Resim

Şehrin Soğuk Duvarlarında Renk Cümbüşü

  • #


Yazı: Muzaffer S. İNANÇ

Yeşil alanları azalan ve beton yığınlarına dönüşen şehirlerde, ruhunu kaybeden mimarinin kusurlarını örtmek bazen sokak ressamlarına düşüyor. Elli yaşından sonra fırçayı eline alıp duvarların ve elektrik trafolarının karşısına geçen Süleyman Sırrı Yeşilce, yaptığı su altı resimlerle, şehir mimarisindeki sakil görüntüleri gizlemeye çalışan sokak ressamlarından biri. Bir sabah karşınıza bir Yunus balığı çıkarsa şaşırmayın. Harap haldeki bir elektrik trafosunu yahut bir okul duvarını, gece siz uyurken boyayıvermiştir.

Taşa ve ahşaba yüzyıllarca biçim ve ruh vererek tabiatla uyumlu mimari eserler üreten insanoğlu, artık ne yazık ki tabiatı tahrip edip yerine estetik kaygılardan uzak,  yüksek ve biçimsiz duvarlar dikiyor. Sonra da bu ruhsuz mimariyi gizlemek için çaba sarf ediyor. Geleneksel mimariyi, suyu, hayvanatı ve nebatatı yaşadığı alandan kovmasından duyduğu pişmanlıktan olsa gerek; şehrin biçimsiz soğuk duvarlarına hayvanların, ağaçların, derelerin ve ahşap evlerin resimlerini taşıyarak oluşan sakil görüntüyü gizlemeye çalışıyor. Şehir ahalisinin bu çabasında vazifeli kıldığı kişilerden biri de sokak ressamı Süleyman Sırrı Yeşilce. Su altının uçsuz bucaksız enginliğini, içindeki rengarenk deniz canlısını şehrin duvarlarına ve tuvaline taşıyan Süleyman Sırrı Yeşilce ile, yaptığı işi konuştuk.
Yeşilce’nin asıl işi matbaacılıkmış. Marmara Koleji’nden mezun olduktan sonra üniversite eğitimine devam edememiş ve babasının Bab-ı Ali’deki matbaa işlerini sürdürmüş. Mesleğinde 40 yılı devirince emekli olmuş ve çocukluğundan beri içinde büyüttüğü heves için kolları sıvamış. 50 yaşından sonra tuvale ilk boyasını süren Yeşilce, şimdilerde Bahçelievler’in trafolarını, okulları, havuzları, villaları renkten renge boyuyor.

Siftah, Ressam Arkadaşlarının Atölyesinde

Yeşilce, Marmara Koleji’nde eğitimine devam ederken resim derslerini ünlü ressam Hasan Kavruk’tan alır. Yıllar içerisinde resimle arasını çok sıcak tutamasa da emekli olduktan sonra ilk göz ağrısına kesin dönüş, daha doğrusu kesin başlangıç yapar. “Kahve köşelerinde ömür tüketeceğime, zaten meraklısı olduğum sanatta bir şeyler yapmak istedim.” diyen Yeşilce, kendini ressam arkadaşlarının atölyesinde bulur.

Şişli ve Kadıköy’de arkadaşlarının resim atölyelerinde çok sevdiği fırçayı eline alan Yeşilce, bilhassa ressam Birol Can’ın Kartal’daki atölyesinde epey vakit geçirir. Yeşilce, usta ressamlardan adlığı feyizle kendi yeteneğini birleştirir ve önünde bembeyaz bir tuval ile simsiyah bir duvar açılır.

Fırçayı Aldı, Su Altına Daldı

Süleyman Sırrı Yeşilce resim yapmayı çok seven bir isim. Birçok insan resim sanatını, resim yapmayı çok seviyordur fakat Yeşilce’yi onlardan ayıran özellik, resmi el yordamıyla öğrenmesi ve kendini sürekli geliştirmesi... Yıllar boyu yaptığı işten emekli olan kaç kişi kendini tamamen bir sanata adayabilir ki? Fakat Yeşilce kendini resim sanatına tamamen adamış ve birçok ressamın bâkir bıraktığı bir alana yönelerek, su altını tuvale taşımaya başlamış. “Kadıköy’de, yıllarını bu sanata vermiş ressam arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Geçmişten günümüze resim sanatı hakkında hoş bir muhabbet vardı. Orada anladım ki su altı çok resmedilmemiş.” diyen Yeşilce, bu vesileyle mavi boyayla ünsiyetini artırmaya başlamış.
Yeşilce, 15 yıl önce evinin bir odasını resim çalışmaları için ayırmış. Su altını keşfettikçe resme olan bağlılığı kuvvetlenmiş, hevesi artmış. Hevesi arttıkça tablolar su altı tabloların sayısı artmış ve evin bir odasına sığamaz hale gelmiş. Kendisi ile görüştüğümüz Avcılar’daki mütevazı atölyesini bu şartlar altında tutmuş Yeşilce. Şövalesinin, masasının ve kendisinin ancak sığmasına imkan veren bu atölyeden de şikayetçi ister istemez: “Gönül isterdi ki daha rahat bir yerde, daha çok insanın uğrayabileceği bir atölyem olsun. Burada imkânsızlıklar içerisinde resim yapmaya çalışıyorum. Hâlbuki su altı Türkiye’de de dünyada da çok az ressam tarafından tercih edilmiş bir tema. Elimizden tutan olsa iyi şeyler yapılabilir.”

Su Altını Tuvalden Çok Duvara İşliyor

Maddi imkânsızlıklar, Yeşilce’yi farklı arayışlara yöneltmiş. Hem geç buluştuğu resimden ayrılmak istememesi, hem de sosyal şartların uygun olmaması fırçasının zeminini değiştirmiş. Su altını önceleri tuvale taşıyan ressam, artık resimlerini duvarlara da yapıyor. Resimlerinin yeni zemininde o kadar çok örnek gerçekleştiriyor ki çalıştığı semtlerde duvarlardaki su altı görüntüleri her geçen gün artıyor. İstanbul’da bir sokağın köşesini döndüğünüzde karşınıza bir Yunus balığı çıkarsa şaşırmayın, ya da ayağınız yosuna takılırsa. Mutlaka Yeşilce, orada harap haldeki bir elektrik trafosunu, metruk bir binayı yahut bir okul duvarını boyamış, su altı canlılarını oraya taşımıştır.
İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah,

Hepiniz uykudayken.

Uyanır bakarsınız ki mavi.

Orhan Veli yıllar önce “mavi”ye sevdalı ressamlar için yazmış olmalı “Dalgacı Mahmut” şiirini. Yeşilce de “Dalgacı Mahmut” gibi fırçalarla ne kadar yakışıksız duvar varsa boyuyor. Bahçelievler Belediyesi de Yeşilce’nin bu maharetini öğrenince ne kadar elektrik trafosu varsa emrine vermiş. Fırçasını ve akrilik boyalarını yanına alan Yeşilce, yağmur-çamur dememiş, Bahçelievler’i bir uçtan diğer uca boyamaya başlamış. Sırada bekleyen yüzden fazla trafo da varmış.

Yerine göre eski bir Osmanlı evi oluyor metruk binalar, yerine göre bir fırın. Bazen yaşlı bir teyze pencere önünde oğlunu bekliyor. Bazen de Tom ve Jerry, sokak ortasında birbirlerini kovalıyor. “Bir trafonun boyanması hava şartlarına ve ihtiyaca göre değişiyor.” diyor Yeşilce. Ama ortalama bir haftada, önünden geçmeye korktuğunuz trafolar, okul duvarları, kapısını tıklatacak kadar güzel ve gerçekçi oluyor. Üzerine bir de vernik atılınca küçük bir Safranbolu evinden farkı kalmıyor desek abartmayız.

Rengârenk Trafolar Çok Beğenilmiş

Elinde fırçayla sokak ortasında duvar boyayan bir ressam, insanların da ilgisini çeker elbette. Hele ki yolu düşenler Bahçelievler’in yabancısıysa, komik olaylara bile sahne olabilir. Yeşilce’nin başından da çok geçmiş zaten bu tür tecrübeler.
Bir trafoyu “kreş” görünümünde boyayıp ve son rötuşlarını yapmakta olan Yeşilce’nin yanına, elinde çocuğuyla bir bayan gelmiş. Önce kreşin, nam-ı diğer trafonun etrafında bir tur atmış, binayı süzmüş. Ardından Yeşilce’ye sormuş: “Amca, bu kreş ne zaman açılacak?” Bu soru karşısında mest olan Yeşilce, “Demek ki trafo gerçekten bir kreşi andırıyor ki insanların dikkatini çekiyor. Bu da hoşuma gidiyor tabii.” diyor. Başka bir trafoyu ekmek fırını sanan bir amca da, doğal olarak kapıyı açamadığı için, sokağın ilerisindeki mahalle fırınına gitmek durumunda kalmış.

Duvar ressamının, süslediği trafolar hakkında bir de şikâyeti var. Aslında trafolar hakkında değil, o trafonun, yani “köşkün, fırının, kreşin” sakinleri hakkında. Kendisine en çok sorulan sorunun, “Boyuyorsun ama bu ne kadar dayanır?” olduğunu söyleyen Yeşilce, “Mahalleli buna sahip çıkarsa, her gece spreyle yazılar yazmazsa yıllarca dayanır. Ama ne yazık ki trafoya bile çok az insan sahip çıkıyor.” sözleriyle içini döküyor.

Üç Boyutlu Tablo da Yapıyor

Süleyman Bey’in su altı hayranı olduğunu, atölyesine göz ucuyla bakan herkes anlar. Fakat ilginçtir ki hiç dalgıçlık tecrübesi olmamış. Onun yerine çok belgesel izlemiş, denizle ilgili yayınları takip etmiş. “Dalma tecrübem hiç olmadı. Fakat su yine de bende bir tutku. İzlediğim belgeseller, okuduğum kitaplar hep suyla, denizle alakalıdır. Bana fikir ve bilgi verir.” diyen Yeşilce, Avcılar sahilinden denizyıldızları, midye kabukları, çakıl taşları ve yosun da topluyormuş.
Denize ait ne varsa bir tabloda buluşturmayı gaye edinen Yeşilce, topladığı ürünleri önce kurutuyor. Sonra zihnindeki kompozisyona göre boyuyor ve çeşitli tutkallarla tabloya sabitliyor. Hatta bu tutku Yeşilce’de o derece ilerlemiş ki, bir gün balıkçıdan yavru köpek balığı ölüsü satın almış. İç organlarını boşaltıp mumyalamış ve bir heykel haline getirmiş.

Bir Tutkunun Özeti

Süleyman Sırrı Yeşilce, birçok sanat heveslisi insana örnek olacak bir isim. 40 yıl matbaacılık yaptıktan sonra çok arzuladığı resme başlayan, el yordamıyla bu sanata bir kıyısından dâhil olan ve onlarca trafoyu, harap haldeki binayı ve okul duvarını cıvıl cıvıl yapan Yeşilce, sanat kapılarının her insana her zaman açık olduğunun canlı ispatı. Belki tabloları müzayedelerde yüksek meblağlar etmiyor, yurt dışından sergi davetleri almıyor; ama çok istediği su altını resmediyor ve bütün bir semtin her gün ziyaretçisi olduğu bir açık hava galerisinde eserlerini sergiliyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 834 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK