Mimari

Tunus'un Mavi Kapıları

  • #


Yazı ve Fotoğraflar: Metin YÜKSEL

İnsanın hayatı boyunca çeşitli kapılar açılır önüne; kiminde tereddüt eder, kiminden koşarak geçer. Kimi zaman kapıda kalırız, kimi zaman kapılar kapanır yüzümüze. Kapı önemli bir metafor; dilimizde sayısız deyimin içinde geçer; kâh açılır, kâh kapanırlar…  Önümüze Tunus’un  kapıları açıldığında, ülke ile aklımızda en çok kalacak şeyin kapıları olacağından habersizdik. Tunus’u gitme amacımız tabii ki sadece kapılarını görmek için değildi. Ancak sadece birbirinden güzel kapılarını görmek için bile gidilebilir Tunus’a.

Daha dünyaya gözlerini açarken başlar insanoğlunun kapılarla macerası. Hani usta ozan Aşık Veysel’in dediği gibi; “İki kapılı bir handa, gidiyorum gündüz gece…” Macera, kapıyla başlar kapıyla biter. Var olmak, doğmak, hayata başlamak ilk eşiktir ve ondan sonra başlar insanın varlık kapısından hayata süzülüşü.
Yaşamı boyunca önünde birçok fırsat kapısı açılır. Bazı kapılar yüzüne kapanır. Öfkelendiğinde çarptığı kapılar vardır. Aralamak isteyip de önünde heyacanla beklediği ama bir türlü aralamaya cesaret edemediği kapılar ukde olur içinde. Bazen sevgili, bir kapının ardındadır. Ulaşabilmek için çaba harcar. Çabalar beyhude olur. Kapılar geçit vermez. Yüksek kapılardan korkar zaman zaman. Kapı, insanın içini kıpırdatan merak dürtüsünün muhatabıdır aynı zamanda. “Bu kapının ardında ne var?” diye merak eder, durur. Aralayamadığı, açamadığı kapıların arkasındakileri düşünerek, hayal ederek geçirir vakt-i ömrünü.

Bazı kapılar ürkütür. Bazıları korkutur. Bazı kapılar da müjdeleyicidir. Süleymaniye Camii'nin ihtişamlı kapısından bir huzur iklimine süzülür insan. Bazen ihtişamlı kapılar korkuya açılır. Esarete de ihtişamlı kapılarından  geçerek gider bazen.

Kimi zaman birilerinin kapısına kul olur. Kimi zaman bütün kapıların sahibi Yaradan’ın kapısına sığınarak bulur huzuru... Gök kubbenin altında başını soktuğu evine, sarayına, barakasına ille de bir kapıdan geçerek girer. Çaresizlik bazen kapı kapı dolaştırır. Yüzüne kapanan kapıların önünden bir daha geçmek istemez insan.

İnsanlığın mimaride, sanatta, kültürde ulaştığı ihtişamı, kapılardan geçerek keşfederiz. Türkiye’de, Çin’de, Mısır’da, Özbekistan’da, Hindistan’da ve dünyanın  dört bir yanında...

Kapılar, Asya’da, Avrupa’da, Orta Doğu’da,  Afrika’da, her yerde medeniyet göstergesidir. İhtişamı ve renkleriyle kapılar o ülkeye dair bir şeyler söyler bizlere. Afrika kıtasının renkli ülkesi Tunus’ta olduğu gibi. Tunus’ta kaldığım bir hafta içerisinde ‘Seni en çok etkileyen şey nedir?’ diye sorulsa hiç tereddütsüz ‘Kapılardı’ derim.


Tunus’a Gitmek İçin Çok Neden Var

Tunus’a gitme amacımız tabii ki sadece kapıları görmek değildi. Ancak sadece birbirinden güzel kapılarını görmek için bile gidilebilir Tunus’a. Tunus’un kapılarından söz açılmışken biraz da ülke hakkındaki gözlemlerimi aktarayım:

Diğer Arap ülkelerini bilmem ama Tunus’a gerçekten bahar gelmiş. "Arap Baharı"nın fitilinin ateşlendiği Tunus’ta insanlar geleceğe artık daha bir güvenle ve ümitle bakıyorlar. Başkent Tunus başta olmak üzere ülkenin önde gelen kentleri tam bir bahar coşkusu yaşıyor. Devrimden sonra kurulan hükümette toplumun her kesimi temsil ediliyor. Farklı düşüncelere mensup gençlerin kurduğu sokak komiteleri  demokrasiye ve kazanılan özgürlüklere sahip çıkıyor.

Tunus Akdeniz’in incisi. Bin iki yüz kilometreye yaklaşan sahilleriyle deniz, kum, güneş tutkunlarının adresi bir ülke. Ülkede turizme ayrı bir önem veriliyor. Tunus Turizm Bakanlığı, ülkenin tarih ve kültür mirasını dünyaya tanıtmak amacıyla yoğun bir çaba içinde.

Başkent Tunus, ülkenin en kalabalık kenti. Kenti boydan boya bölen Habib Burgiba Bulvarı, devrim gösterilerine de ev sahipliği yapmış günlerce. Burgiba Bulvarı'nda her gün bir gösteri oluyor ancak eskisi gibi kanlı değil. İnsanlar büyük bir olgunluk içerisinde gösteri yapıp fikirlerini ve taleplerini ortaya  koyuyorlar. Kimse kimseye karışmıyor; tam bir özgürlük ortamı yaşanıyor anlayacağınız.

Tunus’un sokakları ve Osmanlı'dan kalan tarihi çarşısı turistlerin yoğun ilgisini çekiyor. Ülkede güvenlik sorunu yok. Turistler, Tunus sokaklarında rahatça dolaşıyor. Tunus’a Türkiye’den de büyük ilgi var. Tunus, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize uygulamıyor. Çarşıda, pazarda, resmi dairelerde Türklere olan sevgilerini açıkça dile getiriyorlar. Tunuslu gençlerin favori ülkesi Türkiye. Tunus halkı Türk dizilerini izliyor. Devlet bu yıl okullara seçmeli Türkçe dersi bile koymuş. Sadece bunlar bile Tunus’u gezip görmek için yeterli değil mi?
Hammamat ve Susa, Tunus’un turizmde iddialı olduğu iki kent. Hammamet (Hamamlar) başkente çok yakın. Eski şehrin modern ve lüks otellerin yanı sıra tatil köyleri de Hammamet’e dünyanın dört bir yanından yüz binlerce turist çekiyor. Kilometrelerce uzayan Akdeniz kumsalları göz kamaştırıyor. Otellerde verilen hizmet Türkiye seviyesinde olmasa bile, keyfinizi kaçırtacak bir olumsuzlukla karşılaşmıyorsunuz. Deniz kenarındaki antik tiyatroda dünyanın önde gelen birçok sanatçısı konser veriyor. Bu arada, otel lobilerinde ve kafelerde canlı Tunus müziği dinlemek de mümkün. Turistik bölgelerden Susa da başkente 140 kilometre mesafede. Ülkenin üçüncü büyük kenti. Susa’nın bir özelliği de Batılı golf meraklılarının adresi olması... Çarşıları, camileri ve antik bölgeleriyle Susa, görülmeye değer. Sıcakkanlı insanlar Tunuslular. Birine bir şey ya da bir yer sorduğunuzda, hiç üşenmeden önünüze düşüyor ve aradığınız yeri size gösteriyor. Turistler için Tunus’un en iyi tarafı; tarihi ve turistik bölgelerin başkente çok yakın olması. Eski Roma’nın önemli şehirlerinden Kartaca, başkente 60 kilometre mesafede.

Mavi Kapılı Kent: Sidi Bou Said

Ülkenin en ilgi çeken kentlerinden biri de Sidi Bou Said. Şehri kabaca tarif etmek, bildiğimiz bir yere benzetmek gerekirse biraz Yunan adaları, biraz da Bodrum diyebiliriz. Mavi gökyüzünün altında mavi pancurlu ve mavi kapılı, beyaz badanalı evlerin kasabası Sidi Bou Said. Kartaca’daki bu şirin kasaba, Tunus’u Tunus yapan bütün özellikleri içinde barındıyor adeta. ‘Biraz kafamı dinlemek istiyorum’ diyorsanız en doğru adres burası.

Beyaz badanalı ve mavi kapılı evleriyle seyrine ve gezmeye  doyulmayan bir şehir Sidi Bou Said. Tunus’un incisi. Pekçok yerde olduğu gibi Tunus’ta da kapılar özel hayatın, mahremiyetin başlangıcı. Yüksek duvarların içindeki geniş ve huzurlu avlulara bu mavi kapılardan giriliyor. Başkent Tunus’un Osmanlı'dan kalma büyük çarşısındaki ahşap işlemeli kapıların tersine burada kapılar demirden. Demirin soğuk yüzüne Tunuslu kapı ustalarının yaptığı süslemeler, kapılarda demirin soğukluğunu ortadan kaldırıp düz metal parçaları sıradanlıktan çıkarmış ve onları sanat eseri haline getirmiş.
Tunuslular, mavi kapılarının önünde vakit geçirmeyi seviyor. Gökyüzü mavi, duvarlar beyaz, kapılar mavi. Mavi gökyüzünün altında mavi kapılı evler, Sidi Bou Said’de farklı bir güzellik sunuyor burayı görmeye gelenlere. Küçücük bir mavi kapıyı araladığınızda geniş ve etrafında onlarca insanın yaşadığı huzurlu evler karşılıyor sizi. Bu arada, kapıları, çarşıları, tarihi ve kültürel mirasının yanı sıra denize nazır şık restorantlarda Tunus’a özgü birbirinden lezzetli yemekler de bekliyor sizi… Yakıcı güneşin etkisini sürekli esen rüzgar hafifletiyor. Sahil boylarında turistler, hem denizin hem de güneşin tadını çıkarıyor.  Tunusluların devrimlerine neden ‘Yasemin Devrimi’ adını verdiklerini ülkelerine gidince daha iyi anlıyoruz. Geceleri, şehirler buram buram yasemin kokuyor çünkü.

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1186 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK