Giyim

Tasarımlarında Gelenekten Esinlenen Modacı: Dilek Hanif

  • #


Yazı: Hatice ÜRÜN

Modaya olan ilgisi çocukluğunda başlamış Dilek Hanif'in. Annesine yardım için gittiği butikte, zamanla farklı kombinler oluşturmuş, yapacağı tasarımların ilk denemelerini gerçekleştirmiş. Az bir sermaye ile küçük bir dükkânda başladığı mesleki yaşamını, Paris’te defile yapan ilk Türk moda tasarımcısı olarak taçlandırmış. Yirmi yılı aşkın süredir modanın içinde yer alan ve artık uluslar arası bir marka olan Dilek Hanif, Anadolu medeniyetinin ve Osmanlı kültürünün, tasarımları arasında vazgeçilmezleri arasında olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Eğer ben kendi kültürümü çizimlerime yansıtmasaydım özgün bir tarz oluşturamazdım."

Dilek Hanif, 1962 senesinde İstanbul’da kalabalık bir ailede dünyaya gelir. Erenköy Kız Lisesi’nde okuduğu yıllarda edebiyat ve resim en başarılı dersleridir. Annesinin Teşvikiye sonrasında Büyükada’da açtığı butikte kumaşları tanır ve yavaş yavaş işin inceliklerini öğrenmeye başlar. Okuldan gelir gelmez soluğu annesinin yanında aldığını ve yaz tatillerinde butikte çalıştığını söyleyen Hanif, iş ahlakını annesine borçlu olduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Annemden iş disiplinini ve iş ahlakını, müşteriye nasıl davranacağımı, müşterinin beklentilerini ve sezon içinde nelerin satılıp nelerin satılmayacağını küçük yaştan itibaren öğrendim ve içime sindirdim.”
Evlendikten sonra hayatının dönüm noktası olacak bir karar verir Hanif ve kendi iş yerini açmak ister. Birikimine biraz da borç ekleyerek Osmanbey’de bir hanın en üst katında 100 m2’lik bir atölye açar. 1990 yılında, iki makineci ve bir modelistle birlikte hazır giyim atölyesi sahibidir artık. “Piyasadaki kıyafetlerden daha iyisini yapabilirim.” düşüncesiyle kolları sıvayan Hanif,  “Dilek Hanif Line” adında, feminen çizgiler taşıyan ve 100 parçadan oluşan bir koleksiyonu hazırlayarak işe başlar.

İlk koleksiyonu günümüzün ünlü modacısına uğurlu gelmiştir ki işleri açılır, atölyesine sığamaz olur. Aynı günlerde atölyesinin üst katında iki daire daha boşalır. Hanif, dairelerden birini depo, diğerini de kesimhane olarak kiralar. Böylece her biri 100 m2’den oluşan dört dairede seri imalata başlamıştır.

“Hazır giyim atölyemi ilk açtığım zaman çok zor zamanlar geçirdim, her şeyle ben ilgileniyordum ve çok çalışmak zorundaydım.” diyen Hanif,  40 derece ateşi olduğunda dahi işlerini takip ettiğini, iş hayatının böyle bir disiplini gerektirdiğini ifade ediyor.

Dilek Hanif markası tamamen kendi emeğiyle bir yerlere gelmiş markadır. Siz eğer doğru çalışıyorsanız müşteri müşteriyi getirir. Bu müşterilerden biri de Hülya Avşar’dır. Bir televizyon kanalında Hülya Avşar’ın programının sanat yönetmeni, Dilek Hanif’in hazırladığı kıyafeti görür ve çok beğenir.  “Hülya Avşar’ın TV programı için bir şeyler hazırlar mısın?” teklifinde bulunur ve Hanif, 8 sene boyunca Hülya Avşar’ın hem sahne hem de TV programına kıyafet hazırlar, ismi de TV programında anılmaya başlanır.


Hanif, kendi müşterilerinin tekliflerini de değerlendirir. Özellikle düğün ve nişan davetleri için abiye siparişlerini aldığını söyleyen Hanif, bu siparişlerin ardı arkası kesilmeyince tek başına işlerin bütün yükünü taşımakta zorlanır. ”Haute Couture” ile hazır giyim teknikleri ve çalışma sistemleri farklı oldukları için bir seçim yapmak zorunda kalan Hanif, Couture çalışmak, yani kişiye özel tasarım yapmaktan heyecan duyduğu için Osmanbey’deki atölyesini kapatıp Teşvikiye’de şimdiki atölyesine taşınır.

Couture atölyesi bir tasarımcının moda mesleğinde ulaşabileceği zirve noktadır. Dilek Hanif artık kadın bedenini saracak olan sade ve zarif tasarımlarını şekillendirmeye Ralli Apartmanı’nda, yeni atölyesinde başlar. 2002 senesinde de Couture alanında ilk defilesini Saint Irene Kilisesi’nde gerçekleştirir.

Paris’te Defile Yapan İlk Türk Tasarımcı

Dilek Hanif, koleksiyonunu 2004 senesinde Paris Haute Couture Konfederasyonu’na gösterir. Çizimleriyle birlikte İstanbul’da yaptığı defile incelenir, birçok kriter aşıldıktan sonra Konfederasyon, Dilek Hanım’ın Couture atölyesi olduğu kanaatine varır. Dilek Hanif’in koleksiyonu; “In List”, “Chanel”, “Dior”, “Valentino”, “Ysl” gibi dev dünya markalarının da katıldığı defilenin “Off List” kategorisindedir.

Modanın gövde gösterisi kabul edilen Paris Moda Haftası’nda ilk Türk tasarımcı olarak yer almanın hem heyecanını hem de zorluklarını yaşadığını belirten Hanif,  “Size örnek olacak bir model yok. Nerede ne yapılması gerektiğini, bir terslik yaşandığında göstereceğimiz refleksimizi yaşayarak öğrendik. Sonuçta bütün dünyadan moda editörleri, basın ve izleyiciler orada.” sözleriyle anımsıyor o günleri.

Paris’te tasarımcı kimliğinin yanı sıra ayrıca Türkiye’yi temsil eden bir kültür elçisi olarak yer almanın omuzlarına ciddi bir sorumluluk yüklediğini ifade eden Hanif, “Defiledeki kıyafetlerinizle, kullandığınız müzikle Türkiye’yi ve Türk kadınının imajını temsil ediyorsunuz. Defilede salon çok kalabalıktı, sonlara doğru ben dâhil gördüğüm herkes ağlıyorduk.”  sözleriyle duygularını ifade ediyor.

Dilek Hanif bu defilede Osmanlı konseptiyle dikkatleri üzerine çeker ve uluslararası bir platformda tam not alır. Oldukça yüksek bütçeler ayrılan Paris Moda Haftası’na düzenli olarak yılda 2 kez koleksiyon hazırlayarak katılmaya ve Türkiye’yi temsil etmeye devam eder.


Yaratıcı, Sanatçıya Lûtfediyor

Bazen izlediği filmdeki bir sahnenin, bazen okuduğu bir kitabın, kimi zaman da gördüğü bir tablonun yeni şeyler üretmesinde kendisine ilham kaynağı olduğunu söylüyor Dilek Hanif. Anadolu medeniyeti ve Osmanlı kültürü de tasarımlarında vazgeçilmezleri arasındaymış. “İnsan eğer kendi kültürünü reddederse kendisini de reddeder.” düşüncesinde olan Hanif, kendi var olan kültürünü yeni formlarla, kup ve kesimleri stilize ederek modern kadının vücudunda hayat bulması isteğini şu sözlerle açıklıyor: “Osmanlı İmparatorluğu yabancıların az bildikleri veya hiç bilmedikleri bir kültür olduğu için tasarımlarım onlara farklı geldi ve o kadar tasarımcı arasından sıyrılmamı sağladı. Eğer ben kendi kültürümü çizimlerime yansıtmasaydım özgün bir tarz oluşturamazdım. Avrupa zaten eteğin, bluzun alasını yapıyor, bunlar çoktan keşfedilmiş oralarda. Ama bütün bunlar dışında sizde bir yetenek olması gerekiyor, bu Allah vergisi bir şey ve doğanızda olması lazım.”

Dilek Hanif’ten Türk insanının kıyafet karşısında aldığı tavrı da öğreniyoruz. Bazı insanlar hazır giyimden 3 takım elbise alırken, bazıları da, 'Bir tane olsun ama çok kaliteli ve bana özel olsun' tercihinde bulunurmuş. Her ikisinin de farklı bakış açıları olduğunu söyleyen Hanif’e göre ikinci tercih daha doğru. Çünkü couture çalışan bir tasarımcı, ne istediğini bilen, verdiği para karşılığında iyi hizmet almak isteyen, sade ve şık çizgiler taşıyan, yüksek kaliteli işçiliklerin yer aldığı kıyafetleri alan müşteri gurubuyla muhatap olduğu için daha rahat hizmet verebiliyormuş.

Zaten insanların sahip olduğu kültür, kıyafetinin aynasıdır. Tasarım yaparken kişinin mevcut dünya görüşü bilinmeli ve beklentilerini denk düşürmelidir. Dilek Hanif’e göre Türk kadını renkli, süslü ve göz alıcı giysileri severken, bir Fransız kadını ise sade ve yalın haliyle muhatabının gözünde yer edinmek istermiş.

Fakat hangi coğrafyada olursa olsun, kadın çok özel olduğu için soylu, rafine ve feminen bir şekilde tasarımlarımda hayat bulur. İşlemeler ön planda ve yüksek kaliteli kumaşlarla, işçilik önemlidir. Moda, çizgilerden ziyade stil odaklı çalışmayı sever. Hanif bu nedenle tasarımlarında fazla renk kullanmıyormuş. Tercihini son derece elegan ve klâs çizimlerden yana kullanan Hanif, “Sadelik benim vazgeçilmezim. Stilini bilen, sade ve şık giyinmeyi seven, abartıdan uzak her kadını zevkle giydirebilirim. Bu ister bir ünlü olsun, ister bir politikacı veya aktris.” diyor.

Tasarımları, Nerede Olsa Ayırt Edilebiliyor

“Müşterileriniz bir sürü kıyafet içinden sizin tasarımlarınızı ayırt edebiliyor mu?” diye soruyoruz merak ederek. “Evet, hemen anlaşılıyor. Kaç kere arkadaşlarımın, müşterilerimin tasarımlarımı başka yerlerde gördüklerinde, ‘Bu Dilek’in elbisesi’ dedikleri olmuştur.” diye cevaplıyor usta tasarımcı.

Aslında olması gereken de belki budur. Eğer bunu yapabilmişse işini doğru yaptığının kanıtı değil midir?  Kendi tarzınla sektördeki moda markasından ve moda tasarımcısından ayrılabilmesi, bir Dilek Hanif çizgisi oluşturmuş olması mutlaka önemlidir.

Dilek Hanım bu noktada, bir koleksiyonun şekil alması için belirli bir temasının olması gerektiğini de belirtiyor. Bu oluşumu aşama aşama anlatıyor Hanif. Öncelikle çizimleri hazırlanan modellerin mulaja kalıbı çıkartılır. Daha sonra prova için kullanılan kumaşlar kesilir, drape tekniğiyle manken üzerinde yapılan provalarda bütün kurallar silinir modacımızın zihninden, adeta imkânsızı zorlar. Provadan sonra kıyafetin baz kalıbı çıkmış olur. Çok özel ve kaliteli kumaşlardan kesimler yapılır ve kıyafetin neredeyse tamamı elde dikilir. Daha önce numunesi yapılıp onaylanmış nakışın bitmişi kıyafet üzerinde yerini alır ve son şekli verilir.

Dilek Hanif, bu çalışma şekliyle yılda iki kere couture, iki kere de hazır giyim defilesi yapıyormuş. Ortalama 30 parça kıyafetin yer aldığı koleksiyonların hazırlanması için yirmi kişiden oluşan profesyonel ekibimle tam gün çalıştıklarını belirten Hanif, “El işçilikleri oldukça yüksek, kişiye özel tasarım yaptığımızdan dolayı en kaliteli kumaşlarla birlikte yüksek kaliteli el işçiliği uyguluyoruz.” sözleriyle maliyet hakkında bir ipucu veriyor.

Bin Bilse de Bir Bilene Danışıyor

Dilek Hanım, hazırladığı koleksiyonu sergilemeden önce kıyafetlerin renkleri ve detayları hakkında fikir alışverişinde bulunuyormuş. Ayrıca 36-38 beden, kadınsı ve sağlıklı görünen couture mankenleri de ortak bir kararla belirliyorlarmış. “Defilenin en zor kısımlardan biri, hangi mankenin ne modelde kıyafet giyeceği, kıyafeti sorunsuz nasıl taşıyacağıdır. Mankenle kıyafetin bütünleşmesine çok dikkat ediyoruz.” diyerek mesleğinin püf noktalarına da değinen Hanif, yıllar ilerledikçe Paris Moda Haftası’nın prosedür ve gidişatına alıştıklarını ve deneyim sahibi olduğunun da altını çiziyor.
Defilelere alışmak, belki de müşterilerin beklentilerine aşinalıktan, hatta “insan sarraflığı”ndan geçer diye düşünürken, Dilek Hanif bizi tasdik ediyor sözleriyle. Couture çalışan bir tasarımcının, müşterisini iyi tanımasının önemini şu sözlerle açıklıyor: “Beklentiler koleksiyona yansır. Kişiye özel çalıştığımız için müşterimizi çok iyi tanımamız ve beklentilerini bilmemiz gerekiyor ki doğru yönlendirme yapabilin. Bunların yanında belki de en önemlisi müşterinin fiziksel ve ruhsal özelliğini çok iyi analiz etmeniz gerekmekte. Eğer bir düğün için bir şeyler dikiyorsanız, müşterinizin düğün sahibine yakınlığını bile bilmeniz gerekiyor.”

Paris’ten Sonra Bütün Avrupa’ya Yayıldı

Artık Dilek Hanif tasarımları ve koleksiyonlarıyla dünya pazarı içinde yer almak, Ankara’daki müşterilerine kolay ulaşabilmek ve uluslararası pazara girmek için Harvey Nichols gibi lüks mağazalar zinciri olan kurumun bünyesinde ikinci Türk markası olarak yer alır. Bu mağazalar zinciri için elegan çizgileri ayrıntıda gizlenmiş gece kıyafetleri, şık tayyörler, basic üst grupları ve smokinin yer aldığı bir koleksiyon hazırlar. Hazır giyimde üretim yapmasında Milano’daki beraber çalıştığı ajans Dilek Hanif’i oldukça cesaretlendirir. Çünkü Milanoda’ki showroom için sunduğu hazır giyim koleksiyonu oldukça beğenilir ve önemli alıcılarla buluşur.  Atölyesinin alt katında yeni ve daha geniş bir mekana taşınan Dilek Hanif, markasının kurumsal bir kimlikle daha geniş kitlelere ulaşması ve kalıcı olması için uzun bir aradan sonra hazır giyim üretimine yeniden başlar.

Hanımlar için sınırlı sayıda üretilmiş, işçiliği ve kalitesi çok fazla olan ürünlerin yer aldığı koleksiyonlar hazırlar. Fazla renk kullanamadığı couture aksine hazır giyimde narçiçeği, petrol mavisi gibi canlı renkleri kullanır. Kokteyl elbiseleri, smokinler, gece kıyafetleri, basic ihtiyaçları karşılayacak kombinelerin olduğu, hareketli ve dinamik bir koleksiyon hazırlar. Hızlı bir alışveriş için gerekli her şey düşünür.

Bir Tasarımcı Dışarıdan Giyinir mi?

Dilek Hanımın kendi tarzına yakın hissettiği tasarımcı ve moda markalarının neler olduğunu,  gardırobunda vazgeçemediği kıyafetlerini merak edip sorduğumuzda, “Coco Chanel”i çok beğendiğini, “Ralph Lauren”in ise klasik olmasına rağmen rahatlıkla kullandığı bir marka olduğun söylüyor. Hanif, “Hermes”in deri aksesuarı, kazak ve kaşkollerini, “Chanel”in çanta ve ayakkabılarını ve “Donna Karan” ürünlerini keyifle kullandığını belirtiyor. Kendisi için elbise de diktiğini söyleyen Hanif, “Kıyafetlerimin çoğu atölyemde dikilir, kendime ait bir tarzım vardır çünkü. Eksik olan yardımcı aksesuarları dışarıdan temin etmeye çalışırım. Siyah vazgeçilmezimdir. Beyaz ve mavi gömleği sıklıkla kullanırım.” diyor.

Yetenekli Tasarımcıların Elinden Tutuyor

Dilek Hanif, yoğun iş temposuna rağmen, yetenekli ve hevesli tasarımcılarla ilgilenmeyi ihmal etmiyor. Dikimde ve tasarımda çizgilerini beğendikleri yetenekli kişiler yetiştirmek üzere atölyesine alıyor. dilek@dilekhanif.com’a bırakılan CV’leri tek tek değerlendirdiklerini söyleyen Hanif, “İlk olarak görevlimizle görüşmeye çağrılıyor, hangi departmanda bize katkı sağlayacakları tespit ediliyor. Genellikle işleme bölümünde ya da atölye kısmında kendilerini geliştiriyorlar. Fakat çok emek harcamaları, sürekli kendilerini yenilemeleri, sabırlı ve disiplinli çalışmaları gerekiyor.” diyerek tecrübelerini genç tasarımcılarla paylaşıyor. Gerek yurt içinde gerekse yabancı ülkelerde hazırladığı koleksiyonlarla beğeni toplayan tasarımcımız modaya olan tutkusuyla yeni hedeflere emin adımlarla ilerliyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1671 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK