Edirnekari

Adını Doğduğu Şehirden Alan Sanat: Edirnekâri

  • #


Yazı: Mehmet KÖKREK

İlk kez Edirneli ustalar tarafından uygulandığı için bu adı alan geleneksel sanatımız edirnekâri, altı asırdır mimari eserlerin iç tezyinatında kullanılmasının yanı sıra, ahşap eşyaların ve kitap ciltlerinin yüzeylerini de süsledi. 15’inci yüzyılın ikinci yarısında Edirneli sanatkârların Türk- İslam sanatına hediye ettiği ve zamanla Osmanlı coğrafyasına yayılan edirnekârinin tarih içindeki serencamına göz attık.

Uzunca bir süre Payitaht-ı Devlet-i Ali Osman ünvanını deruhte eden serhad şehri Edirne'nin gerek payitahlık döneminde gerekse payitaht-ı sanilik döneminde önemli bir sanat merkezi olduğu malumunuzdur. Şehrin Roma ve Bizans İmparatorluğu döneminde bir castrum -askeri merkez- olarak kullanıldığı hatırlanırsa, şehir ahalisinin o devirlerde sanat ve kültür gibi kelimelere pek de aşina olmadığı anlaşılır. 1361 tarihinden itibaren adeta bir saki-i gül çehre gibi Orta Asya'dan beri çeşitli medeniyetler tarafından taşınan Türk-İslam sanat ve kültür mirasını Edirne'ye sunan Osmanlı Devleti, şehri tam manasıyla ihya ve ma'mur eylemiştir. Türk-İslam sanatının hiç şüphe yok ki en büyük sancaktarı olan Osmanlılar, payitaht olarak seçtikleri Edirne'nin her konuda merkez olması için insanüstü bir gayret göstermişlerdir. Bu gayret karşılıksız kalmamış ve Edirne'nin fethi üzerinden 100 yıl dahi geçmeden kendine has sanat ekolleri oluşmuştur. Bu yazımızda arz etmeye çalışacağımız “Edirnekâri” tekniği veya üslubu işte bu gayret ve çabanın bir ürünü olarak telakki edilmelidir.


Adını Doğduğu Şehirden Almış

Edirnekâri en genel tanım ile ahşap, mukavva ya da deri üzerine uygulanan bir uslub olarak tanımlanabilir. İlk defa Edirneli sanatkarlar tarafından uygulandığı için Edirnekâri olarak anılmıştır. Edirnekâri daha çok çeyiz sandıkları, yazı çekmeceleri, para kutuları, cilt kapakları gibi dekoratif eserler üzerine uygulanır. Aynı süsleme anlayışı, Edirne mezar taşlarında da ifadesini bulur. Bu türden süslemelerin başında vazolu ve vazosuz buketler gelmektedir. 16. ve 17. yüzyılın mezar taşlarında da bu türden buket örnekleri yaygın olarak görülmektedir. Söz konusu buketlerde en çok, haşhaş çiçeği, gül, karanfil, sümbül, zerren motifleri kullanılmıştır.

Edirnekâri ağaç işleri teknik yönden; oyma eserler, kakma eserler ve boya bezekli eserler olmak üzere üç başlık altında incelenir. Teknik yönden yapılan bu ayrımdan başka, eserler kullanım alanlarına göre de dekoratif eserler, gündelik kullanım amaçlı oluşturulan eserler, rahleler ve diğer eserler olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir.

Edirneli sanatkarlar tarafından 15. yüzyılın ikinci yarısında Türk-İslam sanatına hediye edilen Edirnekâri üslubu, Osmanlı coğrafyasında oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Erzurum, Diyarbakır, Hakkari, Tırnova, Bursa, İstanbul, Kahire, Aka ve sâir memalikin sanatkarları tarafından da rağbet gören bu üslubun, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gözden düşerek eski nam ve şöhretini kaybettiği bilinmektedir. Yukarıda bahsedildiği üzere birbirinden farklı ve uzak memalike yayılan bu üslubun gelişmesi ve yaşamasında Edirne, İstanbul ve Bursa başta olmak üzere birçok şehirde kurulan edirnekâri atölyeleri oldukça önemli vazifeleri ifa etmiştir. Edirnekâri atölyelerinden çıkan asarın birçoğunun üzerinde imza olmaması ise bu üsluba emek ve gönül vermiş nice sanatkarın tanınamamasına sebebiyet vermiştir. Atölyelerdeki sanatkarların aksine kendine müstakil bir çalışma yolu seçen bazı Edirnekâri ustalarının eserlerinde görülen imza, Edirnekâri ustaları hakkında yazılmış bir kaç eser ve ehl-i hıref teşkilat defterleri başta olmaz üzere, bazı arşiv belgeleri dışında ne yazık ki devrin Edirnekâri ustaları hakkında hiç bir kaynak bulunmamaktadır.


Uygulama Alanı Çok Geniş

Özellikle ahşap asarda görülen Edirnekâri üslubu, uygulama alanı olarak oldukça geniş bir yelpazeye sahiptir. Dolap, kapı, pencere pervazları, tavanlar, lambalıklar, çekmeceler, siniler, duvar saatleri kutuları, Kur'an-ı Kerim muhafazaları, yazı takımları ve sâir objelerde uygulanmış olan bu üslubun kendisini gösterdiği bir başka obje ise kitap ciltleridir. Topkapı, Selimiye ve Nuruosmaniye kütüphanelerinde edirnekâri üslubunda yapılmış kitap ciltlerini görmek mümkündür. Hekimoğlu Ali Paşa'nın sadareti ve vakıfları hakkında kaleme alınmış methiyelere havi bir eserin cildinde bulunan “Rakkemahu Edirnevi es-Seyyid Mustafa sene 1180” ibaresine malik eserin yanı sıra “Haşiye-i Telvih fî Usul-i Fıkıh” veya “Kitab-ı Hâşiyet'ül-Mutavvel fi'l Maâni” adlı eserin cildi gibi imzasız edirnekâri örnekleri de mevcuttur. Edirnekâri üslubun en güzel cilt örneklerinden birisi ise bugün Topkapı Saray Müzesi III. Ahmed Kütübhanesi'nde 2653 envanter numaralı ve Sultan III. Ahmed'in tuğrasını taşıyan albümün kapağıdır. Üzerinde Ahmed adındaki bir edirnekâri ustasının imzası bulunan bu eser miladi 1728 tarihlidir. Oldukça sınırlı olan bu kaynakların ise günümüze kadar ciddi bir şekilde çalışılmaması, konunun muhiblerini ziyadesiyle üzmektedir. Ehl-i Hıref teşkilatına ait bazı arşiv belgelerinde edirnekâri ustalarının ismi zikredilmektedir. Bu arşiv belgelerinde de görüldüğü gibi edirnekâri üslubu saray nakkaşlığı ve tezhipçiliğine dayalı bir usul olarak kabul edilmiş ve bu şekilde uygulanmıştır.

Müzecilik tarihimiz açısında oldukça önemli bir yere sahip olan Halil Ethem Bey “Elvah-ı Nakşiye Koleksiyonu” adlı eserinde, citlerin üzerine “rugâni” veya “edinekâri” nakışlar ve tasvirler yapıldığından bahsetmektedir. Bilindiği gibi Osmanlı kültüründe bir kitap birden çok sanatkar tarafından ortaya koyulan ortak bir gayretin ürünü olarak ortaya çıkartılırdı. Örneğin 1558 tarihli bir Ehl-i Hıref defterinde cemaat-i mücellidan olarak anılan ve 18. yüzyıldan sonra cemaat-ı mücellidan-ı hassa olarak anılmaya başlayan saray ciltçilerinin eline geçen bir kitapta, cemaat-i mürekkebciyan-ı hassa -nam-ı diğer mürekkepciler- ve cemaat-i katiban-ı kütüb -nam-ı diğer yazıcılar- azaları gibi daha bir çok sanatkarın emeği bulunmaktadır.
Yukarıda bahsedildiği gibi birçok farklı sanatkarın elinden geçen bir kitap, ciltlenmek için cemaat-ı mücellidân-ı hassaya gelir, burada ciltlenme işlemi hitama erdikten sonra son olarak süslenmesi için cemaat-i müzehhibân-ı hassaya ya da cemaat-i nakkâş-ı hassaya gönderilirdi. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Edirnekâri üslubunda ortaya çıkartılan kitap süslemeleri de bu iki camaate mensub bulunan sanatkarlar tarafından ortaya koyulurdu. Natüralist anlayışa bağlı kalınarak oluşturulan bitkisel motiflerinin edirnekâri üslubundaki tasvirlerinin hitama ermesinin  hemen ardından lake denilen -lak işi olarak da bilinir- bir çeşit cila ile parlatılması sonucunda bu motifler, oldukça parlak bir görünüm elde ederlerdi. Lake uygulamasında Osmanlı sanatkarları Avrupalı sanatkarları taklit etmişlerse de, gerçek lake işi Çin ya da Japon kökenlidir. Lake cilt kapaklarına genel olarak Lak işi veya Rugâni denilmektedir. Edirnekâri üslubu ile kullanılan lak işlerine ise Edirne lakesi denilmektedir. Ord. Prof. Süheyl Ünver, İstanbul’da yapılan edirnekâri eserlerin Edirne’de yapılanlara oranla daha başarılı ve sanatkârane olarak yapıldığını söylemektedir ki bu durumun asıl nedeni olarak da saray nakkaşhanesini işaret etmektedir.

Edirnekâri üslubundaki kitap süslemelerinde en çok dikkati çeken özellik geometrik motiflerin neredeyse hiç kullanılmamasıdır. Nadir olarak kullanılan geometrik motifler genellikle çerçeve kısmını süslemek için kullanılır. 16. yüzyıldan itibaren ise klasik rumi motifleri kullanılmaya başlanmış ve bu motifler 17. yüzyıla gelindiğinde Avrupa sanatlarının da etkisiyle klasik formundan sıyrılarak farklı bir tarzda kullanılmaya başlanmıştır. Türk süsleme sanatında Klasik Dönem’de kullanılan “Hatai” motifler ve daha sonra gelişen ‘Şûkufe’ süsleme Edirnekâri motiflerde natüralist bir anlayışla uygulanmış ve yine bu motiflere Barok ve Rokoko üslubu ile yeni bir ifade gücü kazandırılmıştır. Bu nedenle edirnekâri eserler Batılı anlamda Türk resim sanatının, özellikle de Türk natürmort sanatının öncüleri olarak kabul edilebilir.

Şehirdeki Çiçek Bahçelerinin Bir Yansıması

20. yüzyılda yaşamış iki Edirne aşığı; Dr. Rıfat Osman Tosyavizade ve Ord. Prof. Süheyl Ünver Edirne ahalisinin çiçek yetiştirmekte ne kadar usta olduklarını uzun uzun anlatmaktadırlar. Ord. Prof. Süheyl Ünver bir makalesinde, “Edirneli çiçekçi kadınlar bizim tıp tarihimizde (Incalation) şeklinde çiçek aşısı yapmakta da maruf olmuşlardır. Bu kadınlar Edirne’nin geçmiş yüzyıllarda birer cennet parçası olan bahçelerinin düzenlenmelerinde ve çiçeklerin aşılanmalarında her zaman örnek olmuşlardır.” demektedir. Dr. Rıfat Osman Tosyavizade ise, “Edirne'de hemen hemen her evde bir çiçek yetiştiricisi bulunmaktadır ki bu çiçek yetiştiricileri bu işi aşk ve muhabbet ile yapmakta olduklarından naşi yetiştirdikleri çiçekler diğer şehirlerde yetiştirilen çiçeklerden farklıdırlar. Bu farklılık ve güzellikler Avrupalılar tarafından yazılan seyahatnamelerde dahi kendisine yer bulabilmiştir.” der. 17. yüzyılda Edirne'ye gelen Evliya Çelebi ise Edirne'nin birçok yerinde çiçek yetiştiricisinin bulunduğunu, hatta Eski Cami içinde vazonun içinde birçok çiçeğin bulunduğunu ünlü Seyahatnâme'sinde belirtmektedir.
Çiçek yetiştiriciliğinde bu derece ustalaşmış bir şehrin kendisine has bir sanat üslubunda çiçekleri kullanmaması beklenemez. Edirnekâri ismiyle maruf ve Edirne şehrine has olan bu üslubta hakim unsurun çiçekler olması ve bu çiçek motiflerinin parlak ve canlı renkler ile resmedilmesi şehir ahalisinin çiçeklere duyduğu muhabbetten ileri gelmektedir.

Tarih içerisinde edirnekâri cilt süslemeleri bir takım değişimler göstermiştir. 15. yy.'da görülen edirnekâri cilt süslemelerinde Doğu sanat anlayışının tesiri net bir şekilde görülebilmektedir. Özellikle Çin ve İran sanatında oldukça sık olarak gördüğümüz stilize formdaki bitkisel motifler bu devirde ortaya konan eserlerin hemen hemen hepsinde natüralizm anlayışından çok da uzaklaşmadan uygulanmıştır. Avrupa sanatında 19. yy.'dan sonra görülen Empresyonizm nam ile meşhur sanat akımı ile de açıklanabilen bu stilizasyon meyli, Doğu toplumlarında oldukça sık olarak görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise İran menşeli minyatürlerde görülen stilize edilmiş bitki motiflerinin erken devir edirnekâri cilt örneklerinde ana unsur olarak değil sadece tamamlayıcı unsur olarak kullanılmasıdır. Bu erken devir örneklerinde dikkati çeken bir başka unsur ise Alman estetikçileri tarafından ortaya atılan bilimsel estetik metodunun adeta bilinçli bir şekilde uygulanmış olmasıdır ki sanatkarlar tarafından eserlerde kullanılan motiflerin matematiksel oranı adeta özel olarak hesaplanmış gibi bir izlenim uyandırmaktadır.

Motiflerde genellikle hakim olan renkler sıcak renkler olarak adlandırılan renk grubunun farklı tonlarıdır. Ayrıca aynı rengin farklı tonları veya yakın renkler kullanılarak eserlerde kullanılan bitkisel motiflere perspektifsel bir görünüm kazandırılmaya gayret edilmiştir. Avrupa sanatında oldukça sık kullanılan perspektifsel görünümün aksine edirnekâri eserlerde perspektifsel görünümün oldukça yüzeyseldir. Yukarıda bahsedilen renklerin yanı sıra eski dönem edirnekârilerinde Edirne kırmızısı adı verilen bir renk kullanılmıştır. Türk kırmızısı veya Edirne kırmızısı olarak da bilinen bu rengin, çeşitli kaynaklarda Rubai Tinctorum adıyla bilinen ve Türkiye’de de boya kökü, kırmızı kök, boya çili, yumurta boyası gibi çeşitli adlarla anılan kök boya bitkisinin köklerinden elde edilir. Halk arasındaki inanışa göre ise bu renk Yahudi bir vatandaşın Yeni İmaret dolaylarındaki tarlasına ektiği bir çiçekten elde edilmektedir. Bu kişinin ölümü ile bu renk bir daha elde edilememiştir. Günümüzde ise doğala yakın organik ve guaj boyalar kullanılmaktadır.
Günümüze ulaşan en eski Edirnekâri cilt örneği III. Murad devrine ait ciltlerdir ve bu eserlerde Doğu sanatının etkisi sonraki devrilerde görülen eserlere göre daha da belirgin bir haldedir. Günümüzde yapımı devam eden zanaatlardan Edirnekâri yazı çekmeceleri, Türk-İslam sanatının ulaştığı yüksek mertebeleri göstermesi açısından son derece önemlidir. Günümüzde dahi büyük bir üne sahip olan edirnekâri yazı çekmeceleri zarafet ve parlak renkleri ile dikkati çeker.  Edirnekâri üslubunda yapılan tavan süslemeleri, köşe dolapları, pencere pervazları günümüzün betonarme mimarisi ile uyum sağlayamamaktadır. Ne yazık ki gerek maliyet gerekse evlerin ahşap olmaması gibi sebeplerle günümüz ev dekorasyonunda edirnekâri kullanılmamaktadır. Fakat edirnekâri sandık, yazı çekmecesi gibi ev eşyaları zanaatkarlar tarafından yapılmaya devam etmektedir.

Boya ile yapılan tezyinata gelince, bunlar ince bir tarzda işlenerek satıh ve köşeler, birbirinden farklı ve zaman zaman girift kompozisyonlarla süslenmiştir. Çekmeceler büyük sanat değeri taşır. Edirne, devrinin en güzel yazı çekmecelerini ihraç ederek bu sayede geniş bir coğrafyada haklı bir üne sahip olmuştur. Çekmecelerin iç kısımlarında kağıt, hokka takımı, makas, makta gibi yazı takımlarını koymak için özel yuvalar ve bölmeler yapılmıştır.

Baroktan Edirnekârî de Etkilendi

17. yüzyıldan itibaren Osmanlı sanatının hemen hemen her dalında Avrupa'da neş'et eden sanat ekollerinin müspet ve menfi tesirleri görülmektedir. Edirnekâri üslubunun bu tesirlerden nasibini almaması devrin şartları düşünüldüğünde imkansızdır. 17. yüzyılda Avrupa'da neş'et eden Barok sanatının alamet-i farikası olan C ve S kıvrımlarının sık olarak kullanılması, cilt süslemelerinden ziyade ahşap eserlerde göze çarpmaktadır. Edirne Selimiye Camii Şerifi'nin müezzin mahfilinin süslemelerinde oldukça net bir şekilde gözlenebilen Barok etkisinin yanı sıra natüralist anlayışa sahip bitkisel motifler arabesk üslubunu anımsatan bir şekilde kullanılmıştır. Burada bulunan motiflerden anlaşılacağı üzere erken dönem edirnekâri eserlerinde görülen Çin ve Fars sanatlarının etkisi 17. yy.'da eskisi kadar ağırlık sahibi değildir.
1962 tarihinde neşredilen Alte Bemalte Bauernmöbel adlı eserin müellifi Josef Maria Ritz, söz konusu eserinde Bauernmöbel (köylülere has mobilya) denilen Alman ahşap sanatı hakkında izahatlarda bulunmaktadır. Bu eserde yayınlanan bazı fotoğrafların Edirnekâri üslubu ile benzeşen birçok özelliği dikkati çekmektedir. Bauernmöbel ve Edirnekâri eserlerdeki benzerliklerin en çok göze batanları, stilize bitki motiflerinin gövdelerinin Barok üslubundaki tasviri, lak işinin kullanılması, geometrik unsurlardan kaçınılması ve hayat ağacı motifinin oldukça sık bir şekilde kullanılmasıdır. Bu eserlerin Edirnekâri ile benzerliği umarız değerli araştırmacılarımız tarafından gün yüzüne çıkartılır ve konunun muhiblerine izah edilir.

Dr. Rıfat Osman Tosyavizade, Edirneli Mücellid Safâi, Derviş Safâi ve Nazuhzade Kalenderoğlu imzalı bir çok edirnekâri örneğini İngiltere, Amerika ve Almanya'da bizzat müşahade ettiğini bildirmektedir. Kültürümüzün bu nadide süsleme üslubu hakkında yapılmış çalışmalar ne yazık ki oldukça azdır. Gerek Oktay Aslanapa tarafından kaleme alınan Türk Sanatı adlı eserde olsun, gerek Celal Esad Arseven tarafından kaleme alınan Türk Sanatı adında ki eser olsun edirnekâri hakkında hiçbir bilgi vermemektedir. Konu hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma Hakan Tezcan tarafından 1984 tarihinde hazırlanan “Edirnekâri Eserler Üzerine Bir Deneme” adlı bitirme tezidir. Bu tez dışında Ord. Prof. Süheyl Ünver tarafından 1965 tarihinde kaleme alınan ve aynı yıl içerisinde Vakıflar Dergisi'nde yayınlanan “Türk Sanat Tarihinde Lale İşleri ve Sanatkârları” başlıklı yazısının yanı sıra yine aynı müellifin 1965 tarihli “Edirne Medeniyetimiz ve Tezyini Misalleri” adlı makalesi konu hakkında kaleme alınmış önemli eserlerdir. Bütün bunların dışında Sabahaddin Türkoğlu tarafından kaleme alınan “Edirne Müzesi'nde Bulunan Edirnekâri Ağaç İşlemeleri” adlı makale her ne kadar oldukça lokal bir çalışma sahasına sahipse de konu hakkında yazılmış önemli eserler meyanında sayılabilir.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 15 İNDİR

Bu yazı 1733 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK