Makale

Sanat ve Sanatkârların Hâmisi Prenses Nazlı

  • #


Yazı: Prof. Dr. Süleyman KIZILTOPRAK

Kavalalı Mehmet Ali Paşa ailesine mensup ve tarihte ‘Mısırlılar’ olarak anılan aile, Osmanlı’yı son döneminde siyasi, toplumsal ve kültürel bakımdan hayli etkilemiştir. Bu etki, ailenin sadece erkek üyeleri ile sınırlı kalmamış; ‘Valide Paşa’ nâmıyla bilinen Âmine Hanım ve Zeynep Kâmil gibi kadınlar da bu anlamda önemli rol üstlenmiştir. İstanbul, Kahire ve Paris arasında her alanda tesir bırakan bir yaşam süren ve ressam Halil Şerif Paşa ile evlenen Prenses Nazlı da bu aileye mensup, siyasi ve sosyal alanda etkili kadınlardan biriydi. Entelektüel kapasitesi ve maddî imkânları dolayısıyla, Kahire’deki “Villa Henry” adıyla ünlenen konağı, elçilerin, politikacıların, toplanma mekânı olduğu kadar, sanatçıların, şairlerin ve mûsıkîşinasların da uğrak yeri olmuştu.

XIX. yüzyıldan itibaren, Kavalalı Mehmet Ali Paşa ailesine mensup gerek Mısır gerekse Osmanlı tarihi açısından çok önemli roller üstlenen şahsiyetler ortaya çıkmıştır. İbrahim Paşa, I. Abbas H. Paşa, Said Paşa, İsmail Paşa, Mehmed Tevfik Paşa ve II. Abbas Hilmi Paşa gibi vali ve hıdiv  olarak Mısır’ı yönetenler olduğu gibi aile içinde öne çıkan kadınlar da olmuştur. Kavalalı ailesi, 1841 Londra Mukavelesi’nden sonra, Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler içine  girdi. Resmi tarih açısından da ihanet ifadeleri yerini sadakat kavramına bırakmaya başladı. Mehmet Ali Paşa 1841’de İstanbul’a tarihi bir ziyaret gerçekleştirdi ve devrin Padişahı Abdülmecid’e bağlılığını bildirdi. Özellikle bu tarihten sonra, Kahire’de bulunan Mehmet Ali Paşa ailesinin ileri gelenleri İstanbul'da yaz mevsimini geçirmeyi bir gelenek haline getirdi.  Ahmed Cevdet Paşa’nın eleştiri konusu yaptığı, Batılı yaşam tarzının İstanbul’a  ilk taşıyıcıları arasında Mısır’dan gelenler dikkati çekiyordu. Tanzimat sonrası İstanbul hayatının birçok boyutunda  Mısırlıların yani Kavalalı ailesinin  izleri vardır. Büyük ölçüde alafranga kadın giyimi,  Avrupai sofra düzeni ve Boğaziçi gecelerini  sanat musikisi nameleriyle şenlendiren mehtap fasılları “Mısırlılar” vasıtasıyla İstanbul’un sosyo-kültürel hayatını etkiledi.  Hidiv Kasrı, Beykoz Kasrı,  Mısır Apartmanı, Atlı Köşk, Sait Halim Paşa Yalısı gibi muhteşem yapılar yaptırmış olan aile, Zeynep-Kâmil Hastanesi gibi önemli hayır eserlerine imza attı. Aileye ait kasır, yalı, ve konaklarda kültür ve sanat vb. konularda sohbetler yapılıyordu. Bu sohbetlere devrin önde gelen ilim, fikir ve sanat adamları katılıyordu. Bunlar arasında, Mehmet Akif Ersoy, Neyzen Tevfik,  Ahmet Hamdi Tanpınar, İbrahim Çallı ve  Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimler de vardı.
Hanedan kadınları cömertliğiyle tanınıyordu.  Bu hanımlar İstanbul ve Kahire arasında zaman zaman bozulan ilişkilere rağmen Osmanlı toplumsal ve kültürel hayatındaki etkilerini sürdürmüşlerdir. İstanbul, Kahire ve Tunus başta olmak üzere tüm Osmanlı  kültür ve sanat hayatına kayda değer izler bırakmıştır. Âmine  Hanım, Zeynep Hanım ve Nazlı Hanım söz konusu aile içinde öne çıkan kadınlardır.

Bu kadın önderler içinde, “Valide-i Hıdiviye” veya “Valide Paşa” unvanıyla anılan Hıdiv  Mehmed Tevfik Paşa’nın eşi Âmine Hanım en ünlüsüdür.  Tevfik Paşa, babası Hıdiv  İsmail Paşa’nın aksine tek eşli olarak yaşamıştır. Tevfik Paşa ve Âmine Hanım’ın ilk çocuğu Abbas Hilmi’dir. Daha sonra Mehmed Ali isimli bir oğlu ve iki kızı daha dünyaya geldi. 1892 yılında Tevfik Paşa vefat ettikten sonra, Âmine Hanım daha önce sadece yazları ziyaret ettiği İstanbul’da daha fazla kalmaya başladı. II. Abdülhamid, çevresinde ve ailesi içinde çok saygın bir konumda olan Hıdiv’in annesi Âmine Hanım'a çok değer veriyordu. Hatta II. Abdülhamid’in  Âmine   Hanım'a hediye ettiği Bebek'teki yalı, Hıdiv  ailesinin Boğaziçi'nde yaz aylarında ikamet ettikleri mekânlardan biriydi.  II. Abdülhamid Âmine  Hanım’ın İstanbul’da daha çok zaman geçirmesini sağlamak istemesi siyasi sebeplere dayanmaktaydı.  Zira padişah Mısır Hıdiv ’i olan oğlu II. Abbas Hilmi Paşa ile gayri-resmi irtibatı onunla sağlardı.  II. Abbas Hilmi Paşa, 1894'te İstanbul'u ikinci defa ziyaret etti. 20 yaşına gelmişti.  Valide Paşa unvanıyla anılan annesi Âmine Hanım onu padişahın kızlarından biriyle evlendirmek istedi. Ancak  genç hıdiv açıkça belirtmediği siyasi gerekçelerle annesinin teklifini reddetti.  Bir tür bahane olarak sunduğu gerekçe ise aşık olduğu cariyesiyle evlenme niyeti idi.

Kavalalı ailesine mensup kadınlardan Zeynep Hanım da hayır hizmetleriyle meşhur olmuştur. Adına bir hastane vakfetmiştir. Zeynep-Kâmil Hastanesi eşi Yusuf Kâmil Paşa ile yaptırdığı önemli hayır hizmetlerinden biridir. Bu aileden olup da çağdaş döneme iz bırakanlar arasına giren Prenses Nazlı Hanım ise Mısır ve Tunus’ta kadın hareketlerini başlatanlar arasında en ön sıralarda yer almıştır.

XIX. yüzyıl sonunda, Mısır’da erkeklerin sahip oldukları haklara eşit olarak kadınların da sahip olmasını savunan bir kadın hareketinin ortaya çıkması sürpriz olmadı. Çünkü, Fransız kültürüyle yüzyılın başından itibaren tanışmış olan Mısırlılar Avrupalı kadınlarla iletişim kuran ve onlara özenen seçkin bir sınıfa da sahipti.


Mısır’daki kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olmasını dile getiren  kadın hareketi ilk olarak II. Abbas Hilmi zamanında güçlenmeye başladı. Bu konuda Hıdiv hanedanlık ailesine mensup kadınlar öncülük ettiler. Prenses Nazlı’nın, Hıdiv İsmail Paşa’nın kardeşi Mustafa Fazıl Paşa’nın kızı olarak Mısır’da İngilizler de dâhil olmak üzere tüm Avrupalı ve yerli üst sınıf çevrelerinde saygın bir yeri vardı.

Prenses Nazlı ressam Halil Şerif Paşa ile evlenmişti. Halil Paşa meşhur Mısırlı Şerif Paşa’nın oğlu idi. Prenses Nazlı Osmanlı Devleti’nde Paris sefirliğine kadar yükselen eşi ile İstanbul, Kahire ve Paris arasında her alanda tesir bırakan bir yaşam sürdü. Ancak eşi vefat edince bir süre dul kaldı. İstanbul’dan Mısır’a gitti.  Mısır’da yaşadığı yıllarda Prenses Nazlı, gerek soylu bir aileden gelmesi gerekse genç ve eğlenceli bir kişiliğe sahip olması nedeniyle çok itibar görüyordu. İngiliz eğitim sistemi içinde yetiştiğinden İngilizceyi iyi biliyordu. Ayrıca  Fransızca’yı da iyi konuşuyordu. İtalyanca ve Almanca’yı da orta seviyede biliyordu. Çok güzel bir şekilde piyano çalıyordu. Bütün gençliğini İstanbul’da geçiren Prenses, güzelliği ve zekâsı sayesinde Padişahın da takdirini kazanmıştı. Entelektüel kapasitesi ve maddî imkânları dolayısıyla Kahire’de Abdin Sarayı yakınındaki “Villa Henry” adıyla ünlenen konağı, elçilerin, politikacıların ve toplum nezdinde değerli kişilerin  çeşitli davetler vesilesiyle   buluşma ve toplanma   mekânı   haline   geldi. Burada tıpkı Yusuf Kâmil Paşa ve eşi Zeynep Hanım’ın İstanbul Beyazıt’taki konağında olduğu gibi sanatçılar, şairler, musikişinaslar, siyaset ve din adamları toplanır sohbetler edilirdi. Gündemdeki konular görüşülür, gayri resmi de olsa siyasi görüşler tartışılırdı. Prenses Nazlı Hanım da yeni ortaya çıkan sanatçı ve edebiyatçıları konağının müdavimi olan seçkin kişilere tanıtırdı. Söz konusu sanatçıları gerek kendi imkanlarıyla gerekse de tesirinde bulunduğu tüccar ve devlet adamları vasıtasıyla desteklerdi.

Prenses Nazlı 1900 yılında Tunus’lu Halil  Bouhageb  ile evlenene kadar Kahire’de kaldı. Nazlı Hanım’ın yeni eşi Halil Bey Tunus’un seçkin ailelerinden birine mensuptu. Tunus’ta önemli makamlarda görev yaptı. Belediye Meclisi Başkanlığı, bakanlık ve  başbakanlık yaptı. Nazlı Hanım da eşine söz konusu önemli görevlerinde büyük destek verdi. Kız çocuklarının eğitimi, kadınların meslek sahibi olması ve yüksek öğretim konularına ağırlık verdi. İslam dünyası ve Osmanlı Devleti’nde kadınların sosyal, ekonomi, sanat ve kültürel hayatta erkekler gibi rol almasını ilk dile getirenlerden biri oldu. İstanbul, Kahire ve Tunus başta olmak üzere İslam dünyasında kadınların eğitim almaları ve imkan bulmaları halinde başarı noktasında erkeklerden geri kalmayacaklarını hatta geçebileceklerini gösterdi.

Sosyal Faaliyetlerde Kadınların Öncüsü

XIX. yüzyıl sonunda,  devletler arasındaki ilişkiler eskisinden çok daha farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle Osmanlı coğrafyasında Ortadoğu ve Balkanlarda taşlar yerinden oynamış siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunların çözümünde birçok aktör devreye girmiştir. Dünyanın bu sorunlu alanlarında çözüme odaklanan, barışa ve huzura kapı açan girişimler sadece resmi tezleri savunan ve devlet görevlisi muhatapları olanlar tarafından sürdürülmemiştir. II. Abdülhamid’in de sıkça kullandığı alternatif politik araçlardan birisi de sivil diplomasi yoluyla resmen devlet görevlisi ve diplomat olmayan kişiler söz konusu toplumsal, kültürel, gerek iç gerekse dış siyasal sorunları çözme konusunda rol almışlardır. Nazlı Fazıl Hanım bu kişiler arasında sayılabilecek  gerektiğinde inisiyatif alan bir kadındır.  Kamu diplomasisinin öncülerinden biri diyebileceğimiz Nazlı Hanım engin bilgisi ve yabancı dillerdeki kabiliyetini iyi değerlendirmiştir.  Kahire’deki Alman, İngiliz, Fransız ve Rus konsoloslar Prenses Nazlı’ya yüksek ilgi göstermişler görüşlerini saygıyla dinlemişlerdir.  Hatta zaman zaman bir dışişleri bakanı gibi kendisini ziyaret etmişlerdir. O da bunun farkında olarak, bazen siyasî konularda bile görüş bildirmiştir. Mısır’ın iç ve dış siyasetini ilgilendiren konularda ilgili çevreler tarafından bazen görüşüne başvurulmuştur. Böylece, az sayıda da olsa içinde yer aldığı olaylarda önemli bir politik rol de üstlendiği de olmuştur. İngilizlere yakınlığı belirgindi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi esnasında belirgin bir şekilde İngiliz  Elçisi Lord Salisbury ile iletişim kurmuştu.  Lord Salisbury daha sonra İngiltere Dışişleri Bakanı ve Başbakanlığı da yaptı. Mısır’a gittiği zaman mutlaka  Prenses Nazlı ile görüşüyordu. Lordlardan bütün İngiliz politikacılarına kadar herkes Prenses Nazlı ile olan bu derin dostluğun önemini kavradı. Bu derin dostluk Prenses Nazlı’nın hayatının son günlerine kadar devam etmişti. İngiltere’nin Mısır’daki ilk yüksek komiseri Sir Drummond Wolff, Dr. Comanos Paşa’ya bahsettiği bir olayda Prenses Nazlı’nın rolünün ne kadar önemli olduğu görülür: Mısır sorununa çözüm bulmak amacıyla Kahire’de bulunan Wolff görüşmeler kesildikten sonra Lord Salisbury’den aldığı emirle Prenses Nazlı’ya bir nezaket ziyareti yapmıştı. Bundan Salisbury’nin maksadı Wolff'un tezlerine destek bulmaktı.
Prenses Nazlı’nın yakın dostlarından birisi de Muhammed Abduh'tu. Abduh, Urâbî' Paşa hareketine destek verdiğinden İngiliz idaresindeki mahkemeden sürgün cezası almıştı. Beyrut'ta sürgündeyken 1884'te, Afganî'nin çağrısıyla Paris'e giderek burada genel olarak tüm Müslümanların İngiliz emperyalizmine karşı birleşip mücadele etmesini savunan Urvetü'l-Vüska isimli bir dergi çıkarmışlardı. Abduh 1888'de,  Prenses Nazlı'nın araya girip Lord Cromer'ı ikna etmesiyle Mısır’a geri döndü. Mısır’ı fiilen yöneten Lord Cromer Nazli Hanım’a değer veriyordu. Nazlı Hanım da onunla iyi geçinmeye çalışıyordu. Ünlü reformist bundan sonra Mısır’da İngiliz işgaline karşı tepki vermek yerine Cromer tarafına geçip ilgisini Mısır'daki eğitim ve sosyal alanlardaki reformlar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Cromer tarafından da beğenilen siyasî tutumu sayesinde Mısır Müftülüğü ve Meclis üyeliği yapmıştır. Ancak bu konuma gelmesinde Prenses Nazlı’nın büyük desteği olmuştur.

II. Abdülhamid ile iyi ilişkiler içinde olan Prenses Nazlı Hanım padişah tarafından maddi olarak da desteklenmiştir. Nitekim, Nazlı Hanım’ın ilk eşi Halil Şerif Paşa öldükten sonra maddi sıkıntılarını gidermek için başvurusu yerinde görülüp kendisine maaş bağlanmıştır . Hem İngilizler hem de II. Abdülhamid tarafından desteklenmesi Prenses Nazlı Hanım’ın başarılı bir kamu diplomasisi aktörü olduğuna delildir.

Padişah Abdülmecid’in kızı Refia Sultan ile olduğu gibi, Osmanlı hanedanı içindeki sultanlarla  dostluk ilişkileri vardı. Diğer taraftan, Hıdiv ailesinin en aktif kadın üyelerinden Prenses Nazlı, doğrudan ve dolaylı olarak Mısır’daki kadın hakları konusunda bir mücadeleye girişti. Abduh da kadın hakları ve benzeri konularda fetvalar vererek Prenses Nazlı’ya destek verdi.  Abduh’un fetvalarıyla desteklediği Prenses Nazlı kadın hareketinin başlaması ve güçlenmesi için öncülük yaptı.

Kadın hareketinin ilk sesleri haremlerine hapsedilmişlik durumundan rahatsız olan üst sınıfa mensup Mısırlı Müslüman kadınlardan gelmişti. Kadın haklarını ve mücadelesini Prenses Nazlı’dan önce bir erkek olan Kasım Emin gündeme getirdi. 1899 ve 1901’de kadın özgürlüğü üzerine yayınladığı iki kitabında kadınlara yönelik ayrımcılığı ve adil olmayan geleneksel boşanma usullerini ve ilgili kanunları eleştirdi.

Prenses Nazlı’nın  Mısır’daki Etkisi

Öte yandan, çoğunluğu Suriyeli Hıristiyan ve Kıpti olan kadın gazeteciler I. Dünya Savaşı’ndan önce kadın okuyuculara yönelik dergiler yayımlamaya başladı. Bu dergiler kadınları, yoksulluk ve geri kalmışlıkla mücadele etmek için eğitim almalarını teşvik ediyordu. Bunun yanında, erkeklerle eşit haklara sahip olmayı savunan yazılar yayınlanıyordu. Çok eşliliğe karşı çıkan önemli kişilerden bir tanesi de kadın hakları için 1911 yılında toplanan Mısır Kongresi’nde on maddelik bir program başlatan Melek Hifni Nasif idi. 28 Aralık 1913 tarihinde Kahire’de Prenses Nazlı Hanım vefat etti. Mısır kadın hareketi çok önemli bir destekçisini kaybetti.


Daha sonra, Mısırlı  Entelektüel Kadınlar Birliği’nin (L'Association Intellectuelle des Dames Egyptiennes) Mart 1914’te kuruluşunda önemli bir unsur olan Melek Hifni Nasif harekette öne çıktı. Onun  dışında Lebibe Haşim ve Mai Ziyade de kadın hareketinin ileri gelen üyeleriydi. Öte yandan, Kasım Emin yazdığı kitaplarla kadın haklarını gündeme getirmiş bir diğer yazardı. Feminist hareketin öncüleri arasında yer alan Kasım Emin  bir erkek olarak tüm gücüyle,  kadın hareketine destek vermişti. Gerek Emin gerekse Nasif, el-Ceride gazetesinin sayfalarında Ahmed Lütfi el-Seyyid’in editoryal desteğini almışlardı. Kasım Emin, aynı zamanda Mustafa Kamil ile birlikte, Mısır’da ulusal bir üniversite kurulması için de mücadele etmişti.

Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Mısırlı kadınlar 1919 yılında başlatılan bağımsızlık mücadelesi süresince İngilizler aleyhine büyük gösteriler düzenlediler. Ancak onların istekleri feminist talepler olmaktan çok milliyetçilik ve bağımsızlık üzerineydi. 1920’de Kahire’deki katedralinde bin kadın Vefd Kadınlar Merkez Komitesi’ni kurmak üzere bir araya geldi. Bu örgütün lideri olan ve daha sonra Mısır Feminist Birliği’ni kuran Hüda Şaravi, 1924’te Mısır Parlamentosu’nun açılışında kadın hakları için bir gösteri yaptı ve üyelerden reform yapmalarını istedi. Bazı üyeler sadece oy verme hakkı konusundaki taleplere sıcak bakıyordu. Oysa, Hüda Şaravi daha geniş bir perspektife sahipti. Şaravi daha çok eğitim, refah, siyasî konular ve yasal reformlar konusunda mücadele etti.

Sonuç olarak, kadınların eğitimi ve meslek edinmesi için yoğun gayret gösteren, kadınların sanata, bilime ve kültürel hayata katkılarını artırması için gayret eden Prenses Nazlı Tunus ve Mısır’da derin izler bırakmıştır. Londra, Paris ve İstanbul’da saray çevresiyle ilişki içinde olan Prenses Nazlı Hanım, doğu ile batı arasında bir köprü görevi üstlenmiştir. Dönemin kültür ve sanat hayatına katkıları bakımından hakkında yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

* Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğr. Üyesi

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1294 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK