Tezhip

Müzehhep Bir Hasan Çelebi Mushaf’ı

  • #


Yazı: Prof. Dr. Celalettin KARADAŞ

İrlanda’nın Dublin şehrindeki Chester Beatty Kütüphanesi, Avrupa’daki Türk eserlerinin bulunduğu müzelerden sadece biridir. Müzenin İslâm Eserleri Koleksiyonu’nun, yaklaşık 160 parçası Türk eserlerinden oluşmaktadır. Bunlar arasında, Türk sanatı açısından büyük kıymete hâiz olan, el yazması Kur’ânlar, divânlar, murakkaalar ve levhalar bulunmaktadır. Bu koleksiyonun en önemli parçalarından biri de, XVI. yüzyılın önde gelen hattatlarından biri olan Hasan Çelebi’ye âit elyazması Mushaf’tır.

İrlanda’nın Dublin şehrindeki Chester Beatty Kütüphanesi, Avrupa’daki Türk eserlerinin bulunduğu müzelerden sadece biridir. Müzenin İslâm Eserleri Koleksiyonu’nun, yaklaşık 160 parçası Türk eserlerinden oluşmaktadır. Bunlar arasında, Türk sanatı açısından büyük kıymete hâiz olan, el yazması Kur’ânlar, divânlar, murakkaalar ve levhalar bulunmaktadır. Bu koleksiyonun en önemli parçalarından biri de, XVI. yüzyılın önde gelen hattatlarından biri olan Hasan Çelebi’ye âit elyazması Mushaf’tır. Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunan Türk eserleri üzerinde yaptığımız araştırmalar sonucunda, bu emsalsiz Kur’ân'ı cilt, yazı ve tezhip sanatı bakımından inceleme fırsatı bulduk. Türk Tezhip Sanatı’nın klâsik devri sayılan XVI. asra ait bu eser, devrinin bezeme unsurlarını yansıtması bakımından da, tezhip sanatının önemli bir kaynağı niteliğindedir.

Türk kitap sanatlarının en müstesna ve en görkemli numunelerinin başında Kur’ân-ı Kerimler gelir. Kitap sanatlarıyla uğraşan sanatkârların ençok üzerinde durması gereken eserler de elyazması Mushaf’lardır. Çünkü hat, cilt ve tezhip sanatlarının asırlarca yegâne kullanım alanı Kur’ânlar olmuştur. Hususiyle ele almaya çalıştığımız eser, dönemi ve zikrettiğimiz sanatlar açısından önemli bir örnektir. Bugün Dublin Chester Beatty Kütüphanesi’nde mahfuz olan Mushaf, müzenin üç büyük koleksiyonlarından biri olan İslâm Koleksiyonu bünyesinde ki Türk Koleksiyonu Is. 1527 numarada kayıtlıdır. Bu eserin özelliklerine geçmeden bazı tafsilatlarda bulunmak lazım gelir.


Elyazması eserlerin hazırlandığı, Timurlularda kütüb-hâne1, Osmanlılarda ise nakkaşhâne2 (kârhâne-i nakkâşân) diye adlandırılan bir atölyenin varlığından söz edilir. Bu atölyede, padişahlara ve devlet büyüklerine sunulmak üzere, eserler hazırlanırdı. İstanbul’un fethiyle din, ırk ve kültür ayırımı yapılmaksızın, dünyanın her tarafından birçok sanatkârın İstanbul’a geldiği ve nakkâşhanede çalıştıkları çeşitli kaynaklar ve vesikalarda belirtilmektedir. Nakkaşhânelerde, ressamlar, mücellitler, kalemkârlar, musavvirler ve müzehhipler çalışırlardı. Nakkaşlar cemaati (Cema‘at-i Nakkâşân) iki bölükten oluşmakta, Anadolu ve Balkan kökenli nakkaşların çalıştığı Bölük-i Rûmiyân, İran kökenli nakkaşların çalıştığı Bölük-i Acemân3 olarak adlandırılırdı. El yazması kitaplar hattat, müzehhip ve mücellitler tarafından ortak bir çalışma sonucunda hazırlanırdı. Burada ele almaya çalıştığımız eser de böyle bir çalışmanın mahsulüdür.


Mushafa geçmeden, eserin hattatı ve kimin için yazıldığı hakkında bilmemiz gereken hususlar üzerinde durmamız gerekmektedir. Eserin hattatı XVI. asrın önemli sanatkârı Hasan Çelebi’dir (ö. 1002/1594’ten sonra). Çerkez asıllı olduğu ve ailesi hakkında başka bir şey bilinmediği4, Ahmed Karahisârî’nin (1469?-1556) evlatlığı ve Çerkez Hasan diye tanındığı bilinmektedir. Hocası Ahmed Karahisârî’den aklâm-ı sitte ve celî meşketmiştir5. Hasan Çelebi, Karahisârî’nin en meşhur çırağı olup, İstanbul Süleymaniye Camii’nin yazılarının çoğu (Kubbe ve tabhânesi hariç), Edirne Selimiye Camii’nin bütün yazıları 6 ve klâsik devir hanedan türbelerinin celî yazılarının çoğunu yazmıştır7. Yazıdaki mahareti ve üslubu hocasından farklı değildir. Bu bakımdan yazılarını hocasından ayırt etmek çok zordur.

Kur’ân, Kanunî Sultan Süleyman (1495-1566), II. Selim (1524-1574) ve III. Murat (1546-1595) dönemlerinde yaklaşık on dört yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun sadrazamlığını yapmış bir Osmanlı devlet adamı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilen tavîl mahlaslı Sokullu Mehmet Paşa (ö. 1579)8 için hazırlanmıştır. Hasan ibn Ahmed al- Karahisârî imzalı(v. 356b) ve Ramazan 977 (Şubat 1570) tarihlidir. Arberry, bu evsafta bir Kur’ân herhalde ancak Sultan için yazılır diyerek Mushaf’ın II. Selim için yazıldığını ifade etmekte9 James, I. Süleyman ve II. Selim dönemlerinin büyük veziri Tavil Mehmet Sokullu Paşa10 için hazırlandığını söylemektedir. Temellük kaydında (v. 356a) bu bilgi doğrulanmaktadır. Burada, zemini altın olan yuvarlak bir form içerisine, üstübeç mürekkeple, hatt-ı icâze hattıyla, altı satır halinde yazılmış olan metnin, beşinci satırında Mehmet Paşa adı zikredilmektedir. Aleyhirrahmetü diye başlayan metin, Mehmed (Muhammed ) Paşa Edâm Allâhu Teâlâ… şeklinde sonlanır.


Mushaf 20x13.3 cm. ölçülerinde, olgun bir reyhani hattı ile 13 satır üzerine tertip edilmiş olup, 356 varaktır. Kalın, krem renkte ve âhârli kağıt üzerine is mürekkebiyle, sûre başlıkları ise üstübeç mürekkebiyle yazılmıştır. Yazıdaki işleklik ve olgunluk, Mushaf’ın, hattatının verimli dönemlerinde, yazılmış olduğunu göstermektedir. Kur’ân, Ahmet Karahisârî’nin yazılarından ayırt edilemeyecek derecede maharetli ve aynı üslupta yazılmış olup, cümle sonlarında istisnai olarak durak boşlukları kullanılmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hırka-i Saadet 5 numarada bulunan ünlü Ahmet Karahisârî Mushâf-ı Şerîf’i’nin 220 sayfası 1545-1555’de Karahisârî, 80 sayfası 1584-1587’de Çelebi tarafından ikmâl edilmiştir.11 Bu Kur’ân’da Karahîsârî’nin istifte birçok yenilikler gösterdiği ve tekrara düşmediği ve bu eserin12 Çelebi tarafından tamamlandığı düşünüldüğünde, hocasının yazıdaki bütün hususiyetlerinin, çırağı Hasan Çelebi’de bulunduğunun en doğru delilidir.

Mushaf’ın v. 1a. sayfasında, Kur’ân-ı Hâkim’in özelliklerini ifâde eden, Şüphesiz o çok değerli ve sağlam bir kitaptır. Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allâh tarafından indirilmiştir meâlinde ki Fussilet Sûresi’nin 41. ve 42. âyetleri tevkî hattıyla yazılmıştır. Metinden sonra gelen sayfa, Sadakallahu’l Âzim.. ibâresiyle, muhakkak hattıyla tamamlanmıştır.

Mushaf kabı, dönemine âit klâsik Türk cildidir. Kap, alttan ayırma şemse cilt tarzında, koyu kahverengi renkte hazırlanmıştır. Bu tür ciltlerde, kalıpla çökertilmiş zeminin tamamı altınla sıvanır, motifler de deri renginde kalır. Şemse ve köşebendler bir pervazla (kenar suyu) çevrelenmiş desen, bulut ve nebatî motiflerle oluşturulmuştur. Bozulmadan günümüze gelen alt kapın aksine, üst kap, yıpranmış durumdadır.
 />
<br><br>
Mushaf’ın bezemesi, klâsik devir tezhibine ışık tutacak mahiyettedir. Eserin ilk sayfasında (v. 1a) yuvarlak bir form içerisinde yer alan Fussilet Sûresi bir pervaz içerisine alınmıştır. Kartuş pafta şeklinde ve renkli bitkisel motiflerin kullanıldığı bu pervazın zemini siyahtır. Sayfa, klâsik cilt formunda bulunan köşebent, şemse ve salbekler kullanılarak tasarlanmıştır. Altınlı alanların haricinde kalan zemin açık mavidir. Bu zemin üzerine koyu maviyle çift tahrir bezeme yapılmıştır. Ortadaki şemse formunun etrafını saz yaprakları çevrelemektedir. Köşebent ve salbek formları piçide(sarılma) rûmî ve bitkisel motifler kullanılmak suretiyle oluşturulmuştur.

<br><br>
Yazmanın zahriye sayfası (v.1b-2a) tam bir klâsik dönem tezhibidir. Karşılıklı iki sayfa halinde düzenlenmiştir. Sayfanın bütünüyle bezenmiş oluşu ve tezhibinin ihtişamı, devrinin sanat zevkine işaret etmektedir.

<br><br>
Bu asrın sonuna kadar çok farklı formlarda karşımıza çıkan zahriye tezhibinin zemininde altın, lacivert ve küçük alanlarda siyah kullanılmıştır. İçteki alan ve dış pervaz ayırma rûmî ve ortabağ motifleri esas alınarak kompoze edilmiştir. İç alandaki kompozisyon aynı desenin 64 defa tekrar edilmesiyle oluşturulmuş ve çok ince bir işçilikle işlenmiştir.
<br><img align='center' style='margin:auto; margin-top:15px'  class=

Yine serlevha tezhibi ince bir işçilikle işlenmiş ve karşılıklı iki sayfa halinde düzenlenmiştir. Zahriye sayfasından farklı olarak her iki sayfaya karşılıklı olarak taç formunda sarılma rumi ve bitkisel motiflerden müteşekkil bezemeler işlenmiştir. Altın ve laciverdin dengeli olarak kullanıldığı bezemede yazı zeminlerine beynessutur yapılmıştır. Tezhip, tığlarla nihayetlendirilmiştir.

Ayrıca, sûre başlıkları, temellük ve ketebe sayfaları tezhiplidir. Sûre başlıklarına birbirinden farklı desen ve renk düzenlemeleriyle sûrebaşı tezhibleri ve sayfa kenarlarına aşere gülü, secde gülü ve hizip gülleri yapılmıştır. Tezhip, hem desen hem de işçilik bakımından, yazının letâfetiyle insicâm içerisindedir. Eserde, kompozisyon ve tezhip tekniği açısından, klâsik tezhip anlayışımızın bütün inceliklerini görmek mümkündür.


Mushaf’ın ketebe sayfasında, yazı zeminine çift tahrir, serbest bezemeler uygulanmıştır. Burada altın ve lacivert renkler tercih edilmiştir. Osmanlı altınının asırlar geçmesine rağmen parlaklığından bir şey kaybetmemiş olmasının yanı sıra, zemin rengi olarak kullanılan laciverdin de aynı parlaklıkta günümüze geldiği görülmektedir. Âyet sonlarına basitçe birer durak (nokta) konmuştur.

Mushaf’ın istinsah edildiği tarihte, kuvvetle muhtemel nakkaşhâne sernakkâşının Kara Memi’nin olduğu düşünülebilir. 965-966/1558-1559 yıllarına ait mevâcib defterinde, Cemaat-i Rûm Nakkaşları’nın sernakkaşı olarak Kara Memi’nin adı geçmekte13 ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi TY, nr. 5467’de kayıtlı Şâban 973/1566 tarihli Dîvân-ı Muhibbi’nin tezhiplerini yaptığı14 g öz önüne alınırsa, sadece kendinden dört yıl sonraya tarihlenmiş bu yazmanın nakkaşhânede hazırlandığı fikri güçlenir. Ancak, Kara Memi uslûbunun yarı uslûplaştırılmış(stilize edilmiş) motiflerini tezhiplerde göremeyiz.

Bir başka husus, Şeyh Hamdullah tarafından Sultan II. Bâyezid için yazılmış ve Hasan b. Abdullah tarafından tezhiplenmiş, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi III. Ahmet Kitaplığı 5 numarada bulunan Kur’ân-ı Kerim’in (909/1503- 1504)15 v.1a, zahriye sayfası ele aldığımız Mushaf’ın zahriye sayfasıyla büyük benzerlikler göstermektedir. XVI. Asrı bütünüyle klasik dönem olarak değerlendirdiğimizde, bu Mushaf da göz önünde bulundurulduğunda belli kompozisyonların farklı tarihlerde olsa da küçük farklılıklar yapılarak uygulandığı sonucuna varılabilir.

Türk hat sanatında Karahisârî mektebinin son temsilcisi Hasan Çelebi’nin bilinen tek Mushaf’ını devrinin hat, cilt ve tezhip sanatı bakımından ele almak önem arz etmektedir. Bu eseri, sahanın araştırmacılarına ve sanatkârlarına tanıtmaktan memnuniyet duymaktayız.




*Bu yazı, 2011 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından düzenlenen IFAS, Uluslararası Güzel Sanatlar Sempozyumu'nda sunulan tebliğin genişletilmiş halidir. Daha önce yayımlanmamıştır. **Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip ASD Başkanı. 1) M. Kemal Özergin, “Temürlü sanatına âit eski bir belge: Tebrizli Ca’fer’in Bir Arzı”, Sanat Tarihi Yıllığı, VI, İstanbul 1976, s. 482. 2) Banu Mahir, Osmanlı Minyatür Sanatı, İstanbul 2005, s. 17; Zeren Tanındı, “Nakkaşhâne”, DİA, XXXII, Diyanet Yayınları, İstanbul 2006, s. 331. 3) Aziz Doğanay, Osmanlı Tezyinatı Klasik Devir İstanbul Hanedan Türbeleri, Klasik, İstanbul 2009, s. 108. 4) Uğur Derman, “Hasan Çelebi”, DİA, XVI, Diyanet Yayınları, İstanbul 1997, s. 312. 5) Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul 2003, s. 114. 6) Ali Alpaslan, “İslâm Yazı Sanatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XIV, Çağ Yayınları, İstanbul 1990, s. 481. 7) Aziz Doğanay, Osmanlı Tezyinatı Klasik Devir İstanbul Hanedan Türbeleri, Klasik, İstanbul 2009, s. 110. 8) Erhan Afyoncu, “Sokullu Mehmet Paşa”, DİA, XXXVII, Diyanet Yayınları, İstanbul 2009, s. 354-357. 9) Arthur J. Arberry, The Koran Illuminated, Dublin 1967, s. 61. 10) David James, Qur’ans and Bindings from the Chester Beatty Library, W S Cowell Ltd., 1980 England, s. 73. Qur’ân. 11) Ahmet Karahisârî Mushâf-ı Şerîf’i’nin tıpkı basımı Kültür Bakanlığı tarafından yapılmıştır. 12) Ali Alpaslan, “İslâm Yazı Sanatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XIV, Çağ Yayınları, İstanbul 1990, s. 480. 13) Aziz Doğanay, Osmanlı Tezyinatı Klasik Devir İstanbul Hanedan Türbeleri, Klasik, İstanbul 2009, s. 111. 14) Gülnur Duran, “Kara Memi”, DİA, XXIV, Diyanet Yayınları, İstanbul 2001, s. 362. 15) Gülnihal Küpeli, XVI. Yüzyıla Ait Bezemeli Bir Yazmanın Desen Analizi, Geleneksel Türk Sanatları Sempozyumu, 2009 Erzurum. (Yayınlanmamış Bildiri) KAYNAKLAR 1) Ali Alpaslan, “İslâm Yazı Sanatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, XIV, Çağ Yayınları, İstanbul 1990, s. 441-522. 2) Arthur J. Arberry, The Koran Illuminated, Dublin 1967. 3) Aziz Doğanay, Osmanlı Tezyinatı Klasik Devir İstanbul Hanedan Türbeleri, Klasik, İstanbul 2009. 4) Banu Mahir, Osmanlı Minyatür Sanatı, İstanbul 2005. 5) David James, Qur’ans and Bindings from the Chester Beatty Library, W S Cowell Ltd., 1980 England. 6) Erhan Afyoncu, “Sokullu Mehmet Paşa”, DİA, XXXVII, Diyanet Yayınları, İstanbul 2009, s. 354-357. 7) Gülnihal Küpeli, XVI. Yüzyıla Ait Bezemeli Bir Yazmanın Desen Analizi, Geleneksel Türk Sanatları Sempozyumu, 2009 Erzurum. (Yayınlanmamış Bildiri) 8) Gülnur Duran, “Kara Memi”, DİA, XXIV, Diyanet Yayınları, İstanbul 2001, s. 362-363. 9) M. Kemal Özergin, “Temürlü sanatına âit eski bir belge: Tebrizli Ca’fer’in Bir Arzı”, Sanat Tarihi Yıllığı, VI, İstanbul 1976, s. 482. 10) Muhittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul 2003. 11) Uğur Derman, “Hasan Çelebi”, DİA, XVI, Diyanet Yayınları, İstanbul 1997, s. 312-313. 12) Zeren Tanındı, “Nakkaşhâne”, DİA, XXXII, Diyanet Yayınları, İstanbul 2006, s. 331-332.

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1339 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK