Kağıt

Hurda Kâğıtlar Mücevhere Dönüşüyor

  • #


Yazı: Emine DOYDU

Binlerce yıldır insanlık tarihini kaydeden, ancak bilgisayar teknolojisinin hayatımızda her geçen gün daha fazla yer etmesiyle, bilgiyi kayıt altına almaktan çok ambalaj malzemesi olarak kullanılan kâğıt, şimdilerde sanatkârların ellerinde yeniden hayat buluyor. Atık kâğıtlardan takılar ve süs eşyaları yapan Ali Rıza Kart’ın ortaya koyduğu ürünler de bunun güzel bir örneği… Sözcüklerin gizemini keşfeden insanoğlu, onu ölümsüzleştirmek için kâğıdı icat etmiş. İnsanoğlunun sözünü muhafaza edince nice kadim eserlerin zaman içinde seyri de mümkün olmuş. Böylece kâğıt, insanoğlunun zaman içindeki hikayesine şahitlik ederek, toplumların ve milletlerin hafızası konumuna yükselmiş. Kâh kutsal kitapların kayıt altına alındığı sayfalar olup bir mücevher titizliğiyle saklanmış, kâh devlet antlaşmaları için atılan imzaları ve basılan mühürleri taşıyan bir sine olup tarihi birer belge olarak yüzyıllarca muhafaza edilmiş.

Zamanla kâğıdın, büyülü sözcüklerin kaydı dışında kullanılabileceği keşfedilince, ona yüklenen anlam da kaybolmuş. Kâğıdın gündelik hayatın içinde; sağlıkta, temizlikte, paketlemede işleri kolaylaştıran bir ürün haline dönüşmesi bir zamanlar ona ne kadar değer verildiğini de unutturmuş. Üretiminin geçmiş dönemlere göre kolaylaşıp yaygınlaşması, onu kullanılıp sonra da çöpe atılan bir nesneye dönüştürmüş.
Kâğıdın bilinçsizce tüketilmesi ormanların azalmasına neden olmaya başlayınca alınan bir takım önlemler, onu eski değerine kavuşturmasa da en azından daha dikkatli kullanılması gerektiği bilincini oluşturmuş. Kâğıt atıklarının değerlendirilmesi bu bilincin bir sonucu. Kâğıtların geri dönüştürülüp yeniden kullanılmasının yanı sıra, atık kâğıtları bir işlemden geçirmeden kullanan, onlardan harikalar oluşturan sanatçılar da var.

Atık Kâğıttan Sanata Giden Yol

Birçoğumuz için sıradan bir şey olan kâğıt, bu insanların hayatlarında adeta bir tutkuya dönüşmüş durumda. Bu tutkuyu yaşayanlardan biri de Ali Rıza Kart. Küçük yaşından beri elinde kâğıdı yoğuran bu sanatkâr, günün birinde farkında olmadan ona şekiller vermeye, kâğıttan objeler, takılar yapmaya başlamış. Kâğıda baktığında çeşitli şekiller görebildiğini keşfetmesiyle hayatı bir anda değişen bu sanatçı, dünyada daha önce hiç yapılmayan bir tarz geliştirmiş. Yaptığı sanatın patentini de alan sanatçı, şimdilerde bunu Türkiye’ye özgü “Kâğıt Sanatı” olarak tanıtma çabası içinde. Hava Kuvvetleri’nden emekli olan ve halen Eskişehir’de yaşayan Ali Rıza Kart, bu tanıtım çabasını, yurt içinde birçok fuar ve televizyon programlarına katılarak gerçekleştiriyor. Bir fuar vesilesiyle İstanbul’a geldiğinde bizi kırmadı ve kendisiyle bir görüşme gerçekleştirdik.

Kâğıda olan tutkusunun nasıl başladığını sorarak başladık söyleşimize. “Elimde her daim bir şekilde kâğıt olurdu çocukken. Okulda hep yere atılan kâğıtları toplar onları sıramın altına kaldırır, onlardan bazen top yapar bazen de gemiler, uçaklar yapardım.” diyerek başlıyor anlatmaya ve devam ediyor: “Yetişkin olunca da bu alışkanlığım devam etti. Sanırım kâğıtla meşgul olmak farklı bir güven duygusu veriyordu bana. Kimileri tespih çeker ya, ben de kâğıtları kıvırıp dururdum.” sözlerine gülerek devam ediyor: “Gerçi hala bu huyumu bırakmış değilim; ama en azından artık kullanılabilir şeyler üretiyorum.”

Kâğıttan takı yapma fikri de sözüm ona böyle kâğıtlarla oynarken doğmuş. Bir akşam evde televizyon seyrederken farkında olmadan elindeki kâğıt parçalarına şekiller veriyormuş. Reklam arasında, büküp sehpa üzerine bıraktığı bir sürü kâğıt parçasının rengârenk bir ambiyans oluşturduğunu fark edince bunu değerlendirmeyi, takı yapmayı düşünmüş. O akşam uzun uğraşların sonunda istediği biçime sokabilmiş kâğıtları; her birinden bir takı ortaya çıkarmış.

Uzun süre yaptığı takıları kızlarına ve eşine hediye etmiş Ali Rıza Kart. Kızlarının ve eşinin üzerinde, yaptığı takıları gören arkadaşları, kendileri için de üretip üretemeyeceğini sorduklarında önce şaşırmış. Bu türden olumlu tepkiler ve talepler gelmeye devam edince, işin seyri değişmiş. Kart, “Evde oyalanmak için başladığım bu iş, başkalarının beğenisini kazanınca çok mutlu oldum. Pek çok kişinin bana ulaşmaya başlaması güvenimi artırdı ve kendimi geliştirmeye, daha çok çalışmaya başladım.” diye konuşuyor.


Ali Rıza Kart ile yaptığımız söyleşide, atık kâğıtlardan albenili takılara uzanan yolun duraklarında neler olduğunu merak ettiğimizde, ilk basamaktaki tecrübelerini anlatmaya; sokak aralarında kocaman bez çuvallı arabalarıyla bir çöp konteynerından ötekine seğirten kâğıt toplayıcı çocuklardan, gençlerden söz etmeye başlıyor. Çoğu çocuk denecek yaşta, hiç dikkat etmeden geçip gittiğimiz, farklı bir dünyaya aitmiş gibi muamele gören kâğıt işçilerinden çok şey öğrendiğini anlatıyor bize Ali Rıza Bey. “Bazen gizli hazineleri bulmaya çıkan gizemli bir topluluk gibi görürüm onları. Mesela kullanılabilir kâğıt atıkların en çok hangi sokaklardaki konteynerlerde olduğunu onlardan öğrendim.” diyor ve gülümseyerek ekliyor: “Bazı geceler eşimle yürüyüşe çıktığımda, kendimi çöpleri karıştırırken buluyorum. O zaman  eşim yanımdan uzaklaşıp beni uzaktan seyreder ve ‘birlikte olduğumuzu anlamasınlar’ der.”

Kâğıdın Mücevhere Dönüşmesi

Hangi malzemeleri kullandığını sorduğumuzda, “Herkesin evinde bulunabilecek basit malzemeler; atık kâğıt, herhangi bir tutkal ve vernik.” diyor. Artık çok kısa bir süre içerisinde farklı takılar yapabildiğini söyleyince kendisinden bize bir yüzük yapmasını istiyoruz. Masanın üzerinde birazdan çöpe gidecek gibi duran kâğıt parçalarını eline alarak, şerit halinde kesiyor ve şeritleri birbirinin etrafına yuvarlayarak bir spiral oluşturuyor, oluşan spiralin üzerine yine masanın üzerinde bulduğu renkli kuşe kâğıt parçasını keserek yapıştırıyor. Yüzüğün üst kısmının bittiğini ve buna bijuteri malzemeleri satan dükkanlardan satın alınan yüzük halkasını eklediğinde toka üzerine sadece vernik sürme işleminin kaldığını belirtiyor. Biz ise çöpe gideceğini düşündüğümüz kâğıt parçalarının kısa bir süre içinde özgün bir yüzük tokasına dönüşümünü hayret ederek izliyoruz.

Nadiren de olsa kâğıtları boyuyormuş; ama kâğıdın orijinal halini daha çok sevdiğini söylüyor. Sanatçı, kâğıda sürdüğü verniğin ise takıların sadece ömrünü uzatmadığını, aynı zamanda camsı görünümüyle albenisini de artırdığını şu sözlerle ifade ediyor: “Görenler malzemenin kâğıt ve vernikten ibaret olduğuna inanamıyor. Sanırım iyi bir uyum oluşturdu kullandığım malzemeler, çok farklı şeyler üretebildiğimi düşünüyorum.” diyor.

Kâğıttan Ney Bile Yaptı

Takıların dışında kâğıttan farklı süs eşyaları da ürettiğini bildiğimiz Ali Rıza Kart’ı belki de en çok uğraştıran, aşkla şevkle yaptığı kâğıttan ney olmuş. Yeğeninin kırılmış ‘mansur’ tabir edilen boydaki neyinin kâğıttan bir benzerini yapmaya çalıştığı tecrübesini şu cümlelerle aktarıyor: “Kırık bir neydi, onu saatlerce elimde evirip çevirdim, deliklerinin hangi ölçülerde olduğunu hesapladım, ölçtüm, biçtim. Kâğıttan ney gibi aleti yapmak zordu ama sanırım başardık. Biraz amatörce oldu ama bir şekilde heves edip yaptık. Yeğenim hala onu kullanıyor ve dinleyenlerden de olumlu tepkiler alıyoruz.” Ali Rıza Kart’a internet üzerinden, yeğenine yaptığı kâğıttan neyin sesini dinlediğimizi, bir profesyonel gibi değerlendiremesek de neyden çıkan sesin kulağımıza hoş geldiğini söylüyoruz.


Tespihlere Yazılan Öğütler

Gülümseyerek “Bir de kâğıttan tespih maceramız var.” diyor bize Ali Rıza Bey. Merak edip anlatmasını istiyoruz. İlk kâğıttan tespihini kısa sürede yapıp bitirdiğinde tespih uzmanı olarak tanıdığı bir koleksiyoncuya gösterdiğinde, “Kâğıttan tespih yapma fikri güzel; ama işçiliğiniz sıfır.” cevabını almış ve iyi bir tespihin kriterlerini dinlemiş koleksiyoncudan. Kendisi de araştırmalar yapıp üç yıl kadar uğraştıktan sonra tespih koleksiyoncuların beğenisini kazanmaya başlamış.

Ali Rıza Kart, kültürümüzde tespihin dini ritüellerde kullanılmasının dışında kültürel anlam ve amaçlarının da olduğunu söyleyerek geleneğimizde tespihlerin babadan oğla miras bırakıldığını hatırlatıyor ve devam ediyor: “Bu yüzden benim için de tespihin farklı bir anlamı ve değeri var. Hal böyle olunca hiç kimsenin yapmadığı bir çalışma tasarlamak istedim, otuz üçlük bir tespihin tanelerine vasiyetimi yazdım. Sadece ilk tanedeki vasiyetimi kızlarıma söyledim. Diğerlerini ben öldükten sonra öğrenebilecekler. Aslında vasiyet dediğim şey öğütlerden ibaret. İnsanlar babaları hayatta iken pek dinlemezler öğütlerini, ama ölünce söze ‘Rahmetli babam şöyle derdi’ diye başlarlar.” Bu üretimden sonra pek çok kişiye kendi öğütlerini içeren tespihler hazırladığını, Danimarka’dan bile tespih siparişi aldığını söyleyen Ali Rıza Bey’den, böyle bir tespihin yapımının iki ayı geçtiğini ve bu süreç içinde her bir tespih tanesine otuz kat vernik sürüldüğünü öğreniyoruz. Verniğin kâğıda camsı bir görünüm katmasının, onun hangi malzemeden yapıldığının anlaşılmasını iyice zorlaştırdığını söyleyen Ali Rıza Bey, tespihi eline alan kişilerin, içerisine resim yerleştirilmiş camdan yapıldığını zannettiklerini söylüyor. Tespihlerin fiyatlarını sorduğumuzda, diğer ürünlerde olduğu gibi tespihte de fiyatların değiştiğini; 60 ila 6 bin TL arasında seyrettiğini öğreniyoruz. Üzerinde uzun süre çalıştığı, her bir tanesinin içinde bir Osmanlı padişahının resminin bulunduğu tespihi gösteriyor bize. Tespihi elimize aldığımızda, atık kâğıdın nasıl değerli bir objeye dönüşebildiğini görüyoruz.


Kolyelerde Gizlenen Hikâyeler

Ali Rıza Kart, âlemde her zerrenin bir hikâyesi, bir nedeni olduğuna inanan insanlardan... Eşyanın da kendine ait bir dili olduğuna, dünyada bulunmasının bir nedeni olduğuna inanıyor. Bu düşünceden yola çıkarak kâğıttan yaptığı kolyelerin içine veciz sözler, ibret veren kıssalar yerleştiriyormuş. Ali Rıza Kart, içinde hikaye olan bu kolyelerden aldığı siparişlerin 500 taneyi bulduğunu, her kolyeyi farklı tasarladığı gibi, içerisine yazdığı hikâyelerin de farklı olmasına özen gösterdiğini vurguluyor. “Herkes ayrıcalıklı olmayı hak ediyor. Hikâyesi olan bir kolyeyi üzerinde taşıyan kişi, o hikâyenin de bir şekilde parçası oluyor.” diyen sanatçı bazı müşterilerinin hikâyeleri veya şiirleri kendilerinin seçip gönderdiğini ifade ediyor ve şöyle diyor: “Bazen de kafasındaki tasarımı çizen ve onu bizden isteyenler oluyor. Onlara çizdikleri tasarıma sadık kalmaya söz vermeden, ona benzer bir şey üreteceğimi söylüyorum. Özgür çalışmayı seven bir ruhum var, çoğunlukla kendi tasarladığım şeye bile bağlı kalamıyorum. Çünkü bazen elimdeki kâğıt böyle bir şeyi kaldırmıyor, ne kadar dirensem de kendi olmak istediği şey ne ise o oluyor. Çoğu zaman ortaya çıkacak ürünü kendim de merak ediyorum. Bir de bakmışım ki ellerim benden bağımsız   hareket    etmişler...”

Ali Rıza Kart, yaptığı işi daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyor. Hayali de, origami denince nasıl akla Japonya geliyorsa, kâğıt takı sanatı dendiğinde de Türkiye’nin akla gelmesi… “Sanat ve spor gibi dallar, bir ülkenin reklamını en zahmetsiz şekilde yapma imkânı sağlıyor. Türkiye bu gerekliliği sporda keşfetti. İnşallah sanatla ilgili teşvikler de yapılır.” diyen Ali Rıza Kart’ın hedefi ise yaptığı çalışmaları, bu işe heves duyan gençlere öğretebileceği bir atölye kurmak…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1341 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK