesi dileğiyle usta ressamın yanından ayrılıyoruz


Devrim Erbil Kimdir?

İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere birçok ildeki müzeler ile resmi pek çok kurum ve kuruluşta eserleri bulunan Erbil’in, yurt dışında da Bükreş Modern Sanatlar Müzesi, Minnesota Ben and Abby, Grey Foundation Koleksiyonu, İskenderiye Güzel Sanatlar Müzesi, Yugoslavya Banja Luka, Umjetnicka Garerija’da eserleri mevcut.

1970 yılında doçent, 1981 yılında da profesör olan Devrim Erbil, 1991 yılında devlet sanatçısı unvanını aldı.  1979-1982 yılları arasında İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü görevlerinde bulunan sanatçı, 1985’te başladığı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanlığını üç yıl sürdürdü. 1988 ile 1990 yılları arası Yıldız Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde bölüm başkanlığı yapan sanatçı, 1990 yılında bu kez Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dekan yardımcılığı görevine getirildi. 2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden emekli oldu. 2004 yılında Balıkesir Belediyesi tarafından Devrim Erbil Çağdaş Sanat Müzesi adıyla kişisel müzesi açıldı.  Doğuş Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı olarak göreve başladı ve halen aynı üniversitede öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. Ayrıca İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Mütevelli Heyet üyesi olan Devrim Erbil’in eserleri son olarak Tayvan, Pekin, Kemerburgaz Üniversitesi ve Sürmeli Oteli’nde düzenlenen sergilerde sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 4241 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK