Minyatür

Kalemi ve Fırçayı Aynı Ustalıkta Kullanan Dahi: Matrakçı Nasuh

  • #


Yazı: Serap TEKİN

16. yüzyılda yaşamış ve Avrupalıların deyimiyle bir "Rönesans adamı" olan Nasuh, eserleriyle ölçü, mahalli özellikler, plan özellikleri, canlı renkler ve naif anlatımı, olağanüstü tarih ve matematik bilgileriyle bize kendi zamanının şehirciliği, tarihi ve resim sanatı ve coğrafyası hakkında çok önemli bir o kadar da değerli bilgiler bırakmıştır.

Osmanlı tarihi, sadece gücün, haşmetin, savaşın ve barışın tarihi değil, bilim ve sanatında tarihidir. İnsanın vazgeçemediği duygulardan birisi de tarihe yolculuk yapmak, geçmişin izlerini takip edip öyküleri ve zamanları irdelemektir. Tarihi zamanların birinde eşsiz bir tarihi kişiliktir Matrakçı Nasuh. Osmanlı’nın en ihtişamlı dönemlerinden birinde yaşamış, ‘Doğu’nun Leonardo da Vincisi’1 olarak bilinen dönemin ünlü tarihçisi, matematikçisi, bağımsız bir minyatür sanatçısı, usta bir silahşör ve daha nice özelliklere sahiptir. 16. yüzyılda yaşamış Avrupalıların deyimiyle bir ‘Rönesans adamı’ olan Nasuh, Osmanlıların renk ustasıdır. Ayrıca bir tarih üstadı olan Nasuh’un kişiliği, hayatı ve eserlerine dair kısa bir yolculuktur naçizane yapacağımız…

Nasuh bin Karagöz bin Abdullah el- Bosnavi, matrak oyunundaki ustalığından dolayıdır ki (bazı kaynaklarda oyunu icat eden olarak da geçer) Nasuh, Matrakçı ya da Matraki Nasuh olarak anılır. Kendi bağımsız özellikleriyle çalışmış, renklerle yaptığı oyunlarla hâlâ şaşırtan farklı bir minyatür sanatçısı, dahilikte sınır tanımaz devrin ünlü matematikçisi, tarihçisi, silahşörü, hattatı. Rönesans’ın çok yönlü sanatçıları ile aynı özelliklere sahip olan Nasuh; eserleriyle ölçü, mahalli özellikler, plan özellikleri, canlı renkler ve naif anlatımı, olağanüstü tarih ve matematik bilgileriyle bize kendi zamanının şehirciliği, tarihi ve resim sanatı ve coğrafyası hakkında çok önemli bir o kadar da değerli bilgiler bırakmıştır.


Hayatı ve Eserleri

Nasuh’un kesin doğum tarihi bilinmemektedir. İlk kitabında yazdığı künyeden babasının adının Abdullah, dedesinin Karagöz ve ailesinin Bosnalı olduğu anlaşılmaktadır. Muhtemelen dedesi veya babası devşirme olan Nasuh’un küçük yaşta saraya alındığı tahmin edilmektedir. II. Bayezid zamanında Enderun’da eğitim görmüş ve dönemin ünlü şairi Sâi’den dersler almıştır. Matematiğe karşı bu dönemlerde ilgi duymaya başlayan Nasuh matematik ile ilgili araştırmalar yapmış kendini yetiştirmiş ve hatta öğrenci yetiştirmiştir. Uzunluk ölçülerini gösteren cetveller hazırlayan Nasuh, Yavuz Sultan Selim döneminde (1517) içeriği matematik ile ilgili olan Cemâlü-i-Küttab ve Kemâlü’l-Hussâb adlı iki eseri kaleme alır. Yavuz Sultan Selim’e ithaf ettiği bu eserler dönemin medreseleri ve enderunda ders kitabı olarak da okutulmuştur. Daha sonraları bu kitapları Umdetü’l-Hisâb adı altında geliştirerek tekrar kaleme almıştır. Logaritmanın bulucusu olarak bilinen John Napier’den elli yıl önce yazılan bu kitapların, Napier gibi matematikçilere ilham kaynağı olduğu da sanılmaktadır. İki bölümden oluşan kitap; rakamlar, dört işlem, kesirler ve ölçekler üzerinedir.

Matrak Sporu ve Matrakçı Lakabı

Matrakçı ya da matraki adıyla anılması, lobotu andıran sopalarla oynanan bir tür savaş oyunu olduğu bilinen matrak oyununda çok usta olmasından belki de oyunun keşfedicisi bulunmadığı için Nasuh’un keşfedicisi olduğu sanılmasından ileri gelmektedir. Bazı kaynaklar matrak oyununun Matrakçı Nasuh tarafından icat edildiğini savunur. Bu oyun halihazırda eski kitaplar incelenerek ortaya çıkarılmıştır.


III. Murad Surnamesi de en önemli kaynaklardan biridir. Matrak oyunu saray düğünlerinde, bu düğünler vesilesiyle yapılan şenliklerde sıraları gelince maharetlerini göstermek üzere meydana çıkan usta silahşörlerce oynanmaktaydı. Halkımız arasında matrak deyince akla ilk gelen dalga geçmek olsa da esasında usta bir matrakçının karşısındaki kişinin durumunu anlatan matrak deyimi, matrak ustasının türlü hünerlerle rakibine üstünlük sağlaması ve rakibini oyunda çaresiz bırakmasından başka bir şey değildir. Eskrimi anımsatan matrak oyununda amaç eldeki matraklarla rakibin kafasına dokunmaktır. Sağ elde matrak sol elde yastık şeklinde yumuşak kalkan ve kafada miğferle oynanan oyunda 160 adet teknik mevcuttur. Sakatlık olmaması için üst düzeyde koruma önlemi ile yapılan matrak oyununda nezaket ve güzel ahlak ön plandadır. İyi bir silahşör olarak da ün kazanan Nasuh “Silahi” adıyla da anılırdı. Türlü silah ve mızrak oyunlarında usta olan Nasuh’a, 1530’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından bir berat da verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde şehzadelerin sünnet şöleni için At Meydanı’nda (Bugünkü adıyla Sultan Ahmet Meydanı) yapılan törende kağıttan iki yürür hisar yaparak yapay bir mekan canlandırması yapar ve bu mekanlar önünde çeşitli savaş müsabakaları tertip etmiştir. Hatıra olması içinde bu iki hisarın resimlerini de yapmıştır. Hayır Bey’in valiliği sırasında Mısır’a gitmiş, orada bulunan ünlü silahşörlerle birlikte türlü silah ve mızrak oyunları yarışmalarına katılmış, yaptığı hamlelerle diğer yarışmacıları saf dışı bırakmıştır. Hayır Bey de Nasuh’a, Mısır’daki silahşörlerin kendisine karşı koyamadıklarını itiraf ettiklerini belirten Arapça bir temessük vermiştir.

Silahın Kitabını Yazan Bir Silahşör

Nasuh, Kanuni tarafında verilen beratla artık Osmanlı topraklarında “üstat” ve “reis” olarak tanınmıştır. Silahların nasıl kullanıldığına dair ve dövüş yöntemlerinin anlatıldığı birde kitap yazmıştır. Tuhfetel-Guzât adlı bu kitap askerlere kılavuz vazifesi görmesi için 1529 yılında yazmıştır. Yay, ok, kılıç, topuz, kargı, mızrak gibi silahların nasıl kullanılacağını ve süvari talimlerini ayrıntılı olarak ele almış ve bunları krokilerle zenginleştirmiştir. Süleymaniye Kütüphanesi'nde bir nüshası bulunan kitap beş fasıldan oluşmaktadır. Birinci fasıl yay, ok beyanında, ikinci fasıl kılıç ahvali, üçüncü fasıl, topuz , dördüncü fasıl, kargı ve mızrak ve beşinci fasıl Kanuni’nin oğullarının 1529 yılında yapılan sünnet düğünü vesilesiyle at meydanında kurmuş olduğu iki kağıt hisarda yapılanları anlatmıştır. Günümüz Türkçesindeki “gülünç, komik” anlamının aksine, Osmanlı’da savaş gibi “ciddi” bir iş için kılıç-kalkan antrenmanı amacıyla geliştirilen matrak, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla tarihe gömülmüş olsa da matrak sporuna ilgi günümüzde devam etmektedir. Geleneksel Spor Federasyonu bünyesinde bu spor yaşatılmaya çalışılmaktadır.


Nasuh’un Tarihçi Yönü

Bir tarihçi olarak da önemli yapıtlar veren Nasuh, Kanuni’nin emriyle Mecmaü’t-Tevârih adıyla Taberi tarihini Türkçeye çevirmiştir. Bu çeviriyle yetinmeyen Nasuh Tarih-i Sultan Bayezid ve Sultan Selim ile Tarih-i Sultan Bayezid adlı iki kitabı yazar ve bu padişahların dönemlerindeki olayları bu kitaplarda anlatmıştır.

Mecmaü’t-Tevârih: Baş kısmı Taberi’nin Tarihu’l Ümem ve’l-mü-îûk adlı umumi tarihinin tercümesi olan eser Matrakçı’nın yaptığı ilave ve zeyillerle yeni bir hüviyet kazanmış ve 1551 yılına kadar getirilmiştir. Yaratılıştan Hz. Süleyman’ın ölümüne kadar olan dönem eserin I. cildini oluşturmakta ve bunun iki nüshası Viyana Milli Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. II.cilt efsanevi İran Kralı Keykubad’ın hükümdarlığı ile başlayıp Sasani hükümdarı Naşirevân devri olaylarıyla sona ermektedir. III. cildi Hz. Muhammed’in (S.A.V) doğumuyla başlamakta olup Abbasiler dönemi tarihi, Selçuklular, Gazneliler tarihi, Anadolu Selçukluları ve kısaca Osmanlılar hakkında bilgiler içermektedir. Osmanlı tarihiyle ilgili kısmı iltifat ve teşviklerinin sonucu olarak hazırlandığı için kendisine takdim edildiği anlaşılan Sadrazam Rüstem Paşa’ya atfedilerek Rüstem Paşa Tarihi adıyla da tanınmaktadır. Nüshanın son başlığı Ertuğrul Bey zamanında Karacahisar’ın alınmasına dairdir. Bu cildin bir nüshasından bir bölüm Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir. British Museum’da Câmiu’t-tevârih adıyla kayıtlı, birbirini tamamlar mahiyette üç ciltlik yazma Mecmaü’t-Tevârih’me muhtasar bir versiyon bulunmaktadır. Mecmaü’t-Tevârih’in IV. kısmı olarak sanılan Kanuni Sultan Süleyman devrine dair olan ve Süleymannâme olarak da bilinen kısımdır.

Süleymannâme

Üç nüsha olarak yayınlanan kitapta, 1520-1537, 1543-1551 ve 1542-1543 yıllarını anlatmıştır.1537-1538 yıllarında yazdığı Fetihname-i Karaboğdan, Kanuni Sultan Süleyman’ın İran Seferi’ni anlatır. Bu kitap Topkapı Sarayı Müzesi’nde yer almaktadır. İlk bölümünün Kanuni’nin İran seferiyle ilgili Revan yazması, ikinci bölümünün başlangıcı Kanuni’nin Karabuğdan seferini içeren ve 1538 tarihli Fetihname-i Karabuğdan adlı eseriyledir. Bu eserlerin en büyük katkısı kayıt altına alınması gereken dönem olaylarını daha net ve açık bir tarih tutanağıyla bizlere ulaşmasını sağlamasıdır. Osmanlının resimli tarihi olarak kabul edilen Süleymannâme, gerçekçi bir tarih anlatımını resimle bütünleştirerek ileri bir kaynak eseri meydana getirmiştir. Ayrıca resimli tasvirler de güçlü birer belge niteliği taşımaktadır. Sanatsal yönü ise keza tartışılmaz.

Onlarca eserin sahibi, mübalağa sevmeyen, boş gezmeyen, gezdiği yerleri çok iyi gözlemleyen, zamanını matematik, tarih, hat, minyatür gibi konulara ayıran, dahi ve ağır başlı bir şahsiyet olan Matrakçı Nasuh’un Kanuni Sultan Süleyman’ın birinci İran seferine ait minyatürlü eseri 1537 tarihli olup, Mecmu’-ı Menazil olarak bilinmektedir. Kitap aynı zamanda Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han adıyla da anılmaktadır. Genel olarak Kanuni’nin seferi sırasında geçilen bütün konak ve menzilleri anlatan kitabın minyatürlerini de Matrakçı Nasuh resimlemiştir.Nasuh’un sefer sırasında Kanuni’nin yanında yer aldığı ve resmettiği bölgeler bakarak birebir yada hazırladığı taslaklar yardımıyla sonradan resimlediği düşünülmektedir.


Eserlerde yer alan mevziler İstanbul’dan Tebriz üzerinden Bağdat’a ve Bağdat‘tan yine Tebriz üzerinden İstanbul’a kadar konaklanmış geniş bir coğrafyayı içermektedir. Çok değerli bir kara atlası niteliğindeki bu eser kent planları atlası özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Nasuh’un bu ünlü eserine minyatürlerden oluşmuş kent planları atlası da denilebilir. Matrakçı Nasuh’a tarih, matematik yazarlığından sonra bir minyatür sanatçısı ünvanını kazandıran bu kitabın içinde yer alan topografik ve figürsüz manzaralar, yarattığı üslubuyla da Matrakçı Nasuh’a Türk minyatür sanatında farklı bir yer kazandırmıştır. Yazma, 90 sayfalık bir metin, 107 minyatür ve 25 resimli metinden ibarettir. Konup göçülen yerleri, özellikle de şehirleri betimleyen kısımları önemli bir belge niteliği taşımakta ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde yer almaktadır.

Hüseyin G. Yurdaydın bu minyatürlerin genel özelliklerini şöyle tanımlamaktadır: “Geçilen şehirlerin, cami, mescit, türbe, saray gibi belli başlı binalarının resmedilmiş olması, bu resimlerin Türk mimarlığı tarihi bakımından olan belgesel değerini arttırmaktadır. Diğer taraftan bu resimlerde görülen kaleler, köprüler, kayalar, bitkiler ve hayvanlar, bir muayyen resmin adeta baştan sona tekrarı gibidir. Bununla beraber minyatüre hakim olan ifadeciliğin, eserleri monotonluktan kurtardığı görülmektedir. Öte yandan keyfi bir perspektifle, konunun en karakteristik cephelerini takdim etme imkanı elde edilmiş bulunmaktadır. Bu minyatürlerin bir özelliği de mübalağasız ve gerçekçi oluşlarıdır.”3

16. yüzyıl Anadolu mimari ve kentleşmenin saptandığı özenli görsel belgeler özelliği de taşıyan bu eserde resimler minyatürde konu, mekan ve manzara gelişimi açısından oldukça önemlidir. Nasuh’un bu minyatürlerindeki üslubu Günsel Renda şöyle değerlendirmektedir: “…Matrakçı bu topografik çizimlerine öyle bir doğa duygusu katmış, parlak renkli bitkiler, masmavi, yemyeşil tepelerle bunları öylesine donatmıştır ki, bu minyatürler birer manzara denemesi sayılabilirler. Şu noktayı da belirtmek gerekir: Çeşitli yollarla gelmiş gözüken Batı etkileri, Osmanlı nakkaşını bir taklitçiliğe bir kopyacılığa itmediği gibi, onun, İslam minyatürcülüğünün estetik kurallarından kopmaksızın daha gerçekçi, daha inandırıcı tasvirler yaratmasına yol açmıştır. Nitekim, Matrakçı’nın kent ve kasaba tasvirleri gibi, 16. yüzyıl boyunca yapılmış birçok minyatürde bu yaklaşım korunmuştur.”4

Osmanlı klasik döneminin bir parçası olan bu minyatürler topografik manzaracılığın önemli örnekleridir. Seferin ilk çıkış noktası İstanbul şehridir. İstanbul; kuşkusuz Matrakçı Nasuh’un yaşadığı ve en çok tanıdığı kenttir ve sanatçı onu olağanüstü ayrıntıcı bir yaklaşımla detaylandırmıştır. Suriçi, Galata ve Üsküdar görüntülerini içinde barındırdığı yapılarla birlikte göstermiştir. İstanbul gibi, Eskişehir, Adana, Diyarbakır, Kars gibi pek çok şehir de doğası, flora ve faunasıyla ayrıntılı bir biçimde resmedilmiştir. Bugün tasvirler incelendiğinde Asi Nehri’nde yaşayan kuş türleri hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Matrakçı Nasuh’un minyatürleri farklı öğeleri bir arada gösteren ve tanıtan önemli belgelerdir.


Bu kitaplarda yol boyunca ordunun geçtiği şehirlerin minyatür şeklinde haritalarını çizen Nasuh’un bu eserleri bugün hem estetik hem de geçmişe ait çok ayrıntılı bilgiler içermesi sebebiyle şaheser olarak tanımlanmaktadır. Eser topoğrafik haritalardan elde edilebilecek bütün bilgileri kapsamaktadır. Haritaların mutlak özelliklerinden olan yön ve alanın ihmal edildiği de göze çarpmaktadır. Kitaptaki en büyük ilgiyi İstanbul ve Galata kent planı görmüştür. 1530’ların İstanbuluna dair en büyük kaynak olan kitaptaki İstanbul minyatürü Haliç, Galata, Üsküdar’ın küçük bir bölümünde üç yüze yakın önemli yapı gözler önüne serilmiştir. Dikdörtgen bir sayfaya sığdırılmaya çalışılan İstanbul bölümünün üçgen alanı, Yedikule-Haliç çizgisinde sıkıştırılıp daraltılmıştır. Bu topoğrafik bozulma tarihi yapıların yoğunlaştığı Sultanahmet-Sarayburnu bölümünün gereğinden geniş tutulmasından meydana gelmiştir. Resim derinlemesine incelendiğinde Nasuh’un önemli özellikleri ne kadar ustalıkla seçebildiğine ve bunları yalın, dolambaçsız bir biçimde yansıtabildiğine hayran olmamak elde değildir.

Fatih’in İstanbul’u aldığında yalnız kenti değil, Bizans Sarayı’nı da yıkıntı halinde bulmuştu. Doğal olarak hemen bir saray yapımına başlandı. Bu saray bugün İstanbul Üniversitesi'nin merkezinin bulunduğu alanda yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe ve köşkten oluşuyordu. Yalnız bu sarayın da Edirne ve Topkapı saraylarındaki gibi teşrifat kurallarına uyacak biçimde bir avlular dizisi halinde olup olmadığı bilinmez lakin bu saray konusundaki tek kaynak 16. yüzyıl minyatür üstadı Matrakçı Nasuh’un İstanbul’u gösteren minyatürüdür. Bu minyatürde saray, Bayezid Camii’nin hemen önünde dikdörtgen duvarlarla çevrili bir bahçe içinde yer almaktadır. 1617 yılında bir yangın geçirmiş ve yanan kısımları yeniden inşa edilmiş olan sarayın yerine Abdülaziz döneminde Bab-ı Seraskeri denilen Harbiye Nezareti yapılmıştır. Bu yapı Cumhuriyet’ten bu yana da İstanbul Üniversitesi olarak kullanılmaktadır.

Gerek Yavuz Sultan Selim gerek Kanuni Sultan Süleyman devirlerinde haritacılık çalışmaları bütün Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi Osmanlı’da da ağırlık kazanmıştır. Bu dönemlerde yapılmış haritalar ve topografik manzaralar var olan portolan haritalarının etkisiyle üretilmişlerdir.

Nasuh’un minyatürlerinde kasaba ve kent görünümleri kuşbakışı dediğimiz yukarıdan genel bir bakış açısı içerisinde ele alınmış, ancak kenti oluşturan yapılar genellikle karşıdan bakış açısıyla gösterilmiştir. Benzer bir anlayış örneğin; Piri Reis’in Venedik’i gösteren haritasında da izlenebilmektedir.

Nasuh’un Süleymanname’sinin 1542-43 yılları üzerinde durulan bölümü Tarih-i Feth-i Şikloş ve Estergon ve Istunibelggrad adını taşımakta ve eserin içinde Nasuh’un fırçasından çıkma 32 minyatür bulunmaktadır. Bu eserde Kanuni’nin 1542-1543 tarihli İkinci Macaristan Seferi sırasında uğranılmış olan konak ve menzillerin resimleri bulunduğu gibi, aynı zamanda bu tarihlerde Barbaros Hayrettin Paşa’nın Fransa’ya gitmek üzere Nis, Toulon ve Marsilya’ya gitmesi ile ilgili olarak hem bu şehirleri, hem buralara gelirken uğranılmış olan Reggio (Rice), Antibes (İnteb) ve Cenova gibi diğer şehirleri, hem de Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasını gösteren resimler bulunmaktadır.

Bu minyatürler içerisinde iki sayfa halinde Cenova şehrini gösteren minyatür, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Fransa’nın güney kıyılarında bulunduğu bir sırada resimlenmiştir. Minyatür bize Matrakçı Nasuh’un renk, perspektif arayışları ve hacim vererek, Mecmua’ı Menazil resimlerinden daha olgun bir devreye giren üslubundaki değişimi de belirtmektedir. Minyatürün ön düzleminde yer alan yelkenliler hareketli bir görünümdedirler ve kent, tepelikler biçiminde mimari ve doğa kurgusuna yani perspektife doğru yönelirler. Ayrıca böyle bir kademelenmenin arkada sarı bir fon ile son bulması, yeni bir mekan kurgusuna da işaret etmektedir. Yine yapıların ve yelkenlilerin bakış açısının karşıdan olması, doğanın belirgin gölgelerle hacimlendirilmesi Matrakçı’nın sanatında yeni bir sanatın olasılıkla da karşılaştığı bölgelerdeki batı sanatının etkilerini göstermektedir.

Nasuh’un minyatürlerinde harita karışımı kendine has bir üslubu vardı. Minyatürlerinde yeryüzünün kuşbakışı görümünü resmeder, buna karşın şekillerin tepeden değil de sanki karşıdan görüyormuş gibi çizer.bu resimlerde kuş ve tavşan gibi hayvanları görseniz de insanları asla görmezsiniz.Şehirdeki binaları tek tek seçebilmenizde ayrı bir özelliğidir.


Süleymanname’nin devamın da ise Nasuh’un Mecma ‘el- Tevarih yazmasının Kanuni bölümü içermektedir. Bu bölümde yer alan el yazmaları konu olarak Tarih-i Sultan Bayezid ve Sultan Selim ve Minyatürlü Sultan Bayezid, Kanuni’nin İkinci İran Seferine Ait Marburg Nüshası biçiminde bölümlendirmiştir. Matrakçı’nın Tarih-i Sultan Bayezid ve Sultan Selim adlı eserleri tarihi içerikli olarak II. Bayezid dönemi olaylarını ve Şehzade Selim’in babası ile ve kardeşleriyle yaptığı saltanat mücadelesini anlatmıştır. Yazmanın II. Bayezid dönemine ait olan bölümü minyatürlüdür ve II. Bayezid’in İnebehtı, Moton, Güllük kale şehirleri ile Osmanlı gemi donanmasına ait resimler bulunur. Bu resimlerin Matrakçı’nın Revan yazmasında bulunan donanma resimleri ile karakteristik bir benzerlik sergilediği düşünülmektedir. Süleymanname’nin, Kanuni’nin İkinci İran Seferi’ne ait yazması sultanın 11 Şubat 1548-23 Mayıs 1549 tarihlerinde gerçekleştirdiği İkinci İran seferi ile ilgilidir ve Marburg Staatj Bibliothek’te bulunmaktadır. Kanuni’nin seferi sırasında bazı Orta Asya Sünni hanlarına gönderdiği mektuplar orijinal olarak yer almaktadır. Yazmada Kanuni’nin seferi sırasında Üsküdar’dan ana hatlarıyla, Yenişehir, Akşehir, Ilgın, Konya, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum, Erciş, Bendimahi, Tebriz ve Tebriz’den geriye doğru Van, Adilcevaz, Kara Amid, Deve Geçidi Çayı, Harput, ve Amid’den Halep’e kadarki uğrak yerleri resmetmiştir.

Matrakçı Nasuh, 28 Nisan 1564’te vefat etmiştir. Nasuh, eserleriyle ölçü, mahalli özellikler, plan özellikleri, canlı renkler ve nahif anlatımı, olağanüstü tarih ve matematik bilgileriyle bize kendi zamanının şehirciliği, tarihi, resim sanatı ve coğrafyası hakkında çok önemli, bir o kadar da değerli belgeler bırakmıştır.

DİPNOTLAR 1) AKSOY, Fahir Ressam (Yaptığı belgeselde Matrakçı Nasuh için kullandığı terim) 2) İnform’dan “Osmanlıda Bir Rönesans Adamı Matrakçı Nasuh” Eylül-Ekim 2012 Yıl:10 Sayı:81 3) YURDAYDIN, Hüseyin G. ; Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Türk Tarih Kurumu Yayınları, I.Dizi, Ankara-1976, s.10 4) RENDA, Günsel; “Türk Resmi’nde Batılılaşma Yönünde İlk Denemeler”, Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, c.1., Tiglat Basımevi, İstanbul, s.25. KAYNAKÇA 1) AÇIKGÖZ, Namık; “Minyatürün Penceresinden Doğu Ve Güneydoğu Anadolu”, Türkiyemiz, Y.6, S.17, Ekim- 1975, İstanbul 2) ATASOY, Nuran; “Türk Minyatürü’nde Tarihi Gerçeklik” İ.Ü.E.F.Sanat Tarihi Yıllığı, İst-1965 3) ATASOY, Nuran; “Minyatürlerde Türk Donanması”, Türkiyemiz, Ekim 1975, Y.6,S.17 4) BABİNGER, Franz; Osmanlı Tarihi Yazatları ve Eserleri Çev.Çoşkun Üçok Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları Ankara 1982 5) ÇAĞMAN, Filiz; “Tarihi Gelişimi İçinde Osmanlı Minyatürleri”, Geleneksel Türk El Sanatları, Kültür Bakanlığı Yayını 6) GÜVEN, Özbay; Türklerde Spor Kültürü 1992 Ankara 7) İnform’dan “Osmanlıda Bir Rönesans Adamı Matrakçı Nasuh” Eylül-Ekim 2012 Yıl:10 Sayı:81 8) MAHİR, Banu; “Anadolu’da Türk Minyatürünün İlk Önekleri”, Osmanlı Kültür ve Sanat, Yeni Türkiye Yayınları, c.11 9) ÖZGÜL, Gönül Eda; ‘Matrakçı Nasuh’un Topoğrafik Tasvirleri’ Milli Folklor 2012 Yıl:10 Sayı:96 10) PAKALIN, Mehmet Zeki; Osmanlı tarihi Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü 3 meb yayınları, İstanbul -1983 11)RENDA, Günsel; Osmanlı Minyatür Sanatı, Promete Kültür Serisi, İst-2001 12) RENDA, Günsel; “Sinan Dönemi’nde Haritacılık: Ali Macar Reis Atlası ve Benzerleri”, Uluslar arası Mimar Sinan Sempozyumu Bildirileri (Ankara, 24-27 Ekim 1988),Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1996 13) RENDA, Günsel,; “Türk Resmi’nde Batılılaşma Yönünde İlk Denemeler”, Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, c.1., Tiglat Basımevi, İstanbul 14) Korkmaz, Gülsüm Ezgi;Surnamelerde 1582 Şenliği Master tezi TEB Bilkent üni. Ankara Haziran 2004 15)TANINDI, Zeren; Türk Minyatür Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ekim-1996 16)Yaşamları ve yapıtlarıyla Osmanlı Ansiklopedisi c.II , İstanbul-1999, s.351 17) YURDAYDIN, Hüseyin G; Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han, Türk Tarih Kurumu Yayınları, I.Dizi, Ankara-1976 18) YURDAYDIN, Hüseyin G;Matrakçı Nasuh, A.Ü.İlahiyat fakültesi yayınları, A.Ü.Basımevi 1963

İSMEK El Sanatları Dergisi 19 İNDİR

Bu yazı 1549 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK