Doğumunun 100. Yılında Hocaların Hocası Prof. Dr. Emin Barın

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Hat ve cilt sanatçısı, tasarımcı Emin Barın’ın bu yıl 100. doğum yılı. Dönemin önemli sanatkârlarının rahle-i tedrisinden geçen Barın, hayatını vâkıf olduğu sanatlara adamış. Ömrü vefa ettiğince bildiği ne varsa talebelerine aktaran ‘hocaların hocası’nın son talebe halkası, günümüzün tanınmış sanatçılarından oluşuyor. “Beşi bir yerdeler” olarak anılan bu grup, Etem Çalışkan, İslam Seçen, İlhami Turan, Yılmaz Özbek ve Savaş Çevik’ten müteşekkil. Emin Hoca’yı, Çemberlitaş’taki cilt atölyesinde, İSMEK'te de usta öğreticilik yapan “Beşi bir yerdeler”den Etem Çalışkan, İslam Seçen ve Savaş Çevik hocalarımızdan dinledik.

Yer; Çemberlitaş’ta nice derin sanat sohbetlerine, tatlı baba-evlat muhabbetlerine, kıymetli nice sanat eserinin üretilmesine tanıklık etmiş eski bir bina. Reis-ül hattatin Kamil Akdik, Necmettin Okyay gibi büyük üstatlarının rahle-i tedrisinden geçmiş, geleneksel tezyini sanatlarda günümüzün tanınmış pek çok sanatkârının yetişmesinde büyük emeği olan Emin Barın’ın yıllarca atölye olarak kullandığı mekân burası. Barın’ın anılarıyla tıka basa dolu olan bina, şimdilerde eski işlevini yerine getirmiyor olsa da,  yorgun duvarları hâlâ dost muhabbetlerini, sanat sohbetlerini sarıp sarmalıyor.

Emin Barın Cilt Atölyesi, 1987 yılından bu yana öksüz. Fakat Emin Hoca’nın öğrencileri ve onun sanatının ruhunu anlamaya muktedir olmuş manevi talebeleri ve elbette çocukları, tıpkı sağlığında olduğu gibi, çalışma masasının etrafında toplanmaya devam ediyor. Emin Barın Atölyesi’nin bu güzide topluluğu, hoca yaşarken yaptıkları gibi her hafta değilse bile, her ayın ilk perşembe günü öğleden sonra bir araya geliyor. Emin Barın’ın 100. doğum yılı anısına, okuduğunuz bu satırları kaleme almak için biz de bu toplantılardan birine katılalım istedik. 2013 Aralık ayının ilk Perşembe gününde bu şansa erişebildik.


Misafiri olduğumuz bu atölyeden kimler gelip geçmemiş ki… Emin Barın’ın cilt tedris ettiği günümüzün usta cilt sanatçısı İslam Seçen, yine hocanın kaligrafi ve hat dersleri verdiği usta sanatçı Savaş Çevik, hocanın oğlu Tevfik Barın, büyük kızı Ayşe Barın A. ile Şevket Rado, Kemal Batanay, Rikkat Kunt, Muhsin Demironat, Op. Sadi Berger, Mithat Sertoğlu, Necmeddin Okyay, Ragıp Tuğtekin, Fuat Bayramoğlu gibi gönlünü geleneksel Türk sanatlarına kaptırmış diğer misafirler…

Cilt Atölyesi Gerçek Bir Akademiydi

Gözümüz, Emin Barın ile birlikte başta Anıtkabir yazıları olmak üzere pek çok işe imza atmış öğrencisi Etem Çalışkan’ı arıyor. Etem Hoca’nın gelemediğini öğreniyoruz. Biz de, İslam Hoca ve Savaş Hoca’dan istiyoruz Emin Barın’ı anlatmasını.


Önce İslam Seçen’e soruyoruz, üstatla ne zaman tanıştığını ve onun öğrencisi olmanın nasıl bir duygu olduğunu. Anlattığına göre İslam Hoca, Barın ile 1956 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdiği yıl tanışmış ve bu tanışıklık, zamanla baba-evlat ilişkisine dönüşmüş. “Hocamı tanımak, onunla çalışmak, benim için çok büyük bir şanstı. Hayatı boyunca bize evlât muamelesi yaptı. Bütün imkânlarını öğrencilerine sunmaktan çekinmezdi.” diye konuşuyor Seçen. Emin Barın ile teşrik-i mesailerinin yalnızca akademi ile sınırlı olmadığını söyleyen İslam Seçen, “Hocam, öğrencilerini, yaptığı faaliyetlerden ayrı tutmazdı. Ben Lizbon’a hocamla gittim mesela. Lizbon’daki Gulbenkian Müzesi’ndeki selde zarar gören yazma eserleri kurtardık birlikte.” diyor ve ekliyor,  “Hocam kiminle, ne yapması gerektiğini çok iyi bilen bir kişiydi.”




Hat sanatçısı Savaş Çevik de Barın’la, akademiye girdiği 1971 yılında tanışmış. Akademide hocadan yazı ve tipografi dersleri aldığını anlatan Çevik, sonraki yıllarda Emin Hoca’nın asistanı olduğunu belirterek, “O süreç, benim hayatımın dönüm noktası oldu.” diyor. Çevik, özellikle hat sanatına ilgi duymasında, Barın’ın büyük etkisi olduğunu vurguluyor.

Emin Barın’ın, atölyedeki ders halkasına isteyen herkesi dahil edip etmediğini merak ediyoruz. Söylediğine göre, yetenekli olduğunu gördüğü öğrencilerine, kapısı ardına kadar açıkmış Barın’ın. Savaş Çevik, atölye sohbetlerine de değiniyor:

“Okulda Emin Hoca’nın bir öğrenci grubu vardı atölyeye devam eden; Grafik Sanatlar bölümündeki öğrenciler… Onun dışında özel arkadaşları zamanın hattatları, müzehhipleri, ressamları, tarihçiler, yazarlar, yayıncılar... Haftada bir perşembe günleri öğleden sonra gelirler, burada sohbet ederlerdi. O sohbetlere öğrencileri de katılırdı.”


Savaş Hoca, Emin Barın Cilt Atölyesi için, “Gerçek anlamıyla tam bir akademiydi.” diyor.  İslam Seçen sözü alıyor; “Emin Barın Hocam, Allah vergisi bir yeteneğe sahipti. Bu kadar büyük bir yetenek, 100 milyonda bir kişiye nasip olur.”

“Peki bu büyük yeteneğin bayrağını şimdilerde kim taşıyor?” diye soruyoruz. İslam Hoca, hiç düşünmeden, “Onun bayrağını bir tek kişi taşıyamaz. Emin Hocam, derya bir insandı. O deryayı tek bir kişi temsil edemez.” diyor. İslam Hoca’dan, o deryayı, kendisinin de dahil olduğu Emin Barın’ın “Beşi bir yerde”lerinin temsil ettiğini öğreniyoruz. Fakat maalesef bir eksikle… Etem Çalışkan, İslam Seçen, İlhami Turan, Yılmaz Özbek ve Savaş Çevik’ten oluşan “Beşi bir yerde”ler arasında yer alan Özbek, Barın’ın vefatından önce rahmet-i Rahman'a kavuşmuş.


Savaş Çevik giriyor söze; “Hocanın vefatından sekiz ay önceydi Yılmaz Özbek’in vefatı. Hatta hocaya duyurmadık üzülmesin diye. Ama son zamanlarda şüphelenmeye başlamıştı. Sık sık sorardı, ‘Yılmaz nerede? Benden saklamayın, başına bir şey mi geldi?’ diye. Emin Hoca da hastaydı o vakitler. Kolon kanseriydi. İngiltere’de bir ameliyat geçirdi, sonra çok sürmedi zaten, 5 ay kadar sonra vefat etti.”

Teşvik Ediciydi, Kırıcı Tenkitte Bulunmazdı

Üniversitedeyken üçüncü sınıfın sonlarına doğru Barın’dan asistanlık teklifi alan Savaş Çevik, o vakitten sonra hiç ayrılmamış Emin Hoca’dan. Okulu bitirip de asistanlık sınavını kazanınca da asistanlık görevi resmiyet kazanmış. “Benimle birlikte, klasik anlamdaki usta-çırak ilişkisinin son halkası da bitti. Hani eskilerin usta-çırak halkası vardır; baba-evlat gibi, kardeş gibi karşılık beklememe esasına dayalı. Hoca, sadece bilgisini paylaşmakla kalmaz, öğrencisinin her türlü sorunuyla da yakından ilgilenirdi. İşte biz de öyleydik.” diye anlatıyor hocasını Savaş Çevik.

Emin Barın için, “Hoca, öğrenci psikolojisini çok iyi bilen, öğrenciyi yönlendirmesini bilen bir insandı. Sanatı, soğutmadan sevdirirdi. Öğrencilerini teşvik eder ve hiçbir zaman kırıcı tenkitte bulunmazdı.” diyen hat sanatçısı Savaş Çevik, Emin Hoca’nın çalışmayı çok seven bir insan olduğunu, fakat öğrencilerini çalışmaya teşvik ederken asla zorlayıcı olmadığını da şu sözlerle vurguluyor: “Bizi zorlamazdı. Zaten Emin Hoca'nın öğrencisi olduğunuz zaman ister istemez çalışmak zorunda kalırdınız. İnsana o kadar zevk verirdi ki onunla yazı konusunda, klasik sanatlarımız konusunda sohbet etmek… Bir konu açılıp, üzerinde konuşmaya başladığımızda zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Bir de bakardık ki saat akşamı çoktan bulmuş.”

Emin Barın’ın son derece mütevazı bir kişiliği olduğunu söyleyen usta hat sanatçısı, “Hocam, bildiği her şeyi öğretmeye gayret ederdi. Bazı insanlar vardır; işin püf noktalarını söylemez, kendisine saklar, herkes bana bağımlı olsun diye. Emin Hoca öyle değildi, bildiği her şeyi öğretirdi. Çünkü kendisine son derece güven duyan bir insandı. Bilirdi ki, bir sanatçının yaptığını, başka bir sanatçı yapamaz.”diyor.

Türkiye’nin önde gelen cilt ustası İslam Seçen de, Emin Barın’ın hocalığını, “Hocamızın her alanda ilgisi ve bilgisi vardı. Çok yetenekli, çok görüşlüydü. Bu, bizlere de yansımıştır. Öğrencilerine karşı çok sabırlıydı. Bir öğrencisi güzel bir iş yaptığında pek memnun olurdu. Bizi yetiştirmek için elinden geleni yapar, bizim görüşlerimize de değer verirdi. Yaptığı çalışmalara bizleri dahil ederdi. Hocamızla baba-evlat gibi çalışırdık. Bize sanatı yavaş yavaş, sabırla anlatırdı.” sözleriyle anlatıyor. Savaş Çevik araya giriyor, “Öğrencilerinin yaptıklarına çok kıymet verirdi hoca. Eserlerini satın alacak kadar hatta. Mesela Yılmaz abinin bir eserini satın almıştı bir sergide. Öğrencilerine âdeta bir baba şefkati gösterirdi.”


Çok Yönlü Bir Sanatçıydı

İslam Seçen de, Savaş Çevik de, sık sık Emin Barın’ın çok yönlü biri olduğunu vurguluyor. Cilt sanatına yıllarını veren ve halen İSMEK ‘Ciltçilik’ Zümre Başkanı olan İslam Seçen, Barın’ın; cilt, matbaa teknolojileri ve grafiğe öncülük ettiğini belirterek, “Cilt aletlerini yurt dışından getirirdi. Türkiye’de alaylı zanaatkârlar, hocamın atölyesine gelip makine ve aletleri görür, kullanımlarını öğrenirdi.” diye konuşuyor. İSMEK Hat Zümre Başkanı Savaş Çevik ise bu konuda, “Emin Hoca, çok yönlü bir sanatkârdı. Bir kere klasik ve modern ciltler konusunda Türkiye’de bir numaralı uzmandı kendisi.” sözleriyle Seçen’i destekliyor.

Çevik’e, “Peki hangisi daha ağır basıyordu Emin Barın için?” diye soruyoruz , “Esasında hepsiyle severek ilgileniyordu. Fakat onun için cilt ve yazı ilk sırada yer alıyordu. Hocanın grafik yönü de vardı biliyorsunuz.” diyor.

Almanya’da cilt tahsili gören Emin Barın için cilt ve yazının birbirinden ayrılmadığını vurgulayan Çevik, Emin Hoca’nın, hem Arap yazısı hem de Latin yazısı konusunda ihtisası olduğunu vurguluyor. Savaş Çevik, Emin Barın’ın çok yönlülüğüne dikkat çekerken de, “Grafik tasarımcı yönü vardı Emin Hoca’nın. Ayrıca fotoğrafı bilen, matbaayı, dizgi sistemlerini bilen bir insandı. Geleneksel sanatların bütün dallarının yanı sıra resim, heykel gibi çağdaş sanatları da anlayan bir insandı hoca. Hem sanat dünyası, hem de düşünme sistemi açısından Doğu ile Batı’yı gerçekten birleştirmişti. O yönüyle de mükemmel diyebileceğim bir sanat anlayışı vardı.” diye konuşuyor. Savaş Çevik’in anlattığına göre kâğıt ve kitap konusunda uzman olan Emin Barın, yazı ve imza bilirkişiliği konusunda da Türkiye’nin ilk eksperlerindendi.

1987 yılında vefat edene kadar ömrünü, geleneksel Türk sanatlarına hizmet etmeye adayan Emin Barın, hat sanatı çalışmalarını genelde klasik celi divani, kûfi ve bunların çağdaş yorumları ile serbest tasarımları üzerine yoğunlaştırdı. Hat icazetini İsmail Hakkı Altunbezer’den alan Barın’ın imzasını günümüzde pek çok yerde görmek mümkün. Öğrencisi Etem Çalışkan ile birlikte çalıştığı Anıtkabir kitabeleri, Boğaziçi Köprüsü’nden Anadolu yakasına geçerken sağdaki Karayolları binalarının önündeki ‘Maşallah’ yazısı, İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısındaki yazı, İstanbul Adliyesi’nin yazısı, Galata Kulesi’nin üzerindeki kitabe bunlardan bazıları.

Emin Hoca’nın göz bebeği olan ciltçilikteki en önemli çalışması ise 1936 yılında düzenlenen Berlin Olimpiyatları için hazırlanan kitabın cildi. Tasarladığı özel ciltler ile sonraki nesillere örnek olan Emin Barın, olimpiyat kitabı ile birincilik kazanmış. Barın’ın hat ve kaligrafi öğrencisi Savaş Çevik, onun bu birincilik ödülünü, dünya tarihin en büyük soykırımını gerçekleştiren Adolf Hitler’in elinden aldığını ifade ediyor. Çevik, Barın’a birincilik kazandıran kitabın, halen Çemberlitaş’taki Emin Barın Cilt Atölyesi’nde olduğunu belirtiyor.


İlham Perilerine İhtiyaç Duymazdı

Bir sanatçının eser üretirken ihtiyaç duyduğu en önemli şeyin ilham olduğunu hepimiz biliriz. İlham perileri bir türlü gelmiyorsa, kıvranır da kıvranır sanatçı. Deyim yerindeyse adeta bir doğum sancısı çeker. Hat ustası Savaş Çevik, hocası Emin Barın için böyle bir durumun geçerli olmadığını ifade ediyor. Barın’ın çok çabuk konsantre olabildiğini söyleyen Çevik, “Emin Hoca, çabuk eser üreten biriydi. Her yerde ve her ortamda çalışabilen bir sanatçıydı. İlham perilerim gelsin diye beklemezdi. Mesela ben kendi odamda olmadan, kendi masamda oturmadan başkalarının yanında yazı yazamam, hele kamış kalemle asla yazamam ama Emin Hoca yazardı. Hatta perşembe toplantılarında arkadaşlarla konuşurken bile yazardı. Çoğu zaman hem sohbet eder, hem de yazı yazardı.” diye anlatıyor Emin Barın’ın her koşulda üretebilen bir sanatçı olduğunu. Bir hattat için yazı yazarken kahve ve sigaranın en kötü düşman olduğuna dikkat çeken Çevik, “Fakat Emin Hoca, kahveye çok düşkündü. Yazarken kahvesini de, sigarasını da içerdi.” diyor.

Emin Barın’ın, el beceresi muhteşem bir sanatçı olduğuna da değiniyor Savaş Çevik. Restorasyon çalışmalarının aranan ismi olmasının da bunun bir göstergesi olduğunu söyleyen Çevik, Barın’ın Portekiz’in başkenti Lizbon’daki Gulbenkian Müzesi’nde gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarına getiriyor sözü. Barın’ın, İslam ve Doğu sanatlarından eserlerin yer aldığı müzede 1954 yılında meydana gelen sel felaketinde zarar gören yazmaların restorasyonunda çalıştığını hatırlatıyor. İslam Seçen söz alıyor hemen: “Emin Hoca ile Gulbenkian Müzesi’ndeki restorasyon çalışmalarımız otuz sene kadar sürdü.”

Savaş Çevik, restorasyon işleri her ne kadar malzeme ile alâkalı olsa da eninde sonunda el becerisine, maharete dayanan çalışmalar olduğunu belirterek, Emin Hoca’nın müzedeki eserlerin restorasyonu için dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen sanatçılar arasından seçildiğini vurguluyor. Çevik, “Restorasyon için Lizbon’a gelen sanatçıları, en iyi olanı seçmek için bir sınavdan geçirmişler. Emin Hoca ve İslam ağabeye de çamur içinde bir kitap vermişler. Diğerleri, en gelişmiş gereçlerle çalışmış olsa da kazanan bizimkiler olmuş. Yani el becerikli değilse, dünyanın en gelişmiş aletini edevatını verseler hiçbir işe yaramaz.” diyor.

İslam Seçen ve Savaş Çevik’le söyleşirken, her ikisinin de Emin Barın’ın öğrencisi olmaktan duydukları gururu gözlerinden okuyoruz. Elbette gözlerinden okuduğumuz sadece gurur değildi. Hocalarından ayrı kalmanın hüznü de vardı gözlerinde.


Emin Barın’ın vefatından önce talebelerine sanatsal anlamda bir vasiyeti olup olmadığını merak ediyoruz. Seçen de, Çevik de, Emin Hoca’nın sanat algısı, felsefesi ve ahlakının, kendilerine en büyük emanet olduğunu vurguluyor. İslam Seçen, “Emin Hoca, yeteneklerimize göre hepimizi çok iyi yetiştirdi. Sanatımızda mükemmel olabilmemiz için elinden geleni yaptı. Bize en büyük nasihati, bizim yolumuzu açmasıdır.” diye konuşuyor.

Savaş Çevik’in anlattığına göre ise, Barın, son zamanlarında bile hastalıktan kurtulup, hayatına devam edeceğini düşünüyormuş. Emin Hoca’nın gerçekleştirmeyi hep istediği 40 Besmele projesi olduğunu ve sağlığında bunun için çalıştığını anlatan Çevik, “Emin Hoca ile en son evinde, yatağında yatarken görüştük. Bana odadaki bir çekmeceyi gösterdi ve oradaki dosyayı çıkarmamı istedi.

40 adet Besleme’den bir kişisel sergi açmak istiyordu. Ölüm döşeğinde bile projelerinden bahsederdi.  Hep yazıyla alakalı konuştuk. Zaten çok kısa bir süre sonra da kaybettik kendisini.” diyor ve ekliyor; “Yani ölümüne kadar yazıyla ilgilenmiş, yazıya doyamayan bir insan  olarak tanıdık hocayı.”

Prof. Emin Barın: Çağdaş Güzel Yazı Yorumcusu, Hattat ve Yeni Yazının İlk Öğretmenlerinden…

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı üç yetenekli ve çalışkan öğrenciyi eğitim ve öğrenim için Almanya’ya gönderir. Ferit Apa resim ve matbaacılık, Sait Yada güzel yazı ve Emin Barın kitap cildi ve güzel yazı öğrenimi ve eğitimi görürler. Okullarını başarı ile tamamladıktan sonra yarışmalarda kazandıkları değerli ödüller ve belgelerle yurda dönerler. Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmen olarak, sanatta hizmete başlarlar.

Bir zaman sonra cilt ve güzel yazı öğretmeni Emin Barın, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne atanır. Baykuşların ana-baba ocağına… Ben 1951’de geldim Akademi’ye… Çukurova’nın dördüncü veya beşinci sanat Abdal’larından…




Akademinin giriş sınavı gününden iki gün önce, okulun bahçesinde tek başına duran kişiye, şaşkın ve çekingen ve korkak  “gurbet kuşları” gibi yaklaştım ve “Günaydın efendim” dedim. Taşralı ham demir olduğum anlaşılıyordu.  “Günaydın.” dedi uzatmalı bir makamla ve “Ne istiyorsun,  söyle bakalım” dedi. Fransızca bir kelime söyledim. “Sınavlara girebilmem için buna ihtiyacım var.” dedim. Müdür muavininin yanına götürdü beni. Kerim Bey, bana dört tane Fransızca kelime verdi. Emin Barın Hocamla tanışmamız böylece başlamış oldu. Afiş atölyesinde yazı hocamızdı. Otuz beş yıl sürdü sağlığındaki öğrenciliğim. Ne zamana kadar sürecek derseniz bu öğrenciliğiniz söyleyeyim “Ben ölünceye kadar”… Son nefesinde, evinde ailece başucunda idik. Nur içinde yatsın. Tarih 31 Aralık 1987...

Emin Barın hocamız her öğrencisinde ayrı ayrı anlatım değerindedir. ‘BEŞİ BİR YERDE’lerden ilk ve tek olduğum için ben de başka… Diğer dört cilt ve güzel yazı sanatçısında başkadır… ‘Beşi bir yerde’nin dışında Abdullah Taşçı da daha başkadır.

“Beşi Bir Yerde’ler sırayla Etem Çalışkan, İlhami Turan, İslam Seçen, Yılmaz Özbek ve Savaş Çevik… İçimizde bugün için Türkiye’de ve yurt dışında kitap cildi yapımı ve cilt ve kitap onarımı sanatçısı İslam Seçen, Emin Barın hocanın başarıyla devamıdır.


Anıtkabir yazıtları, Emin Barın Hocam'ın onur duyduğu en büyük eseridir. Bu yazıtların yazılmasında 1953 yılında bendeniz hocamın akademide öğrencisi iken, çırağı oldum. Ben de bu durumdan onur duyuyorum elbette. Barın hocam; güzel yazı sanatını eski yazı, yeni yazı ayrımı yapmadan yazmış, yenilikçi sanat kişiliği ile her iki yazı döneminin sanatçısı ve öğreticisi olmuştur.

Grafik kelimesini tek başına sanat içinde sevmememe karşın, grafik sanatlar dalı olarak yerleştiği için öyle yazıyorum. Modern yazıyı, eski yazı yeni yazı haliyle de uygulayan bu büyük sanatçı, değerli grafik eserler yapmıştır. Emin Barın hocamı iyi bir öğretmen ve çağdaş bir güzel yazı sanatçısı olarak yüzüncü yaşında saygıyla anıyorum. Etem Çalışkan* *(Doğumunun 100. yılında, yıllarca emek verdiği atölyesinde kendisini konuştuğumuz Emin Barın’ın “Beşi bir yerde”lerinden Etem Çalışkan, söyleşimize bir mazereti dolayısıyla katılamamıştı. Büyük bir nezaket göstererek, orada söyleyemediklerini kaleme aldı ve bize gönderdi.)

Emin Barın Kimdir?

Hattat ve cilt sanatçısı Hafız Mehmed Tevfik Efendi’nin oğlu Emin Barın, 2 Haziran 1913’te Bolu’da doğdu. Yedi yaşındayken babasından hat dersleri almaya başladı. 1932’de İstanbul Muallim Mektebi’ni, 1936’da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü’nün Resim-İş Bölümü’nü bitirdi.


Zamanın üstatları Reis-ül hattatin Kamil Akdik’ten yazı, Necmettin Okyay’dan ise klasik Türk cilt yapım sanatını öğrendi. Çalışmalarını genelde klasik celî dîvanî ve kûfi ile bunların çağdaş yorumları ve serbest kreasyonları üzerine yoğunlaştırdı. Hat icazetini de İsmail Hakkı Altunbezer’den aldı. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açılan burslu eğitim sınavını kazanarak hat ve cilt sahasında ihtisas yapmak için Almanya’ya gönderildi. Almanya’da iken hazırladığı olimpiyat kitabı ile Hamburg Kitap Sergisi’nde birincilik ödülü kazandı. 1939’da Leipzig’deki Kitapçılık ve Sanat Akademisi’ne girerek kitap ciltçiliği dersleri aldı. Alman Tayyarecileri Birliği’nin Göring’e verdiği beratın yazı ve cilt işlerini Emin Barın yaptı.

1943’te Türkiye’ye dönerek İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde hat ve cilt sergisi açtı. Dekoratif Sanatlar Bölümü’nde öğretim üyesi olarak vazife alan Emin Barın, 1958’de Fatih Divanı kitap cildiyle uluslararası Brüksel Sergisi’nde birincilik ödülü kazandı. 1969’da gittiği Lizbon’da su baskınında zarar gören bazı Türk-İslam eserlerinin restorasyonunda çalıştı. 1977’de Dublin Sanat Akademi’sinde, 1983’te Paris’te UNESCO Genel Merkezi’nde, 1985’te Münster’de hat sergisi, 1986’da İslam Kültür Merkezi’nde ikinci defa cilt sergisi açtı. 1983’te emekliye ayrılan Emin Barın 1984’te “Ya Rahim” adlı eseriyle Türkiye İş Bankası Süsleme Büyük Ödülü’nü kazandı. Özellikle kûfi ve celî divanî yazılarında yeni yorumlarla güzel eserler verdi.

Serbest anlayışa dayanarak yaptığı çalışmalarla da dikkati çekti. İslamabad Kültür Merkezi’nin yazıları, Anıtkabir’deki yazıları, Yunus Emre’nin mezar yazıları ve Ankara’daki Kocatepe Camii’nin konferans salonundaki yazılar onun önemli eserlerindendir. 1987 yılında vefat eden Barın’ın 200’ü aşkın eseri vardır. Birçok devlet başkanına, üniversitelere, çeşitli kuruluşlara takdirnameler, beratlar ve diplomalar yazdı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları arasında Prof. Önder Küçükerman tarafından kaleme alınan, “Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN” isimli kitap 2002 yılında yayımlanmıştır.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 2647 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK