Sergi

Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümâyunu

  • #


Yazı: Sudenaz DOĞAN

Osmanlı’ya dair yanlış anlaşılan hususların başında harem hayatı gelir. Özellikle oryantalist ressam ve yazarların, gerçeklikten uzak hayali tasvirlerinin etkisiyle bir zevk-ü sefa yuvası olarak akıllarda yer eden haremle ilgili yanlış intibayı yıkmak için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Topkapı Sarayı’nda bir sergi düzenlendi. “Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i HümÂyunu” adlı sergi, haremin hiç bilinmeyen yönlerini gözler önüne serdi. Haremi, gerçekçi bir biçimde anlatma gayesi ile hazırlanan sergide padişahların, eşlerinin ve çocuklarının 300’e yakın eşyası sergilendi.

İnsanoğlunun tabiatında vardır, başkalarının mahreminde olanı merak etme, kendisine ayan olmayan o mahrem üzerine kafa yorma. Osmanlı denilince çoğu zaman akla ilk olarak “harem”in gelmesi de bu meraktan kaynaklanır. Yüzyıllarca valide sultan, padişah kadınları, çocukları, kız ve erkek kardeşleriyle cariyelere ev sahipliği yapan, dışarıdan hiçbir yabancının giremediği harem, daima merak konusu olmuştur.
Hanedanın özel ve yasaklanmış yeri olan bu yapılar topluluğu (ki bu yapılar içinde yaklaşık 300 oda, 9 hamam, 2 cami, 1 hastane, 1 çamaşırlık ve çok sayıda koğuş bulunur), 15. yüzyılın sonundan 19. yüzyılın ortalarına kadar kullanılmış. Odalarının girişlerinde, duvarlarında ayetlerin ve hadislerin bulunduğu bir mekân olan, yasak olduğu için hiç görmedikleri harem hakkında Batılılar, hayal ürünü, gerçeği yansıtmayan hikâyeler anlatmış, hayali resimler yapmışlar. Oysa Batı saraylarında yaşananlara Osmanlı saray hayatı mukayese götürmeyecek ölçüde mazbuttur.

Yaklaşık 600 yıla damgasını vuran Osmanlı İmparatorluğu’nun izlerini yerinde görmek, hanedan mensuplarının yaşadıkları yerlerde yürümek için ziyaret edilen Osmanlı’dan kalma saraylarda harem, hep en çok ilgi gören bölüm olmuştur. Bu ilgi ve merakın altında, haremle ilgili yapılmış yanlış tezviratın, orasının cinsel çağrışımlarla yüklü bir safa yeri olduğuna ilişkin düşünce yatar. Son dönemde televizyon kanallarının reyting kaygısıyla yoğunlaştığı tarihi diziler de Osmanlı’da saray hayatına, sultanların ve şehzadelerin özel yaşamlarına ve cariyelere olan ilgiyi artırmış durumda. Kimileri tarafından gerçeği yansıtmadığı, kimilerince de Osmanlı’yı kasıtlı olarak karaladığı gerekçesiyle eleştirilen dizilerin, tüm eleştirilere rağmen reyting rekorları kırması, milletçe Osmanlı Sarayı’nın mahremine yönelik tecessüsümüzü ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile.

Kültür ve Turizm Bakanlığı da halkın bu ilgisini fırsat bilerek, hem ülkemizde hem de dünyada, harem hakkındaki eksik ve hatalı olan bilgileri düzeltmek maksadıyla Topkapı Sarayı Müzesi’nde bir sergi düzenledi. “Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümâyunu” adlı sergiyle, haremin hiç bilinmeyen yönleri, gerçeğe uygun olarak yansıtılması amaçlamış.


Prof. Dr. İlber Ortaylı da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, hakkındaki yanlış intibayı ortadan kaldırmak için sergi düzenlediği haremin, sanıldığı gibi mütemadiyen eğlenceler düzenlenen bir yer olmadığını, bir eğitim yuvası olduğunu söyler. Ünlü tarihçi, “Mekânlar ve Olaylarıyla Topkapı Sarayı” kitabında,  Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren 115 yıl süresince hiçbir padişahın Topkapı Sarayı’nda ölmediğini belirterek, haremin bir zevk-ü sefa yeri olmadığını vurgular. Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili yanlış bilinen konu ve olaylara değinen İlber Ortaylı, kitabında şu ifadelere yer verir; “Sarayda erkek öğrencilerin eğitim gördükleri Enderun neyse, harem de cariyeler açısından benzer bir işlev görmektedir. Haremde yetişen cariyelerden birçoğu Enderunlar’la evlendirilir. Bu saraylı hanımlar gittikleri coğrafyalarda bir saray hanımefendisi olarak kültürlerini geleneklerini halka yansıtırlardı." diyor. İmparatorluk merkezinin detaylarıyla anlatıldığı kitap, okurlarını, bir zamanların en önemli sarayının ihtişamlı günlerine götürürken, diğer taraftan saraydaki gündelik hayattan Osmanlı devlet protokolüne kadar bilmediğimiz birçok inceliği keşfetmemizi sağlıyor.

“Harem-i Hümayun Sergisi”nde Harem Gerçeği

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümayunu” sergisi, Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusunda yer alan Has Ahırlar’da ziyaretçilerle buluştu. Haremi, hiç bilinmeyen yönleriyle, gerçekçi bir biçimde anlatma gayesi ile hazırlanan sergide padişahların, eşlerinin ve çocuklarının 300’e yakın eşyası sergilendi. Dört bölümden oluşan sergide, eşsiz bir hiyerarşiyle yönetilen harem, Topkapı Sarayı Müzesi koleksiyonlarında yer alan eserler ve belgeler aracılığıyla ziyaretçilere anlatıldı.
Serginin ilk bölümünde harem mimarisi minyatürler, gravürler ve planlar eşliğinde anlatılırken, ikinci bölümde mimarideki hiyerarşik düzene uygun olarak haremin koruyucuları ve hizmetlileri olan haremağaları ve cariyeler teşkilatına yer verildi. Üçüncü bölümde ise has odalıktan hasekiliğe ve nihayetinde valide sultanlığa yükselen padişah kadınları, kız ve erkek çocukları ile kız kardeşlerinden oluşan hanedan üyelerinin haremdeki yaşamları, eğitimleri, hiyerarşideki yerleri vurgulandı.

Osmanlı sanatının en güzel örneklerinin sergilendiği bu bölümde Hürrem Sultan’ın, Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir mektup, yine Hürrem Sultan’a ait bir mendil ve kaşbastı, Hatice Turhan Sultan, Cemile Sultan, Adile Sultan ve başkadın efendilere ait mühürler ilgi çekiciydi. Padişahların ve valide sultanların birbirlerine yazdığı mektuplar, entari, kemer, başlık gibi kıyafet örnekleri, takılar, murassa kutular ve günlük kullanım eşyaları da ziyaretçilere gösterime sunulanlar arasındaydı. Serginin dördüncü bölümünde ise haremde günlük yaşam, eğlenceler ve gelenekler başyapıtlarla ve görsellerle anlatılmıştı.

Sergide sunulan, harem hayatından kesitlerin anlatıldığı tablolar ile diğer objeler, harem yaşantısına dair önemli ipuçları veriyordu. Sözgelimi Jean Baptiste Le Prince’in (18. yy), haremde günlük yaşamı konulu alan tablosunda, bir cariyenin, çubuk içen genç hanıma kahve sunuşu anlatılıyordu. Bu tablodan sarayda tütün içmenin serbest olduğunu anlıyoruz. Genç hanımın ve kahve sunan cariyenin kıyafeti, genç hanımın incilerle ve bir gülle süslü saç tuvaleti, çubuk, kahve ibriği gerçekçi bir biçimde betimlenmişti. Ajur ve firuze kâri tekniğiyle yapılmış çeşitli motiflerle bezeli bir satranç takımı, sergide göze çarpan objeler arasındaydı. Satranç taşlarının tepelerinde altın yuvalı kabaşon yakut veya firuze taşlar dikkat çekiciydi.


Elmaslı Gelin Broşu ve Sorgucu Göz Alıcıydı

Doğumlarından tahta çıkışlarına kadar şehzadelerin haremdeki yaşamlarının anlatıldığı bölüm de serginin ilgi çeken bölümlerindendi. Burada sergilenen eserler arasında şehzadelere ait kıyafetler, eğitim araçları, sünnet şenliklerinin, şehzadelerin sancağa çıkmalarının betimlendiği minyatürlü eserler yer aldı. Padişahların tahta çıkışlarının da anlatıldığı sergide; sorguç, yazı kutusu, askı, matara gibi saltanat sembolleri, tören kaftanı ve padişahların tahta çıkışlarında harem halkına altın saçtıkları rivayet edilen Altın Yol çinileri ziyaretçilerin ilgisine sunuldu.

Osmanlı sanatının karakteristik motiflerinden “benek” ve “pelenk” motifiyle bezeli olan kaftandaki motifler, pars postunda yer alan benekle kaplan postunun çizgilerine benzetilerek, saltanat ve güç sembolü olarak yorumlanmış. İpekli ve pamuklu dokumadan yapılmış ve 17. yüzyıla ait kaftan, serginin önemli objelerinden biriydi.

Kafesli london, serginin öne çıkan unsurlarından biriydi. Osmanlı’da 18. yy. sonu-19 yy. başına ait olan arabanın üst kısmı oyma ve kabartmalı dikdörtgen ahşap bir oda şeklinde düzenlenmiş. Yeşil renk ve yaldız boyalı kafesli londonun pencereleri de ahşap kafesliydi. Ön yay sistemi üzerinde yer alan yaldız boyalı ahşap oyma hurma ağacı figürü dikkat çekiciydi. Bilindiği üzere hurma ağacı İslâm inancına göre cennete özgü ağaçlardandır ve sonsuz yaşamı vurgular. İç kısım bordo renkli kadife kumaşla kaplı olup, üzerine stilize dal, yaprak, fiyonklu buketler ve altı kollu yıldız motifleri kordon tutturma tekniği ile uygulanmış.
Bilkent Kültür Girişimi (BKG) ve TAV Havalimanları’nın sponsorluğunda gerçekleştirilen sergide 16. yüzyıla ait altın gerdanlık, 18. yüzyıl Saray Hazinesi Koleksiyonu’na ait zümrüt küpe, 19. yüzyıla ait murassa yelpaze, Sultan II. Mahmut’un kızı Adile Sultan’ın elmas broşu ile elmaslı gelin sorgucu da öne çıkan diğer objeler arasındaydı. Elmaslı gelin broşu, Hz. Muhammed’in (SAV) kızı Hz. Fâtıma’nın Medine’deki sandukasına takılması için hazırlanmış.

Topkapı Sarayı’ndaki Harem-i Hümâyun sergisinde dikkatimizi çeken bir konu da, cariye ve sultan kıyafetlerinin televizyon dizilerinde gördüğümüz gibi olmamasıydı. Sergilenen cariye kıyafetleri dizelerde anlatıldığı veya Batılı sanatçılar tarafından resmedildiği gibi şaşaalı, dikkat çekici ölçüde derin göğüs dekolteli değildi. Sade ve fakat zarif çizgilere sahipti cariye kıyafetleri. Serginin amaçlarından biriydi belki de cariyelerle ilgili önyargıyı yıkmak.

Tüm bölümlerini gezdikten sonra serginin, hazırlanma gerekçesinde olduğu gibi, ziyaretçilerde Osmanlı’nın harem yaşantısıyla ilgili yanlış kanıyı kırıp sağlıklı bir bilgilenmeye kapı aralamasını diliyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1872 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK