Türk İslam Sanatları

Ord. Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER’in Tezyinatı

  • #


Yazı: Semih İRTEŞ

Hayatını geleneksel Türk süsleme sanatlarına adamış duayen bir isimdir Süheyl Ünver. Günümüzde tezyini sanatları icra eden pek çok sanatçının hocalığını yapmış olan Ünver, vefat ettiğinde geride çok geniş bir arşiv bıraktı. Bu arşivin yanı sıra Ünver’in, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki yazma eserlerin tetkikine ilişkin çalışmaları da bugün tezyini sanatlarla ilgilenen sanatçılara kılavuz niteliğinde. Ord. Prof. Dr.  A. Süheyl Ünver’in geleneksel sanatlarımıza katkılarını, talebelerinden Semih İrteş, İSMEK El Sanatları Dergisi için kaleme aldı.


1914 yılında kurulan Medresetü’l Hattatin (Hattatlar Okulu) zamanın güzel sanatlar akademisi unvanına sahipti. Süheyl Ünver Bey’in bu okulda  1917-23 yılları arasında aldığı hat, tezhip ve  ebrû eğitimi, onun 20. yüzyıl’da gelenekli sanatların otoritesi, gelecek kuşaklara bu sanatların tanıtımını ve yayılmasını  sağlayan  önemli bir kişi  olmasının temel taşıdır. (Resim 12) Tıbbiye tahsili  ile birlikte bu san’at okuluna devam eden Süheyl Bey’in bu devrelerde tanıdığı önemli şahsiyetlerden Yıldız Sarayı kütüphanesi müdürü Sabri Bey, onun yazma eserlere ve tezyini sanatlara tutkusunu ilk ateşleyen kişidir. Bugün  İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde bulunan bu müthiş yazma eserler koleksiyonunda tezhip ve minyatür sanatlarının en önemli örnekleri Süheyl Bey’in elinden geçtikçe,  kendisinin  bu sanatlara olan heyecan ve bağlılığını kat be kat arttırmıştır. Medresetü’l Hattatin’de tezhip hocası Nuri Bey’den öğrendiği tezhip usûlünü kısa zamanda kavrayan Süheyl Bey’in, bu kütüphanedeki müthiş eserlerden Mecmaü’l-Acaib albümü ve Muhibbi Divanı’nın Karamemi nakışları,  tezhip hayatını en çok etkileyen temel eserlerdir.

1916 senesinde görmüş olduğu Mecmaü’l-Acaib adlı albümün içindeki çeşitli tezhip desenlerinin bazıları boyanmış, bazıları fırça ile yapılmış eskizler şeklindedir. (Resim 5) Albümde ayrıca hat sanatı ile ilgili devrinin çeşitli hattatlarının yazıları ve iğneli desen kalıpları, Süheyl Bey’in tezhip inkişafında önemli detaylardır.


Bu rûmi ve hatayi üslûbu desen eskizlerinin, sonraki yıllarda yüzlercesini farklı kütüphanelerde, özellikle Fatih Sultan Mehmet için hazırlanmış yazmaların tezhiplerinde görmüş ve bunlar üzerinde çok önemli çalışmalar ve toplamalar meydana getirmiştir.

Bu albümün en ince detaylarına kadar yapmış olduğu inceleme ve araştırmalar onun Fatih Devri Saray Nakışhanesi başlıklı bir kitap yazmasına sebep olmuştur. (Resim 18) Zikredilen albüm, Özbek asıllı Baba Nakkaş ve ekibinin çalışmalarından meydana gelmiş ve  devrin farklı tezyini malzemelerinde de kullanılmıştır.


Süheyl Bey’in Fatih Sultan Mehmet’e ve döneminin tezyinatına olan hayranlığı ile meydana getirdiği yüzlerce farklı desenden oluşan dosyaları mevcuttur. Süheyl Hoca bu arşivin basılmasının o devre için maddi imkansızlıklardan dolayı zor olduğunu ifade etmiştir. 49 sene yaşayan Fatih Sultan Mehmet Han için 50 sayfalık bir Fatih defteri hazırlamıştır. (Resim 22,23,2) Fethin 500. yılı münasebeti ile meydana getirdiği bu defterde klasik yazma kitaplardaki sayfa düzenini yepyeni bir anlayış içinde yorumlamıştır. Defter tezyinatında devrin tezhip örnekleri, önemli şahsiyetleri, Fatih’in hocalarının portreleri, mimari minyatürler, İstanbul haritası, Fatih portreleri, Çinili Köşk ve çinileri, Topkapı Sarayı’nda hazine köşkü, Edirne Sarayı Cihannüma Kasrı, Bab-ı Hümayun, Rumeli Hisarı, Fatih’in Tuğraları, Yedikule, Fatih’in Kaftanı, annesi Hüma  Hatun ve babası  Sultan  II. Murat ile minyatürler içeren önemli bir eser meydana getirmiştir. Bu çalışmaları yaparken son derece heyecan içinde bunu kendisine verilmiş önemli bir görev duygusu içinde hazırlamıştır.


Süheyl Hoca, Fatih’in hususi kütüphanesine ait özellikle Topkapı Sarayı ve Süleymaniye kütüphanelerindeki yazmaların cilt desenlerini, tezhiplerini incelemiş ve bunların bir çoğunu toplamıştır. 1940’larda Topkapı Sarayı Enderun Mektebi’nde ayrılan büyük bir salonda talebeleri ile birlikte tezyinat derslerine ve araştırmalarına başlamıştır.

Bu tarihlerde Topkapı Sarayı Müzesi'nde çok önemli onarımlar yapılmaktadır. Bu faaliyetler içinde hoca mimari tezyinat ile de yakından ilgilenmiş, bazı önemli desen kopyalarını (rölöve) alarak bunlarla ilgili yayınlar yapmıştır. Fatih Külliyesi Tabhane Medresesi'nden, Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Dairesi’ne getirilen ahşap kündekâri kapı ve pencere kanatlarındaki Fatih devri nakışlarının toplanması çalışmalarını talebelerinden Mihriban Sözer ile birlikte yapmıştır. (Resim 13,14) Ayrıca, Çinili Köşk çinilerinin üzerindeki altın varaklı nakışların rölöveleri o gün hoca tarafından alınmamış olmasaydı, 2005 onarımında bunların yapılması mümkün olmazdı.


Hocanın Topkapı Sarayı çalışmaları, eğitimi ve kütüphanedeki yazma eserlerin tetkiki yıllarca sürmüştür. Bu yıllarda vefakâr, cefakâr ve sanatsever Topkapı Sarayı müdürü merhum Tahsin Öz Bey, Süheyl Bey’e olan sevgisini her hafta incelediği önemli tezhip ve minyatürlü yazmaları, tetkiki için Süheyl Bey’in önüne yığarak göstermektedir. (Resim 21) Hoca, talebe ile ilişkilerine ve eğitime son derece dikkat ederdi. ‘Sanat tarifle olmaz, hoca çalışacak, talebe görecek, nasıl yaptığını, nelere dikkat ettiğini, boyanın, altının kıvamını, motifin desenin ne olduğunu hangi yüzyıla ait olduğunu bilecek;  talebeye git onu oradan bunu buradan al denmez, gösterilir’, derdi. Hocanın 1950'li yıllardan talebesi Cahide Keskiner Hanımefendi hocamızın her hafta talebeleriyle birlikte Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde incelediği yazmalar hakkında üslûp tahlillerinin yapıldığını  ve bu çalışmaları metotlaştırdığını her zaman söyler. Hocanın Türk süsleme sanatı’nda en çok severek topladığı motiflerden biri, aynı zamanda isim babalığını da yaptığı Selçuklu münhanileridir. (Resim 6) Özellikle yazmalar arasında topladığı münhani adını verdiği biçimler, Selçuklu ve beylikler dönemi Kur’an ve yazmalarda kenar suları, sayfa kenarı, hizip gülleri veya noktalar halinde ve erken devir rûmi iç bünyelerinde görülür. Motifleri metodlayan hoca, bu motiflerle farklı biçimlerde çok yeni tasarımlar meydana getirmiştir. (Resim 8,10,11) Tezyinatta kendi eğitim müfredatına aldığı bu münhanileri talebeleri ile yoğun bir biçimde paylaşırken bu çalışmalara tezyini sanatlarımızın bir Rönesansı demiştir.


Selçuklu geçmeleri adını verdiği, özellikle 12. ve 13. yüzyıllarda ve daha sonra beylikler dönemi ve Osmanlı kitap yazmaları tezhiplerinde kenar suyu olarak kullanılan desenlerin bir çok örneklerini toplamıştır. Bu toplamalarını kareli kağıtlar üzerinde deşifre ederek bazılarının metod haline gelmesini sağlamış bunlardan bir çok yeni zencerek bordürlerinin yanı sıra farklı biçimlerde uygulamalar yapmıştır. (Resim 9) Bu çalışmaların metodları talebeye gösterildiğinde çok kısa bir zaman içinde talebe bu düğümlenmiş gibi gözüken zencerekleri çok rahat bir şekilde çözmektedir. Bugün Süheyl Hoca sayesinde bu metot çok yaygın ve düzenli bir biçimde bütün tezhip çalışanları tarafından kullanılmaktadır.


Hocamızın, gelmiş geçmiş bütün tezyini sanatlar içinde en büyük yeniliği yapan Türk nakış tarihinin büyük üstadı Karamemi’ye olan sevgi ve hayranlığı bambaşkadır. Devrin büyük Sultanı Muhteşem Süleyman’ın Muhibbi mahlası ile yazdığı divanının tezhiplerini yapan bu deha nakkaşı sanat tarihine etraflıca ilk tanıtan hocamızdır. (Resim 20) Karamemi hakkında ehl-i hiref kayıtlarında aldığı maaş, 1557 yılında baş nakkaş oluşu, devrin tarihçisi Mustafa Ali’nin yazdığı Menakıb-ı Hünerveran kitabında  Nakkaş Şahkulu'nun talebesi olduğu, ve tezhiplediği bir Kur’an-ı Kerim için 6000 Akçe aldığından başka belgenin olmadığı bilinmektedir. Hocamız doğum ve ölüm tarihlerini bile bilmediğimiz Karamemi hakkındaki kısıtlı bilgilerin bir sanatkârın tanınması için çok önemli olmadığını, onun esas eserlerinin tahlillerinin yapılıp anlaşılması önemini vurgulamıştır. Muhibbi divanı yazmalarının sonuncusu ve en sanatlısı olan, bugün İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi T.5467 numarada kayıtlı divanın son sayfalarına yakın tezhipler arasından El Fakirü’l Hakir Müzehhip Karamemi imzası, hoca için en önemli belgedir. (Resim 16) Karamemi’nin bu divandaki serlevha ve zahriye sayfalarındaki tezhipleri, birbirinden farklı sayfa kenar halkârları, gazel başı ve koltuk desenleri onun 16. yy. tezyini sanatına getirdiği yeniliklerin albümü gibidir. İstanbul tabiatında mevcut ve tanınan çiçeklerin en sevimlileri  olan gül ve goncası, hatmi, lâle, karanfil, zerrin, menekşe, zambak, nergis, sümbül ve bunların tabiattan stilize edilmiş yaprakları  bu divanda yer almıştır. Divanın saray nakkaşhanesinde Karamemi’nin ekibi ile yaptığını ve baş usta olması sıfatıyla imzaladığını, desen tasarımlarının tamamen kendisine ait olduğunu hoca etraflıca anlatmıştır. Karamemi ve bu divanın tezhipleri hakkında hazırladığı kitabı, ileriki yıllarda Karamemi tezyinatının getirdiği yenilikleri ve üslûbunun tanınmasında temel bilgileri oluşturmuştur.


Karamemi'nin, tezhibin haricinde devrin mimari ve diğer sanatlarına da tasarımlar hazırladığı, özellikle çini sanatındaki müthiş kompozisyonları her geçen gün yeni araştırmalar ile gün ışığına çıkmaktadır.

Süheyl Hocamız 17. yy’ın sonunda başlayan batı tezyinatı üslûbunun, 18. yy’da çok genişleyerek, hem kitabî hem de mimari tezyinatımızın bütününe hakim olduğunu söyler. Batının barok ve rokoko üslûplu  mimari ve tezyinatı, Osmanlı’da 18. yy’ın  II. çeyreğinden sonra özellikle İstanbul mimarisinde kendini yoğun biçimde göstermektedir. Bu yüzyılda dini ve sivil mimari eserlerimizin hem iç hem dış nakışları barok ve rokoko üslûbunun  hakimiyetindedir.


Hatta daha da ileri giden anlayış içinde, klasik devirde yapılmış mimarilerimizin kalem işleri bile batı üslûplu nakışların tecavüzü altından kurtulamamıştır. Bunun en önemli örneği Süleymaniye Camii’dir.  Hocamız Türk rokokosu adı altında andığı tezyinattaki yeniliğe dair, Türklerin yüzyıllardan beri devam eden çiçek sevgisinin yeni bir anlayış içinde gerçeğine daha yakın biçim ve boyama teknikleri ile yapıldığını söyler. Yüzyılın önemli müzehhibi Ali Üsküdari’nin klasik tezhipte yaptığı yenilikler, çiçek ve çiçek buketleri hocanın  1954 yılında kapsamlı bir şekilde yazdığı kitapta yer almıştır. (Resim 19) Takip eden yıllarda ise,  çiçek ressamlarımızın yapmış olduğu eserleri inceledikçe bunlar ile ilgili kapsamlı monografiler hazırlamış özellikle çiçek ve buket çalışmalarını çizgisel desenleri ile sanat camiasına sunmuştur. (Resim 17) Günümüzde yazılan sanat tarihi yazılarında 18. yy. tezyinatının Osmanlı’da batıdan tamamen aynısının değil yorumlandığı ve Türk rokokosu adı altında kabul görüldüğü yazılmaktadır. (Resim 1,4) Hocamızın sevgili kerimeleri Sayın Gülbün Mesara Hanımefendi’nin özel koleksiyonundaki Hocanın sanatlı defterlerinde çiçek buketlerinin orjinallerinin yanı sıra, Süheyl Bey tarafından yapılmış aynı üslûpta bir çok yeni tasarım örnekleri bulunmaktadır. (Resim 3) 18. yy sonuna kadar kitap süslemelerinde, özellikle Kur’an-ı Kerim’lerde, Delâilü’l Hayrat’larda, vb.’leri içinde yapılan tezyinatlarda şükûfe denilen çiçek demetlerinden meydana gelmiş serlevhalarında batı tezyinatının yorumlanmış hallerini görmek mümkündür.




Hocamızın 1936 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ne minyatür hocası olarak başlaması, buradaki eğitimi ve minyatür çalışmaları başlı başına bir konudur. Bütün bir ömrü içinde uğraş verdiği Türk kültürü, tarihi ve sanatı ile alâkalı yapmış olduğu araştırmalar, notlarının binlercesi içinde Türk tezyinatına verdiği önem ve sevgi bütün yazı ve defterlerinde açıkça bellidir. Bugün özellikle tezhip ve minyatür sanatlarında ülkemizde oldukça yoğun eğitim ve sanatsal faaliyetler yapılmaktadır. Bu ortamın oluşmasında en büyük pay sahiplerinin başında hocamız Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver gelir.

İSMEK El Sanatları Dergisi 17 İNDİR

Bu yazı 2713 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK